Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan HASAN-I BASRÎ kimdir? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    HASAN-I BASRÎ kimdir?

    Reklam




    HASAN-I BASRÎ kimdir? Alim hakkında bilgisi olan varmı teşekkürler.


    Paylaş
    HASAN-I BASRÎ kimdir? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    HASAN-I BASRÎ



    Tâbiînin büyüklerinden. Zâhid, muhaddis, fakîh ve müfessir.
    Adi, Ebû Sâid el-Hasan b. Ebi'l-Hasan Yesâr el-Basrîdir. Babasi Yesâr, Irak'in
    bir kasabasi olan Meysânlidir. Yesâr, Meysan'in fethedilmesi sirasinda esir
    düsmüs ve buradan efendisinin kendisini âzâd ettigi, daha sonra da Hasan-i
    Basrî'nin annesi Hayrâ ile evlendigi Medine'ye götürülmüstür. iste, Hasan-i
    Basrî, burada Hazreti Ömer'in halifeliginin son ikinci yili olan Hicrî 21
    senesinde dogmustur (21/641).
    Annesi Hayrâ, Peygamberimizin hanimi Ümmü Seleme'ye hizmette bulunmustur. Bu
    arada, Ümmü Seleme'nin Hasan'i emzirdigi ve ondaki hikmet ve belâgatin bundan
    dolayi oldugu söylenir. Ayrica, Ümmü Seleme'nin, kendisini Ömer'e götürdügü ve
    onun için söyle dua ettigi de rivâyetler arasindadir; "Yâ Rabbi, onu dinde fakîh
    kil ve insanlara sevdir (Ibn Sa'd, Tabakât, VII/I, 114).
    Hasan, Vâdi'l-Kurâ'da büyümüs ve çocuklugu orada geçmistir. Gençliginde Dogu
    iran'in fethine (43/663) katilmis, bundan kisa bir müddet sonra, Horasan vâlisi
    Rebi' b. Ziyâd'in kâtipliginde bulunmustur. Bundan sonraki hayatinin geri
    kalanini çogunlukla Basra'da geçirmistir. En son vefât edenleriyle birlikte üç
    yüz sahâbe ile görüstügü rivâyet edilir. Bu bakimdan tâbiînin önde gelenlerinden
    olup ilim ve fazileti, zühd ve takvâsi ile meshurdur. Ebû Tâlib Mekkî, Hasani
    Basrî'nin tasavvuf yolunda imamlari oldugunu söylemistir. Enes b. Mâlik,
    kendisine bir mesele soruldugunda, onun Hasan-i Basrî'ye de sorulmasini, onun
    derin ilim sahibi oldugunu söylerdi (Ibni Sa'd, a.g.e., s. 128).
    Insanda bir irade hürriyetinin mevcudiyetini, buna bagli olarak da hayir ve
    serrin islenmesinde kisinin tamamen hür oldugunu kabul eden zühd ve takvâ önderi
    Hasan-i Basrî, persembe aksami vefat etmis ve cuma günü defnedilmistir
    (110/728). Halkin cenazesine katilmasi muhtesem olmus ve rivâyete göre o gün
    camide ikindi namazi kilinamamistir (Osman Karadeniz, Hasan el-Basrî ve Kelâmî
    Görüsleri, D.E. Ü.ilâhiyet Fak. Dergisi, II, izmir- 1985).
    Hasan-i Basrî'nin çesitli konulardaki görüslerini söylece özetleyebiliriz:
    Hasan-i Basrî, "Allah, mahlûkati ve tabiati yaratti. Hersey yaratilisina uygun
    olarak hareket eder" demekle kadere inancini açiklayip, Kaderiyye gibi
    düsünmedigini belirtir ve günâhkâr mü'minin, münâfik oldugunu söyler.
    Ibâdet hayatinda bütün kaide ve emirlerin siki sikiya tatbik edilmesini ister.
    Nifak ve riyâya siddetle düsman olup, amelde ihlâsin bulunmasi gerektigini
    söyler. "Biz insanin dindarligini sözleriyle degil, fiiliyatiyla anlariz"
    diyerek de uygulamaya önem verdigini belirtir.
    O'nu da "eski"ye özlem içinde görmekteyiz. "Eskiden dünya ehli fânî mallarini,
    ilimleri için âlimlere sarfediyorlardi. Bugün âlimler, ilimlerini ehl-i dünyanin
    menfaati, onlarin fânî mallari için kullaniyorlar. Dünya ehli mallariyla,
    alimlerden yüz çevirdi ve onlarin ilimlerinden mahrum kaldi. Çünkü alimlerin
    verdigi hükümlerde talihsiz sonlarini gördüler" der.
    Gerçek fakîhin, takvâ sahibi oldugunu, kimseden himmet beklemedigini, kimseye
    hakaret nazariyla bakmadigini, ilmine karsilik bir dal bile beklemedigini,
    çesitli sözlerinde belirtmektedir.
    Hasan-i Basrî, sûf giyenleri tenkid eden bir sûfî olup, Basra'dakilerin ilki
    degildir. O'nun zühd anlayisi, tefekkür, nefs muhasebesi, dünyadan uzaklasma ve
    Allah askina dayanmaktadir. "Tefekkür, sana iyi ve kötü fiillerini gösteren bir
    aynadir";
    "Mü'min, daima nefsinin hâkimidir. Onu Allah için inceler. Dünyada nefsini
    murâkabe edenlerin hesabi, âhirette kolay olacaktir. Kendilerini murâkabe ve
    muhâsebe etmeyenlerin hesabi da zor olacaktir" dedigi bilinmektedir.
    O, karsisindakileri egitmek için sorular sorar, gerçekleri bizzat kendilerinin
    bulmasini isterdi. Çünkü kisilerin yalniz ölüp, yalniz gömüleceklerini, yalniz
    dirilip, yalniz baslarina hesap vereceklerini beyanla herkesin kendisine
    dönmesinin önemine isaret ederdi. Ona göre, düsüncesini âhiret üzerine
    yogunlastiranlarin, dünyadan ve fânî seylerden sevgisini kesmeleri ve her iste
    Hazret-i Peygamber'in yolunu izlemeleri sarttir.
    Hasan-i Basrî, hüzünlü olmayi kendine siâr edinen bir sûfi olarak temayüz
    etmistir. Dünyadan kaçis, zâhidâne bir hayat, nefsinden hiçbir zaman emin
    olmama, iste bunlarin hepsi, O'ndan hükmün kaynagini teskil etmektedir. Hüznü
    savunan bir sözünde "uzun hüzün, iyi amellerin kaynagidir" demektedir"
    "Yaptiklarinin cezasi olarak, bundan böyle az gülsünler, çok aglasinlar"
    (et-Tevbe, 9/82) âyetinin isaret ettigi emir çerçevesinde fazla gülmemeyi
    ögütler, fazla gülmenin kalbi öldürdügünü söylerdi. Kisi bir bütün olarak
    Kur'ân-i Kerîm'e uygun hareket ederken, en küçük kötülükten çekinir, her konuda
    çok titiz olursa o, verâ sahibi olmus olur. Bunu, Hasan-i Basrî'de su ifadelerle
    billurlasmis görüyoruz.
    "Amellerine bak, onlari incele. Çünkü birbirinden kesin sinirlarla ayrilan hayir
    ve ser tartilacak. En küçük bir hayiri degersiz bulma, âhirette o sana fayda
    verecek. En küçük bir kötülügü zararsiz sayma, ahirette aleyhinde olacaktir."
    Hasan-i Basrî'de Allah aski (muhabbettullah) zirvededir. Bunu, hadîsi kudsîden
    aldigi güçle saglamistir. "Bana, kendilerine farz kildigim seyleri edâ ettigi
    gibisi ile yaklasani yoktur. Eger kul, bana nâfile ibadetlerle yaklasirsa ben
    onu severim. Ben onu sevince de, onun kulagi, gözü, eli, dili ve ayagi olurum.
    Benimle duyar, benimle görür, benimle konusur, benimle tutar ve benimle yürür"
    (Buhârî, Rikak, 38). O'na göre Allah aski manevî hayatin en yüksek noktasidir.
    Çünkü bu ask, Allah'a dogru yükselisin meyvesidir.
    Cennette Allah'in zâtinin ihatasiz olarak görülebilecegini kabul eder. iyiligi
    emir kötülügü nehyetmek kurali, O'nun hareket noktasini olusturmaktadir.
    Tefsîr ve hadîste tenkid edici fakat gerçekçi bir görüse sahiptir. Müslümanlarin
    ibâdetlerinde mevcûd Israiliyyat'i biliyor ve onlari bu yanlis inançlardan
    kurtarmak için, korkusuzca mücâdelesini sürdürüyordu. Bunun yaninda isyan
    etmeden, halifelere bile açikça hatalarini söylemekle, cesaret örnegini
    göstermistir. Haccâc b. Yûsuf'un zulmüne karsi, ona kafa tutmustiir. Rûhu sâd
    olsun... (Hayranî Altintas, Tasavvuf Tarihi, Ankara Üniversitesi, ilâhiyet
    Fakültesi,1986, s. 61-65).
    Hasan Fehmi KUMANLIOGLU
    Kaynak: Sâmil Islam ansiklopedisi