Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Evliyalardan EVZÂÎ kimdir?hayatım hakkında bilgi Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    Evliyalardan EVZÂÎ kimdir?hayatım hakkında bilgi

    Reklam




    Evliyalardan EVZÂÎ kimdir?hayatım hakkında bilgi


    Paylaş
    Evliyalardan EVZÂÎ kimdir?hayatım hakkında bilgi Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    EVZÂÎ ( 707 - 774m. )

    Evliyalar Ansiklopedisi

    Tebe-i tâbiînden meşhur fıkıh âlimi ve velîlerden. İsmi, Abdurrahmân
    bin Amr bin Muhammed'dir. Künyesi Ebû Amr'dır. 707 (H.88) senesinde
    Ba'lebek'te doğdu. Şam'da yerleşip orada yaşadı. 774 (H.157)'te Beyrut'ta
    vefât etti. Zamânın bir tânesi, asrının ilimde önderi idi. Ömrünün
    sonlarına doğru Beyrut'a gitti. Orada kendisine kâdılık teklif edilince
    kabul etmeyip, talebelere ders vermekle meşgul oldu. Vefât ettiğinde
    birisi ilim sâhibi bir kimseye gidip; "Dün gece rüyâmda, Mağrib tarafından
    çıkıp, göğe doğru yükselen ve sonunda gökte kaybolan bir demet fesleğen
    gördüm." dedi. Rüyâyı yorumlayan zât; "Rüyân doğrudur. Evzâî hazretleri
    vefât etti." dedi. Araştırdıklarında, o gece Evzâî hazretlerinin vefât
    ettiğini öğrendiler.

    Evzâî, Yemen'de bir yer veya Şam'ın Feradız kapısı dışında bir köydü.
    Yemen'de bir kabîlenin adı olduğu da söylenmiştir. Oraya bir ara gitmişti.
    Onun için bu ismi aldı. Edebiyatta, yazı ve güzel konuşmada çok
    kâbiliyetli olup, herkes tarafından beğenilir, takdir edilirdi. Sâlih bin
    Yahyâ, Beyrut Târihi kitabında; "Evzâî'nin (r.aleyh) Şam'da çok îtibârı
    vardı. Hattâ idârecilerden daha fazla hürmet ve îtibâr görüyordu. Onun
    fıkha dâir Sünen ve Mes'eleler adında eserleri vardır. Kendisine yetmiş
    bin mesele sorulup hepsine cevap verdiği söylenir. Hakem bin Hişâm
    zamânına kadar, Endülüs'te, fetvâlar onun ictihâdı üzerine verilmiştir."
    Velîd bin Müslim; "İbâdet konusunda ondan daha çok ictihâd eden birini
    görmedim." demektedir.

    Şam ve Magrib (Fas, Tunus, Cezâyir) halkı, Mâlikî mezhebine mensûb
    olmadan önce Evzâî hazretlerinin mezhebinde idiler. Mezhebi, Endülüs'e
    Emevîler'le girmiştir. Mensupları kalmadığı için mezhebi daha sonra
    unutuldu. Mezhebinin kayboluşu hicrî üçüncü asrın ortalarına rastlar.

    Atâ bin Ebî Kesir, Zührî, Muhammed bin İbrâhîm et-Teymî'den hadîs
    bildirdi. Şû'be, İbn-i Mübârek, Yahyâ bin Hamza, Yahyâ el-Kettan, Ebû Âsım
    ve başkaları da ondan hadîs nakletmişlerdir.

    Zamânının en büyük âlimi ve en fazîletlisi idi. Zühd ve takvâsı pek çok
    idi. Dünyâya düşkün olmayıp haramlardan çok sakınırdı. İbâdet etme
    konusunda çok gayretli idi. Gecelerini, namaz kılmak, Kur'ân-ı kerîm
    okumak ve ağlamakla geçirdiği bildirilir.

    Ümeyye bin Yezîd bin Ebî Osman; "Evzâî, ibâdeti, verâyı, haramlardan
    sakınmayı, hakkı ve doğruyu söyleme özelliklerini kendisinde toplamıştı"
    der. İbn-i Sa'd da onun için, "İlmi geniş, fıkıh bilgisi pek çok, fazla
    hadîs bilen, seçkin ve fazîletli, hadîs ilminde sika, güvenilir bir
    âlimdir." demiştir. Ebû İshâk Fezârî şöyle demiştir: "Eğer bana seçme izni
    verselerdi, bu ümmet için Evzâî'nin mezhebini seçerdim. Çünkü, o her
    yönüyle yetişmiş derin bir âlimdir. O zamanki insanlar bir güçlükle
    karşılaştıkları zaman, ona koşarlardı." Muhammed bin Aclan da; "İnsanlara
    ondan daha çok nasîhat eden birini bilmiyorum". Halîfe Mansûr, Evzâî
    hazretlerine çok hürmet eder, onun nasîhatlarına kulak verirdi. Beşir bin
    Velîd der ki: "Evzâî'yi gördüm, huşû'dan dolayı gözleri görmeyen biri gibi
    idi."

    Velid bin Mezîd, "Annesinin himâyesinde fakir bir yetim olarak büyüdü,
    terbiye gördü. O kadar edebliydi ki, sultanlar bile onda bulunan terbiye
    ile çocuklarını terbiye etmekten âcizdiler. Ondan boş bir söz işitmedim. O
    konuştuğunda, mutlaka dinleyenin ihtiyâcı ve ona gerekli şeyleri söylerdi.
    Kahkaha ile güldüğünü hiç görmedim. O, âhireti anlatmaya başlayınca ondan
    başka orada ağlamayan kalmazdı." demiştir.

    Evzâî bir gün İbrâhim Edhem ile karşılaştı. Omuzunda bir mikdâr odun
    taşıyordu. "Yâ İbrâhim! Bu yaptığın nedir? Dostların senin ihtiyâcını
    temin ederler." deyince; "Böyle söyleme. Zîrâ helâl kazanç uğruna
    zorluklara katlanan kimseye Cennet vâcib olur, diye duyduğum için, kendi
    nafakamı kendim temin etmeye çalışıyorum." dedi.

    İmâm-ı Evzâî'nin hayâtı ve menkıbeleri Mehâsin-ül-Mesâî fî
    Menâkıb-il-Ebû Amr Evzâî adlı kitapta anlatılmıştır.

    Evzâî hazretleri buyurdular ki:

    "Allahü teâlâ bir kavim için kötülük dilerse, onlara mücâdele kapısını
    açar, onları iş yapmaktan alıkoyar". Çoğu zaman kendi kendine; "Seni
    yaratan ne kadar yüce! Yağa benzer bir şey vermiş onunla görürsün. Kemikle
    işitirsin. Bir et parçası ile konuşursun." derdi.

    "Kul, dünyâdaki her ânından kıyâmette hesâb ve sorguya çekilecek. Hem de
    gün gün, saat saat. Bu durumda, Allahü teâlâyı anmadığı bir an karşısına
    çıkınca, pişman olur ve kendini parçalamak ister."

    "Bizim, hayatlarına yetiştiğimiz insanlar şöyleydi: Gece uykusundan en
    erken uyanırlar, sabah namazını vaktinde kılarlar, sonra bir müddet âhiret
    işlerini, âkıbetlerinin (sonlarının) ne olacağını düşünürlerdi. Bundan
    sonra kendilerini fıkıh (dînî bilgileri) öğrenmeye ve Kur'ân-ı kerîm
    okumaya verirlerdi."

    "Bir din kardeşiyle karşılaşmak, maldan ve çoluk çocuktan daha hayırlıdır
    (iyidir)."

    "Halkın bize verdiği her şeyi kabûl etseydik kıymetimiz kalmazdı."

    "Resûlullah'tan sana bir hadîs-i şerîf ulaştığı zaman, ondan başkasını
    söyleme, onu değiştirme. Çünkü, Resûlullah efendimiz Allahü teâlâdan
    aldığını bildirmektedir."

    "Eshâb-ı kirâmda şu beş haslet (özellik) vardı: Cemâate devam,
    Resûlullah'ın sünnetine uymak, câmi yapmak, Kur'ân-ı kerîm okumak ve cihâd
    (İslâmiyeti yaymak) etmek."

    "İbâdet maksadı dışında fıkıh öğrenenlere, şüphelilerle, haramları helâl
    göstermeye uğraşanlara yazıklar olsun."

    Namazda huşûnun nasıl olacağını sordukları zaman, Evzâî hazretleri şöyle
    cevap verdi: "Gözleri aşağı düşürüp, önüne bakmak, yanlarını kabartıp,
    şişirmeyip alçaltmak ve bir de kalb yumuşaklığı, yâni üzüntülü bir
    vaziyette durmak. Gösteriş olunca huşû gider."

    Misâfire ikrâmın ne olduğunu soranlara, Evzâî hazretleri; "Güler yüz ve
    tatlı dildir." diye cevap verdi. Evzâî hazretleri, Ömer bin Abdülazîz'in
    kendisine yazdığı bir mektuptan şöyle bildirir: "Ölümü çok hatırlıyan
    kimse dünyâya rağbet etmez. Ağzından çıkan her sözün hesâba çekileceğini
    bilen az konuşur ve ancak lüzumlu sözleri söyler."

    Yine buyurdu ki: "Süleymân aleyhisselâm oğluna; "Ey oğlum! Allahü teâlâdan
    kork! Çünkü Allahü teâlâdan korkmak, her şeyi yener." "Mümin az konuşur,
    çok iş yapar. Münâfık, çok konuşur, az iş yapar."

    "Sünnete uymakta sabırlı ol. Daha önce yaşamış olan büyüklerin durduğu
    yerde dur. Söylediklerini söyle, sakındıklarından sen de sakın. Onların
    yoluna gir. Îmân sözle, söz amelle, bunların üçü(îmân-söz-amel) ise ancak
    Peygamberimizin bildirdiklerine uygun ise doğrudur. Büyüklerimiz, îmânı
    amelden, ameli de îmândan ayırmazlardı. Îmân bunların hepsini içine alan
    bir isimdir. Amel de îmânı doğrular. Kim diliyle inandığını söyler, fakat,
    kalbiyle inanmaz, ameliyle de inancını ve sözünü doğrulamazsa, onun îmânı
    kabûl edilmez. Âhirette zarara uğrıyanlardan olur."

    ŞÜKREDİCİ OLMAYAYIM MI?

    İmâm-ı Evzâî, Halîfe Câfer'e buyurdu ki: Cebrâil aleyhisselâm bir gün
    Peygamber efendimize gelmişti. Resûlullah efendimiz, Cebrâil'e; "Yâ
    Cebrâil! Bana Cehennem'i anlat." buyurdu. Cebrâil de; "Allahü teâlâ
    Cehennem'e emretti. Bin sene iyice kırmızılaşıncaya kadar yandı. Bundan
    sonra bin sene daha yandı. Sapsarı oldu. Bin sene daha yanıp, simsiyah
    oldu. Onun için Cehennem koyu ve siyahtır. Alevleri ve parçaları parlamaz;
    seni Peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemin ederim ki, Cehennem
    elbiselerinden birisi, dünyâdakilere gösterilmiş olsaydı, hepsi ölürlerdi.
    Eğer, Cehennem'in içecek kovalarından bir tânesi, dünyâ suyuna dökülmüş
    olsaydı, ondan tadan herkes ölürdü. Eğer, Allahü teâlânın bildirdiği
    zincirden bir arşın, dünyâdaki dağlar üzerine konulsaydı, bütün dağlar
    erirdi. Bir kimse Cehennem'e girip, çıksaydı, yeryüzündekiler onun
    kokusundan ölürlerdi." dedi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz ağladılar.
    Resûlullah efendimiz ağlayınca, Cebrâil aleyhisselâm da ağladı ve; "Yâ
    Muhammed! Sen de mi ağlıyorsun, halbuki Allahü teâlâ seni günahdan
    muhâfaza eyledi." deyince, Resûlullah efendimiz; "Allahü teâlâya şükredici
    bir kul olmayayım mı?" buyurdu. Resûlullah efendimiz ile Cebrâil
    aleyhisselâm ağlarlar iken, gökten bir ses; "Ya Muhammed, yâ Cebrâil!
    Şüphesiz Allahü teâla sizi, günâh işlemiyecek şekilde yarattı. Onun için,
    yâ Muhammed! Allahü teâlâ seni bütün peygamberlerden üstün kıldı. Yâ
    Cebrâil! Seni bütün gök meleklerinden üstün kıldı." dedi.

    "Ey müminlerin emîri! En üstün şey takvâdır. Çünkü, kim, Allahü teâlâya
    itâat için şeref isterse, Allahü teâlâ onu yükseltir. Kim de şerefi günâh
    işlemek için isterse, Allahü teâlâ onu alçaltır." Halîfenin yanından
    ayrılırken, halîfe ona hediyeler vermek istedi. Fakat kabûl etmedi ve;
    "Benim ona ihtiyâcım yok. Ben nasîhatı, dünyâlık karşılığında satmadım."
    buyurdu.

    1) Miftâh-us-Seâde; c.1, s.340, c.2, s.17,77,165,218,242

    2) Meşâhir-i Eshâb-ı Güzîn; s.177

    3) El-A'lâm; c.3, s.320

    4) Fihrist; s.227

    5) Vefeyât-ül-A'yân; c.3, s.127

    6) Hilyet-ül-Evliyâ; c.6, s.135

    7) Tehzîb-ül-Esmâ ve'l-Luga; c.1, 298

    8) Şezerât-üz-Zeheb; c.2, s.241

    9) Tezkiret-ül-Huffâz; c.1, s.178

    10) Tehzîb-üt-Tehzîb; c.6, s.238

    11) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye (49. Baskı); s.1075

    12) Mu'cem-ül-Müellifîn; c.5, s.163

    13) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.2, s.175