Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Haram kazançtan yapılan ikram kabul edilir mi? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    Haram kazançtan yapılan ikram kabul edilir mi?

    Reklam




    Haram kazançtan yapılan ikram kabul edilir mi?


    Paylaş
    Haram kazançtan yapılan ikram kabul edilir mi? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    İslam'ın faizi en büyük günahlardan saydığını biliyoruz.(bk. Buharî, Vasâae 23, Hudûd 44; Müslim, Imân 144) Anaya-babaya iyi davranmanın, Allah (cc)'a ibadetin hemen ardından geldiğini de biliyoruz.(K. E1-isrâ (17) 23) Öyleyse bu dengeyi iyi ayarlamak zorundayız. "Yaratana isyan sözkonusu olan yerde yaratılana itaat edilmez" (Buhari, Ahâd müslim, Imaret 39; Ebu Davûd, Cihad 87; Nesâi, Bey'at 34; Ibn Mâce, Cihad 40; Müsned 1/94; 409, IV/426, V/66) esasını ayar olarak kullanırsak, işler biraz daha kolaylaşır. Faizin sadece yenmesi değil; hesabının tutulması, alınması, verilmesi, yardımcı olunması... vb.. de haram olduğuna ve haramları yapmak, Allah (cc)'a isyan sayılacağına göre, bir kimse, Babası dahi olsa, bir kulu memnun etmek için faiz alamaz ve veremez.

    Meşru ve helâl dairede rızkını temin etmek herkesin tabiî bir hakkı ve vazifesidir. Dinimiz, kendi geçimi ve çoluk çocuğunun maişeti için geçen çalışma zamanını ibâdet saymıştır. Bu vesileyle kazanç yollarından meşru olanları belirlediği ve teşvik ettiği gibi, gayr-i meşru ve haksız kazancı da yasaklamıştır.

    Bilindiği gibi, sanat, ticaret, ziraat gibi geçim yolları akla gelen ilk kazanç vesileleridir. Faiz, rüşvet, karaborsacılık gibi yollar ise gayr-i meşrudur ve haramdır.

    Helâlle haram arasındaki mesafenin daraldığı, istikametli bir hayatın güçleştiği zamanımızda, mü’minin çok dikkatli ve titiz hareket etmesi lâzımdır. İlâhî bir emanet olan midesine haram ve şüpheli lokmanın girmemesine âzamî ölçüde dikkat gösterilmesi gerekmektedir. İnsanı harama çağıranların çok ve çeşitli olması, helâle ve kanaate davet edenlerin de o nisbette az olması zamanımızın bir fitnesidir.
    Çevrenin tesirinde kalarak veya hırs aldatmacasıyla tadılan haram lokma bir sefere bağlı kalmamaktadır. Bazan düşülen hatâya bahane uydurulup, teviller yapılabilmektedir. Zamanla haramla iç içe kalınabilmektedir.

    Mü’minleri dikkate sevk eden, onların imânlı hayatlarının devamını isteyen şu hadis-i şerif mânidardır:

    Cennetle müjdelenen Sa’d bin Ebi Vakkas’ın, “Ya Resulallah, dualarımın kabul olması için bana dua et” demesine mukabil Resul-i Ekrem (a.s.m.) Efendimiz şöyle buyururlar:

    “Yediklerin helâlden olsun. Helâl yiyenin duası makbuldür. Allah’a yemin ederim ki, kişinin haram lokma yediğinde kırk gün duası kabul olmaz. Eti, haksız yoldan ve faizden meydana gelen kimseye ateş daha lâyıktır.”1

    Hal böyle olunca, dünya ve âhiret saadetimizi gölgeleyen gayr-i meşru vasıtalara tevessül etmemek, dualarımızda da Allah’tan daima helâl rızık talep etmek durumundayız. İnsanın kendi şahsında gösterdiği bu dikkat, hiç şüphesiz, çevresine de tesir edecektir. İstikametli yaşayışı örnek alınacaktır. Diğer taraftan, bu dikkat neticesinde mü’min, dost ve yakınlarıyla olan münasebetlerinde zor duruma düşmeyecektir. Tutum ve davranışları yadırganmayıp, aksine takdir de edilecektir.

    Kendi aile hayatımızda riayet ettiğimiz esaslara, herhangi bir şekilde meydana gelen ziyafet, davet ve dost meclislerinde de medenî münasebetler içinde uymamız bizi rahatlatacak ve huzurumuzu kaçırmayacaktır.

    Harama teşvik eden, tatlı gösteren vesileler çoktur. Başta şeytan ve nefsimiz bizi o yola sürüklemeye çalışır. Bazan geçim sıkıntısı ve ailevî sebepler harama bulaşmaya sebep olabilir. Bazı durumlarda da harama kendimiz girmediğimiz ve çekindiğimiz halde, bir yakınımız vasıtasıyla harama bulaşmamız söz konusu olabilir. Bu, bir davete icabet etme şeklinde olabildiği gibi, hediye ve miras halinde de olabilir.
    Bir yakınımız ve dostumuz tarafından yapılan davete icabet etmek sünnet, bazı hallerde de vaciptir. Aynı şekilde, takdim edilen hediye ve ikramları da reddetmemek dinî ve insanî bir vazifedir. Ancak bu gibi hallerde, veren kimsenin kazancının helâl ve haram olması cihetini göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Hiç bir şekilde araştırmaran, incelemeden kabul edilmesi halinde, veren kadar alana da sorumlu duruma düşer.

    Bu bakımdan büyük günahları apaçık işleyen ve yaptıklarından bir pişmanlık duymayan fâsık kimselerin davetine icabet etmemek lâzımdır. Kazancının çoğu haramdan meydana gelen, faiz, rüşvet gibi gayr-i meşru yollardan kazanan kimsenin ikram ve davetine gitmek, hediyesini kabul etmek, haram yemek olacağından, kabul etmekten kaçınmak gerekir.

    Eğer hazırlanan yemek, helâl bir mirastan ve borçtan alınarak hazırlanmışsa, bu takdirde yenilmesinde bir mahzur görülmemektedir. Bu meselede davet sahibinin kazancının helâl ve haram olması ekseriyete göredir. Yani maişetinin çoğunluğu haram yoldan temin edilmişse haram hükmündedir. Eğer helâl galipse o zaman helâl hükmüne geçer, helâl kısmından istifade edilmiş olunur.

    Fakat Hanbelî mezhebine göre, kazancında hem helâl, hem de haram bulunan kimsenin davetine icabet mekruh görülmektedir. Ravda isimli fıkıh kitabında yer verilen bir rivayete göre, “fâsıkın davetine icabet edilir” denilmektedir.

    Fakat bütün bunlarla birlikte, mezhep imamlarının ve müçtehidlerin ittifakı, ekserîsi haram olan bir kazançtan istifade edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır.2

    Miras hususunda da durum değişik değildir. Miras bırakan kimse, o malı haramdan kazanmış, faiz, rüşvet, gasp ve karaborsacılık gibi yollardan temin etmişse, mirasçısı o malı yiyemez. Eğer o mal gaypedilmiş, haksız yere bazılarından alınmışsa, sahiplerine iade edilmesi gerekir. Eğer bilmiyorsa, bir hayır kurumuna hibe edilir. Eğer mirasçıya düşen malın haramdan geldiği söyleniyor, fakat nereden ve ne şekilde olduğu kesin delilleriyle bilinmiyorsa, bu durumda mirasçı onu yiyebilir. Fakat takvaya en uygun olanı, o malı sahibi niyetine sadaka olarak vermektir.3

    Haram yoldan kazanç temin eden bir kimseden gelen hediyeyi geri göndermek ve iade etmek mümkün olmuyorsa, bu gibi halde de onu kendi istifademiz dışında bir hayır kuruluşuna vermemiz gerekir.

    Bu dinî hükümleri tatbik ederken veya icra safhasına koyarken medenî ve insanî münasebetleri de bütün bütün kesmemeye, muhatabı rencide etmemeye dikkat gösterilmelidir. Gayr-i meşru kazanç sahibi kimsenin davetini ve ikramını kabul etmemekte esas nokta, o kişiyi öyle bir kazançtan vazgeçirmek olmalıdır.

    1. Muhtasar İbni Kesir, 1: 149.
    2. Fetâvâ-yı Hindiyye, 5: 343.
    3. Reddü’l-Muhtar, 4: 130.

    Sorularla İslamiyet