Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Ahiretin Varlığının İspatı hakkında bilgi Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    MereT

    Reklam

    Ahiretin Varlığının İspatı hakkında bilgi

    Reklam




    Ahiretin Varlığının İspatı hakkında bilgi ne olur yardım edin çok teşekkürler.


    Paylaş
    Ahiretin Varlığının İspatı hakkında bilgi Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Ahiretin Varlığının İspatı hakkında bilgi

    Ali BOZKURT
    26.03.2011
    Kendi hayatımıza, dünyaya ve Kur’an’a baktığımız zaman ahiret hayatının varlığını ispat eden delillerle karşılaşırız. Söz konusu delillerden bir kısmını şu şekilde sıralayabiliriz:
    *İstisnasız olarak bütün insanlarda ebedi yaşama hissi ve arzusu vardır. Herkesin fıtratında var olan bu his ve arzuların karşılıksız olması mümkün değildir. Eğer ebedi hayat olmasaydı, ebedi hayat düşüncesi de olmazdı.
    *İnsan uykusu, bir bakıma ölüme benzer. Uyuyan insan duyu organlarından yararlanamaz, nefes alıp veren bir ceset gibi olur. Böyleyken her gün uyur, yeniden uyanırız. Ölümden sonra dirilmenin küçük bir örneğini on binlerce sefer yaşayan insan, berzahtan sonra dirilmenin imkânsız olduğunu düşünemez.
    *Canlı olan insan, cansız varlıklardan meydana gelip doğar. Daha sonra cansız varlıklardan beslenerek üç buçuk kilodan yetmiş-seksen kiloya kadar çıkar. Cansız olan ekmek ve diğer gıda maddeleri insan vücudunda kan, ilik, beyin gibi canlı parçalara dönüşür. Böylece ölü maddelerden insan gibi mükemmel bir varlık meydana gelir. Bunun böyle olduğunu sayısız kereler görüp duruyoruz. Benzer bir olayın ahirette meydana geleceğini niçin kabul ve tasdik etmeyelim.
    *Her yıl kış geldiğinde tabiat, büyük oranda ölür. Ağaçlar yapraklarını döker; otlar, çiçekler, böcekler yok olur. Mevsim değişip ilkbahar gelince tabiat yeniden canlanır. Otlar yeşerir, böcekler çoğalır, ağaçlar açar. Kıştan başka mevsime şahit olmayan akıl sahibi bir varlık olsa, bahar karşısında şaşırıp duracaktır. Ömürleri boyunca yıllarca bu eşsiz değişikliğe şahit olan insan, ölümden sonra dirilmenin olacağına niçin hiç zorlanmadan ve içten gelerek inanmasın! Bu durumu Kur’an şöyle izah ediyor:
    “Rüzgârları gönderip de bulutu harekete geçiren Allah’tır. Biz onu ölü bir bölgeye göndeririz de ölümünden sonra toprağa onunla hayat veririz. Ölülerin yeniden diriltilmesi de böyle olacaktır.” (35.Fatır–9)
    “Göklerden bir ölçüye göre suyu indiren O’dur. Biz onunla (kupkuru), ölü memlekete hayat veririz. İşte siz de böylece (mezarlarınızdan) çıkarılacaksınız.” (43.Zuhruf–11)
    “Rüzgârları rahmetinin önünde müjde olarak gönderen O’dur. Sonunda onlar (o rüzgârlar), ağır bulutları yüklenince onu ölü bir memlekete sevk ederiz. Orada suyu indirir ve onunla türlü türlü meyveler çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkaracağız. Her halde bundan ibret alırsınız.””(7.A’raf–57)
    *İnsanın meydana getiriliş aşamaları da öldükten sonra dirilmeye örnek teşkil edecek niteliktedir. Bu konu, Kur’an’da şöyle anlatılıyor:
    “Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra güçlü çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi vefat eder, yine içinizden kimi de ömrünün en verimsiz çağına kadar götürülür; ta ki bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hale gelsin. Sen yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir halde görürsün; fakat biz, üzerine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bitkiler verir.” (22.Hacc–5)
    *Bizim açımızdan çok zor ve imkânsız olan şeylerin Allah tarafından yapılması da, ölümden sonra diriltmeyi gerçekleştireceğine delildir. Kur’an ayetleri bu durumu şöyle anlatıyor:
    “Yeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran O’dur. İşte siz ateşi ondan yakıyorsunuz. Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kadir değil midir? Evet! Elbette kadirdir. O, her şeyi hakkıyla bilen yaratıcıdır.” (36.Yasin–80,81)
    Kur’an’ı Kerim ölümden sonra dirilmeye inanmamız için çeşit çeşit örnekler getirir. Dünyadaki hayatımızdan örnekler vererek bunun zor olmadığını anlatır. Aklımıza hitap eden açıklamalarda bulunur:
    “İnsan görmez mi ki, biz onu meniden yarattık. Bir de bakıyorsun ki, apaçık düşman kesilmiş. Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve: “Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?” diyor. De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir.” (36.Yasin–77,78,79)
    Ayetlerin akıllara hitap eden açıklamalarından anlaşıldığı gibi, bir şeyi ikinci kere yaratmak ilk sefer yaratmaktan zor değildir. Esasen zorluk yaratılmış olanlar içindir, Allah için hiçbir konuda zorluk düşünülemez.
    Gene Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
    “Sizi biz yarattık. Tasdik etmeniz gerekmez mi? Söyleyin öyleyse, (rahimlere) döktüğünüz meni nedir? Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz? Aranızda ölümü takdir eden biziz. Ve biz, önüne geçilebileceklerden değiliz. Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir âlemde tekrar var edelim diye (ölümü takdir ettik). Ant olsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi? Şimdi bana ektiğinizi haber verin. Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz? Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da şaşar kalırdınız.” (56.Vakıa–57–65)
    *İnsanda cüz’i irade bulunması, iyilikleri ve kötülükleri isteğine göre tercih edip yapması da ahiret hayatının varlığına işaret eden delillerdendir. Tercihlerinde serbest olan kişinin sorumsuz olması düşünülemez. Mademki insan hür iradesiyle bir takım fiilleri iktisap ediyor, o halde hesaba da çekilecektir. Yaptıklarının hesabını tam olarak bu dünyada vermediğine göre, diriltilip hesaba çekilmesi gerektiği kendiliğinden anlaşılmaktadır. Kur’an’da bu konu şöyle anlatılıyor:
    “O ki; hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.” (67.Mülk–2)
    Bu dünya bir imtihan yeri, ahiret ise imtihan yerinin sonucuna göre yaşanılacak olan ebedi yurttur.
    Bu dünyada geçen ömür son nefesine kadar imtihanla geçtiğine göre, imtihanın değerlendirilmesi için elbette ölümden sonra yeniden dirilme meydana gelecektir. Bunun böyle olması gerektiği düz bir mantıkla bile anlaşılmaktadır.




  3. 3
    Âhiretin Varlığının İspatı
    Âhiret hayatının mahiyeti ve âhiretteki durumlar, duyular ötesi ve gayba ait konular olduğu için, gözlem ve deneye dayanan pozitif bilimlerle ve akılla açıklanamaz. Bu konuda tek bilgi kaynağı vahiydir. Kur'an'da ve sahih ha­dislerde ne haber verilmişse onunla yetinilir. Bunun ötesinde aklî bir yoruma gidilemez. Çünkü âhiretteki durumlar dünyadakine benzemez. Aralarında isim benzerliğinden başka bir benzerlik yoktur. Meselâ "İsrâfil sûra üfürecek, in­sanların amelleri tartılacak, herkesin defteri ortaya çıkacak" denildiği zaman, hatıra dünyada bilinen bir alet, bir terazi, kâğıttan yapılmış bir defter gelme­melidir. Bunların gerçek şeklini ve iç yüzünü ancak Allah bilir. Onların varlı­ğına inanılmalı, mahiyetleri konusunda ise yorum yapılmamalıdır.
    İslâm dini ve kutsal kitabı, âhiret inancına büyük önem vermiştir. Bu sebeple Kur'an'da, hem Mekkî hem de Medenî sûrelerde, 100’den fazla te­rim veya deyim kullanılarak, âhiret inancı pekiştirilmiştir. Kur'an'da âhiret gününden bahsetmeyen hemen hiçbir sûre yoktur. Kur'an, âhiret fikrini, insanın düşünce ve kalbine bazan apaçık delillerle, bazan da örnekler vermek suretiyle yerleştirmeyi amaçlamıştır. Âhiret hayatından söz eden çok sayıdaki mânası apaçık âyetler ile sahih hadisler âhiretin varlığını ispat eden, bu konuda şüpheye asla yer vermeyen naklî delillerdir.
    Sağlıklı düşünebilen insan; aklı, kendisinde bulunan adalet, sorumluluk, ebedîlik ve sonsuzluk duygusu ile, insanın başı boş ve amaçsız yaratılmadığı fikrinden hareketle, âhiret hayatının varlığını tabii bir şekilde kabul eder. Çe­şitli Kur'an âyetleri bu hususlara açıklık getirmektedir:
    1. İnsandaki adalet duygusu, âhirete inanmayı zorunlu kılar. Biz, yüce Allah'ın mutlak ve sonsuz adaletine, inanırız. Bilindiği gibi bu dünyada herkes işlediği suçun cezasını tam anlamıyla çekmemekte, birtakım haksızlıklar mey­dana gelmektedir. Âhirette ise durum böyle olmayacak, hiçbir şey gizli kalma­yacak, hak yerini bulacak, Allah mutlak adaleti ile kötüleri cezalandıracak, iyileri de mükâfatlandıracaktır. Şu âyet iyilerle kötüleri bir tutmanın ilâhî ada­lete uymayacağını ortaya koymaktadır: "Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini, inanıp iyi ameller işleyen kimseler ile bir mi tuta­cağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar? Allah gökleri ve yeri yerli yerin­ce yaratmıştır. Böylece herkes kazancına göre karşılık görür. Onlara haksızlık edilmez" (el-Câsiye 45/21-22). İyi ile kötünün, zalim ile mazlumun hesapları­nın görüleceği o gün Kur'an'da "din günü, ceza ve mükâfat günü" diye nite­lendirilmiş, bu terimin geçtiği Fâtiha sûresi beş vakit namazın her rek‘atında okunarak, âhiret inancı ve adalet duygusu sürekli canlı tutulmuştur.
    2. İnsandaki sorumluluk duygusu da âhirette inanmayı zorunlu kılar. Yüce Allah insanı, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, hayır ile şerri ayırt eden ve seçen bir varlık olarak yaratmış, bu seçiminden dolayı da sorumlu tut­muştur. İnsanın belli davranışlarından sorumlu olması bu sorumluluğunun karşılığını göreceği bir hayatı ve yurdu gerekli kılmaktadır. Bir âyette şöyle buyurulur: "Göğü, yeri ve ikisi arasındaki şeyleri biz boş yere yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Vay o inkâr edenlerin ateşteki haline! Yoksa biz, iman edip de iyi işler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Veya (Allah'tan) korkanları yoldan çıkanlar gibi mi sayacağız" (Sâd 38/27-28).
    1. İnsandaki sonsuzluk ve ebedîlik duygusu, âhirete inanmayı gerekli kı­lar. İnsanlık tarihi ile ilgili olarak, değişik alanlarda yapılan incelemeler, in­sanda bir ebedîlik ve sonsuzluk duygusunun varlığını göstermiştir. Vatanından ayrı kalmış fakat yurduna dönmek isteyen bir garip yolcu olduğu duygusu, insanda onu ebedî hayat inancına hazır tutan, yaratılıştan bir özelliktir. Bu­nunla birlikte, dünya hayatına aşırı tutkunlukları yüzünden, âhiret inancına karşı çıkan ve bütün varlık gayelerini geçici dünya yaşantısına hapseden in­sanlar da olagelmiştir. Kur'an "Hayat ancak bu dünyada yaşadığımızdır, ölürüz ve yaşarız. Bizi tüketip bitiren ancak ve ancak zamandır" diyenlerin, gerçek bir bilgiye dayanmadıklarını ifade ederek, inkârcıları ve âhireti yalanlayanları mahkûm etmiş (el-Mü'minûn 23/33-37), bu konudaki ölümsüz gerçeği şöyle hatırlatmıştır: "De ki: Allah sizi diriltir, sonra öldürür. Sonra sizi şüphe götür­meyen kıyamet gününde bir araya toplar. Fakat insanların çoğu bilmezler. Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Kıyametin kopacağı gün var ya, işte o gün bâtıla sapanlar hüsrana uğrayacaklardır" (el-Câsiye 45/26-27).
    İnsanın başı boş ve amaçsız yaratılmayışı da âhirete inanmayı gerekti­rir. Kur'an'da da ifade edildiği gibi insan boş yere ve amaçsız yaratılmamıştır. O, yaratılış gayesini gerçekleştirmek, yeryüzünde halife olmak, ancak kulluk etmek için yaratılmıştır. Öyleyse o bu görevleri yerine getirmekle yükümlüdür. Getirirse âhirette karşılığını da görecektir. Bir âyette şöyle buyurulur: "Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeye­ceğinizi mi sandınız? Mutlak hâkim ve hak olan Allah çok yücedir. O'ndan başka Tanrı yoktur. O, yüce Arş'ın sahibidir" (el-Mü'minûn 23/115-116).



  4. 4
    Kayıtsız Üye
    Cenâb-ı Hakk’ın Kadîr (her şeye gücü yeten) ve Muhyi (hayat veren) gibi pek çok isimlerinin dünyadaki icraatlerini Kur’ân’ın gösterdiği tarzda üst mertebelerde göremeyenler, öldükten sonra dirilmeyi taklidi olarak kabul eder ve aklî delillerle ispat edilecek bir mesele değildir derler. Çünkü kıyamet ve haşir, İsm-i Azam’ın ve bütün ilahi isimlerin en yüksek mertebedeki tecellileriyle olacak çok büyük bir hadisedir. Kimin fikri bu dereceye çıkamazsa takliden kabul etmek zorunda kalır. Eğer o kişinin fikri, Kur’an’dan aldığı dersle o yüksek mertebeleri kavrayacak bir seviyeye ulaşsa; kıyametten sonra varlıkların dirilip yeni bir âlemin kurulmasını, geceden sonra gündüzün ve kıştan sonra baharın geleceği kadar kolay görür ve anlar. (Bkz. Sözler, 10. Söz Haşir Risalesi)



ahiret hayatının ispatı,  ahiretin varlığının ispatı,  ahiret varlığının ispatı,  Ahiret inancı ahiretin varlığını ispatı,  ahiret inancıahiretin,  ahiret hayatının akılla ispat edilebilir mi,  ahiretin varlığının ispatı Kurana göre nedir