Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Ruhlar aleminde Allah'ı kabul etme var mıydı? Madem varsa neden imtihana tabi tutulduk? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    Ruhlar aleminde Allah'ı kabul etme var mıydı? Madem varsa neden imtihana tabi tutulduk?

    Reklam




    Ruhlar aleminde Allah'ı kabul etme var mıydı? Madem varsa neden imtihana tabi tutulduk?


    Paylaş
    Ruhlar aleminde Allah'ı kabul etme var mıydı? Madem varsa neden imtihana tabi tutulduk? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Kâlû Belâ Ne Demektir?



    Allah dünyayı ve içindeki varlıkları yaratmadan evvel, öncelikle gelmiş ve gelecek bütün insanların ruhlarını yaratmıştır. Bunları ruhlar âlemi denilen bir âlemde bir araya getirmiştir. Daha sonra hepsini birden huzurunda toplayarak kendilerine hitâben: [/FONT][FONT=`Traditional Arabic`]اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ [/FONT][FONT=`Traditional Arabic`][/FONT]
    [FONT=`Traditional Arabic`][/FONT][FONT=`MS Sans Serif`]- Ben sizin Rabbiniz değil miyim? diye sormuştur. Ruhlar da: [/FONT][FONT=`Traditional Arabic`]قَلُوا بَلى [/FONT][FONT=`Traditional Arabic`][/FONT][FONT=`MS Sans Serif`]Evet, sen bizim Rabbimizsin, diye cevab vermişlerdir. "Ancak sana ibâdet eder, senden yardım dileriz" demişlerdir. İşte bu konuşmanın vuku` bulduğu zamana, Kâlû Belâ denir. Allah daha sonra insan ruhunun bu sözünde ne derece samimî ve doğru olduğunu ortaya çıkarmak için, şu dünyayı bir imtihan yeri olarak yaratmıştır. Ve her bir ruhu ayrı bir bedene yerleştirerek, onları belli zaman aralıklarıyla şu imtihan meydanına göndermiştir. Böylece insanın önüne iki yol açılmıştır: Ya akıl ve iradesini iyiye kullanarak Kâlû Belâ`daki gibi Allah`ı Rab tanımakta devam edecektir. Yahut da iradesini ve aklını kötüye kullanarak Rabbini ve Allah`ını inkâr edecek, O`na kulluktan kaçacak, şeytan`ın yoluna sapacaktır. Allah`a sonsuz şükürler olsun ki, biz Müslümanlar, Kâlû Belâ zamanında Rabbimize verdiğimiz sözde duran kimseleriz. İnşâallah son nefesimize kadar da bu sözümüzde durmaya devam edeceğiz.
    Yazar: Mehmet Dikmen