Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan İslam Dininde Cennet ve Cehennem Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    İslam Dininde Cennet ve Cehennem

    Reklam




    İslam Dininde Cennet ve Cehennem


    Paylaş
    İslam Dininde Cennet ve Cehennem Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Cehennem



    Derin kuyu, ahirette kâfir ve günahkâr kimselerin azap Cekecekleri ceza yeri. Kur'an-ı Kerîm'de inanan ve güzel amel işleyen kimselere Cennet vadedildiği gibi (1); kâfir ve günahkâr kimselere de Cehennem vâdedilmiştir.

    Kâfir, münâfık ve müşrikler Cehennem'de ebedî kalırlar, orada ölmezler ve azabları hafifletilmez.

    Tövbe etmeden günahkâr olarak ölen ve Allah'ın kendilerini affetmediği mü'minler ise Cehennem'de ebedî kalmazlar. Kendilerine günahları kadar azap edilir. Sonra oradan kurtulup Cennet'e girerler ve orada ebedî kalırlar.

    Allah Cehennem'i diğer yaratıklardan önce yaratmıştır ve şu anda mevcuttur, yok olmayacaktır. Nitekim şu ayet bu durumu gayet açık ifade eder:

    "Artık o ateşten sakının ki, onun tutuşturucu odun insanlarla taşlardır. O kâfirler için hazırlanmıştır. " (2)


    "Kâfirler için hazırlanan ateşten korkun. "(3)

    İnsanın eğitimi ve iyi davranışlara yönlendirilmesi açısından Cennet ve Cehennem inancının dünya hayatına etkileri açıktır. Kişi, gizli ve açık yaptığı her şeyin karşılığını, bulacağını ve Cehennem'deki cezânın dehşetini hatırladığında, elbette hareketlerine çeki düzen verme ihtiyacını duyacaktır.

    1)Kehf, 1072) Bakara,24
    3)Âli İmrân,131

    Kaynak :Cehennem, M. Sait ŞİMŞEK, Şamil İslam Ansiklopedisi




    Cennettekilerin Allah'ın Yüce Zatı'nın Tecellisini Görebilmeleri


    Şimdiye kadar değindiğimiz tüm bu nimetlerin yanı sıra, Allah'a olan yakınlıkları, cennet ehlinin sahip oldukları en büyük ve en önemli nimet olacaktır. Peygamber Efendimiz (sav)'in pek çok hadisinde, cennetteki müminlerin Allah'tan bir lütuf olarak O'nun Zatı'nın bir tecellisini görebileceklerinden bahsedilir:
    Cennet ehli cennete girdiği zaman, Allah Tebareke ve Teala şöyle buyuracak: "Size ilave olarak yapmamı istediğiniz başka bir şey var mıdır?"
    "Sen bizim yüzlerimizi bembeyaz yapmadın mı? Cehennemden kurtarıp bizi cennete sokmadın mı; (Bundan daha iyi ve fazla ne olabilir ki?)" diyecekler.
    Bunun üzerine perde kaldırılacak, kendilerine Rableri Tealayı görmekten daha sevimli bir şey verilmediğini anlayacaklar. [Büyük Hadis Külliyatı-5, s. 415/10130]
    "Ey Allah'ın Resulü! Rabbimiz'i görecek miyiz?"
    "Bulutsuz berrak bir mehtap gecesinde Ay'ı görmek için itişip kakışır mısınız?"
    "Hayır."
    "Bulutsuz bir günde Güneş'i görmek için birbirinizi itip kakarak birbirinize zahmet verir misiniz?"
    "Hayır."
    "İşte Rabbinizi de öyle zahmetsiz ve sıkıntısız, apaçık göreceksiniz."… [(Buhari, Müslim, Tirmizi), Büyük Hadis Külliyatı-5, s. 416/10133]
    Bir rivayete göre ise Peygamberimiz (sav)'in bu konu ile ilgili sözleri şöyledir:
    Cennet ehli cennete girdiklerinde amellerinin derecelerine göre oraya yerleşecekler. Sonra onlara dünya günlerinden Cuma günü kadar bir süre Rablerini ziyaret etmelerine izin verilecek. Onlara Allah'ın Arş'ı gösterilecek. Onlara cennet bahçelerinden bir bahçede gözükecektir. Onlara, nur minberleri, inci minberleri, yakut minberleri, zeberced (zümrüt cinsinden parlak, yeşil, kıymetli bir taş) minberleri, altın minberleri ve gümüş minberleri kurulacak. En aşağı dereceli kişileri bile -ki içlerinde aşağı dereceli kimse yoktur- misk yığını üzerinde oturacak. Kürsi sahiplerinin onlardan daha üstün meclisleri bulunduğunu görmezler... O mecliste Allah'ın yanında bulunup, O'na muhatap olmayacak hiç kimse olmayacaktır… [(Tirmizi), Büyük Hadis Külliyatı-5, s. 409-410/10100]
    … Adn Cenneti'nde, cennetliklerle Rablerini görmeleri arasında Allah'ın vechindeki (yüzündeki) rıdâu'l-kibriyadan (büyüklük perdesinden) başka bir şey yoktur. [(Buhari, Müslim, Tirmizi), Cennet 3, 2530]






    ... Adn Cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
    (Tevbe Suresi, 72)

    Cennet ehlinin Allah'ın huzurunda olmaktan ötürü duydukları mutluluk ise bir hadiste şu sözlerle vurgulanmıştır:
    Cennet ehli Allah'ın huzuruna iki defa girer... Onlardan her biri o mecliste, amellerine göre, inci, yakut, zümrüt, altın ve gümüşten minberler üzerinde otururlar. Gözleri hiçbir zaman bu kadar aydın olmamıştır... Bunun tekrarına kavuşmak ümidi ile ertesi günü bekler halde yerlerine dönerler. [Ramuz el-Ehadis-1, s. 120/3]
    Allah'ın Hoşnutluğunu Kazanmış Olmaları:
    Allah cennette kendisinden razı olduğu kulları için sınırsız nimet sunmaktadır. Ancak iman eden müminler için herşeyin üzerinde olan, Allah'ın hoşnutluğunu kazanabilmiş olmalarıdır. Müminler dünyada mallarını, canlarını, sahip oldukları tüm imkanları Allah'a yakınlaşabilmek ve O'nun rızasını kazanabilmek için ortaya koymuş, tüm hayatlarını O'na adamışlardır. Cennette ise hayatlarının bu amacına ulaşmanın tarifsiz mutluluğunu yaşarlar. Bir ayette Allah'ın hoşnutluğunu kazanmanın ne kadar büyük bir nimet olduğundan şöyle bahsedilir:
    Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn Cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. (Tevbe Suresi, 72)
    Kuran'da müminlerin cennette her yönden hoşnut olacakları ise şu ayetlerle bildirilir:
    Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis, Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön. Artık kullarımın arasına gir. Cennetime gir. (Fecr Suresi, 27-30)
    Rableri Katında onların ödülleri, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn Cennetleridir. Allah, onlardan razı olmuştur, kendileri de O'ndan razı (hoşnut, memnun) kalmışlardır. İşte bu, Rabbinden 'içi titreyerek korku duyan kimse' içindir. (Beyyine Suresi, 8)
    Bir hadiste cennet ehlinin Allah'tan razı olduklarından şöyle bahsedilir:
    "Ey Rabbimiz, buyur! Emrine âmâdeyiz! Hayır Senin elindedir!" derler. Rab Teâla:
    "Razı oldunuz mu?" diye sorar. Onlar:
    "Ey Rabbimiz! Razı olmamak ne haddimize! Sen bize mahlûkatından bir başkasına vermediğin nimetler verdin!" derler. [(Buhari, Müslim, Tirmizi), Kütüb-i Sitte-14, s. 456-457/13]

    Son Düzenleyen My Love For You; 01-09-2007 @ 14:11. Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi
    Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
    Eski 10-11-2007 #3 (mesaj-linki)
    H€L€N

    Cennet Nimetleri
    Ebu Hureyre (R.A) diyor ki; "Bir gün Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'e; "Ya Resulullah! Cennet neden yaratıldı." diye sorduk. Bize; "Sudan yaratıldı." cevabını verdi. Arkasından; "Bize onun yapısı hakkında bilgi ver." dedik. Bize şöyle cevap verdi; "Onun bir tuğlası altından, bir tuğlası gümüştendir. Harcı keskin kokulu misktir, toprağı zağferan ve çakılı inci ve mercandır. Oraya giren mutlu olur, asla ümitsizliğe düşmez. Ebedi olarak kalır, hiç ölmez. Ne elbiseleri yıpranır ve ne de gençliği gider." (Tirmizi, Taberani, Ahmed b. Hanbel, Bezzar)
    Ebu Hureyre (R.A) Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir; "Cennette öyle bir ağaç vardır ki, atlı bir kimse gölgesinde yüzyıl yol alsa da yine bu gölgeyi aşamaz." Eğer isterseniz -uzun gölge- mealinde ki (Vakıa Suresi: 30) ayeti okuyunuz. (Buhari, Tirmizi)
    Ebu Hureyre (R.A) Resulullah (S.A.V) 'dan şöyle rivayet etmiştir: "Cennet ehli cennete girerken tüysüz, genç, beyaz tenli, saçları dalgalı ve kara gözlü olacaklar. Yaşları otuzüç, boyları da Adem (Aleyhisselam) gibi altmış arşın ve vücudlarının genişliği yedi arşın olacaktır." (Tirmizi)
    Meymune (R.A) Resulullah (S.A.V) 'den şöyle işittim dedi; "Cennette kişi kuş yemek isteyince, Horasan devesi gibi bir kuş ateş ve duman değmeden, pişmiş olarak sofrasına gelir. Ondan doyuncaya kadar yedikten sonra, tekrar uçar gider.” (Bezzar)
    İbn Abbas (R.A)'den şöyle rivayet olunmuştur; "Eğer bir huri, gök ile yer arasında bir avucunu çıkarıp gösterse, onun güzelliği karşısında bütün insanlar şaşkına döner, güzelliğine vurulurlar. Şayet eşarbını çıkarsa gösterse, onun güzelliğinin yanında, güneşin altında mum ışığı nasıl sönük ise, güneşin ışığı öyle zayıf kalır. Şayet yüzünü gösterecek olsa, güzelliği yer ile gök arasını aydınlatır." (Buhari)
    Suheyb diyor ki; Peygamber Efendimiz (S.A.V) “İyi iş güzel amel edenlere; daha güzel iyilik, bir de ziyade vardır." (Yunus; 26) ayetini okuduktan sonra şöyle buyurdu;
    "Cennettekiler cennete, cehennemlikler de cehenneme girip, herkesi aldıktan sonra bir münadi cennetliklere hitaben; -Ey cennet halkı, Allah-u Teâlâ'nın size vaadi var, onu yerine getirmek ister. Cennetlikler; "O vaad nedir? Sevabımızı ağır getirmedi mi? Yüzümüzü nurlandırmadı mı? Bizi cehennemden kurtarıp cennete koymadı mı? Bütün bu nimetten vermedi mi? Daha ne kaldı?" derler. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ perdeyi kaldırır ve cennet ehli, onun cemaline nazar ederler. O’nun mah cemaline bakmaktan daha zevkli bir şey onlara ve-rilmemiştir. (Müslim) İnsanlar gidecekleri yere göre iki kısma ayrılacaklardır. Bir kısmı cehenneme giderken bir kısmı da cennete gidecektir.
    Ey nefsim!
    Akıllı olan bir kimse gibi bu okuduğun cennet ve cehennemin vasıflarını göz önüne getir ve onları iyice düşün. Dünya ile sarhoş olan bir kişinin yapacağı şekilde, bu anlatılanları sanki duymamış, okumamış gibi olma. İnsanın kendisini vasıflarını saydığımız bu cehenneme müstehak edip de, daha sonra kendisini akıllı sayması nasıl olur?
    Cennetin o vasıflarını duyupta kendisini ona müstehak etmeyen insan kendisini nasıl akıllı sayabilir.
    Ey nefsim!
    Eğer dünya muhabbetiyle, keyf-ü sefasıyla sarhoş değilsen ve aklın yerindeyse; gidilecek bu iki yerden kendine faydalı ve selametli olanını seç. Eğer aman, ben cehennemin bu şiddetli azaplarına dayanamam, ben cennet nimetlerine müstehak olmayı istiyorum, diyorsan;
    Öyleyse
    Ey Nefsim! Allah-u Zülcelal'e karşı tevbe et ve anlattığımız programa uy.


    Cennette Allah (C.C)' ın Cemali Görülecek midir?
    Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: “Cennetlikler cennete ve cehennemliklerde cehenneme girince cennetliklere şöyle seslenilir: “Ey cennetlikler, Allah-u Teala size bir şey vaad etmişti. Şimdi onu gerçekleştirmek istiyor.” Cennetlikler bu çağrıya şöyle karşılık verirler: “O vaad bedir ki? Allah-u Teala bizim amellerimizin sevap kefesini baskın kılarak, yüzlerimizi ağartmadı mı? Bizi cennete koyup cehennemden uzaklaştırmadı mı?” Bunun üzerine perde kalkıverirde cennetlikler O’nu görüverirler. Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, cennetliklere verilen hiçbir şey O’nun cemalini görmek kadar güzel olmayacaktır.” (Müslim)

    Diğer bir rivayete göre ise, Allah-u Teala cennette meleklerine: “Dostlarıma yemek verin” buyurur. Bunun üzerine ortaya türlü türlü yiyecekler getirilir. Cennetlikler bu yiyeceklerin her lokmasında farklı bir lezzet bulurlar. Yemekler bitince Allah-u Teala: “Kullarıma içecek sunun” buyurur. Bunun üzerine ortaya türlü türlü içecekler getirilir. Cennetlikler bu içeceklerin her yudumunda diğerlerinde bulunmayan bir lezzet bulurlar.

    İçecekler bitince, Allah-u Teala: “Ben sizin Rabbinizim, size verdiğim sözü gerçekleştirdim. Şimdi canınız ne diliyorsa isteyinizde vereyim” der. Cennetlikler iki veya üç kez üst üste: “Ey Rabbimiz! Biz senin rızanı istiyoruz.” derler. Bunun üzerine Allah-u Teala kendilerine şöyle buyurur: “Ben sizden razıyım. Üstelik bu gün tarafımdan size bundan daha fazlası bağışlanacaktır.”

    Bunun arkasından perde kalkar da cennetlikler Allah’ın dilediği kadar O’nu görüverirler. Cennetlikler Allah-u Teala’yı görünce tekrar secdeye kapanırlar ve Allah’ın dilediği sürece secdede kalırlar. Arkasından Allah-u Teala kendilerine: “Kaldırın başlarınızı, burası ibadet etme yeri değildir.” buyurur. Cennet-likler Allah-u Teala’yı görünce oranın tüm ni’metlerini unutuverirler. Allah-u Teala’yı görmek onlara diğer bütün ni’metlerden daha tatlı gelir.

    Sonra yerlerine dönerler. Bu sırada arş’ın altından çevresinde bulundukları misk tepesine doğru bir rüzgar eser. Bu rüzgar onların başlarını ve binek hayvan-larının alınlarını yalayıverir. Yerlerine dönünce eşlerinin ayrıldıkları andan daha da güzelleştiklerini görürler. Eşleri de onlara: “Siz de eskisine göre daha da güzelleştiniz.” derler.

    Abdullah b. Zeyd şöyle derdi: “Allah-u Teala cennet ehlini dünyada korkulu, üzüntülü, ağlamaklı ve şefkatli olmaları sıfatlarıyla beyan etti. Sonra onlara karşılık olarak da cennete girmeyi, cennetteki ni’metleri, sevinç ve sürurlara kavuşmayı takip ettirdi.”

    Sonra Abdullah b. Zeyd: “Biz hakikat bundan önce dünyada ev halkımız içinde akıbetimizden korkanlar idik işte Allah bize (mağfiret ve rahmetini) lutfetti de bizi mesamata kadar işleyen sıcak sam yeli azabından korudu.” (Rahman; 46) mealindeki ayetlerini okurdu.

    Cennet ve Cehennemlikler Kimlerdir?
    “Rabbinizin mağfiretine ve takva sahipleri için hazırlanmış olan cennete koşun. Onlar (o takva sahipleri) bollukta ve darlıkta infak edenler, öfkelerini yutanlar, insanlar (ın kusurlarından) af ile geçenlerdir. Allah iyilik edenleri sever. Ve çirkin bir günah işledikleri, yahut nefslerine zulmettikleri vakit hemen istiğfarda bulunurlar. Allah’tan başka günahları kim bağışlayabilir ki? Bir de onlar işledikleri günah üzerinde bile bile ısrar etmezler. Onların mükafatı Rablerinden bir mağfiret ve altından ırmaklar akan cennetlerdir ki, orada ebedi kalıcıdırlar. Böyle yapanların mükafatı ne güzeldir.” (Al-i İmran; 133-136)

    Allah-u Zülcelal başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Rabbinizin mağfiretini ve genişliği göklerle yer kadar olan cenneti kazanmak için yarışın. Bu cennet Allah’a ve peygambere iman edenlere va’dedilmiştir. Bu Allah’ın fazl ve keremidir, onu dilediğine verir. Allah, büyük fazl ve kerem sahibidir.” (Hadid; 21)

    Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: "Cennette yüz derece vardır. Her bir derecenin diğer derece ile arası, sema ile arz arası kadar geniştir. Firdevs bunların en yukarıda olanıdır. Cennetin dört nehri buradan çıkar. Bunun üstünde Arş vardır. Allah'tan cennet istediğiniz vakit Firdevs'i isteyin." (Tirmizî)
    Hz. Peygamber (S.A.V) başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Bir melek cennet ehline şöyle seslenir: Ey Cennet ehli! Sizin için burada devamlı sağlık vardır. Siz burada hiç hastalanmayacaksınız. Sizin için burada devamlı yaşamak vardır. Siz burada hiç ölmeyeceksiniz. Sizin için burada devamlı gençlik vardır. Siz burada hiç ihtiyarlamayacaksınız. Sizin için burada devamlı sevinç vardır. Siz burada hiç üzülmeyeceksiniz.” (Müslim)
    Şunu iyi bilelim ki, cennet ve cehennem birbirinin tamamen zıddıdırlar. Cehennem akla gelebilen ve akla gelmeyen azapların, sıkıntıların ve musibetlerin yeri; cennet ise akla gelebilen ve gelmeyen saf ni’metlerin, sevinçlerin ve mutlulukların yeridir. Onun için cehenneme karşı korku, cennete karşı da ümit hislerini geliştirmek ve bu hislerle nefis ve iradeyi kötülük ve şer yolundan çevirip takva ve hayır yoluna sevk etmek lazımdır.
    Cennette yalnızca ölüm ve ayrılığın olmaması, hastalık, ihtiyarlık ve fakirliğin bulunmaması yeterli ni’metler iken bunların yanında gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, aklın tasavvur edemediği ve hayalin yetişemediği ni’metler vardır. Nitekim Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Hiç kimse kendisi için ne gibi göz kamaştırıcı ni’metlerin hazırlandığını bilemez.” (Secde; 17)

    Sehl İbn Sa'd (R.A) anlatmıştır: "Ey Allah'ın Resulü! dedim, insanlar neden yaratıldı?" "Sudan!" buyurdular."Ya cennet? dedim, o neden inşa edildi?" şöyle buyurdu: "Gümüş tuğladan ve altın tuğladan! Harcı da kokulu misk. Cennetin çakılları inci ve yakuttan, toprağı da za'ferandır. Ona giren nimete mazhar olur, eziyet görmez, ebediyet kazanır, ölümle karşılaşmaz. Elbisesi eskimez, gençliği kaybolmaz.”

    Hz. Peygamber (S.A.V) sözlerine şöyle devam buyurdular:
    "Üç kişi vardır duaları reddedilmez (mutlaka kabul edilir): Adil imam (devlet başkanı). İftarını yaptığı zaman oruçlu. Zulme uğrayanın duası. Allah, (mazlumun) duasını bulutların fevkine çıkarır ve onlara sema kapıları açılır ve Allah Teala hazretleri: "İzzetime yemin olsun! Vakti uzasa da, duanı mutlaka kabul edeceğim!" buyurur." (Tirmizî)


    Cennet ve Cehennem Ehli

    “Ey İman edenler! Gerek kendilerinizi, gerek ailelerinizi öyle bir ateşten koruyun ki, onun yakacağı insanlarla taştır. (O ateşin) üzerinde iri gövdeli, sert tabiatlı melekler vardır. (me’murdur) ki, onlar Allah-’ın kendilerine emrettiği şeylere asla isyan etmezler. Neye de me’mur edilirlerse yaparlar.” (Tahrim; 6)
    Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: “Cehennem bin sene yakıldı, sonunda kıpkırmızı oldu. Bin yıl daha yakıldı. Sonunda kapkara kesildi. Şimdi o karanlık gece gibi simsiyahtır.” (Tirmizi) Cehennem, ahirette kafirlerin ve dünyada günah işleyip tevbe etmeden ölenlerin, ahirette de şefaat edenlerin şefaatlarına nail olamayan Müslümanların azap görecekleri yerdir. Orada kafirler ebedi olarak kalıp azap görecekler, Günahkar müslümanlar ise günahları kadar azap görüp cehennemden çıkarlar ve cennete girerler.

    İnsan, Allah-u Zülcelal'in emir ve yasaklarına kulak vermez ve O'nun yolundan ayrılırsa, Allah-u Zülcelal ona, Şedidü'l İkab (Şiddetli azap veren) sıfatıyla cehennem ateşiyle azap edecektir. Ahirette iki yer bulunduğunu bunların cennet ile cehennem olduğunu ve cennete mü’minlerin gireceğini, cehenneme ise kafirlerin yerleştirileceğini, bunların ebedi olduğunu kur’an-ı kerimdeki ayetler, hem bunlar hakkında varid olan hadis-i şerifler açıktan açığa beyan etmektedir. Allah-u Zülcelal ayet-i kerime de şöyle buyurmuştur: “İyiler cennette, kötüler de cehennemde olacaklardır.” (İnfitar; 13) “Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden sakının. O, kafirler için hazırlanmıştır.” (Bakara; 24)

    “Sizden hiç biriniz müstesna olmamak üzere ille oraya (cehenneme) uğrayacaktır. Bu, Rabbinin üzerine kat’i olarak aldığı, kaza ettiği (bir şey) dir. Sonra takvaya erenleri kurtaracağız, zalimleri ise orada diz üstü düşmüş bir halde bırakacağız.” (Meryem; 71-72)
    Bu ayet-i kerimeye göre, insanların cehenneme girmeleri kesindir. Fakat oradan çıkmak kesin değildir. Çünkü bunun şartı takva sahibi olmaktır. Takva sahibi olmayanlar ve zalimler ise orada kalacaklardır. Öyleyse bu akıbetleri düşünmeli ve kendimize gelmeliyiz. Şunu iyi bilelim ki, Allah-u Zülcelal’in rah-meti de, azabı da kudreti gibi sonsuzdur. Onun sonsuz rahmeti cennette, sonsuz azabı ise cehennemdedir.
    Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: “Cehennemde deve boynu kalınlığında yılanlar vardır. Soktuğu kimse yetmiş sene acısını çeker. Orada katır gibi akrepler de vardır. Bunların da soktuğu kimseler kırk sene zehirinin etkisinden kurtulamazlar.”

    Mücahid şöyle demiştir: “Cehennemin öyle kuyuları vardır ki, içlerinde deve boynu gibi yılanlar ve katır iriliğinde akrepler bulunur. Cehennemlikler ateşten bu yılanlara doğru kaçınca yılanlar onları ağzları ile yakalayıverirler ve vücutlarını didik didik parçalarlar. Cehennemliklerin bu yılanlardan kurtulabilmek için tek çareleri ateşe sığınmak olur.”

    Hz. Peygamber (S.A.V) başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Bildiğiniz dünya ateşinin yakıcılığı, cehennem ateşi yakıcılığının yüzde biridir.” (Ahmed b. Hanbel) (Ahmed b. Hanbel, Taberani, İbn Hıbban, Hakim)
    “Cehennemliklerin en hafifi azaplısı ayaklarına ateşten iki nalın giydirilmiş olan kimsedir. Bu nalınlar o kimsenin beynini tıpkı bir kazan gibi kaynatırlar. Kulakları kor, azı dişleri kor ve kirpikleri yalazdır. Karın boşluğundaki iç organları eriyip ayaklarından akar. Bu kişi en hafif azaplı cehennemliklerden biri olduğu halde en ağır cehennem azabını çekenlerden biri olduğunu zanneder.” (Müttefekün Aleyh)
    Cehennem ateşi öyle bir ateştir ki, cehennem ehlinin etini yakıp döker. Geriye kemikten ibaret iskeletler kalır. Bunların azapları tekrar tatması içinde derileri yine eski halini alır. Nitekim Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Onların derileri pişip yandıkça azabı duymaları için onlara yeni cilt giydiririz.” (Nisa; 56) Hasan-ı Basri şöyle demiştir: “Onların derileri günde yetmiş bin kere yanar ve yenilenir.”

    Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: “Cehennem ehlinin alt çeneleri göğüsleri üzerine iner, üst çeneleri de alınlarına kadar çıkar. Bundan sonra sırıtan bir kelle halinde kalırlar.” (Tirmizi)

    Cennet ve Cehennem Vardır
    Ey Nefsim! Senin önünde cennet ve cehennem vardır. Yakında öleceğini ve bunlardan birisine gideceğini bilmiyor musun? Hesap günü gibi büyük bir güne adım adım yaklaşırken, başına gelecek tehlikelere hiç aldırmadan zevk ve sefa içinde kalmayı nasıl istiyorsun?
    Ölümün bir gün hiçbir elçi ve haber göndermeden sana ulaşacağını ve bitmez sandığın bu dünya hayatına son vereceğini bilmiyor musun? Sana herşeyden daha yakın olan ve asla kaçamayacağın ölüme neden hazırlık yapmıyorsun?
    Allah-u Zülcelal'in: “ İnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hala habersiz, haktan yüz çeviriyorlar. Rablerinden gelen her yeni ihtarı mutlaka kalpleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler." (Enbiya; 1-2-3) ayet-i kerimesi üzerinde hiç mi düşünmüyorsun?


    Cehennemin İsimleri ve Sakinleri
    Hz. Peygamber (S.A.V) Cebrail (A.S)'ma ; “Cehennemin katlarının sakinleri kimler olacaktır?” diye sorunca, Cebrail (A.S) sözlerine şöyle devam etti:
    Birinci cehennemin ismi, Sair'dir.
    İkinci cehennemin ismi, Leza'dır.
    Üçüncü cehennemin ismi, Sakar'dır.
    Dördüncü cehennemin ismi, Cahim'dir.
    Beşinci cehennemin ismi, Cehennem'dir.
    Altıncı cehennemin ismi, Haviye'dir.
    Yedinci cehennemin ismi, Hutame'dir.

    Cebrail (A.S) sözlerinin burasında Hz. Peygamber (S.A.V)’den çekinerek susunca, Hz. Peygamber (S.A.V) kendisine; “Yedinci kata kimlerin yerleştirileceğini bana söyle!” dedi. Bunun üzerine Cebrail (A.S.); “Yedinci kata da ümmetinden büyük günah işleyipte tevbesiz ölenler yerleştirilecektir.” dedi.

    Cebrail (A.S.)’in bu cevabı üzerine Hz. Peygamber (S.A.V) bayılarak yere düştü ve Cebrail (A.S.) ayılıncaya kadar mübarek başını kucağına dayadı. Ayılır ayılmaz, Cebrail (A.S)’e; “Ey Cebrail! Musibetim büyük ve derdim ağır. Acaba ümmetimden cehenneme giren olacak mı?” diye sordu. Cebrail (Aleyhisselam)’de: “Evet ümmetinden tevbe etmedikleri halde ölen büyük günah işleyenler cehenneme girecektir.” dedi.
    Cebrail (A.S)’in bu cevabı üzerine Hz. Peygamber (S.A.V) tekrar ağlamaya başladı. Arkasından Hz. Peygamber (S.A.V) eve kapandı. Sadece namaz kılmak için odasından çıkıyor ve hiç kimse ile konuşmaksızın mescide gidiyordu. Namazda ağlıyor ve Allah’a yalvarıyordu. Böylece üç gün geçti.
    Üçüncü günü Hz. Ebu Bekir kapısına geldi ve içeri girmek için izin istedi. Fakat içerden hiçbir cevap gelmeyince ağlaya ağlaya geri döndü. Arkasından Hz. Ömer, daha sonra Selman-ı Farisi de girmek için izin istedi. Fakat içerden yine cevap gelmeyince onlarda ağlamaya başladılar.
    En son Hz. Fatıma Hz. Peygamber (S.A.V)’in kapısına geldi ve izin istedi. Hz. Peygamber (S.A.V) o sırada secde de idi. Kızının sesini duyunca başını secdeden kaldırdı ve girmesi için kızı Hz. Fatıma’ya izin verdi.

    Hz. Fatıma Hz. Peygamber (S.A.V)’i görünce ağlamaya başladı. Çünkü Hz. Peygamber (S.A.V) ’in çehresini sararmış görmüştü. Devamlı ağlamaktan ve üzüntüden yanaklarında iz kalmıştı. Bu durumu görünce; “Ey Allah’ın Resulü! Sana ne indi?” diye sordu. Hz. Peygamber (S.A.V’de bütün olanları anlattı.
    Hz. Fatıma; “Ey Allah’ın Resulü! Ümmetinin büyük günah işleyenleri cehenneme nasıl girecek?” diye sordu. Hz. Peygamber (S.A.V)’de bu soruyu şöyle cevaplandırdı: “Azap melekleri, erkekleri sakallarından, kadınları ise saç örgüleri ile alınlarından tutup sürüklerler. Ümmetimin nice yaşlıları sakallarından tutulup cehenneme doğru sürüklenirken; “Ah yaşlılık, ah zavallılık!” diye feryat ederler. Sakalından tutulup cehenneme sürüklenen nice gençlerde; “Vah gençliğime, eyvah güzelliğime!” diye bağırır. Buna karşılık ümmetim içinde, alınlarından tutulup cehenneme doğru sürüklenen nice kadınlar da; “Eyvah rezil oldum, eyvah üstüm başım açıldı!” diye feryat ederler.
    Böylece onlar cehennemin baş sorumlusu Malik’e teslim edilirler. Malik onlara kim olduklarını sorunca; “Bizler kendilerine Kur’an indirilenlerdeniz, bizler Ramazan ayında oruç tutanlardanız.” diye cevap verirler. O zaman Malik; “Kur’an sadece Muhammed’in ümmetine indirildi.” deyince, hemen Hz. Muhammed’in adını hatırlayarak; “Bizler Muhammed ümmetindediz.” diye bağırırlar. Fakat Malik de onlara şöyle der: “Peki, Kur’an da sizi Allah’ın emirlerine aykırı hareket etmekten alıkoyacak bir ayet yok muydu?”

    Bu Ümmetin günahkarları cehennemin kenarına kadar getirilip ateşle ve zebanilerle karşı karşıya bırakılınca; “Ey Malik! İzin ver de halimize ağlayalım.” derler. Malik’in izin vermesi üzerine gözyaşları kuruyuncaya kadar ağlarlar. Gözyaşları akmaz olunca da kan ağlamaya başlarlar. Bu durumu gören malik kendilerine; “Eğer bu ağlama dünyada iken olsaydı, ne iyi olurdu. Eğer bu ağlama dünyada ve Allah korkusu ile meydana gelseydi, bu gün size ateş hiç dokunmayacaktı.” der.

    Arkasından Malik zebanilere; “Haydi şunları cehenneme atıverin” diye emir verir. Bu ümmetin günahkarları ateşe atılınca hep birlikte; “La İlahe İllallah” diye seslenirler. Onlar böyle seslenince ateş geri çekilir. Bunun üzerine Malik cehenneme; “Ey Ateş, onları yakala!” diye emir verir. Cehennem de; “Onları nasıl yakalayayım, hepsi La İlahe İllallah diyorlar.” diye cevap verir.

    Bunun üzerine Malik; “Evet, öyle demelerine rağmen onları yakalayacaksın. Çünkü Arş’ın Rabbi böyle emretmiştir.” deyince ateş üzerlerine dönerek onları yakalayıverir. Bu ümmetin günahkarları Allah’ın dilediği kadar bir süre cehennemde kalırlar. Cehennemdeyken; “Ya Erhamerrahimin, ya Hannan, Ya Mennan” diyerek Allah’a yalvarırlar. Allah-u Teala’nın hükmü yere gelince Cebrail’e; “Ya Cebrail! Muhammed ümmetinin günah-karları ne durumdadır?” diye sorar. Cebrail de; “Ya Rabbi! Onların durumlarını sen daha iyi bilirsin!” diye cevap verir. Allah-u Teala, Cebrail’e; “Git de gör bakalım, ne durumdadırlar?” diye emir verir.

    Bu emir üzerine Cebrail, Malik’in yanına varır. Cebrail’i görünce; “Ey Cebrail! Seni buraya getiren sebep nedir?” diye sorar. Cebrail de ona; “Muhammed ümmetinin günahkarlarına ne yaptın?” diye sorar. Malik, Cebrail’in bu sorusuna; “Durumları pek fena, kaldıkları yer çok dar. Ateş vücutlarını ve etlerini yedi bitirdi, geride sadece yüzleri ve kalpleri kaldı. Çünkü buralarında iman parıldıyordu.” diye karşılık verir.

    O zaman Cebrail, Malik’e; “Onların üzerinden cehennem kapağını kaldır da kendilerini göreyim.” der. Cebrail böyle deyince Malik, cehennem muhafızlarına derhal emir verir ve bu ümmetin günahkarları üzerinden cehennem kapağı kaldırılıverir. Bu ümmetin cehennemlikleri Cebrail’i ve onun güzelliğini görünce onun bir azap meleği olmadığını hemen anlayarak kim oldğunu sorarlar. Malik de;“Bu dünyada Muhammed’e vahiy getiren Cebrail’dir.” diye cevap verir. Bu ümmetin cehennemlikleri Hz. Muhammed’in adını duyunca hep bir ağızdan yüksek sesle; “Ya Cebrail! Muhammed’e günahlarımızın bizi kendisinden ayrı düşürdüğünü ve ne kadar kötü şartlar içinde bulunduğumuzu haber ver.” derler.

    Bunun üzerine Cebrail oradan ayrılarak Allah’ın huzuruna varır. Allah-u Teala kendisine; “Muhammed’in ümmeti ne durumda?” diye sorunca, bu soruya; “Ya Rabbi! Durumları çok fena ve yerleri çok dar!” diye karşılık verir. O zaman Allah-u Teala; “Peki onlar senden bir şey istediler mi?” diye buyurur. Cebrail de; “Evet, peygamberlerine içinde bulundukları kötü durumu bildirmemi istediler.” diye cevap verir. Bunun üzerine Allah-u Teala, Cebrail’e;“Git, durumu Muhammed’e bildir.” diye buyurur.

    Allah-u Teala’nın bu emri gereğince Cebrail, hemen Hz. Peygamber (S.A.V)’in yanına gider. Hz. Peygamber (S.A.V)'in yanına varır varmaz şöyle der: “Ya Muhammed! Ümmetinden şu anda cehennem azabı çeken günahkarlar adına sana geldim. Onlar durumlarının çok kötü ve yerlerinin çok dar olduğunu sana bildiriyorlar.”

    Bunun üzerine Hz. Peygamber (S.A.V) hemen Arş’ın altına giderek secdeye kapanır. O zaman Allah-u Teala; “Başını kaldır da iste. Ne istersen verilecektir. Şefaatçı ol şefaatın kabul edilecektir.” buyurur.

    Allah-u Teala’nın bu buyruğuna karşılık Hz. Peygamber (S.A.V): “Ya Rabbi! Ümmetimin günahkarları ile ilgili hükmünü uyguladın. Şimdi onlar hakkında benim şefaatımı kabul eyle.” der. Allah-u Teala, Hz. Peygamber (S.A.V)’in bu dileğine şöyle cevap verir: “Senin onlarla ilgili şefaatını kabul ediyorum. Hemen cehenneme git ve (La İlahe İllallah) diyen herkesi oradan çıkar.”

    Allah-u Teala’nın bu emri uyarınca Hz. Peygamber (S.A.V) hemen Malik’in yanına gider ve; “Ey Malik! Ümmetimin günahkarları ne durumdadır?” diye sorar. Malik bu soruya: “Durumları çok fena ve yerleri çok dar!” diye cevap verir. Bunun üzerine Hz. Peygamber (S.A.V) ona: “Kapıyı aç ve kapağı kaldır!” diye buyurur. Az sonra cehennemlikler Hz. Peygamber (S.A.V)’i görünce hep bir ağızdan ve yüksek sesle:“Ya Muhammed! Ateş derilemizi ve ciğerlerimizi yakıp kül etti.” diye seslenirler.

    Daha sonra Hz. Peygamber (S.A.V) hepsini cehennemden çıkarıverir. Ateş onları yemiş, kül ve kömür haline getirmiştir. Hz. Peygamber (S.A.V) alıp onları cennetin kapısı önünden geçen ve hayat nehri adını taşıyan bir nehre götürür. Bu nehre girip yıkanırlar. Oradan da ak yüzlü birer delikanlı olarak çıkarlar. arkasından da cennete yerleştirilirler. Diğer cehennemlikler müslümanların oradan çıkarıldıklarını görünce:“Keşke bizde Müslüman olsaydık, bizde cehennemden çıkardık!” derler. Nitekim Allah-u Teala ayet-i kerime de şöyle buyurmuştur: “Bir zaman gelir ki, kafirler; keşke Müslüman olsaydılar, diye arzu ederler.” (Hicr; 2)
    Ebu Said (R.A) şöyle anlatmıştır: "Resûlullah (S.A.V) okudu: "Ey Muhammed! Hâlâ gaflet içinde bulunanları ve hâlâ inanmayanları, onları işin bitmiş olacağı o hasret günü ile uyar." (Meryem; 39)

    Sonra dedi ki: "(Kıyâmet günü) ölüm alaca bir koç suretinde getirilir. Cennetle cehennem arasında yer alan sur üzerinde durdurulur. Önce: "Ey cennet ahalisi!" diye bağırılır, onlar başlarını kaldırırlar. Sonra: "Ey cehennem ahâlisi!" diye bağırılır, onlar da başlarını kaldırırlar. Sonra sorulur: "Bunu tanıdınız mı, nedir bu?" Hepsi birden: “Evet tanıdık, Bu ölümdür!" derler. Koç yatırılır ve kesilir. Arkasından da önce cennetliklere: “Ey Cennetlikler! Artık size ölüm yok.” denir. Sonra cehennemliklere de: “Ey Cehennemlikler! Bundan sonra size de ölüm yok.” diye seslenilir. İşte bu hadise sebebiyle cennet ehlinin ferahına bir ferah daha ziyade olur. Cehennem ehlinin kederine de bir keder daha ziyade olur.” (Buhârî, Müslim, Tirmizî)

    Cehennem Nasıl Bir Yerdir?

    Taberani’nin Mu’cemu’l-Evsat’ta belirttiğine göre, Enes b. Malik (R.A)’ den şöyle rivayet edilmiştir: Bir gün Cebrail alışılmışın dışında bir saatte Hz. Peygamber (S.A.V)’ e geldi yüzünün rengi uçuktu. Hz. Peygamber (S.A.V) kendisine: “Niye yüzünün rengi uçuktur?” diye sorunca Cebrail şöyle dedi: “Ey Muhammed! Sana geldiğim şu saatte Allah-u Teala cehennem körüklerine üflenmesini emretmiştir. Cehennemin, ateşin, kabir azabının her şeyden ağır olduğunu bilen kimsenin bunlardan emin olmadıkça yüzü gülmemelidir.”
    Bunun üzerine Hz. Peygamber (S.A.V), Cebrail’e; “Ey Cebrail! Bana cehennemi anlat.” dedi. Cebrail de şunları söyledi:
    “Allah-u Teala cehennemi yaratınca onun ateşi bin yıl boyunca yakıldı, nihayet kıpkırmızı oldu. Arkasından bin yıl daha yakılınca akkor haline geldi. Şimdi o zifiri bir karanlık halindedir. Ne yalazı ne de koru hiç sönmez. Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’ a yemin ederim ki, eğer cehennemden iğne ucu kadar bir delik açılsa, tüm dünya halkı son ferdine varıncaya kadar delikten sızacak hararetin etkisi ile yanıp kül olurdu. Eğer cehennemliklere giydirilen elbiselerden biri yer ile gök arasına asılsa bu elbisenin yayacağı yüksek hararetin ve ağır kokusunun etkisi ile tüm dünya halkı ölüverirdi.
    Cehennem zincirinden bir dirsek boyu kadarı bir dağın tepesine konsa koca dağ yedi kat yerin dibine kadar eriyiverirdi. Eğer bir kişi doğuda cehennem azabını görse, bu kimsenin gördüğü azabın etkisi ile batıda bulunan kimse tutuşurdu. Cehennem yüksek hararetli ve pek derindir. Zineti kızgın demir. İçeceği kaynar su ile irin ve elbiseleri ateş parçalarıdır. Yedi kapısı vardır. Her kapısının erkek ve kadınların gireceği ayrı bölümleri vardır.”
    Bunun üzerine Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurdu: “Bu kadar yeter, daha anlatma! Nerdeyse kalbim parçalanıp öleceğim.”
    Sonra ağladı, Cebrail’ e bakınca onunda ağladığı gördü ve sordu: “Ey Cebrail! Allah katındaki mevkiine rağmen sende mi ağlıyorsun?”
    Cebrail şöyle cevap verdi: “Neden ağlamayayım? Kim bilir belki ben Allah’ ın ilminde şimdiki durumumdan başka bir durumda olurum. Kim bilir benimde başıma İblis’ in başına gelen şeyler gelebilir. Zira (başlangıçta) o da meleklerdendi. Kim bilir Harut ile Marut’ un uğradığı akıbete ben de uğrayabilirim.”
    Cebrail böyle konuşunca ikisi de ağlamaya devam ettiler. Nihayet kendilerine şöyle bir ses geldi: “Ey Muhammed ve ey Cebrail! Allah-u Teala kendine asi gelmekten sizi emin kıldı.”


    Cehennem Azabı
    Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Halbuki üzerinizde sizi gözetleyen, doğru ve şerefli olan katip melekler vardır. Her ne yaparsanız, O bütün yaptıklarınızı bilendir." (İnfitar; 1O-12) Burada Allah-u Zülcelal'in katiplerinin, insanın amelini yazmaya hiç ihtiyacı yoktur. Çünkü devamlı olarak, Allah-u Zülcelal, ilmi ile bizimle beraberdir. Yaptıklarımızdan, zerre kadar dahi olsa, hiç bir şey O'ndan gizli kalmaz. Bu ayet-i kerimeden maksat; Allah-u Zülcelal'in kıyamet gününde melekleri bizim üzerimize şahid göstermesi içindir. Allah-u Zülcelal insanların günahlardan muhafaza olması için meleklere, insanoğlunun amellerini yazmalarını emretmiştir.
    Allah-u Zülcelal ne kadar merhamet sahibi ise, o şekilde ağır azap edicidir. Allah-u Zülcelal'in azabından insanın korkması gerekir. Çünkü Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Onların derileri pişip yandıkça azabı duymaları için onlara yeni cilt giydiririz." (Nisa; 56) İbn-i Abbas radıyallahu anh bu ayetin tefsirinde: "Onların derileri kağıt gibi incedir." demiştir. Hasan-ı Basri şöyle demiştir: "Onların derileri günde yetmiş bin kere yanar ve yenilenir."
    Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: "Cehennemliklerin en hafif azaplısı ayaklarına ateşten iki nalın giydirilmiş olan kimsedir. Bu nalınlar o kimsenin beynini tıpkı bir kazan gibi kaynatırlar. Kulakları kor, azı dişleri kor ve kirpikleri yalazdır. Karın boşluğundaki iç organları eriyip ayaklarından akar. Bu kişi en hafif azaplı cehennemliklerden biri olduğu halde en ağır cehennem azabını çekenlerden biri olduğunu zanneder." (Müttefekün Aleyh)
    Mücahid şöyle demiştir: "Cehennemin öyle kuyuları vardır ki, içlerinde deve boynu gibi yılanlar ve katır iriliğinde akrepler bulunur. Cehennemlikler ateşten bu yılanlara doğru kaçınca yılanlar onları ağzları ile yakalayıverirler ve vücutlarını didik didik parçalarlar. Cehennemliklerin bu yılanlardan kurtulabilmek için tek çareleri ateşe sığınmak olur." Anlatıldığına göre, cehennemlikler bin yıl boyunca feryat eder, fakat bu feryat onlara hiçbir fayda sağlamaz. Sonra: "Dünyadayken sabredince feraha kavuşurduk!" diyerek bin yıl kadar sabrederler. Fakat çektikleri azapta hiçbir hafifleme meydana gelmez. Bunun üzerine: "Bizim için sabretmekte feryat etmekte birdir, hiçbir kurtuluş çaremiz yoktur." derler.
    Arkasından aşırı susuzlukları ve ağır azapları karşısında Allah'tan bir yıl boyunca üzerlerine yağmur yağdırmasını isterler. Böylece içinde kıvrandıkları yüksek harareti ve susuzluğu dindirmek isterler. Bin yıllık yalvarmanın sonunda Allah-u Zülcelal, Cebrail aleyhis-selam'a: "Bunlar ne istiyor?" diye sorar. Cebrail de Allah-u Zülcelal'e: "Ey Rabbim! Sen onların durumunu herkesten daha iyi bilirsin, onlar yağmur istiyorlar." diye cevap verir. Bunun üzerine, üzerlerinde bazı kızıl bulutlar belirir. Onlar bu bulutları görünce yağmur yağacak sanırlar. Fakat üzerlerine katır iriliğinde öyle akrepler yağdırılır ki, her biri insanı ısırınca acısı bin yıl boyunca devam eder.
    Sonra bin yıl daha Allah-u Zülcelal'den yağmur dilerler. Bin yıl sonra başları üzerinde bir takım kara bulutlar belirir. Bulutları görünce: "İşte bunlar yağmur bulutlarıdır." derler. Fakat üzerlerine öyle deve boynu kalınlığında yılanlar yağdırılır ki, her biri insanı sokunca acısı bin yıl boyunca devam eder. İşte Allah-u Zülcelal'in aşağıdaki ayetin manası budur:
    "İşte, dünyadaki bozgunculuklarının (Küfür ve isyanlarının) karşılığı olarak çektikleri azabın üzerine başka bir azap ekleriz." (Nahl; 88)
    Cehennem ehli kendi kendilerine şunu söyleyip inlerler: "Kısa olan dünya hayatımızda biraz sabretseydik, şimdi her şey başka olurdu. Biz o zaman bu elemli ve karanlık ateş kuyularında yanıp azap çekmez, Allah-u Teala'nın nuruyla aydınlanmış cennetin geniş bahçelerinde, serin gölgelerde ve güzel köşklerde zevk ve sefa sürerdik!" İşte cehennem böyledir. Buna göre insan ne cür'etle Allah-u Zülcelal'e karşı günah işleyebilir? Allah-u Zülcelal, bu azaplardan kurtulmamız için bizlere iman cevherini hediye etmiştir.
    Zamanlardan bir zaman, büyük bir ordusu olan bir padişah, İslam ordusunu daima sıkıştırıyordu. Zamanında İslam ordusu bir sefer düzenleyerek, o padişahı esir etti. Müslümanlar onu öldürmeyip; bir kazanın altına ateş yakarak ona eziyet vermeye karar verdiler ve de öyle yaptılar. Bu durumda padişah taptığı putlara yalvardı. Fakat hiç kimse onun yardımına gelmedi ve anladı ki, bunların hepsi yalancıdır. Daha Sonra Allah-u Zülcelal'e yalvardı ve kelime-i tevhid getirdi. Bu padişah böyle dediği zaman Allah-u Zülcelal yağmur yağdırdı ve bütün ateşi söndürdü. Bir fırtına başlayarak onun içinde bulunduğu kazanı havada uçurmaya başladı. Allah-u Zülcelal, bu padişahı, hiç Allah'tan haberi olmayan bir kavmin içine attı.
    Padişah bu kavmin içine düştükten sonra da: "La İlahe İllallah" dedi. Bu kavmin insanları, padişahın başına toplanarak halini sordular. Padişah da onlara başından geçen olayların hepsini anlatı. Ve bu padişahın vesilesiyle, bu kavmin hepsi imana geldiler. İşte iman böyledir. İman, insanı cehennem ateşinden muhafaza eder. Dünyada da insanı bu şekilde kurtarır. Fakat bizim için mühim olan, imanı muhafaza etmektir. Onun muhafazası da; tevbe etmek, günahlardan uzak durmak ve Allah-u Zülcelal'in zikrine sarılmakla olur.
    Ebu Hureyre (R.A)'dan rivayetle Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: "Allah-u Zülcelal buyurdu ki: "Kulumun inancı oranında yanındayım. (Tevbe ederse tevbesini kabul ederim, Af dilerse suçlarını bağışlarım.) Beni nerede anar hatırlarsa, ben orada yanındayım. Allah'a and olsun, Allah kulunun tevbesine, çölde devesini yitirip tekrar bulanınızın sevinmesinden daha çok sevinir. Ondan razı olur, günahlarını affeder. Kulum bana ibadet ve hayır işlerde bir karış yaklaşırsa, ben ona (Rahmetimle) bir arşın yaklaşırım. Kim bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona (Rahmetimle) bir kulaç yaklaşırım. Kulum bana yürüyerek yaklaşırsa, ben ona (Rahmetimle) koşarak yaklaşırım. (Kulumun ibadet ve taatına, yararlı işlerine hakettiğinden daha çok ecir ve sevap vererek onu mükafatlandırırım.)" (Buhari, Müslim)
    Hz. Peygamber (S.A.V) bir gün ashab-ı kirama şöyle buyurmuştur: "Sizden önce geçen milletlerden doksandokuz kişiyi öldüren bir adam yeryüzünde en büyük alimin kim olduğunu sorduğunda, falanca rahip dediler. Rahibe giderek: "Doksandokuz kişi öldürdüğünü, günahlarından tevbesi kabul olunur mu?" diye sorunca rahip: "Hayır!" dedi. Bunun üzerine rahibi de öldürür. Öldürdüklerinin sayısı yüz olur. Daha sonra yeryüzünde: "En büyük alim kimdir?" diye sorunca, falan alim derler. Onun da yanına giderek: "Yüz kişi öldürdüm, tevbe etsem kabul olunur mu?" diye sorunca alim: "Evet, kim tevbenle arana girebilir. Filanca şehre git. Orada Allah'a ibadet eden insanlar var. Onlarla beraber Allah'a kulluk et. Bir daha da memleketine dönme. Zira orası kötülerin yeridir. Sen de onlarla kötü oluyorsun." der.
    Bunu dinleyen günahkâr iyi kimselerin şehrine gitmek üzere yola çıkar. Yarı yola varınca, ölüm meleği (Azrail) canını almaya gelir. O sırada rahmet melekleri ve azap melekleri gelir, aralarında çekişirler. Rahmet melekleri: "Bu adam kalbini Allah'a bağlayarak, günahlarından tevbe etti." derler. Azap melekleri de: "Bu adam hiç hayır işlemedi. Bütün işleri kötülüktür." derler. Bunun üzerine insan suretinde bir melek gelir ve der ki: "Çıktığı Şehirle gideceği yeri ölçün. Hangisine daha yakınsa oralı sayılır." der. Ölçerler, gideceği yeri daha yakın bulduklarında, ruhunu rahmet melekleri alır. (Cennet bahçesine götürürler.)
    Diğer bir rivayette: "İyi kimselerin olduğu şehre bir karış daha yakın olduğu için oranın halkından kılınmıştır." denilir. Başka bir rivayette de şöyle denilmiştir: "Allah, çıktığı şehre uzaklaşmasını, gideceği şehre de yaklaşmasını emretti ve: "Aralarını ölçünüz!" dedi. Ölçünce gideceği yere bir karış daha yakın buldular. Bunun üzerine günahları affolundu." (Buhari, Müslim, İbn Mace)
    Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Gerçekten biz, Ademoğullarına akıl vermek suretiyle onları şan ve şeref sahibi kıldık!" (İsra; 70)
    Eğer bu akıl ile derin olarak düşünürsek, elimizde ne kadar fırsatların var olduğunu anlarız. Bu ömürle, bu sermayeyle bir çok şey yapabiliriz. İyi şeyler yaptığımız zaman, ne kadar kârlı olduğumuzu, yapmadığımız zaman da ne kadar zararlı çıktığımızı akıl ile çözebiliriz. İşte insanın bunu düşünmesi lazımdır. İnsan bunu düşünmediği zaman, aklı tesirsiz hale gelmiş demektir. Çok kıymetli bir cevher olan akıl tesirsiz kalıp, saltanatını sürdüremiyor demektir. Allah-u Zülcelal, aklı bir padişah gibi insanın vücuduna yerleştirmiştir. İnsan bunu düşündüğü takdirde, aklını iyi kullanır. Eğer derinlemesine düşünürsek, Allah-u Zülcelal bizlere çok güzel fırsatlar vermiştir. İşte bu aklı tesirsiz bırakmamak için, onun üreteceği çarelere başvurmak lazımdır.
    Aklı güzel kullanmak için, daima dini sohbetlere gidilmeli ve o sohbetlerde Allah-u Zülcelal'in kelamına, Hz. Peygamber (S.A.V)'in hadis-i şeriflerine ve büyük zatların menkıbele-rine yer verilmelidir. Bizim için yegane kazanç, bu dünya hayatında iken ebedi saadeti kazanmaktır. Hepimize malum olduğu gibi, Karun çok zengin bir kimse idi. Şimdi size soruyorum; Karun'un o kadar malı ve mülkü acaba nerededir? İşte dünya böyledir. Dünya hiç kimseye yaramadığı gibi bizlere de yaramaz. Allah-u Zülcelal, insana çok büyük bir nimet olarak aklı bağışlamıştır. İnsan bu akılla, hem dünyasını hem de ahiretini kazanmalıdır. Akıl öyle bir nurani cevherdir ki, onun nuru, kalbin üzerine gelerek, bütün vücudu hareket ettirir. Ulema, dünya hayatının fani, ahiret hayatının ise baki olduğuna, nakil ve akıl ile ittifak etmişlerdir. İnsan için dünyanın nimetleri ne kadar çok olursa olsun, fani oldukları için hiçbir şeye yaramaz. Dikkat edersek; kendimiz de bunu akıl ile çözebiliriz.
    Allah-u Zülcelal, yine bizlere, Kur'an-ı Kerim'de şöyle bir uyarıda bulunuyor: "Şeytan sizin apaçık bir düşmanınızdır." (Bakara; 208) Şeytanın yeri, cehennemin dibidir. Şeytan, Allah'ın kullarıyla uğraşıp onların da kendisiyle birlikte cehenneme girmesini istiyor. Nitekim Allah-u Zülcelal, bu ayet-i kerimede, şeytanın düşmanımız olduğunu bizlere beyan etmiştir. Onun için insanın, daima düşmanıyla mücadele içerisinde olması gerekir. Şeytan, birinci olarak, insanın imansız olarak dünyadan ayrılmasına sebep olmak ister. Bunu yapamazsa, büyük günahları yaptırmak ister.
    Bunu da yaptıramazsa, küçük günahlara devam etmesini ister. Eğer bunu da yaptıramazsa, ibadetten geri bırakmak ve keyf-ü sefa yaptırmak ister. Sonsuza kadar cehennemde kalacağından, insanların da kendisiyle beraber yanması için çalışır. İnsan dünyada müslüman olarak yaşasa dahi, yine şeytan son nefesinde onunla uğraşır. Fakat hakkı talep eden, Allah-u Zülcelal'in rızasına talip olan mü'min, bunun şuurunda olur.
    Mü'minin kalbinde bir melek bir de şeytan bulunur. Bunlar, daima savaş halindedir. Eğer bu savaşta melek galip gelirse, kalp Allah-u Zülcelal'e açılır. O zaman şeytan da teslim olup, artık hayrı talep eder. İşte biz de aklımızla bu meleğe yardımcı olalım. Nefsimiz, daima Allah-u Zülcelal'in ibadetinde, zikrinde ve hizmetinde bulunduğu zaman Melek, şeytanımıza karşı galip olacaktır. Böyle olduğu zaman, kalbimiz Allah-u Zülcelal'in ibadetine, zikrine, hizmetine ve rızasına yönelecek ve şeytan, meleğe esir olacaktır.
    Diğer türlü davranıp günahlara yönelir de, ibadet ve zikir yapmazsak; o zaman şeytan, meleğe galip gelecek ve onu esir alacaktır. Böyle olunca, şeytan, boğazımıza bir ip takmış gibi bizleri günahlara sevk edecektir. Onun içindir ki bazı sadat-ı kiram şöyle buyurmuştur: "İnsan anasından doğduğu zaman, bir şeytan da onunla birlikte gelir. İşte insan, bu şeytanı öldürmezse kamil mü'min olamaz."
    Zahiri vücudumuz, gün be gün Allah-u Zülcelal'e nasıl yaklaşı-yorsa, maneviyat ve muhabbetimiz de gün be gün Allah'a yakın olması gerekir.
    Allah-u Zülcelal kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin...

    Cehennemin Şiddeti

    Ömer bin Hattab (Radıyallahu Anh)'dan şöyle rivayet olunmuştur; "Cebrail (Aleyhisselam) her zaman geldiği vaktin dışında Resulullah (S.A.V)'in yanına geldi. Bunu gören Resulullah (S.A.V) ayağa kalktı; "Ya Cibril! Neden rengin değişmiş ve solgun görüyorum?" dedi. O da; "Allah-u Teâlâ, cehennem ateşinin körüklenmesini, şiddetli yandırılmasını emretti, onun heyecanı ile geldim." dedi.
    Peygamber Efendimiz (S.A.V); "Ya Cebrail Bana cehennem ateşini anlat,” deyince, Cebrail (Aleyhisselam) cehennemi şöyle anlattı; "Yüce Allah (Celle Celaluhu) Cehennemin yakılmasını emretti. Bin yıl yakıldı, bembeyaz oldu. Sonra yine yakılmasını emretti. Bin yıl daha yakıldı, simsiyah oldu. O şimdi kapkara ve karanlıktır. Kıvılcımlarının parıltısı görünmez, alevi sönmez. Seni hak din ile gönderen Allah'a (Celle Celaluhu) yemin ederim ki, cehennemden dünyaya iğne deliği kadar bir delik açılsa, sıcaklığından yeryüzündeki butün canlılar ölür. Seni hak din ile gönderen Allah'a (Celle Celaluhu) yemin ederim ki, eğer cehennem zebanisi dünyadaki insanlara görünse. onun pis kokusundan ve çirkinliğinden bütün insanlar ölür. Seni hak din üzere gönderen Allah'a (Celle Celaluhu) yemin ederim ki, Allah (Celle Celaluhu)'ın kitabında bahsettiği cehennem zincirinin bir halkası dağların üzerine konulsa, dağlar ezilir, yere batardı.” (Tirmizi, İmam-ı Malik)
    Ebu Hureyre (R.A) der ki; "Bir ara Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in yanında idik. Bir ses duyduk. Peygamber Efendimiz (S.A.V); 'Bu ne sesi biliyor musunuz?' dedi. Allah ve Resulü bilir, dedik. 'Bu, Allah'ın (Celle Celaluhu) yetmiş sene önce cehenneme attığı bir taştır; dibine şimdi ulaştı." buyurdu. (Müslim)
    İmam Ahmed ve Ebu Ya'la şu hadisi rivayet ederler; "Cehennemin demir topuzu bir dağa vurulsa, dağ parçalanır, sonra eski haline gelir." (Ahmed b. Hanbel, Ebu Ya’la)
    Harisoğlu Abdullah (Radıyallahu Anh) Resulullah (S.A.V)'in şöyle buyurduğunu rivayet etti; "Cehennemde deve boynu kalınlığında yılanlar vardır. Soktuğu kimse yetmiş sene zehirini çeker. Orada katır gibi akrepler de vardır. Bunların da soktuğu kimseler kırk sene zehirin etkisinden kurtulamazlar." (Taberani, Ahmed b. Hanbel, Hakim, İbn-i Hıbban)
    Ebu İmame (R.A)'den şöyle rivayet olundu; "Resulullah (S.A.V); "....Ona irinli sudan içirilecektir. O suyu yutkunur." (İbrahim; 16-17) ayet-i kerimesinin tefsirinde der ki,
    "O su ağzına yaklaştırılır, içmek istemez. Yaklaştırılınca sıcaktır yüzünü yakar, başının derileri dökülür. İçinde bağırsakları paramparça olur. Hatta başka organlarıda dışarı çıkar." (Tirmizi, Ahmed b. Hanbel)
    Hakimin rivayetinde Resulullah (S.A.V) şöyle buyurdu; "Kudret ve iradesi ile yaşadığım Allah'a yemin ederim ki, şayet zakkumdan bir damla yeryüzündeki sulara dökülse hepsini acılaştırır, içilemez hale getirir." (Hakim) Ya bütün yedikleri zakkum olanın hali ne olacak?. Muslim şu hadisi rivayet etmiştir. "Cehennemde en hafif azap görenin ayağında ateşten iki ayakkabı olacak, onların şiddetinden kazanın kaynaması gibi beyni kaynayacak. Orada en hafif azap gören de budur." (Müslim)
    Tirmizi'nin rivayet ettiği bir hadis-i serif şöyledir; "Ahirette kafirin derisinin kalınlığı kırkiki arşın, dişinin büyüklüğü Uhud dağı ve cehennemde oturduğu yer Mekke ile Medine arası kadar olacaktır." (Tirmizi)
    Resulullah (S.A.V) şöyle buyurdu; "Ümmetimden Mudar kabilesinden daha çoğu kadarının şefaatimle cennete girenler olacağı gibi, yine ümmetimden daha çok azap duymaları için cehennemin bir köşesini dolduracak kadar vücutları büyüyenler de olacaktır." (Tirmizi, İbn-i Mace, Hakim)
    Abdullah ibn-i Ömer (R.A)’den şöyle rivayet edilmiştir; “Eğer cehennem ehlinden biri bu dünyaya çıkarılsa idi, onun korkunç görünüşünden ve pis kokusundan bütün dünya halkı ölürdü.” Abdullah ibn-i Ömer (r.a) bunu söyledikten sonra hüngür hüngür ağlamıştır. (İbn-i Ebi’d-Dünya)




  3. 3
    Cehennem Azabı
    CEHENNEM MEYDANI VE CEHENNEM AZABI HAKKINDA


    Ulu Allah (C.C.) buyuruyor kî:



    "Onun (cehennemin) yedi kapisi vardir. Her kapiya sana (yani seytana uyanlardan bir cüz ayrilmistir»
    (Hicr Sûre-i Celilesi; 44)

    Âyetteki cüz, «zümre, firka» demektir. "Kapi" lardan maksat, üstüste yükselen katlardir.


    Ibni Cüreyc (rahimehullâh) der ki: «Cehennem yedi kattir. Isimleri üstten asagiya dogru söyledir: 1) Cehennem. 2) Lezza. 3) Hutame. 4) Sair. 5) Sakar. 6) Cahim. 7) Haviye.»

    Ilk kat iman eden günahkârlar için, ikinci kat: yahudiler için, üçüncü kat: hiristiyanlar için, dördüncü kat: yildizlara tapanlar için, besinci kat: atesperestler için, altinci kat: putperestler için, yedinci kat da: münafiklar içindir. Görülüyor ki cehennem bu tabakalarin en üst katidir. Sonra sira ile, digerleri gelmektedir.

    Buna göre âyette Ulu Allah (C.C)'in seytana uyanlari yedi kisma ayirip her kismi cehennemin bir katina yerlestirecegi belirtilmek istenmektedir. Sebep de sudur: Küfür ve günahlarin derecesi degisik oldugu için onlari isleyenlerin cehennemdeki durumlari da degisik olmustur.

    Bir görüse göre: «Göz, kulak, dil, karin, edep yeri, el ve ayaktan ibaret yedi vücud azasina karsilik cehennem de yedi kat olarak yaratilmistir. Çünkü günahlar bu organlardan çikmaktadir, o yüzden onlarin varacagi yer de yedi katli olarak yaratilmistir.»


    Bu konuda Hz. Ali (keremellahu vechehu) der ki: «Cehennem, üstüste yedi kattan meydana gelmistir. Ilk önce birincisi, sonra ikincisi, sonra üçüncüsü sira ile bütün katlar dolar.»

    Buhari ve Tirmizî'nin Ibni Ömer'den rivayetine göre Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

    «— Cehennemin yedi kapisi verdir, bunlardan birisi ümmetime karsi kiliç çekenlere mahsustur.»


    Taberanî'nin rivayetine göre bir gün Cebrail (A.S.) her zamankinden baska bir saatte Peygamber (S.A.V)'imize gelir. Peygamber (S.A.V)'imiz onu karsilayarak;

    «Ya Cebrail, niye senin cehreni solgun görüyorum» drye sorar. Cebrail (A.S): «Eger Allah (C.C) cehennemin körükleri hakkinda sana bilgi vermemi emretmeseydi, gelecek degildim» der.

    Peygamber (SAV)'imiz ona: «Yâ Cebrail, bana cehennemi anlat» der. Cebrail (AS) söyle cevap verir: «Allah (C.C), cehennemin bin yil boyunca yakilmasini emretti. Bin yil yakildi, sonunda agardi. Arkasindan bin yil daha yanmasini emretti, sonunda kapkara kesildi. Simdi o kapkaradir, ne kivilcimi isik saçar ve ne de yalazi söner. Seni hak üzere elci olarak gönderen Allah (C.C)'a yemin ederim ki, cehennemde igne deligi kadar bir delik açilsa dagilacak olan yüksek hararetten dolayi yeryüzünün bütün canlilar kavrularak ölürdü.

    Seni hak üzere elçi gönderen Allah (C.C)'a yemin ederim ki, cehennem bekçilerinden biri dünya halkina görünse yüzünün çirkinligi ve kokusunun agirligi yüzünden bütün yer yüzü halki ölürdü. Seni hak üzere elci gönderen Allah (C.C)'a yemin ederim ki. Allah (C.C)'in Kur'an'in tanittigi cehennem zincirinin bir halkasi yeryüzü daglarina konsa dag yarilir ve yerin merkezine ininceye kadar durmazdi.

    Bunun üzerine Peygamber (SAV)'imiz «Yeter, ya Cebrail! Yoksa kalbim duracak ve ölecegim» der.

    Bu sirada Peygamber (S.A.V)'imiz. Cebrail'in agladigini görür. Ona: «Ya Cebrail, Allah (C.C) katinda sahip oldugun mertebeye ragmen sen de agliyorsun» der. Cebrail (A.S) O'na söyle cevap verir: «Niye aglamayayim? Asil benim aglamam lâzim. Cünki belki Allah (C.C)'in bilgisine göre bu günkü mevkiimden baska bir mertebedeyim. Belki meleklerden biri iken Iblisin tâbi tutuldugu imtihanin bir benzerine ben de tâbi tutulurum. Bilmiyorum, belki de Harut ile Marufun baslarina gelenler benim de basima gelir.»

    Bunun üzerine ikisi de aglamaya baslarlar, göz yaslari akarken «Ya Cebrail ve ya Muhammed! Ulu Allah her ikinizi âsi olmak tehlikesinden emin kilmistir» diyen gizli bir ses duyarlar.

    Sesi duyunca Cebrail (AS) göge yücelir. Peygamber (SAV)'imiz de disarya çikar. Yolda Ensardan gülen, oynayan bir gurup ile karsilasir. Onlara der kî: «cehennem ardinizda iken gülüyor musunuz?! Benim bildiklerimi bilseniz, az güler, cok aglar, girtlaginizdan ne yemek ve ne de su geçmez, yüksek tepelere çikarak yüksek sesle Allah (C.C)'a yakarirdiniz.»

    Bu sirada; «Ya Muhammed, kullarimi umutsuzluga düsürme. Ben seni zorluk gösterici olarak degil, müjdeleyici olarak gönderdim» diye bir nida gelir.

    Bu nidayi duyunca Peygamber (SAV)'imiz «Dogru olun ve Allah (C.C)'a yaklasin» diye buyurur.


    Imami Ahmed´in rivayetine göre Peygamber (SAV)'imiz Cebrail (AS)'e:

    «Niye hiç bir zaman Mikâil (AS)'i gülerken görmüyorum?» diye sorar. Cebrail (AS)de O'na: «Mikâil, cehennem yaratilaliberi hiç gülmüs degil» diye cevap verir.



    Müslim'in rivayetine göre Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

    «— Kiyamet günü cehennem, her biri yetmis bin melek tarafindan çekilen yetmis bin yedekle getirilir.»



    Cennet'in Anahtarı
    Son sözü Kelime-i Tevhîd olan kimsenin mükâfatı Cennet'tir .

    Bu durumu hadisçiler şöyle yorumlarlar: Lâ ilâhe illallah, Cennet'in anahtarıdır, ancak bu anahtarın dişleri vardır, onlarda ilâhi emirlere bağlı olmak itaat ve ibadet etmektir. Bir de "Lâ ilâhe illallah" demekle, birinin müslümanlığına hükmedilmez, "Muhammedün Rasûlullah" (Muhammed Allah'ın peygamberidir) sözünü de eklemesi gerekir. Hatta İslâm dininden başka bütün dinlerden uzak olması icab eder. Bu inançta olan kimse, ehl-i kebâir (büyük günah işleyen) de olsa, günahı kadar Cehennem'de ceza gördükten sonra Cennet'e girecektir.

    Muaz b. Cebel (r.a.)'ın Hz. Peygamber (s.a.s.)'den rivayet ettiği şu hadis meseleyi açıklığa kavuşturur:
    "-Hiç bir kimse yoktur ki, kalben tasdik ederek Allah'dan başka ilâh olmadığına ve Muhammed (s.a.s.)'in, Allah'ın kulu ve resûlü olduğuna Şehadet etsin de, Allah ona Cehennem'i haram etmiş olmasın (herhalde harâm eder)"
    Ehl-i Sünnet ve'l-Cemâat inancına göre, "Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Rasûlullah" diyen ve bunun gereğince iman edip salih amel işleyen her kimse Allah'ın izniyle mutlaka Cennet'e girecektir. Cennetlikler, hastalık, sakatlık, ihtiyarlık, huysuzluk vs. hallerden uzak olarak yaşayacaklardır.

    Kaynak: Cennet,Durak PUSMAZ, Şamil İslam Ansiklopedis



islam dininde cennet ve cehennem,  islam dinine göre cennet,  Islam.dininde.cennet