Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan İBN-İ ÂBİDÎN kimdir? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    İBN-İ ÂBİDÎN kimdir?

    Reklam




    İBN-İ ÂBİDÎN kimdir? Hayatı hakkında bilgiler edinmek istiyorum.


    Paylaş
    İBN-İ ÂBİDÎN kimdir? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    İBN-İ ÂBİDÎN ( 1784 - 1836m. )

    Evliyalar Ansiklopedisi

    Şam'da yetişen âlimlerin en büyüklerinden, velî. Osmanlıların en meşhûr
    fıkıh âlimlerinden olan İbn-i Âbidîn'in ismi, Seyyid Muhammed Emîn bin
    Ömer bin Abdülazîz'dir. 1784 (H.1198) senesinde Şam'da doğdu. Mevlânâ
    Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin sohbeti ile şereflenerek kemâle geldi.

    İbn-i Âbidîn, küçük yaşta Kur'ân-ı kerîmi ezberledi. Bir müddet babası ile
    birlikte ticâretle meşgûl oldu. Bu sırada bir taraftan da Kur'ân-ı kerîmi
    okumaya devâm ediyordu. Bir gün dükkânlarının önünde Kur'ân-ı kerîm
    okurken, oradan geçen biri; "Burada bu şekilde Kur'ân-ı kerîm okuman uygun
    değildir. Hem okumanı düzelt." dedi. Bunun üzerine babasından izin alarak,
    o zaman Şam'daki meşhûr kırâat âlimlerinden Şeyh-ül-Kurrâ
    Saîd-ül-Hamevî'ye gitti. Ondan tecvîd ilmine dâir Meydâniyye, Cezeriyye ve
    Şâtibiyye kitaplarını okudu ve ezberledi. Kur'ân-ı kerîmin doğru ve tam
    okunmasını bildiren kırâat ilmini iyice öğrendikten sonra, sarf, nahiv ve
    Şâfiî fıkhını öğrendi. Bu ilimlere dâir ana metinleri de ezberledi.Bundan
    sonra, o zamânın en meşhûr âlimlerinden olan Seyyid Muhammed Şâkir
    Sâlimî'nin derslerine devâm etti. Fen ve sosyal ilimlerin, yanısıra,
    tefsîr, hadîs ve fıkıh ilimlerini de öğrendi. Hocası Mevlânâ Hâlid-i
    Bağdâdî'nin tavsiyesi üzerine, Hanefî mezhebine geçti. Daha on yedi
    yaşındayken, fıkıh kitapları üzerine hâşiye ve şerhlerle açıklama ve
    îzâhlar yaptı. Kıymetli eserler yazmaya başladı.Hadîs ilminde de, Şam'da
    bulunan muhaddis Kuzberî'den icâzet, diploma aldı. İlimde o kadar yükseldi
    ki, daha hocaları hayattayken büyük bir şöhrete kavuştu.

    İbn-i Âbidîn, zâhir ilimlerini öğrendikten sonra, kelâm ve tasavvuf
    ilimlerini de zamânın en büyük âlimi ve tasavvuf ehli, Mevlânâ Hâlid-i
    Bağdâdî'den öğrendi. Onun sohbeti ile şereflenerek kemâle geldi. İbn-i
    Âbidîn'in ilimdeki üstün derecesini, ahlâkını ve hizmetlerini oğlu
    Alâeddîn Muhammed şöyle anlattı: "Babam uzun boylu, heybetli ve vakârlı
    idi. Yüzünde nûr parlardı. Vaktini, devamlı, ilim öğretmek ve talebe
    yetiştirmekle, ibâdet ve tâatla geçirirdi. Geceleri devamlı kitap yazar,
    az uyurdu. Gündüzleri ders okutur ve sorulan sorulara cevap (fetvâ)
    verirdi. Ramazanda her gece hatim okur ve göz yaşı dökerdi. İnsanlara
    faydalı olmak husûsunda çok titiz davranır, hiç abdestsiz durmaz ve
    vaktini boşa geçirmezdi."

    İbn-i Âbidîn hazretlerinin dîne uymaktaki hâlleri meşhûrdur. Haram, mekruh
    ve şüphelilerden kesinlikle uzak durur, mübahları çok az kullanır,
    ibâdetlerinde sünnetlere, müstehaplara, edeplere uymakta son derece titiz
    davranırdı. Beş vakit namazda, tahiyyâtı okurken, Resûlullah efendimizi
    baş gözü ile görürdü. Göremediği zaman o namazı yeniden kılardı.

    Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'nin kıymetli talebelerinden olan İbn-i Âbidîn,
    ondan ders aldığı sıralarda, bir gece rüyâda Resûlullah efendimizin üçüncü
    halîfesi hazret-i Osman'ın vefât ettiğini ve Câmi-i Emevî'de namazını
    kendisinin kıldırdığını gördü. Sabahleyin derse gidip Mevlânâ Hâlid-i
    Bağdâdî hazretlerine bu rüyâyı olduğu gibi anlatınca, o da; "Senin rüyânın
    tâbiri, Allahü teâlâ bilir ki şöyledir: "Ben yakında vefât ederim, sen
    benim cenâze namazımı Câmi-i Emevî'de kıldırırsın. Çünkü ben, hazret-i
    Osman'ın torunlarındanım." buyurdu. Aradan birkaç gün geçince Mevlânâ
    Hâlid-i Bağdâdî tâûn, vebâ hastalığından şehîd olarak vefât etti. Namazını
    İbn-i Âbidîn kıldırdı.

    İbn-i Âbidîn hazretleri, fakirlere pekçok sadaka verir, akrabâsını ziyâret
    eder, annesine, babasına çok iyilik ve hürmet ederdi.

    Onun meclisinde boş söz konuşulmazdı. Şam'da ve diğer şehirlerdeki şer'î
    mahkemelerde ihtilaflı hüküm verilse, derhal ona mürâcaat olunarak
    düzeltilirdi. En mühim ve zor meseleler ona sorulurdu. İhtilaflı bir şey
    hakkında ona mürâcaat edilmeden hüküm verilmezdi. İlim kitapları üzerine
    kendi güzel yazısıyla öyle açıklamalar kordu ki, böylece en zor meseleler
    kolaylıkla anlaşılırdı. Kendisine sorulan sorulara verdiği cevapları güzel
    bir üslupla yazardı. Birçok talebe yetiştirip icâzet, diploma vermiştir.

    İbn-i Âbidîn, fıkıh âlimlerinin yedinci tabakasındandır. Yâni önceki
    tabakalarda bulunan fıkıh âlimlerinden doğru olarak nakil yapanlar
    derecesindedir.

    İbn-i Âbidîn, 1836 (H.1252) senesinde elli dört yaşında Şam'da vefât etti.
    Vefât haberini duyan müslümanlar, böyle büyük bir âlimi kaybetmelerinden
    dolayı çok üzülüp göz yaşı döktüler. Cenâzesine gelenler görülmemiş bir
    kalabalık teşkil etti. Cenâze namazı Sinân Paşa Câmiinde kılındıktan
    sonra, Şam'da "Bâb-üs-sagîr" denilen yerdeki kabristana götürüldü.
    Vefâtından yirmi gün önce, hocalarının ve büyük zâtların kabirlerinin
    yanında kendisi için kazdırmış olduğu kabre defnedildi.

    İbn-i Abidîn'in en meşhûr eseri Redd-ül-Muhtâr'dır. Bilhassa bu eseriyle
    tanınmıştır. Bu kitabı, Dürr-ül-Muhtâr kitabına yaptığı beş ciltlik
    hâşiyesidir. Dürr-ül-Muhtar'a haşiye yazarken önce Vakıf bahsinden
    başlamış, daha sonra başa dönmüştür. Önceki yazdıklarını temize çekmeden
    vefât edince bu kısımlar oğlu Alâeddîn tarafından temize çekilmiştir.
    Kitap, İbn-i Âbidîn ismiyle meşhûr olmuştur. Bu eseri Hanefî mezhebindeki
    fıkıh kitaplarının en kıymetlisi ve en faydalısıdır. Fukahâ (fıkıh
    âlimleri) tarafından, üzerinde söz edilmiş her meselenin hülâsası, bütün
    İslâm âlimlerinin kabûl ve takdir ettiği bir şekilde bu kitapta
    toplanmıştır. Hanefî mezhebinde kendi zamânına kadar yazılmış fıkıh
    kitaplarının sanki bir özetidir. Bu kitaba kendi oğlu tarafından
    Kurret-ül-Uyûn-il-Ahyâr adında bir tekmile yazılmıştır. Şam âlimlerinden
    Ahmed Mehdî Hıdır da, İbn-i Âbidîn kitabının bir fihristini hazırladı ve
    1962'de basıldı. Bundan başka; Tefsîr-ül-Beydâvî Hâşiyesi, El-İbâne,
    El-Ukûd-üd-Dürriyye, İthâf-üz-Zekî, Bugyet-ül-Menâsik, Tahrîr-ül-İbâre,
    Tahrîr-ün-Nükûl, Şifâ-ül- Alîl, Ukûd-ül-Le'âlî, İcâbet-ül-Gavs,
    Sell-ül-Hisâm-il-Hindî li Nusreti Mevlânâ Hâlid en-Nakşibendî,
    Nesemât-ül-Eshâr.

    Dört mezhebin inceliklerine vâkıf, derin âlim, kâmil velî Seyyid
    Abdülhakîm Efendi; "Hanefî mezhebindeki fıkıh kitaplarının en kıymetlisi,
    en faydalısı İbn-i Âbidîn'dir. Her sözü delîl, her hükmü senettir..."
    buyurdu.

    İbn-i Âbidîn, buyurdu ki:

    "Âdem aleyhisselâmdan beri, her dinde bir vakit namaz vardı. Hepsinin
    kıldığı, bir araya toplanarak bize farz edildi. Namaz kılmak, îmânın şartı
    değil ise de, namazın farz olduğuna inanmak, îmânın şartıdır. Namaz, duâ
    demektir. Dînin emrettiği, bildiğimiz ibâdete, namaz "salat" ismi
    verilmiştir. Mükellef olan yâni âkil ve bâliğ olan her müslümanın, her gün
    beş vakit namazı kılması "Farz-ı ayn"dır. Farz olduğu, Kur'ân-ı kerîmde ve
    hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiştir. Mîrâc gecesinde, beş vakit namaz
    emrolundu. Mîrâc, hicretten bir yıl önce, Receb ayının yirmi yedinci
    gecesinde vukû buldu. Mîrâcdan önce, yalnız sabah ve ikindi namazı vardı."

    "Kur'ân-ı kerîm, Kadir gecesinde inmeğe başlamış ve hepsinin inmesi yirmi
    üç sene sürmüştür. Tevrât, İncil ve bütün kitaplar ve sahifeler ise, hepsi
    birden, bir defâda inmişti. Hepsi, insan sözüne benziyordu ve lafzları
    mûcize değildi. Onun için çabuk bozuldu, değiştirildiler. Kur'ân-ı kerîm
    ise, Muhammed aleyhisselâmın mûcizelerinin de en büyüğüdür ve insan sözüne
    benzememektedir."

    YAPTIĞINIZ HİZMET

    Hocası Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'nin kendisine yazdığı bir mektup
    aşağıdadır.

    "Her sözü sened olan büyük âlim Mevlânâ Muhammed Emîn Âbidîn'e en güzel
    duâlarımı ve en latîf medhlerimi bildiririm.

    Sizinle görüşüp buluşma arzumuz çoğaldı. Size olan muhabbet ateşimiz
    arttı. Şeyh İsmâil Enârânî'nin sizden tarafa gitmesini vesîle ederek bu
    mektubu yazıyorum. Yazdığınız pek kıymetli eserlerle İslâm âlemine
    yaptığınız büyük hizmet için, pekçok duâlara mazhar oldunuz

    Siz de bizim hâlimizi sorarsanız, sevdiklerimizden uzak kalmamızın acısı
    içindeyiz. Allahü teâlâdan dileğimiz, sizin de öyle olmanızdır.
    Hâllerinizi bize bildirmeyi ihmâl etmeyiniz. Allahü teâlânın izniyle, her
    sıkıntınızda bütün gücümüzle size yardım edeceğiz.

    Selâm eder, bütün kalbim ve rûhumla yanınızda olduğumu bildiririm."

    1) Rehber Ansiklopedisi; c.8, s.23

    2) Tabakât-ül-Usûliyyin; c.3, s.147

    3) Sefînet-ül-Evliyâ; c.4, s.133

    4) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; (49. Baskı) s.1088

    5) Fâideli Bilgiler; (6. Baskı) s.125

    6) Redd-ül-Muhtâr

    7) Kurretü Uyûn-il-Ahyâr; s.3

    8) İslâm ÂlimleriAnsiklopedisi; c.18, s.45