Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan iyi insan olamadım şimdi iyi olmak istiyorum. Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    iyi insan olamadım şimdi iyi olmak istiyorum.

    Reklam




    Selamlar...sitenizi hep okuyorum ama kendi sorunumla ilgili bir konuya daha denk gelmedim. Her şeyi açıkça yazamayacağım ama beni anlarsanız ve yardımcı olursanız, fikirlerinizi okursam mutlu olurum.Simdiden Allah hepinizden razı olsun... Ben küçükken namaz kılardım oruç tutardım herkes bana hanım hanımcıksın derdi. liseye başlayınca değiştim. bana hiç yakışmayan davranışlarda bulundum. ailemde sorunlarım vardı onlarla kavgasız bir gün bile geçirmez oldum utandığım başka şeyler de yaptım..bir de merak ettiğim şey şu, artık hiç anlaşamadığım biriyle günahlarımı telafi etmek için beraber olmak zorunda mıyım, Allah tevbemi kabul eder mi...acaba...


    Paylaş
    iyi insan olamadım şimdi iyi olmak istiyorum. Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    ve aleykumusselam günahından dönen ve tövbe edenlerin
    Tevvab olan Allah (c.c) affedeceğini bildirmiştir
    samimi bir tövbe edip ihlasla ibadetlerine devam etmek için
    azim etmelisin,Ayet ve hadisler ışığında hazırlanmış tövbe ile ilgili
    ekleyeceğim yazıdan faydalanabilirsin kardeşim
    hayırlar dilerim...



    ----------------------


    TÖVBE

    ALLAH'TAN AF DİLEMEK



    Âlimlere göre insan, yaptığı her günahdan dolayı tövbe etmelidir. İşlenen günah sadece Allah'a karşı olup kul hakkını ilgilendirmiyorsa, bundan tövbe etmenin üç şartı vardır:

    1. O günahı terketmek.


    2. Onu yaptığına pişman olmak.


    3. Bir daha yapmamaya karar vermek.

    Şayet bu üç şarttan biri eksikse, tövbe edilmiş olmaz.
    İşlenen günah kul hakkını ilgilendiriyorsa, ondan tövbe etmenin dört şartı vardır:
    Üçü yukarıda sayılan şartlardır.

    Dördüncüsü de kul hakkından arınıp kurtulmaktır. Bu da şöyle olur:

    Şayet bu hak mal ve benzeri bir şeyse, onu sahibine geri verir.
    Eğer "zina etti" diye iftira atmak gibi bir suçdan dolayı ceza görmeyi gerektiyorsa, hak sahibine kendisini cezalandırma yetkisi verir veya ondan kendini bağışlamasını ister.
    Eğer bu kul hakkı birini çekiştirme suçu ise, o kimseden af diler.
    İnsanın yaptığı her günahdan dolayı tövbe etmesi gerekir. Günahlarının bir kısmından tövbe ederse, Ehl-i sünnet'e göre, sadece o günahları hakkında tövbe etmiş sayılır; tövbe etmediği günahları devam eder.
    Kur'ân-ı Kerîm âyetleri, hadîs-i şerîfler ve İslâm âlimleri tövbe etmenin gerekli olduğunu göstermektedir.

    `

    Âyetler



    1. "Hepiniz Allah'a tövbe edin, ey mü'minler! Belki böylece korktuğunuzdan kurtulur, umduğunuzu elde edebilirsiniz."
    Nur sûresi (24), 31



    Âyet-i kerîme, bütün mü'minlerin tövbe etmesini emretmekte, günahlardan kurtulma yolunun tövbe olduğunu belirtmekte, tövbesi kabul edilen kimsenin kurtuluşa erdiğini haber vermekte, dolayısıyla kusursuz kul olmayacağını bildirmektedir.

    Demek oluyor ki, sağlıklı bir toplumun önemli şartlarından biri, günahlarından kurtulmayı arzu eden ve bu maksatla Allah'a yönelen fertlerden meydana gelmesidir. Çünkü tövbe eden kimse, yaptığı hatayı Allah Teâlâ'ya itiraf etmekte, o günahı bir daha yapmayacağına dair söz vermekte, O'nun merhametine sığınarak affını dilemekte ve böylece Cenâb-ı Hakk'ın yegâne bağışlayıcı olduğunu kabul etmektedir.

    2. "Rabbinizden sizi bağışlamasını isteyiniz; sonra ona tövbe ediniz."

    Hûd sûresi (11), 3


    Günahları bağışlayacak olan Allah Teâlâ'dır. Kul bunu böyle bilerek Yüce Mevlâ'sına el açıp affını dileyecek ve yaptığı günahlardan dolayı pişmanlık duyduğunu O'na itiraf edecektir. Bağışlanmanın tek yolu budur.



    3. "Ey iman edenler! Allah'a samimiyetle tövbe edin!''

    Tahrîm sûresi (66), 8


    Samimi tövbe, yapılan günahın çirkinliğini insanın bilmesi, bunu vicdanının kabul etmesi ve onu işlediğine pişmanlık duymasıdır. Allah Teâlâ "Samimiyetle tövbe edin" derken, kulunun yaptığı suçtan dolayı üzülüp vicdan azabı çekmesini istemekte ve onun kendi kendine "Ben artık bu suçu bir daha yapmayacağım" diye söz vermesini beklemektedir.

    İnsanı kurtaracak olan samimi tövbe (tevbe-i nasûh) işte budur. İşlediği günahdan pişmanlık duyan kimse, tövbe ettiğini diliyle söylerken gönlü gerçekten pişmanlık duymalı, bedeni günahtan uzak durmalı ve o konudaki kusur ve noksanlarını gidermeye çalışmalıdır.

    Hadisler


    14. Ebû Hüreyre radıyallahu anh, Resûlullahsallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittiğini söylemiştir:

    "Vallahi ben günde yetmiş defadan fazla Allah'dan beni bağışlamasını diler, tövbe ederim."

    Buhârî, Daavât 3. Ayrıca bk. Tirmizî, Tefsîru sûre (47) İbni Mâce, Edeb 57


    Açıklamalar

    Tövbenin sözlük anlamı dönmek demektir. İşlenen günahtan vazgeçmek mânasına gelir. Daha açık bir söyleyişle, yapılan bir günahı, suç olduğunu bilerek ve onu yaptığından dolayı pişmanlık duyarak terketmektir. Tövbede önemli olan, yapılan fiilin çirkinliğini bilmek ve ondan iğrenerek vazgeçmektir.
    Tövbe eden kimse çirkin davranışları güzelleriyle değiştirdiği, Allah'tan uzaklaştırıp şeytana yaklaştıran yolları terkettiği için takdire şâyandır. İnsan kötü yolu terketmekle kalmamalı, kusurlarını telâfi etmek için ibadet ve tâatla Allah'ın rızasını kazanmaya çalışmalıdır.

    Tövbenin belli bir zamanı yoktur. İnsanın ne zaman öleceği belli olmadığı için ilk fırsatta tövbe etmelidir. Bazı rivayetlerden anlaşıldığına göre, en güzel ibadet zamanı olan seher vakti kalkmalı, Allah rızası için iki rekât namaz kılmalı, sonra da tövbe ve istiğfâr etmelidir.


    Allah Teâlâ'nın emirlerine herkesten çok uyan Peygamber Efendimiz, bahsimizin baş tarafında gördüğümüz âyet-i kerîmeler deki tövbe emrine uyarak, günde yetmiş defadan fazla tövbe ederdi. Bir sonraki hadîs-i şerîfte görüleceği üzere, günde yüz defa tövbe ettiği de olurdu.


    Hadîs-i şerîflerde çoğu zaman yetmiş veya yüz rakamı çokluğu, fazlalığı anlatmak için (kesretten kinâye olarak) kullanılır. Peygamber Efendimiz de günde yetmiş veya yüz defa tövbe ettiğini söylemekle Cenâb-ı Hakk'ı çok andığını belirtmiş olabilir.

    Resûl-i Ekrem Efendimiz'in günah işlemekten korunduğunu, dolayısıyla onun hiçbir günahı bulunmadığını biliyoruz. Buna rağmen onun hergün birçok defa tövbe etmesinin sebebi, ümmetine tövbe ve istiğfârın önemini göstermek ve hiçbir kimsenin Allah Teâlâ'ya, O'nun lâyık olduğu şekilde ibadet edemeyeceğini belirtmektir.

    Peygamberler, Cenâb-ı Hakk'ı en iyi bilen ve tanıyan kimseler oldukları için, O'na herkesten çok ibadet ederler; herkesten çok şükrederler ve O'na gerektiği şekilde ibadet edemediklerini itiraf ederler. Peygamber Efendimiz de yeme, içme, yatma, uyuma, eşleriyle beraber olma gibi mübah işlerlerle meşgul olurken veya ümmetinin çeşitli problemleriyle uğraşırken Allah Teâlâ'yı gerektiği şekilde zikredip düşünemediği için tövbe ve istiğfâr ederek O'ndan af dilemektedir.

    Nitekim hadisimizin bir başka rivayetinde Resûl- Ekremsallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


    "Benim de kalbime gaflet çöküyor. Ben de Allah'a günde yüz defa istiğfâr ediyorum" (Müslim, Zikir 41).

    Bu durum karşısında bizim şöyle düşünmemiz gerekmektedir:
    Benim sevgili peygamberim, hiç günahı olmadığı halde hergün bu kadar tövbe ederse, günahlara boğulmuş olan ben binlerce defa tövbe ve istiğfâr etmeliyim. Hiç olmazsa Efendim'in bu sünnetine uyarak hergün yüz defa tövbe ve istiğfâr etmeye çalışmalıyım.

    İstiğfâr, Allah Teâlâ'ya "Rabbim, beni bağışla!" diye dil ile yalvarırken, bedeni günahlardan uzak tutmaktır. Kulun yapacağı budur. Allah Teâlâ'dan umulan ise istiğfâr eden kulunu mağfiret edip bağışlaması, daha açık bir ifadeyle, onu cehennem azâbından korumasıdır.


    Hz. Ali'nin dediği gibi, dünyada Allah Teâlâ'nın azâbından kurtulmanın iki yolu bulunmaktadır. Bu yollardan biri Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in varlığıdır. Ne yazıkki onun vefâtıyla bu fırsat elden kaçmıştır. Geriye sıkı sıkı tutunulması gereken tek yol kalmıştır. O da istiğfârdır. Şu âyet-i kerîme bu gerçeği dile getirmektedir:

    "Sen onların içlerinde bulunduğun müddetçe Allah onları azaba uğratmayacaktır. Onlar bağışlanmalarını dilerken, Allah kendilerine azab etmez" [Enfâl sûresi (8), 33].

    Allah Teâlâ'nın kullarına olan merhametini bütün genişliğiyle ortaya koyan bu âyet-i kerîme ne ümid verici, değil mi?! Kullarına karşı böylesine şefkatli bir Rabbi olan insan, nasıl ümitsizliğe kapılabilir? Bu âyet-i kerîmede, Allah'dan bizi bağışlamasını dilediğimiz sürece azaba uğrama-yacağımız va'dedilmektedir. Elimizde böylesine sağlam bir garanti varken niçin ümitsiz olalım ve niçin istiğfâr etmeyelim?


    alıntı.




iyi insan olmak istiyorum ama olamıyorum