Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Topluca bir cinsi yada milleti eleştirdiğimizde gıybet mi yapmış oluyoruz? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    Topluca bir cinsi yada milleti eleştirdiğimizde gıybet mi yapmış oluyoruz?

    Reklam




    Selamun Aleyküm
    Mesela erkekler şöyle böyle diye konuşurken ya da insanlar şöyledir şu millet böyledir dediğimiz zaman da gıybet mi etmiş oluruz? ve gıybetten tevbe ederken bi daha yapmamaya karar veriyoruz ama gıybetten kaçmak o kadar zor ki sen açmasan başkası açıyor hepsini uyaramıyosun zaten günah olduğunu biliyorlar da ortamı da terk edemezsin arakadaşlarla otururken kalkıp nasıl başka odaya gidebilirim ki? sadece bundan hoşlanmamak yeter mi günah olmamak için? her seferinde tevbe etsek ozamanda aynı günahları tevbe edip edip tekrarlamakta günah değil mi?
    Allah'a emanet olun.


    Paylaş
    Topluca bir cinsi yada milleti eleştirdiğimizde gıybet mi yapmış oluyoruz? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Gıybet o kadar kötü ve dehşetli bir hastalıktır ki sosyal hayatı adeta perişan ediyor.
    Halk arasında “dedikodu” denen gıybet bugün cemiyetimizde o kadar çok yapılıyor ki adeta gıybetsiz geçen günümüz olmuyor.
    İki kişi bir araya geldiği zaman hemen bir üçüncü kişi hakkında konuşmaya başlıyor.
    “Abdullah böyle demiş. Mehmet şöyle yapmış. Hasan buraya gitmiş. Naci şuradan çıkmış...”
    Konuşmaların ekseriyeti bunlar üzerinden cereyan ediyor.

    Sadece iki üç kişi arasında değil, yazılı ve görsel medyada da bu çok açık ve aleni bir şekilde yapılıyor. Ve böylelikle “ toplu gıybet” edilmiş oluyor.

    Hatta bu konuda medya, adeta takipçilerine ders veriyor. ‘Nasıl gıybet yapılır?’ dersleri servis ediliyor.
    Başkalarının özel hayatları ve sırları bütün milletin gözleri önüne seriliyor.
    Ekranlarda bir haber beliriyor; falan kişi filan işi yapıyormuş. Bu gıybet değil de nedir? Biz de karşısına geçip saatlerce izliyor ve “Demek öyleymiş, biz de onu nasıl tanıyorduk be!” diyoruz.
    O insan bizim dünyamızda ölmüştür artık.
    İşte gıybetin sosyal hayatı katleden böyle tehlikeli bir yanı vardır.
    Biz o insanın “kötü” bir halini görmediğimiz halde artık o insan bizim için “kötüdür”. Veya biz artık o insan hakkında olumlu düşünmemeye başlarız.
    Aramıza bir soğukluk girer. O insanı her gördüğümüzde, sanki alnında “günahkâr” yazıyormuş gibi ondan uzaklaşmaya başlarız. Onunla görüşmek istemeyiz.


    Bu durum biraz daha yaygınlaştığında herkes birbirine şüpheyle yaklaşmaya başlar. Artık kimse kimseye güvenle bakamaz olur.
    Güvenin olamadığı yerde ise krizler baş göstermeye başlar. Ne dehşetli bir tehlikedir bu?
    İşte, gıybetin bu ve bunlar gibi tehlikelerini engellemek için ayet-i kerime gıybetin dehşetini açık bir şekilde gözler önüne seriyor ve bizi sakındırıyor: “Ey iman edenler, zannın birçoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı büyük günahtır. Birbirinizin gizli hallerini ve kusurlarını araştırmayın, casusluk yapmayın; birbirinizi gıybet de etmeyin. Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bundan tiksinirsiniz. Öyleyse Allah’tan korkun. Şüphesiz ki Allah tövbeleri kabul edici ve çok merhamet edicidir” (Hucurat suresi )
    Ölü kardeşinin etini yemek gibi iğrendirici bir olaydır gıybet.
    Peki; ne yapmalıyız? Bu illetten nasıl kurtulmalıyız?

    Büyük bir kaza geçireni hemen acil servise kaldırırlar. Burada servisteki prosedür uygulanmaz. Çünkü hemen müdahale edilmezse geç kalınmış olunur. İşte gıybet de manevi hayatımızı ciddi anlamda tehdit eden ve hemen müdahale edilmesi gereken bir hastalıktır. Manevi hayatımızı yakıp yıkan, bütün manevi birikimlerimizi sıfırlayan bir illettir.


    Ahirette çok sevaplar beklerken elimizin boş, yüzümüzün kara çıkmasına zemin hazırlayan büyük bir beladır. Hoşlanmadığımız kişinin gıybetini yaparak ona zarar verdiğimizi sanıyoruz. Oysa bilakis o kişiye iyilik etmiş oluyoruz. Çünkü kişinin sevabı cennete girmeye yeterli gelmediği zaman, onu gıybet eden kişilerin sevapları, onun sevaplarına ekleniyor. Bize düşen görev gıybet edilen ortamda bulunuyorsak yapmamız gereken şey, uygun bir dille yapanları ikaz etmek ve o ameli yapmaktan sakındırmaktır. Sonra da gıybeti yapılan kimseyi savunmak ve ona yardımcı olmaktır. Aksi takdirde günaha ortak olmuş oluruz.


    Eğer gıybet edeni yaptığı işten vazgeçiremezsek, orayı terk etmektir. Eğer gıybet ettiysek veya isteyerek dinlediysek, o vakit “Allahım, bizi ve gıybetini ettiğimiz kişiye mağfiret et” diyerek tövbe etmeliyiz. Daha sonra gıybet edilen adamla karşılaştığımız zamanlarda, “Beni helal et” demeliyiz. Bu denli tehlikeler arz eden gıybet konusunda yine de korkmadan, çekinmeden, sıkılmadan devam edenlere söylenecek söz de yoktur. Bizim de hakkımızda gıybet edenler oluyor. Hatta daha da ileri gidip iftira atanlara şahit oluyoruz. Ben hakkımı helal ediyorum. O yüzden siz gıybet ve iftiraya devam edin.


    Yaklaşan Kurban Bayramının İslam âlemine hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Bizlerden rahmet bekleyen öncelikle annem ve babama, ilçemizde, mahallelerimizde ve köylerimizde senede bir kez dahi kabirlerini ziyaret edemediğimiz şehitlerimize ve tüm merhumlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Okuyucularımın Kurban Bayramlarını tebrik ediyorum.

    Abdullah Uzun

    -----------------

    İster mazlum ister günahkâr olsun, insanların taklidini yapıp onlarla eğlenmek sanıldığının aksine büyük bir cürümdür.
    Kur’an-ı Kerim’de: “Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi adet edinen herkesin vay haline!” (Hümeze, 1)


    “Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.” (Hucurat, 11)





biri hakkinda yorum yapmak giybet mi