Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan KÖylÜnÜn Şehİrlİ dostunu kÖye davet etmesİ Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    KÖylÜnÜn Şehİrlİ dostunu kÖye davet etmesİ

    Reklam




    Köylünün birinin bir şehirliyle ahbaplığı vardı. Köylü şehire indiğinde şehirli dostunun evine gider kurulur, ay-larca yer içer, şehirlinin dükkânına gider ihtiyaçlarını temin ederdi.
    Köyüne dönerken şehirli dostu bütün ihtiyaçlarını te-min eder ondan para pul almazdı. Köylü her şehire gelişinde şehirli dostunu köye davet eder:
    "Sevgili dostum, sen hiç gezmeye gitmez, şehirden dı-şarıya çıkmaz mısın. Allah aşkına bütün aileni, çoluk çocu-ğunu, akrabalarını alıp köye gel şimdi bahar, tam da gül mevsimi, köyde her yer güllük gülistanlık, her yer cennet gibi. Eğer şimdi gelmezsen bari yazın meyve, sebze zama-nı gel bana misafir ol aylarca sana ve ailene hizmet ede-rek mutlu olayım." derdi.


    Şehirli onu başından savmak için geleceğini vadettİ. Bugün, yarın derken aradan sekiz yıl geçti. Köylü her yıl:"A efendim ne zaman geleceksin bu yıl da kış geldi çattı." Deyince Şehirli dostu bir bahane bulur:"Bu yıl felan yerden misafir geldi, filan iş çıktı geleme-dim, seneye gelirim." diye başından savmaya çalışırdı.
    Bunu duyan köylü üzülür, yakınır, yalvarırdı:
    "Ey sevgili dost, ailem, çocuklarım seni bekliyor, has-retle yollarını gözlüyor, bizi daha fazla bekletme ne olur."


    Aradan aylar yıllar geldi geçti. Köylü şehire gelip aylar-ca kalma alışkanlığını sürdürdüğü gibi şehirliyi köyüne da-vet etmeyi de sürdürdü.
    Köylünün bu samimi ısrarı üzerine şehirlinin hanımı, çocukları:
    "Senin köylüye bu kadar hakkın, bu kadar emeğin geçti. Adam bizi davet edip duruyor, artık bir de biz gidip onda misafir olalım." demeye başladılar.
    Bunun üzerine şehirli de köye gitmeye karar verdi. Ha-zırlıklar tamamlandı. Şehirli ailesiyle birlikte köye doğru yola çıktı.
    Köyün yolunu bilmediklerinden aylarca oradan oraya dolaştılar, günlerce yollarda perişan oldular.
    Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra şehirli, dostu-nun köyüne varıp kapısına geldi. Bir anda bütün yorgunluklarını, perişanlıklarını unuttular. Nihayet köye gelmiş, menzile ermişlerdi. Köylü dostları şimdi bin bir ikramla on-lara çektiklerini unutturacak ikram ve hizmetlerde bulunacaktı. Fakat hayret köylü dost onlarla hiç mi hiç ilgilen-miyordu.
    Şehirli köylünün kapısına varıp:
    "Sevgili dostum benî davet edip duruyordun. işte gel-dim." dedi. Köylü sanki hayatında ilk defa şehirliyi görüyordu.
    "Sen kimsin, seni tanımıyorum." deyince şehirli:
    "Nasıl olur yıllarca her şehre gelişinde evimde misafir kaldın, aylarca sana hizmet ettim beni nasıl tanımazsın' diyecek olduğunda köylü:
    "Ben Allah aşkıyla öylesine kendimden geçmişim ki hiçbir şeyin farkında olmadığım gibi, senin de kim oldu-ğunu bilmiyorum, seni tanımıyorum." dedi.
    Şehirli perişan bir vaziyette ailesinin yanma döndü günlerce yürümüş, yollarda perişan olmuşlardı. Adım atacak hâlleri yoktu. Uzun zaman köylü dostunun kendilerini tanımasını ve içeri almasını aç susuz beklediler, fakat nafile aradan beş gün geçti gündüzleri sıcaktan kavrulup geceleri soğukta titrediler. Beşinci gece şiddetli bir yağ-mur başladı. Artık bıçak kemiğe dayanmıştı. Şehirli köylünün kapısına vararak yumruklamaya başladı.
    Köylü, uzun bir bekleyişten sonra nihayet bin bir naz-la kapıyı açtı: "Kimsin, ne istiyorsun, ne var?" deyince Şehirli:
    "Bütün yaptıklarım sana helâl olsun istersen beni öl-dür, yalnız bu karanlık ve yağışlı gecede bize sığınacak bir yer ver." dedi.
    Köylü: "Orada bağcının gece eline yayını alarak kurtlan bek-lediği bir kulübe var, eğer yayı eline alıp kutlan beklemeyi göze alırsan, bu hayvanlarımı beklersen, orayı size veri-rim, orada kalın yoksa istediğin yere gidebilirsin." dedi.
    Şehirli seve seve bunu kabul etti. "Aman o kulübeyi göster ne olur, sabaha kadar gözümü kırpmadan bekler, eğer kurt gelirse onu okla vururum, bundan başka da ne istersen yaparım yeter kî bu ka-ranlık gecede bizi bu şiddetli yağmurun altında bırakma." dedi.
    Şehirlinin ailesi o küçücük kulübeye sığındı, bu daracık yerde âdeta üst üsteydiler, gecenin karanlığı, yağan yağmur, onları perişan etmişti.
    Şehirli etine okunu yayını alıp kurt beklemeye başladı. "Eğer kurt gelir de ben görmeden bir zarar verirse köylü saçımı sakalımı yolar." diye düşünüyor, gözlerini dört açı-yor, her tarafı dolaşıyordu. Derken karanlığın arasında bir kıpırdanma fark edince, kurdun geldiğini sanıp oku fırlat-tı. Kurdu vurdu. Kurt tepeden yuvarlanırken yellendi.
    Bunun üzerine köylü yatağından fırlayıp geldi. Bağırıp çağırmaya başladı:
    "Bre ahmak sen ne yaptın benim sıpamı vurdun!.." dedi. Şehirli şaşırdı:
    "Aman efenim ne sıpası, hayvanlara zarar vermesin diye kurdu vurdum." Köylü iyice kızdı:
    "Ben tanımaz mıyım, benim sıpamı vurdun!" Şehirli iyice şaşırmıştı:
    "Bu karanlık ve yağmurlu gecede bunu naşı! anladınız, sıpayı kurttan nasıl ayırt edip tanıdınız." dedi. Köylü:
    "Sıpayı yellenmesinden tanıdım." deyince şehirlinin kanı beynine sıçradı köylünün yakasına yapıştı:
    "Bre ahmak, bre sersem sahtekâr. Hani Allah'ın (celle celaluhu) aşkından kendinden geçmiştin. Hiçbir şeyin farkında değil-din. Gece yansı bu zifiri karanlıkta bir eşek sıpasını yellen-mesinden tanıyorsun da, gündüz ortası kırk yıllık dostunu tanımıyorsun. Masken düştü sahtekârlığın ortaya çıktı. Sı-panın yellenmesi seni rüsva etti, gerçek yüzünü ortaya çı-kardı. İşte, Allah (celle celaluhu) insanı böyle rezil eder." dedi.


    Paylaş
    KÖylÜnÜn Şehİrlİ dostunu kÖye davet etmesİ Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Allah razı olsun paylaşımın için