Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Hz. Mehdî'ye ihtiyaç var mıdır ? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    Hz. Mehdî'ye ihtiyaç var mıdır ?

    Reklam




    Hz. Mehdî'ye ihtiyaç var mıdır ?


    Paylaş
    Hz. Mehdî'ye ihtiyaç var mıdır ? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Rivayetlerde ifade edilen ahirzamanın dehşetli atmosferi içerisinde * insanlığı bulunduğu bu kaostan kurtaracak bir Mehdî'ye duyulan ihtiyacı zorunluluk derecesine getirmiyor mu?

    Konuya biraz daha tahşidat yapacak olursak, gelmesinin gerekliliği, zorunluluğu kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

    İhtilafların, kargaşanın, zulmün yaygınlaştığı bir dönemdir Hz. Mehdînin dönemi. O günler âdetâ gün doğmadan önceki zifiri karanlıkları andırır.

    Ebû Saidi'l-Hudrî'den rivayet edildiğine göre birgün Allah Resûlü, “Size Mehdî'yi müjdeleyeyim mi?” diye sormuş ve devam etmişlerdi: “O ümmetim içinde insanlar arasında ihtilaflar ve sarsıntılar başgösterdiği zaman gönderilir. Zulüm ile dolan yeryüzünü adaletle doldurur. Ondan gökler ve yer ehli razı olur.”1

    Evet, fitnenin kol gezdiği bir devrenin adamıdır Hz. Mehdî. Bu korkunç fitneden sakındırmayı ihmal etmeyen Allah Resûlü, bunun İslâm Deccalı Süfyan'a ait olduğunu dahi bildirmiştir. Öyle ki ümmetini yedi fitneden sakındırırken bu fitneye de dikkat çekmiştir. Bu yedi fitneden birinin Şam'da çıkacağını ve buna Süfyanî fitne 2 denileceğini bildiriyordu. Geçmiş dönemlerde İslâma merkezlik yapan Şam ilelebet böyle kalacak demek değildi. Sonraki dönemlerde başka bir şehir İslâma merkezlik yapabilirdi. Öyleyse Süfyan başka bir İslâm merkezinde de çıkabilirdi.

    Bu fitne ve fesada, karışıklıklara, ahlâk bozukluğuna başka hadis-i şeriflerde de dikkat çekilmiştir:
    “Dünya herc ü merc olduğu, fitneler zuhur ettiği, yollar kesilip insanlar birbirlerinin mallarını yağma ettikleri; büyük küçüğe merhamet, küçük de büyüğe saygı duymadığı zaman, Allah (Hz. Mehdî'yle) dalâlet kalelerini fethedecek, kapalı kalbleri açacak, dini ilk zamanlarda ikàme ettiği gibi âhirzamanda da yeniden ikàme edecektir. Dünya zulümle dolduğu zaman adaletle dolduracak birisini gönderecektir.”3

    İnsanlık tarih boyunca nice musibetlere, zulüm ve işkencelere maruz kalmıştır. Âhirzaman ise az önceki rivayette de belirtildiği gibi insanları ümitsizlik ve karamsarlığa itici, kuvve-i mâneviyelerini sarsıcı hadiselerle doludur. Hele mânevî tahribatı öylesine büyük ve icraatı öylesine dehşetli bir Deccal fitnesi vardır ki, Hz. Nuh'tan itibaren bütün peygamberler ümmetlerini bu şerden sakındırma ihtiyacını hissetmişlerdir.

    Cenab-ı Hakkın İlâhî kànun ve âdeti ise her devirde bunalan insanlığı gönderdiği mânevî görevlilerle kurtarmak şeklinde kendini göstermiştir. Geçmiş devirlerde raydan çıkan, bozulan insanları düzeltmek için peygamberler gönderdiği gibi, âhirzaman denilen Peygamberimizden Kıyamete kadarki süre içerisinde de maddî ve mânevî felaketlere maruz kalan insanları desteklemek için de müceddit, mürşid, bir nevi mehdî denebilecek büyük zâtlar göndermiştir. Ümmetin bozulduğu dönemlerde gelen bu zâtlar, mü'minler için büyük bir dayanak noktası olmuşlardır.

    Şiîlerin inandıkları tarzda Sünnîlikte bir Mehdî inancı bulunmadığını söyleyen Prof. Dr. A. Salim Kılavuz, ancak Mehdî inancının bir sosyolojik vâkıa olarak var olageldiğini, "
    Toplumların baskı, zulüm, istibdat altında inledikleri, maddî ve mânevî sıkıntı ve buhranlara maruz kaldıkları çalkantılı dönemlerde, kendilerini bu durumdan çıkarıp ıslah edecek, yol gösterecek, karizmatik lidere Müslümanların ihtiyacı olduğu da sosyolojik bir vâkıadır" cümleleriyle ifade ettikten sonra şu gerçeğe de parmak basma ihtiyacını hissediyor:
    "O halde İslâm ümmeti her dönemde ve her şartta, önce fert sonra toplum plânında İslâmlaşmak sûretiyle, kendi içerisinden, hakkı, adaleti, huzuru, sükûnu sağlayacak ve Allah'ın sözünü yüceltecek, ıslahatçı, müceddit, müçtehid olan mürşidler, önderler, liderler çıkaracaktır ve çıkarmak zorundadır."4

    Çağımızın önemli âlimlerinden biri olan Mevdûdî de kaynaklara dayanarak ister çağımızda, isterse asırlar sonra gelecek olsun hem akl-ı selîm, hem fıtrat, hem de dünya gidişâtının Hz. Mehdî'yi gerektirdiğini söyler...

    Avamın, yani halkın, bir bakışıyla kâfirleri mahvedecek, bedduâsıyla tankları ve uçakları imha edecek eski zaman kıyafetli, modası geçmiş, mistik görünüşlü ve birgün âniden medreseden çıkıverecek bir Mehdî'yi beklerlerken, ”yenilikçi mûcidler”in de bunu imkânsız gördüklerini belirtir, “Nasıl bir Mehdî?” sorusunu da şöyle açıklar:
    “Fikrime göre gelecek olan kimse bütün cârî şubelerine ve hayatın ana problemlerine de çok derin nüfûza sahip ve çağının en modern bir lideri olacaktır. Devlet idaresi, siyasî basiret ve harpteki stratejik hüner bakımından bütün dünyayı hayran bırakacak.”

    Mevdûdî, Hz. Mehdî'nin bir taraftan gerçek İslâm ruhunu yayarken, diğer taraftan da amelî inkişaf ve tekâmüle sonsuz bir hız kazandıracağını söylemekte ve sonra da şu noktaya dikkat çekmektedir:
    “Şayet İslâmın beklenen dünya hâkimiyeti fikri, fikir, kültür ve siyaset bakımından tahakkuk edecekse, o vakit şumüllü ve kudretli bir liderliği sayesinde böyle bir inkılâbı tahakkuk ettirecek büyük bir liderin zuhuru da kezâ şarttır. Böyle bir liderin zuhuru fikrine yan bakanların akl-ı selîm noksanlığına hayret etmekteyim! Bu dünyada Lenin ve Hitler gibi günahkâr liderlerin sahnede görülebilmesine rağmen; aynı hal, fazilet timsali bir lider için neden uzak ve meşkûk (şüpheli) addedilsin.”5

    Bediüzzaman ise, her asrın bir nevi mehdîlere ve âhirzamanın büyük Mehdîsine duyulan ihtiyacı anlatırken, Resûl-ü Ekremin (a.s.m.) vahye dayanarak, asırları yeisten kurtarmak, moral vermek, kuvve-i mâneviyeyi takviye etmek, dehşetli hadiselerde yeise düşmekten kurtarmak, âlem-i İslâmiyetin bir silsile-i nûrâniyesi olan Âl-i Beytine ehl-i îmanı rabt etmek için, Mehdîyi haber verdiğini, âhirzamanda gelen Mehdî gibi, herbir asrın, Âl-i Beytten bir nevi mehdî, belki mehdîler bulduğunu kaydeder.6

    Başka bir yerde ise, Cenab-ı Hakkın, kemal-i rahmeti gereği, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya müceddit veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi mehdî hükmünde mübarek zatlar gönderdiğini, fesadı izale edip milleti ıslah ettiğini, din-i Ahmedî'yi (a.s.m.) muhafaza ettiğini belirten Bediüzzaman, sonra da şunları söylüyor:
    “Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nûrânîyi gönderecek ve o zât da, Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.”

    Sebeplerin buna müsait olduğunu ve kudret-i İlâhiye açısından hiç de zor olmadığını ifade eden Bediüzzaman, “
    ‘Eğer muhbir-i Sadıktan rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lâzım gelir ve olacaktır’ diye ehl-i tefekkürün hükmettiğini”7 söyler.

    Bu izahlardan sonra Hz. Mehdî'nin gelmesinin zarureti hakkında şunu söyleyebiliriz:

    Hz. Mehdî, Deccalın dehşetli fitnesini def'ecek büyük bir mâneviyat kutbu olduğu içindir ki bilhassa o devirde yaşayan ehl-i îman için büyük bir nokta-i istinad olacaktır. Èmanların tehlikeye düştüğü, tarihte emsaline az rastlanır tarzda zulüm ve istibdadın hükmettiği bir zamanda o gelip gönüllere su serpecek, Allah'ın varlığını, birliğini kalblere nakşedecek, îmanın hazzını yaşatacak, musibetlere karşı dayanma gücü kazandıracaktır. Bu ihtiyaç münasebetiyle olsa gerektir ki, bir hadis-i şerifte, Sahabe, Resûlullahtan sonra bir hadise olacağından korkmaları ve Resûlullaha sormaları üzerine Allah Resûlü onlara Hz. Mehdî'yi müjdelemişlerdi.8Yine ihtiyaç sebebiyle olacak ki o dönemin insanları bal arılarının arı beyine sığındıkları gibi Hz. Mehdî'ye sığınacak,9 onu baştacı edineceklerdir. Kurtubî'nun Tezkire'sinde belirtildiğine göre de, insanlar dört bir yandan gelip ona bîat edeceklerdir.10

    Yine bir hadis-i şerifte Hz. Mehdî'yi olan bu ihtiyacın önemi ve büyüklüğü sebebiyledir ki dünyanın yıkılmasına birgün kalsa bile, Cenab-ı Hak o günü uzatıp Hz. Mehdî'yi göndereceğinden bahsedilmektedir.11

    ------------------------------

    1. Ikdü'd-Dürer, Varak: 54a; Kitabü'l-Fiten, Varak: 51ab.
    2. İkdü'd-Dürer, Varak: 23a-b.
    3. Taberânî, Mu'cemü'l-Kebîr.
    4. Prof. Dr. Salim Kılavuz, “Mehdî Meselesi,” İslâm, Temmuz 1996, s. 16.
    5. Mevdûdî, İslâmda İhya Hareketleri, s. 48, 49.
    6. Nursî, Mektûbât, s. 96.
    7. A.g.e., s. 425.
    8. Tirmizî, Fiten: 43.
    9. el-Burhan, Varak: 82a.
    10. Tezkiretü'l-Kurtubî, s. 187.
    11. Ebû Davud, Mehdî: 4; Tirmizî, Fiten: 43.
    Sorularla İslamiyet