Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Şafi mezhebine göre farz namazların kazası ile ilgili hükümler nelerdir? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    Şafi mezhebine göre farz namazların kazası ile ilgili hükümler nelerdir?

    Reklam




    Şafi mezhebine göre farz namazların kazası ile ilgili hükümler nelerdir?


    Paylaş
    Şafi mezhebine göre farz namazların kazası ile ilgili hükümler nelerdir? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Vakti geçen namazların kaza edilme keyfiyeti ve şekli


    Şafii ve Hanbelilere göre
    : (Muğni'l-Muhtâc, 1, 127, 162, 263; el-Muğni, 1, 569 vd, 614, II, 282 vd)
    Kaza edilirken bulunulan yer ve vakte bakılır. Seferi olan kimse dört rekâtlı namazları iki rekât olarak kaza eder. İster bu namazı se*ferde ister ikamet hâlinde kazaya bırakmış olsun, hüküm değişmez. Seferde kazaya bırakılan namazlar, ikamet hâlinde kaza edildiği zaman dört rekât olarak kılınmalı*dır.
    Çünkü namazlarda aslolan onlan tam olarak kılmaktır. Hazar hâlinde kılınınca bu asla dönülür. Zira seferde namazları kısaltmanın sebebi yolculuktur. İkamet hâlinde bu sebep yoktur.

    Şafilerde en kuvvetli olan görüşe göre, sadece seferde kazaya bırakılan namazlar yine seferde kaza edilirken iki rekât olarak kılınır. Bunun için sebebe bakılır.
    Namazlar kaza edilirken vakte göre gizli yahut açıktan okunur. Eğer bir kimse güneşin doğmasından batmasına kadar geçen zaman içinde namazlarını kaza edi*yorsa kıraati gizli yapar. Eğer güneşin batışından doğuşuna kadar geçen zaman içinde, yani gece vakti kaza ederse kıraati açıktan yapar.
    Ancak Hanbeliler şöyle demişlerdir:
    Eğer kaza namazı gece kılınıyorsa, vaktinde edaya benzediği için imam açıktan okur. Yok eğer tek başına kılıyorsa mutlaka gizli okur.
    İmam Ahmed'e göre, sadece cemaatle kaza edilme durumunda kıraat açıktan yapılır.

    Namazların Hemen Kaza Edilmesi:

    Bütün fakihlerin ittifakı ile namazların hemen kaza edilmesi vacibtir.
    İster bir özür sebebiyle kazaya bırakılmış olsun, ister olmasın hüküm değişmez.

    Ancak Şafiiler namazların hemen kaza edilmesi konusunda aşağıdaki açıklamaları yapmışlardır

    Eğer kişi namazını uyku ve unutma gibi bir özür sebebiyle kılamamışsa hemen kaza etmesi mendubptur
    eğer özürsüz olarak namazını kazaya bırakmışsa hemen kaza etmesi vacibtir. Her iki durumda en kuvvetli görüş budur.
    böyle yapmanın sebebi, zimmetini ödemekte acele etmektir Namazların kazasın*da acele etmenin vacib olduğunun delili Allah tealâ'nın: "Beni anmak için namaz kıl." mealindeki ayetidir
    çünkü namazı vaktinden sonraya bırakmak masiyettir. Bu masiyetten süratle kurtulmak vacibtir


    Namazların Kazasında Tertip Tertibin Düştüğü Durumlar:


    Cumhura göre, kazanamazlarını kılarken tertibe riayet etmek vaciptir. Sadece Şafiilere göre tertibe riayet etmek sünnettir. Konu ile ilgili mezheblerin görüşü şöyledir:

    Şafii Mezhebi: (Mugni'l-Muhtac, 1,127 vd., el-Muhezzeb, 154)

    Şafiî mezhebine göre, kazaya kalmış namazlan tertipli olarak ve vaktinin geçeceğinden korkmadığı içinde bulunduğu vaktin namazından önce kılmak sünnettir. Bunun dayandığı delil, Hz. Peygamber (a.s.)'in Hendek savaşındaki uygulamasıdır
    Bunun bir delili de tertibi vacib gören imamlara muhalefetten kurtulmaktır.


    Kaza namazlarının tertipli kılınması ve hazır olan vaktin namazından önce kılınmasının iki şartı vardır:


    1 - Hazır olan vaktin namazının kazaya kalmasından korkmamak. Bu da ilk rekâtına yetişememekle kayıtlandırılmıştır.


    2 - Hazır olan vaktin namazına başlamadan önce, kazaya kalmış namazlan hatır*lamış olmak gerekir. Eğer kaza namazlarını hatırlamadan vaktin namazına başlanırsa ister vakit geniş olsun, ister dar olsun bu namazı tamamlamak vacib olur.
    Yine bir kimse vaktin geniş olduğunu zannederek önce kaza namazım kılmaya başlasa, fakat o vaktin namazım eda edemiyecek kadar dar olduğu sonradan ortaya çıksa vaktin namazının kazaya kalmaması için, kazasına başladığı namazı kesmek vacib olur. En iyisi, iki rekâtı tamamladıktan sonra bu namazı nafile namaz olarak kabul etmektir.

    Bir kimse içinde bulunduğu vaktin namazını cemaatle kılmayı kaçırmak*tan korksa da tertibe riayet etmek daha faziletlidir. Çünkü tertibin vacib olduğu hu*susunda ihtilâf söz konusudur.
    Cem-i takdim tarzında birleştirilerek kılınacak olan namazlarda tertibe riayet etmek vaciptir. Fakat cem-i tehir tarzında birleştirilerek kılınacak olan namazlarda tertibe riayet etmek sünnettir.

    Miktarı Bilinmeyen Kaza Namazlarının Kılınması:

    Maliki, Şafii ve Hanbeli Mezhebi: (ei-Kavaninu'l- Fıkhiyye, 72; Muğni'l-Muhtac, 1, 127;Keşşâfu'l-Kınâ', 1, 305)

    Bu üç mezhebe göre, sayısını bilmediği kaza namazlarını kılacak kimsenin, üzerinde farz namaz borcu kalmadığı kanaatine sahip oluncaya kadar kaza namazı kıl*ması gerekir. Zaman belirlemek gerekmez. Belki öğle, ikindi gibi kılacağı namazları belirlemesi yeterlidir.

    Kaza Namazı Borcu Olanın; Nafile ve Sünnet Namazları:


    Şâfii Mezhebi: Kaza borcu olan kimselerin günlük farz namazlar dışında, ister beş vaktin farzı ile birlikte kılınan sünnetler, ister terâvih, teheccüd... gibi diğer sünnet ve mutlak nâfileler olsun, kaza borcunu tamamlamadıkça, sünnet ve nafile kılarak kaza namazlarını geciktirmeleri haramdır. Ancak bu hükmün anlamı, diğer boş zamanları değerlendirmeyip, sadece sünnet yerine kaza kılarak borçlann tamamlanması değil; kaza borcu olan kimselerin, sünnet kılacak kadar zaman bile kaza borçlarını geciktirmelerinin câiz olmadığıdır.

    Şafiiler dışında diğer üç mezhebe göre de, kaza borcu olan kimselerin sünnet kılmaları câiz; Hanefi'lere göre ise efdaldir.

    Hem bir kaza namazına, hem de vaktin sünnetine olmak üzere bir namazın iki ayrı niyyetle kılınması ise, kaynak niteliği taşımayan (Necâtu'l-mu'minin ve benzeri) bazı ilmihal tipi kitaplar ile, bu kitaplardan nakiller yapan sapık kişiler dışında, Hanefi muctehid ve fakihlerince caiz görülmemektedir.

    "Hem geçmiş bir namazın kazası, hem de vaktin sünneti" niyyetiyle kılınan bir namaz, İmam Muhammed'e göre, ne farz, ne sünnet, ne de nafile olarak sahih olur.

    İmam Ebû Yusuf a göre ise sadece farz olarak câiz olur; aynca sünnet veya nafile sevabı söz konusu olmaz. İki tane muctehidin bu konudaki ictihatları, böyle olunca, fakih bile sayılmayan "filan kişinin kitabında şöyle buyruldu" demenin, hiç bir anlamı yoktur.
    (İbn Humam, Fethu'l-Kadir, 1/187; İbrahim el-Halebî, Gunyetu'l-mutemelli (Halebî Kebir), sh. 249-251, İst., 1325; Halebî Sağîr, sh. 121-122, Ist., 1309; İbn Nuceym, el-Eşbâh ve'n-nezâir, sh. 39-43, Dımaşk, 1403/ 1983; el-Bahru'r-râik, 1/296-297, Beyrut, ts.; el-Fetâva'l-Hindiye, 1/65; Ahmet et-Tahtâvî, Hâşiye ala Merâkı'1-felah, sh. 174; İbn Abidin, Reddu'l-Muhtar, 295-296; Zihni Efendi, Nimet-i İslâm, 84-86; Ö.N. Bilmen, Büyük İslâm İImihali, sh. 118-119)



    "İslam dinine yeni girmiş kişi" veya "geçmişte namaz kılmayan" ya da "namaz kılan kimlik müslümanı (!) kişi" tevhidi şuura vararak İslamı benimseyip namaza devam eder ve bunun sonucunda "ben daha önceden müslüman değilmişim
    (kafirmişim)" diyebiliyorsa geçmiş namazlarını kaza etmesi gerekmez!

    Geçmişinde de kendini müslüman görüyorsa kaza etmesi gerekir.