Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Kız kaçırmak: Beş vakit namaz kılan bir kız arkadaşım var. Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    Kız kaçırmak: Beş vakit namaz kılan bir kız arkadaşım var.

    Reklam




    Kız kaçırmak: Beş vakit namaz kılan bir kız arkadaşım var. Ailesi onu namaz kılmayan akrabasına vermeye karar vermiş. Bundan dolayı kızla kaçmaya karar verdik, baska çaremiz yok. Böyle bir durumda kız kaçırmak caiz midir?


    Paylaş
    Kız kaçırmak: Beş vakit namaz kılan bir kız arkadaşım var. Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    İlkel topluluklarda, kaba kuvvete dayalı zoraki evlilikler çok yaşanmıştır. Böyle devrelerde ve öyle çevrelerde ne bir kızcağız kendi istediğini kendisi tercih etmekten emin olabilir, ne de kızı yetiştiren ana baba yavrularının geleceğinden korku duymadan yaşayabilirler. Çünkü her an bir kaba kuvvet sahibinin saldırısına maruz kalabilirler. Kızlarını kaçırmayı kafasına koymuş bir ilkel düşünce, her şeyi altüst edebilir. Ana baba ve aileyi kolayca devre dışına itip, rızası olmayan kızı kaçırarak sonunda evlenmeye razı olacak duruma getirebilir.

    Bu türlü zoraki evlilikler kaba kuvvetin hakim olduğu ilkel toplumlarda korkutucu boyutta yaşanmıştır. Böyle bir kaçırma olayından sonra iki aile de baştan bunu namus meselesi yapıp düşman kesilmişler, bir müddet bu düşmanlıklarını sürdürdükten sonra çaresiz kalıp olanları unutmaya çalışmak ve bir anlaşma zemini bulup barışmak zorunda olduklarını anlamışlardır. Yani bir mutsuz ve tatsız başlangıç temeli üzerine mutlu aile yuvası inşa etmeye mecbur kalmışlardır.

    Kaba kuvvetle işini halletmeyi tercih eden saldırganın bundan sonra anlaşmaya yatkın medeni insan görüntüsü vermesini ise, ayının kimseye kaptırmamak için av etini toprağa gömüp kokutarak kimsenin yemeyeceği duruma getirdikten sonraki saldırganlıktan vaz geçme haline benzetirler. Eti kokuttuktan sonra artık kimsenin elinden alma teşebbüsüne geçmeyeceğinden emin olan ayı, saldırganlıktan vaz geçer, çevresiyle uyumlu hale gelir.

    Tabii bu teşbih ve yorum, rızası olmayan kızı zorla kaçırıp artık kimsenin istemeyeceği hale getiren zorba için yapılmıştır. Şayet kızın rızası dahilinde bir kaçışsa bu, elbette durum aynı ağırlıkta bir teşbihe layık olmaktan çıkar; keşke ailesiyle anlaşarak kurulsaydı bu akrabalık temennisine dönüşür.

    Bu türlü kız kaçırma olaylarında ihmale uğramaması gereken ilk acil meşruiyet çaresi, nikahtır!. Kızı kaçırmakla helallik gelmez. Helallik ancak rızasıyla "evet" diyen kızın nikahından sonra söz konusu olur. O sebeple nikah anlaşması tehir edilemeyecek ilk acil meşruiyet çaresi bir mecburiyettir.

    Hanefi’ye göre en azından iki adil şahidin huzurunda yapılan serbest isteğe bağlı nikah, geçerlidir. Ancak böyle bir nikahtan sonraki münasebet meşruiyet arz eder, haramlıktan kurtarır, helallik getirir. Yeter ki taraflar en azından iki şahitle evlilik haklarını ispat etme imkanına kavuşmuş, inkar ihtimalinden kurtulmuş bulunsunlar

    Şafii’ye göre ise, iki yabancı şahit yeterli olmaz. Kızın velisinin izin ve rızası da bulunması lazım gelir. Yani kaçırmakla meşru evlilik başlamaz. Olaydan haberi olan ana babanın izniyle yapılan nikahtan sonra meşru evlilik söz konusu olur.

    Anlaşılan odur ki, kız kaçırmak suretiyle yuva kurma teşebbüsleri kızın rızası dışında ise tümüyle meşruluktan uzak ilkel bir zorbalıktır. Rızasıyla gerçekleştirilmişse, bu defa nikah olayı ilk çare olarak en önde görünmektedir.

    Bundan dolayı İslam'da kurulacak yuvanın temeli, aileyi devreden çıkaran kaba kuvvete ve ilkellik üzerine atılmaz. Karşılıklı anlayış ve rıza temeli üzerine inşa edilir mutlu aile yuvası. Bu sebeple aileler gençlerin mutlu olacakları tercihlerine değer vermeliler. Böylece kaçma, kaçırma olayının da baş sorumlusu haline gelmemeliler. Bazen bir inat ve hiç yüzünden büyük yanlışlıklar yapılıyor, tamiri mümkün olmayan tahribatlar söz konusu olabiliyor.

    Gençler ise her tarafı kırıp dökme pahasına yaptıkları izinsiz tercihlerinin yanlışlığını ancak hislerinin baskısından kurtulduktan sonra anlayabiliyor, onlar da derin pişmanlıklar duyuyorlar. Ama iş işten geçmiş, bu pişmanlıklar fayda getirmez hale gelinmiştir.

    Artık bundan sonraki çare, arayı açacak şekilde geçmişi kurcalamak değil, tam aksine birlik beraberliği sağlayacak şekilde geleceğe bakmak, gençlerin istikbalini düşünmektir..

    Allah (c.c) intikam peşinde koşanları değil, af ve hoşgörü içinde olanları sever. Büyüklüğün şanından olan da aftır; intikamcı bir zihniyetle küslüğü sürdürmek değildir.

    Sorularla İslamiyet