Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan evliyalardan Bakillani kimdir? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    evliyalardan Bakillani kimdir?

    Reklam




    evliyalardan Bakillani kimdir? yardım edenden şimdiden Allah razı olsun


    Paylaş
    evliyalardan Bakillani kimdir? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    BAKİLLANİ ( ... - 1013m. )

    evliyalar Ansiklopedisi

    Büyük İslâm âlimi ve velî. İsmi Muhammed bin Tayyib bin Muhammed bin
    Câfer'dir. Künyesi Ebû Bekr, lakabı Bâkıllânî el-Eş'arî'dir. Aslen Basralı
    olup, doğum târihi bilinmemektedir. 1013 (H.403) senesinde Bağdât'ta vefât
    etti. Bağdât'ta kâdılık ve Sağra'da kâdılkudâtlık vazîfesi yapması
    sebebiyle Kâdı ünvânıyla da meşhûrdur. Babası veya dedesi bakla
    ticâretiyle meşgûl olduğu için ona önce İbn-i Bâkıllânî sonradan da
    Bâkıllânî lakabı verildi. Bâkıllânî bakla vs. satan mânâsında
    kullanılmıştır.

    Bâkıllânî, ilim tahsîline Basra'da başladı. Zamânında Basra'da
    bulunan meşhûr âlimlerden ders aldı. Bilhassa kelâm ilminde meşhûr âlim
    oldu. Kelâm ilmini îtikâdda iki mezheb imâmından biri olan Ebü'l-Hasan
    Eş'arî hazretlerinin talebelerinden olan İbn-i Mücâhid et-Tâî'den ve
    Ebü'l-Hasan el-Bâhilî'den öğrendi.Ebû Abdullah eş-Şîrâzî'den usûl, İbn-i
    Ebû Zeyd el-Kayravânî'den ve Ebû Bekr el-Ebherî'den fıkıh ilmini öğrendi.
    İbn-i Sem'un'dan da ahlâk ilmini öğrendi. Basra'da tahsilini tamamladıktan
    sonra, genç yaşta önemli bir ilim merkezi olan Bağdât'a gitti. Tahsiline
    orada devâm etti ve zamânın meşhûr âlimlerinden ilim öğrendi. Ebû Bekr bin
    Mâlik el-Katîî, Ebû Muhammed ibni Mâsî, Dârekutnî, Ebû Ahmed Hüseyin bin
    Ali Nişâbûrî'den hadîs-i şerîf dinledi. Bağdât'ta tahsîlini tamamlayıp
    Basra'ya döndü.

    Basra Câmiinde ders vermeye başladı. O sırada bulunduğu bölgede
    oldukça yaygın ve tesirli olan bâtınî ve şiî fırkalarının ileri gelen
    bilginleri ile yaptığı münâzaralarda muhâliflerini ağır yenilgilere
    uğrattı. Ehl-i sünnet îtikâdını anlatıp yaydı.

    Bâkıllânî, Büveyhîler zamânında Şiraz'da Adudüddevle'nin huzûrunda
    açılan münâzaralarda Eshâb-ı kirâm düşmanlarına ve Mu'tezileye karşı Ehl-i
    sünneti savunmak üzere çağırılmıştı. Bu münâzarada muhâliflere karşı o
    kadar tesirli oldu ki, şiî olan Adüdüddevle onu takdîr edip, sevdi ve oğlu
    Simnânüddevle'yi yetiştirmesi için onu vazîfelendirdi.
    Bu arada elçi olarak Bizans'a gitti ve elçilik vazîfesinden sonra
    Bağdât'ta, Ukbera veSağra'da kâdılık ve kâdılkudâtlık vazîfesi yaptı.
    Büveyhî hükümdârı Adûdüddevle'nin ölümünden sonra, Bağdât'ta Mansûr
    Câmiinde ders vermeye başladı. Onun derslerine Irak şehirlerinden,
    Endülüs'ten, Horasan'dan ve İslâm dünyâsının her tarafından pekçok talebe
    geldi. Ondan Ehl-i sünnet îtikâdını öğrenip, ilimde yetiştiler. Ebû Câfer
    es-Simnânî, Ali bin Muhammed el-Harbî, Ebû Abdullah el-Ezdî, Ebû
    Abdurrahmân es-Sülemî, Ebü'l-Kâsım es-Sayrâfî, Ebû Zer el-Hirevî, Ebû
    Hâtim el-Kazvînî yetiştirdiği yüzlerce talebeden bâzılarıdır.

    İlimdeki şöhreti yayılıp, hükümdar ve emîrler tarafından da büyük
    îtibâr görmüştür. Ayrıca Rafizîlere, Mûtezileye, Cehmiyeye, Hâricîlere
    karşı reddiyeler yazarak onların sapık fikirlerini çürütüp, Ehl-i sünnet
    îtikâdının yayılmasına çok hizmet etti. Geceleri çok ibâdet eder ve ilmî
    meseleler yazar, sabahleyin talebelerine yazdıklarını okutup yeniden
    gözden geçirirdi.
    Bâkıllânî, İmâm-ı Eş'arî hazretlerinin talebeleri zincirinden olup, İmâm-ı
    Eş'arî hazretlerinin bildirdiği îtikâd bilgilerini yaymış, genişce izâh
    etmiş ve bu hususta kitaplar yazmıştır. Bu bakımdan, kelâm ilminde önemli
    bir yeri vardır.

    Bu sebeple kendisine hicrî dördüncü asrın müceddidi denilmiştir.
    Ebû Bekr Harezmî şöyle demiştir. "Bağdât'ta kitap yazan her zât,
    Bakıllânî'nin eserlerinden nakiller yapmıştır. Çünkü o herkesin kabûl
    ettiği, pek çok ilimde büyük bir âlim idi. Ali bin Muhammed Harbî de şöyle
    demiştir; "Kâdı Ebû Bekr Bâkıllânî, yazdığı eserlerini kısaltmak istedi.

    Fakat ilminin ve ezberlediği meselelerin çokluğu sebebiyle bunu
    yapması mümkün olmadı. Muhâliflerine karşı bir eser yazmak isteyen her
    âlim, bunu yazarken muhâliflerinin eserini okumuştur. Bâkıllânî ise,
    muhâliflerine reddiye yazarken, onların eserlerini gözden geçirmeğe
    ihtiyaç duymazdı. Çünkü muhâliflerinin fikirlerini gâyet iyi biliyordu."



    Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah Beydâvî şöyle anlatmıştır:
    "Bir rüyâ görmüştüm. Rüyâmda ders verdiğim mescidime girdim. Mihrâbda bir
    zât oturuyor, bir başka zât da ondan ders alıyordu. Ona karşı Kur'ân-ı
    kerîm okuyordu. Öylesine güzel okuyordu ki, bu okuyan ve okutan kimdir
    acabâ dedim. Bana denildi ki; mihrâbda oturan, Resûlullah efendimizdir.
    Huzûrunda okuyan da Bâkıllânî'dir. Resûlullah ona dînimizi öğretiyor..."
    Bâkıllânî vefât edince, cenâze namazını oğlu Hasan kıldırdı. Derb-ül-Mecûs
    denilen yerde defnedildi. Sonra kabri buradan Bâb-ı Harb kabristanına
    nakledildi.

    Ubeydullah bin Ahmed bin Ali Mukrî şöyle anlatmıştır: "Ebû Ali bin
    Şâzân ve Ebû Kâsım Ubeydullah bin Ahmed bin Ahmed bin Osman Sayrafî ile
    birlikte, Ebû Bekr Bâkıllânî'nin kabrini ziyârete gitmiştik. Vefât edeli
    bir ay kadar olmuştu. Kabrine vardığımızda orada bir Kur'ân-ı kerîm
    gördüm. Kur'ân-ı kerîmi elime alıp, yâ Rabbî! Ebû Bekr Bâkıllânî'nin hâli
    bu kabirde nasıldır? Şu Kur'ân-ı kerîmde bana beyân buyur, diye duâ ettim.
    Sonra Kur'ân-ı kerîmi açtım. Hûd sûresi 28. âyet-i kerîmesi çıktı. Bu
    âyet-i kerîmede, Nûh aleyhisselâmın, kavmine şöyle dediği
    bildirilmektedir: Meâlen; "Ey kavmim! Söyleyin bakayım fikriniz nedir?
    Eğer ben Rabbimden verilen açık bir burhan (mûcize) üzerinde isem (Bu
    benim Peygamber olduğumu doğruluyorsa), bir de Allah bana kendi katından
    bir Peygamberlik vermiş de, size, onu görecek göz vermemişse,
    istemediğiniz halde onu size zorla mı kabûl ettireceğiz."

    Bâkıllânî hazretlerinin yazdığı eserlerden bâzıları şunlardır:
    1) İ'câz-ül-Kur'ân: Bu eserinde Kur'ân-ı kerîmin büyük bir mûcize olduğu
    ve îcâzı üzerinde durmuştur. Bu eserinde Peygamber efendimizin Hulefâ-i
    râşidînin beliğ ve ifâde tarzı yüksek olan mektuplarını ve hutbelerini,
    eski şâirlerin ve ediblerin meşhûr şiir ve hutbelerinden seçmeler
    almıştır. Yazma ve basma nüshaları vardır.

    2) Temhîd-ül-Evâil ve Telhîs-üd-Delâil,

    3) Menâkıb-ül-Eimme gibi eserleri vardır.

    İSLÂMIN VAKARI
    Zamânın hükümdarı Adudüddevle onu Bizans'a elçi olarak gönderdi.
    Bizans hükümdârı, kendisine meşhûr bir âlimin elçi olarak geldiğini
    duyunca, onu makâmına çağırdı. Yalnız, kendisine müslüman olmadığı için
    elçinin hürmet etmeyeceğini bildiğinden, bir hîle düşündü. Gelen elçinin
    huzûruna girerken, kendi tebeasının yaptığı gibi yerlere kadar eğilerek
    girmesini istiyordu. Bunun için, ancak eğilerek geçilebilecek üstü kapalı
    bir yer yaptırdı.
    Bâkıllânî'nin bu dehliz gibi yoldan makâmına getirilmesini emretti.
    Bâkıllânî'ye, hükümdâr seni huzûruna çağırıyor diyerek, hazırlanan yerden
    geçirmek istediler. Bâkıllânî bu yeri görünce, öne eğilerek girmedi. Ters
    dönüp, eğildi ve Bizans hükümdârının odasına arka arka yürüyüp girdi.
    Girince doğrulup, yönünü hükümdâra döndü. Bu hareketi gören Bizans
    hükümdârı çok şaşırıp, heybeti ve vakarı karşısında ezildi.
    Bâkıllânî hazretleri bir gün, Bizans hükümdârının sarayında, imparator
    meclisinde papazlarla münâzaraya oturmuştu. Papazlar hazret-i Âişe ile
    ilgili olan ifk hâdisesini konuşmaya başlayınca, Bâkıllânî, hazret-i
    Meryem'i ve hazret-i Âişe'yi kasdederek; "Biri kocasız çocuklu, bir kocalı
    çocuksuz iki mübârek kadının temiz oldukları vahiy ile bildirilmiştir."
    diyerek karşılık verdi ve papazları susturdu.

    1) El-A'lâm; c.6, s.176
    2) Vefeyât-ül-A'yân; c.4, s.269
    3) Târih-i Bağdâd; c.5, s.379
    4) Tebyîn-i Kizb-ül-Müfterî; s.217
    5) Şezerât-üz-Zeheb; c.3, s.169
    6) Mu'cem-ül-Müellifîn; c.10, s.109
    7) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.5, s.7