Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Tövbe ederken diz çöküp el açarak mı yapmalıyız, yoksa otururken, yatarken de tövbe edilir mi? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    Tövbe ederken diz çöküp el açarak mı yapmalıyız, yoksa otururken, yatarken de tövbe edilir mi?

    Reklam




    Tövbe ederken diz çöküp el açarak mı yapmalıyız, yoksa otururken, yatarken de tövbe edilir mi?


    Paylaş
    Tövbe ederken diz çöküp el açarak mı yapmalıyız, yoksa otururken, yatarken de tövbe edilir mi? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Her durumda tövbe edilebilir. Otururken, yürürken, yatarken her durumda tövbe edilebilir. Özellike de her gün akşam yatmadan önce tövbe edip, o günün muhasebesini yapmak çok önemlidir. Hadiste yatağa girince tövbe edilmesi de tavsiye edilmektedir.

    İstiğfarın Allah nezdindeki değeri bir hadiste şöyle ifade edilir:
    "Kim yatağına girince üç defa; 'Estağfirullâhe'l-Azîm ellezî Lâ İlâhe İllâ hüve'l Hayyu'l-Kayyûm' (Kendisinden başka hiç bir ilâh olmayan, diri ve her an yaratıklarını gözetip duran yüce Allah'tan bağışlanmamı dilerim) derse, Allah günahlarını deniz suyunun damlaları kadar çok olsa da bağışlar." (Tirmizî, Deavât, 17)
    Sadece dili ile istiğfarda bulunmak yeterli değildir; niyeti ve amelleri de dilini doğrulamalıdır. Tövbenin en makbul olanı, günahtan kesin dönüş yapılarak, Allah'tan bağışlanma istenmesidir. Buna "nasûh tövbe" denir.

    Tövbenin nasıl olması hususunda Hz. Ali (r.a)'den şöyle bir rivayette bulunuluyor:
    "Bir gün bedevilerden biri Hz. Peygamberin mescidine girer ve
    "Allah'ım, şüphesiz ben sana tövbe ve istiğfar ediyorum." der ve namazını kılar. Bunu gören ve duyan Hz. Ali (ra), adam namazını bitirince ona:

    "Ey kişi! Yalnızca dil ile sür'atle yapılan tövbe, yalancıların tövbesidir, halbuki senin bu tövben, tövbeye muhtaçtır."
    dedi. Bunun üzerine o kişi:

    "Ey müminlerin emiri, o halde tövbe nedir?" diye sordu. Bunun üzerine Hz. Ali (ra):

    "Tövbe şu altı şeyle mümkün olur" dedi:

    1. Geçmişte işlenmiş olan günahlardan pişman olmak ve yerine getirilmemiş farzları iade etmek,
    2. Başkalarına haksızlık ve eziyet etmeyi bırakmak,
    3. Husumet ve düşmanlığı kaldırmak,
    4. Günah ve kabahatler içerisinde büyüyen nefsi, Allah'a olan itaat içerisinde küçültüp ona hiçliğini kabul ettirmek,
    5. İtaatsizlik ve günah işlemenin sözde tadını çıkaran nefse, itaat edip günahlardan uzak durmanın acılığını da tattırmak,
    6. Gülüşlerinden her birine bedel olmak üzere, ağlamak."
    Hâl böyle olunca, şartlarına uygun olan bir tövbe, aynı zamanda Allah için yapılmış bir ibadettir. Böyle olduğu için de kabûle şâyan olması gerekir. Nasıl ki, şartlarına uygun olarak yapılan ibadetlerin kabûlü hususunda tereddüde düşmüyorsak, şarlarına uygun bir tövbenin kabûlü için de tereddüt gösterilmemesi gerekir.

    Ayet-i Kerîme'de şöyle buyurulur:
    "Ey iman edenler! Allah'a samimiyetle (nasûh tövbe) edin. Belki Rabbiniz kötülüklerinizi siler. Peygamberi ve beraberindeki müminleri utandırmayacağı günde, sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyar. O gün onların nûru önlerinde ve sağ taraflarında yürürken: "Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla, şüphesiz Sen, her şeye kadirsin derler." (Tahrim, 66/8).
    Bir mümin kendisi için tövbe edeceği gibi, ölmüş olan veya hayatta bulunan ana-baba, hısımları ve diğeri müminler için de istiğfar edebilir. Bu dua sebebiyle Cenâb-ı Hakk'ın onları bağışlaması umulur. Kur'an-ı Kerîm'de bu konuda çeşitli dua örnekleri bulunur:
    "Ey Rabbimiz... bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et." (Bakara, 2/286);
    "Musa şöyle yalvardı: Rabbim, beni ve kardeşimi affet. Bizi merhametine garket." (A'raf, 7/151);
    "Babamı da bağışlayıp hidâyete erdir. Çünkü o, sapıklardandır." (Şuarâ', 26/86);
    "Ey Rabbimiz! Herkesin hesaba çekileceği günde, beni, annemi, babamı ve biitün mü'minleri affet." (İbrâhîm, 14/41).
    Seyyidü'l-İstiğfar Duası:

    Bu dua konusunda şöyle bir hadis nakledilir. Resulullah (s.a) buyurdu ki;
    "İstiğfar dualarının en değerli ve en üstünü şöyle demendir: "Allâhümme ente Rabbî, Lâ İlâhe İllâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va'dike me'steta'tü, eûzü bike min şerri mâ sana'tü, ebûü leke bi ni'metike aleyye ve ebûü bi zenbî fe'gfirlî fe innehû lâ yeğfiru'z-l; zünûbe illâ ente."

    Anlamı:
    "Allah'ım! Sen benim Rabbımsın! Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Beni sen yarattın. Ben senin kulunum; gücüm yettiği kadarıyla senin akdin ve va'din üzere bulunuyorum. Yaptığım fenalıkların şerrinden sana sığınırım. Üzerimde olan nimetlerini itiraf ederim, günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla; çünkü senden başka hiçbir kimse günahları mağfiret edemez."

    Hz. Muhammed (s.a.s) daha sonra şunları ekledi:
    "Kim bunları inanarak sabahleyin söyler de akşam olmadan ölürse, o kişi cennet ehlindendir. Yine kim bunları inanarak geceleyin söyler de sabaha ulaşamadan vefat ederse cennet ehlindendir." (Buhârî, Deavât, 2).