Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Müslüman kadın Tebliğ metodu nasıl olmalıdır? Nelere dikkat etmek gerekir? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    Müslüman kadın Tebliğ metodu nasıl olmalıdır? Nelere dikkat etmek gerekir?

    Reklam




    Müslüman kadın Tebliğ metodu nasıl olmalıdır? Nelere dikkat etmek gerekir?


    Paylaş
    Müslüman kadın Tebliğ metodu nasıl olmalıdır? Nelere dikkat etmek gerekir? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Tebliğ metodu nasıl olmalıdır? Nelere dikkat etmek gerekir?

    Soru

    Kilisiye bir papazla islam hakkında konuşmak için karar verdik, yani onu inşallah müslüman yapmaya gitmek istiyoruz. Yalnız gitmeden size soruyum dedim bu yaptığımız caiz mi? Kiliseye gidelim mi papaza islami anlatmak için yoksa gitmeyelim mi?

    Cevap

    Değerli Kardeşimiz;
    Müslümanların bir vazifeside tebliğdir. Her müslüman bilgisi nisbetinde hak din olan islamı anlatmalıdır. Anlatacağı kişi bir papaz da olabilir, bir devlet başkanı veya bir işçi de olabilir. Bu konuda bir sınırlama yoktur.


    Tebliğ vazifemizi yaparken karşıdaki insanın bilgi seviyesini değerlendirip hazırlıklı ve bir şekilde gitmek gerekir. Eksik yönlerimizi tamalayacak kişileri de yanımıza alarak gitmemiz daha isabetli olur. Çünkü insan her konuda bilgi sahibi olmayabilir.


    Şunu da unutmamalıyız ki bizim vazifemiz sadece tebliğdir. Bir insanı hidayete getirecek olan Allahtır. Biz kendi vazifemizi yapacağız. Karşıdaki kişi imana gelse de gelmese de biz vazifemizi yapmış sayılırız.


    --->: Müslüman kadın Tebliğ metodu nasıl olmalıdır? Nelere dikkat etmek gerekir?




    MÜSLÜMAN ERKEK VE KADININ TEBLİĞDE ÖZELLİKLERİ
    Hidayet Allah (c.c)'ın elindedir. O dilemez ve irade etmezse, hiç kimsenin hidayete vesile olması mümkün değildir. Kur’ân-ı Kerim

    "Sen istediğini hidayete erdiremezsin. Fakat Allah istediğine hidayet verir" (Kasas, 28/56) der.

    Öyle ise, asıl mesele "Sultanlar Sultanı" ile irtibat içinde olmaktır. Çünkü gizli açık bütün hazinelerin anahtarı O'nun nezdindedir. Hidayet de en büyük bir hazinedir. Elbette bu hazinenin anahtarı da O'nun elindedir. Öyleyse mürşit ve mübelliğin, bütün samimiyetiyle insanlara birşeyler anlatırken, bir yandan da sırtını her şeyin anahtarı ve dizgini elinde olan Dest-i Kudret'e dayaması elzemdir.

    İman, ifade ve amel bütünlüğü, Kur’ân'ın çizdiği ölçüler içinde bir mü'min için en ideal şekildir. Ondaki bu dengenin korunması da, müessiriyetin önemli bir sebebidir. "Mücahit, amel etmese de olur. Masiyetten kaçınmasa da doğruyu, güzeli anlatıyor ya, bu ona yeter.." gibi düşünceler, şeytanın mırıltılarıdır ve Muhammedî ruhla hiçbir alâkası yoktur.

    Allah Resulü (s.a.s) de, söylediğinin birkaç mislini yaşayan devasa bir ruhtu. Kullukta O'nun üstüne yoktu. O'na peygamberlik ve nübüvvet verilmişti. Bu paye, hiçbir paye ile kıyas dahi edilemeyecek kıymeti haizdir. Ancak O, yücelere pervaz ederken, kulluğu ile kanatlanıp yükselmişti. Yani O'nun kulluğu, âdeta nübüvvetinin önüne geçmiş ve O'na mukaddime olmuştu.

    Allah (c.c)'a yakın olmayı, irşâd ile en güzel bir şekilde birleştiren Peygamber Efendimiz (s.a.s)'dir. O, irşâd vazifesinde ne kadar kusursuz ise, Allah'a kurbiyetinde de o derece derin ve kusursuz idi. Çok defa namaza durduğunda onu öyle eda ederdi ki, arkasındakiler neredeyse namazın hiç bitmeyeceğini sanırlardı. Duâ ve niyazı öyleydi. Duâya kalkan elleri, bir daha inmeyecek gibi kalkardı.

    Bir defasında İbn-i Mes'ud (r.a), O'nun kıldığı nafile namazlarından birine denk gelmişti. Allah Resûlü (s.a.s)'nün kıldığı namazın bereketinden istifade edebilmek için hemen o da namaza durmuştu. Hâdisenin bundan sonrasını bizzat kendisinden dinleyelim: "Namaza durdum. Bütünü iki rek'at namazdı. Fakat Allah Resûlü okudukça okuyordu. Bakara sûresini bitirdi. Ben artık rükuya varır dedim. Fakat O, Âl-i İmran'ı okumaya başladı. Onu bitirdi, yine rükuya varacak zannettim, bu sefer de Nisâ sûresini okumaya durdu. Onu da bitirdi. Artık rükuya varır diye düşünüyordum ki, Mâide sûresine başladı. Ve onu da bitirdi. İlk rek'atta bu dört sureyi birden okudu. Hatta bir ara aklıma kötü bir şey geldi..." Yanındakiler İbn-i Mesud'a sordular: "Aklına ne geldi?" O, "Bir ara namazdan çıkmayı düşündüm, çünkü dayanılacak gibi değildi" dedi.

    Görüldüğü gibi insanlara kulluktan bahseden Allah Resûlü (s.a.s), evvela bu kulluğu herkesten ileri bir seviyede kendisi yaşıyor.. evet O, bu mevzuda öyle ileri idi ki, İbn-i Mes'ud (r.a) gibi en ileri safta bulunan bir sahabi dahi, O'nun kıldığı iki rek'at namaza dayanamıyordu.

    Yine O (s.a.s), son anlarını yaşadığı zaman diliminde, ufûle yüz tutmuş bir güneş gibi başını Hz. Âişe (r.anha)'nin dizlerine koymuş ve gözlerini Mele-i Âla'ya dikmişti. Çok yorgun ve ukba televvünlüydü. Ara sıra bayılıp kendinden geçiyor.. başından bir kova su döküyorlar, yeniden kendine geliyor ve gözlerini açıyordu. Gözlerini açar açmaz da ilk sorduğu şey: "Cemaat namazı kıldı mı?" oluyordu. Evet O, namaz diye diye yaşamış ve namaz diye diye vefat etmişti. Cemaat de namaz diyordu. Namaz düşünüyordu ve namaz duygusuyla dopdolu yaşıyordu.

    İşte her yönüyle kudve bir insan, her yönüyle mükemmel bir imam, muhteşem bir reis, âdil ve sabırlı bir devlet başkanı!..

    Allah Resûlü (s.a.s)'nün mütevâzı yaşantısı ve her mevzuda ashabıyla beraber olması, irşâd adına gözden ırak tutulmaması gereken önemli hususlardandır. Mescit mi yapılacak, O herkesle beraber kerpiç taşır; hendek mi kazılacak, elinde manivela taş kırar ve arkadaşlarına yardımcı olurdu. Evet O, “insanlardan bir insan olun”, buyurur ve bunu da fiilen yaşardı.

    İnsanları dünyaya karşı zahit olmaya davet etmişse, bu mevzuda kendisi herkesten ileri olmaya çalışırdı. Bazen O'nun evinde, aylar geçerdi de, çorba pişirmek için bir ocak yanmaz ve üzerinde uzanıp istirahat edeceği bir yatak bulunmazdı.

    O, harama karşı da herkesten daha titizdi. Hz. Hasan (r.a) ağzına sadaka hurmalarından birini alınca çok heyecanlanmış ve hemen koşarak onun ağzından hurmayı çıkarıvermişti. Halbuki Hz. Hasan (r.a), o gün beş-altı yaşlarında bir çocuktu. Ama sadaka, hem Allah Resulü (s.a.s)'ne, hem de O'nun soyundan gelenlere haramdı.

    Yine bir gece sabaha kadar uyuyamamış ve inleyip durmuştu. Hz. Âişe (r.anha) sabah olunca: "Ya Resûlallah! Bu gece rahatsız mıydınız, hiç uyumadınız?" dedi. O'nun bu sualine Allah Resûlü (s.a.s): "Odada bir hurma buldum, ağzıma attım. Sonra da onun bir sadaka hurması olabileceği ihtimali aklıma geldi. Izdırabımın sebebi buydu." demişti. Oysa o hurma büyük ihtimalle şahsî hurmalarıydı. Zira sadaka hurmalarını o ayrı bir yere koyuyordu. Evet O'nun bu hassasiyeti, kâmil bir mü'min ve kâmil bir irşâd adamında olması gereken vasıflar açısından çok çarpıcı bir misaldir.




    alıntı



  3. 3
    RABBİM bizleri efendimize ümmet eylemiş hamdolsun ona layıkta olmaya çalışırız inşALLAH sağolasınız bacım



kadına tebliğ