Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Zina, kazif, kadının dövülmesi Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    Zina, kazif, kadının dövülmesi

    Reklam




    Zina, kazif, kadının dövülmesi


    Paylaş
    Zina, kazif, kadının dövülmesi Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Müslümanım diyen kişilerin islam'a uymayan davranışları, meşruiyet ve meşrulaştırma bakımından birkaç çeşittir: a) İslam'a aykırı olduğunu bilir, inanır, fakat irade zaafı, alışkanlık, şiddetli iticiler gibi sebeplerle yaparlar. b) Usulüne uygun olmayan tevillerle meşru olmayanı meşru sayarak yaparlar. c) Bilgisizlik ve eğitim eksikliği sebebiyle nefsin veya mahalli örf ve âdetin istediğini yapar bunun aynı zamanda dine uygun olduğunu "düşünürler". Sizin verdiğiniz örnekler de işte bu şekilde ya meşrulaştırarak ya meşru olduğunu sanarak yahut da meşru olmadığını bilerek müslümanların, islam'a aykırı fiil ve davranışlarından bazı örneklerdir.

    Bizim bunlara cevap vermediğimiz, itiraz etmediğimiz, uyarmadığımız tespitiniz doğru değil, kullandığımız bütün araçlarla biz açıklama ve uyarma vazifemizi yapıyoruz.

    Kazif (kadını zina yapmakla suçlamak, iffetine dil uzatmak) suçu ile ilgili âyetler (Nur: 24/4) gelince birçok kimsenin zihninde sorular oluşmuş, bunu gelip Hz. Peygamber'e (s.a.) açmışlardır. Bu cümleden olarak Sa'd b. Ubâde "Yâ Resûlellah, karımla bir erkeği yakaladığım zaman dört şahit bulacağım diye onları bırakır mıyım? Vallahi sorgusuz süalsiz kafasını uçururum!" demiş ve şu cevabı almıştır: "Sa'd'in kıskançlığı ve namusuna düşkünlüğü sizi şaşırtmasın, ben ondan daha kıskancım, Allah da benden daha kıskançtır." (Buhârî, Nikah, 107; Hudûd, 40). Hilal b. Ümeyye Peygamberimiz'e gelerek Şerîk isimli birisi ile karsının zina ettiğini iddia etmiş, o da dört şahit getirmezse kendisine iftira cezası vereceğini bildirmişti. Hilal, "Ey Allah'ın elçisi, bir kimse karısının üzerinde bir erkek görürse şahit arar m?" diye savunma yapmış ise de Peygamberimiz "Ya dört şahit veya sırtına sopa" diyerek ısrar etmişti. Hilal doğru söylediğini ifade ederek işi Allah'a bıraktı, O'nun vahyile durumu aydınlatacağı ümidini dile getirdi, arkasından da "mülâ'ane: lanetleşme" ismi verilen âyetler geldi (Ebû Dâvûd, Talâk/li'ân, 27)

    Bu hadislerin açık ifade ve hükmü şudur:

    Hiçbir kimse kendini hakim yerine koyarak bir başkasını muhakeme edemez, hakkında hüküm veremez ve hükmü infaz edemez. Karısını zina halinde yakalayan bir koca bile bunu ya dört uygun şahitle ispat edecek veya iddiasının iftira olduğuna hükmedilerek bunun cezasını çekecektir. Ayrıca mülâane (hakim huzurunda karşılıklı olarak, yalan söyleyenin lanetlenmesini dilemek ve sonunda ayrılmak) talebinde bulunabilir. Bunları yapmaz da kadını öldürür veya yaralarsa bu suçların cezasını çeker.

    Kur'an ve Sünnet birlikte, hem lafız hem de maksad ile değerlendirildiği zaman şu açıkça anlaşılacaktır ki, sopanın hem ceza hem de eğitim aracı olarak kullanıldığı bir ortamda İslam onu önce azaltmış, sonra da tamamen ortadan kaldırmak için etkili telkinlerde bulunuştur. Sünnet sünnet diye Hz. Peygamber'in (s.a.) beşeri âdetlerini bile taklit etmek isteyenler şunu bilmelidirler ki, o bütün ömrü boyunca bir eşini veya çocuğunu dövmek şöyle dursun azarlamamıştır bile. "Karılarını dövenler iyileriniz değildir" buyuran da odur.

    Soruda geçen âyetlerde Allah, vahiy yoluyla gönderdiği hükümleri (emirleri, yasakları, kuralları...) müminlerin bütün hayatlarında uygulamalarını, onlara aykırı olan hükümleri uygulamamalarını emrediyor. Bu hükümlerin siyasi, hukuki, iktisadi, ictimâi ve ahlaki olanlarının bir kısmını uygulayabilmek için vahyi kaynak olarak kabul eden bir devletin bulunması gerekir. Böyle bir devlet bulunmadığında fertler kendi başlarına bunları uygulayamazlar; çünkü bu hükümlerle ilgili olay ve ilişkiler tek taraflı değil, çok taraflıdır ve tarafları bu hükümlere razı etmeye ferdin gücü yetmez. Laik devletlerde müslümanlar, Allah'ın buyrukları içinden uygulamaya güçlerinin yettiği kısmını uygularlar, güçlerini aşan kısmına gelince Allah onları bunlarla yükümlü kılmaz. Güvenlik, korunma vb. kamu hizmetlerinden yararlanma hususunda ise zaruret vardır; bunlarsız yaşamak ve normal olarak varlığını sürdürmek mümkün olmadığı için zaruret icabı yararlanmak da İslam'a aykırı değildir.

    "Hep olmalı, bulmalı" diyorlar, "delil göstermiyorlar" sözlerine gelince, gösterilen delilleri görmek için gören göze, işiten kulağa ve şartlanmamış olarak düşünen kafalara da ihtiyaç vardır.

    Hayrettin Karaman