Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Kıyamet Mahşer Günü ve Sonrası Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    Kıyamet Mahşer Günü ve Sonrası

    Reklam




    Kıyamet Mahşer Günü ve Sonrası hakkında bilgi istiyorum


    Paylaş
    Kıyamet Mahşer Günü ve Sonrası Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Doğrusu, O, gerçeği getirmiş ve elçileri doğrulamıştır. Yine O diriltecektir. O her türlü yaratmayı bilendir. Siz elbette acı azabı tadacaksınız. Sadece yapmış olduklarınızın karşılığını görüyorsunuz. Kendilerini sadece ALLAH'a adamış kulları hariç. Onlar bilinen bir rızkı haketmişlerdir. 37/37-41

    Kıyam/Kıyamet: Ayağa kalkma, mahşerde toplanma, ayaklanma ...

    Mahşer: Haşir yeri/toplanma yeri/toplanılan (yer) anlamlarına geliyor.

    Kıyamet günü dediğimiz şey aslında "Diriliş/Ayağa kalkış Günüdür". Sura üfürüldüğünde çürümüş bedenler dahil tüm canlı varlıklar bu günde yeniden diriltilir ve yeniden derlenir (79/6-14, 22/7). Allah'ın huzurunda hesap vermeleri için mahşer yerine sürülürler (20/100-102). İşte bu günde görülecek olan sonuç "Hesap/Yargı/Din Günü"dür (82/18-19, 1/4). Hesap günü tüm canlıları Allah huzurunda toplayacak!

    36/32 Hepsi toplanıp huzurumuza getirileceklerdir.

    78/17 Yargılama Günü, belirlenmiş bir vakittedir.

    Peki canlılığı Allah yaratmış ise neden hesaba çekecek olsun? Diğer canlılarda olmayan bir özellik vardır insanda. "Özgür seçim hakkı+akıl". Allah, insanlara akıl/hafıza gibi bir lütuf bağışlamakla onu, diğer yaratılmışlara üstün ve şerefli kılmıştır.

    17/70 Adem oğullarına onur verdik. Onları karada ve denizde taşıdık. Onları güzel nimetlerle besledik. Yarattıklarımızın bir çoğundan daha üstün kıldık.

    Cennet'te iken iblis'in oyununa gelen ve dünyaya gönderilen insana, Allah akletmesi/aklını kullanabilmesi için bir fırsat/zaman belirlemiştir.

    35/37- İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: "Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım." Size orda (dünyada) , öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi?(63) Size uyarıp-korkutan da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur.

    İşte bu dünya hayatında insanın kesin bir karar vermesi ve artık bu karara göre hayatına yön vermesi gerekiyor. Ya inanmalı - Ya inkar etmeli! İkisini de tercih etmeyenler ikiyüzlü sayılıyorlar ve inkarcılarla aynı akıbeti paylaşacaklar (4/142-145)! Fakat (samimice) tevbe edip durumlarını düzeltirlerse müstesna! (4/146) Allah, insanın bu seçiminde bir dayatma yapmıyor. Bu yüzden insan (seçiminin sonucu olarak) "Yargı Günü" nde yapıp-ettikleri ile hesaba çekilecek. Özgür seçim hakkın var, bunun sonucu olarak da "Hesap Günü" var! Eğer insanın özgür seçim hakkı olmasaydı Hesap Günü'nün olmasının bir anlamı olmayacaktı!

    18/29 De ki, "Bu gerçek senin Rabbindendir." Dileyen inansın, dileyen inkar etsin. Biz zalimler için onları çepeçevre saracak bir ateş hazırladık. Onlar her ne zaman feryad ederek yardım isteseler, derişik asit gibi yüzleri haşlayan bir su sunulur. Ne kötü bir içecek, ne kötü bir son!

    74/54-55 Doğrusu, bu bir öğüttür. Dileyen ondan öğüt alır.

    80/11-13 Doğrusu, bu bir hatırlatmadır. Dileyen bundan öğüt alır. Onurlu kitaplardadır,

    Ayetlerdeki "dileyen" ifadesine dikkat edin! Bu ifadenin kullanılması, insanın özgür seçim hakkının kendisine bırakıldığını kanıtlıyor olamaz mı? Şimdi şunu soranlar olacaktır. Özgür seçim hakkı/karar vermesi insanın kendisine bırakılmışsa, yok edilen topluluklara ne demeli? Kuran-ı Kerim'de bu tür halkların "azgın/zalim/cahil/zorba" lığı seçmelerinden/kendileri dışında kalan canlılara haksızlık etmeleri yüzünden helak edildikleri ve bu helake/yıkıma "kendi ellerinin kazandıkları şeylerin/özgür seçimlerinin" etken olduğu vurgulanmaktadır! Yani bazı insanlar kendi helaklerini/yıkımlarını kendileri ısrarla istemişlerdir.

    29/53 Azabı getirmen için sana meydan okuyorlar! Belirlemiş olduğumuz bir zaman olmasaydı, o azap onlara gelecekti. Onlara ansızın, haberleri olmadan gelecektir.

    11/32 Dediler ki: "Ey Nuh, sen bizimle tartıştın ve bizimle tartışmayı uzattın. Doğru sözlü isen haydi bizi tehdit ettiğin şeyi getir bakalım."

    "29/40 Hepsini günahlarıyla yakaladık. Onlardan kimine çılgın bir fırtına gönderdik, kimini korkunç bir ses yakaladı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de boğduk. Onlara zulmeden ALLAH değildi; onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.

    42/30 Size dokunan bir kötülük, işlediklerinizin bir sonucudur. O, bir çoğunu da affeder."

    Peki "Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz (76/30)" ayetinin hükmü ne oluyor? Bu ayette insanın seçim şansı olmadığı vurgulanıyor olabilir mi? Önceki ve sonraki ayetleri incelediğimizde bunun ne anlama geldiğini daha iyi kavrayabiliyoruz!

    76/27 Bunlar şu geçici (dünya hayatını) seviyorlar ve önlerindeki ağır bir günü ise önemsemiyorlar. (Bazı insanlar dünyayı tercih etmişler/seçmişlerdir)

    76/28 Onları biz yarattık ve yerleştirdik. Dilediğimiz zaman da onları benzerleriyle değiştiririz. (Mazlumların Allah'a ulaşan duası, zalimlerin gazaba uğraması için yeterli bir nedendir ve Allah mazlumların yanındadır)

    76/29 Bu bir hatırlatmadır: Dileyen, Rabbine varan bir yol tutar. (Uyarıyı dinlemeyen/kabul etmeyen zalim biri değilsen, Allah sana kendisine ulaşman için yardımda/lütufta bulunur)

    76/30 ALLAH dilemedikçe siz dileyemezsiniz. ALLAH Bilendir, Bilgedir. (İnancında samimi isen (yani samimice inanmaya karar vermişsen/kendini Allah'a teslim etmişsen/münafıklar gibi ikiyüzlü değilsen) Allah senin için hidayet diler. İkiyüzlü zayıf bir inanca sahipsen fakat ibadet yönünden diğer insanlardan üstün isen(!), işin yine Allah'ın dilemesine kalmıştır! Her iki durumda da "SON KARARI VERECEK OLAN ALLAH'TIR" ve elbette Allah, dilediği (samimi inanan) iyilerin çabasını boşa çıkartmayacaktır! Allah'ın, senden hoşnut kalacağı bir mümin olmaya bak!(89/28) Ve Allah'ın, zalimler için kararlaştırdığı/dilediği azabı da hiçkimse savabilecek değildir! 16/40 Bir şeyin olmasını istediğimiz zaman ona sadece "Ol," deriz ve o da olur)

    76/31 O, dilediğini ve/veya dileyeni Rahmetine sokar. Zalimlere ise acı bir ceza hazırlamıştır. (Takva/iman ölçüne göre, yaptığın "SAMİMİ İMAN" seçimine göre, Allah'da dilerse yeniden Cennet'e dahil olabilirsin! AMA ÖNCE İNANMAYI SEÇMELİSİN/ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMELİSİN ve BUNDA SAMİMİ OLMALISIN!)

    16/41 Zulme uğradıktan sonra ALLAH uğrunda göç edenleri, dünyada güzelce yerleştireceğiz. Ahiret ödüllleri ise daha büyüktür; bir bilseler...

    Görüldüğü gibi zalimlerin kendileri için (istedikleri) kesinleşmiş azabı savma dilekleri geçersizdir. Allah mazlumların dileğini süratli kabul edendir! Demek ki Allah, inkar/zulüm seçimi yapmış zalimler için daha da bir (+) seçim hakkı tanımıyor. Zalimler için dedim dikkat edin! Herkes için değil!

    10/99 Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı. öyle iken insanları inanmaya sen mı zorlayacaksın?

    10/100 Allah'ın izni olmadıkça hiç kimse inananamaz. O, aklını kullanmayanlara kötü bir azap verir.

    Eğer Allah senin göğsünü İSLAM'a açmamış ise ne kadar inanıyorum desen de boş (6/125)! Mutlaka bir yerde hata yapıyorsundur! Ya İblis'in fısıltısına kulak asıyorsundur yada farkında olmadığın bir günahta ısrar ediyorsundur! Önce kendini hesaba çekmelisin (17/14-15, 50/16) ve inancını sağlam bir temele oturtmalısın! Bunu önce kendin kabul etmelisin! Samimi inanmaya başladığında ve kendini TEK ALLAH'a adadığında, Allah sana mümin olma/inanma izni verecektir ve bu şekilde Allah'a kavuşacaksındır. Örneğin Putperest bir toplumda yetişen Hz.İBRAHİM gibi. O, ataperestlerden farklı olarak aklını kullandı/düşündü ve Allah'a giden bir yol aradı, sonuç itibarı ile Allah'a inanmayı seçti. Akletmeseydi inanma/mümin olma imkanı var mıydı? Diğer putatapıcılardan bir farkı olacak mıydı? Allah, akıllı ile cahili neden bir tutmuyor dersiniz? (39/9) İnanmamayı seçmiş bir toplumun, Allah dileyinceye kadar inanmaları mümkün değildir! Allah, inananların yardımcısıdır!

    4/146 Ancak tevbe eden, durumunu düzelten, ALLAH'a sarılan ve dinlerini sadece ALLAH'a ait kılanlar başka... Bunlar, inananlarla birliktedir. ALLAH inananlara daha sonra büyük bir ödül verecek.

    10/98 Hangi toplum inanırsa, inancı ona yarar sağlar. Örneğin; Yunus'un halkı: İnandıkları zaman, bu dünya hayatındaki aşağılayıcı azabı kendilerinden kaldırdık. Bir süreye kadar onları nimetlerle yaşattık.

    Şu halde inanan yada inanmayan tüm varlıklar, yaptıkları seçimin sonucu olarak hesaba çekileceklerdir. Allah'ın izin verdiği/onayladığı/desteklediği samimi inanan müminler, yeniden Cennet'e (Allah'ın Cennetlerinden birine) girecektir ve burada süresiz kalacaklardır.

    48/5 Ve inanan erkeklerle inanan kadınları, içinden ırmaklar akan cennetlere ebedi kalmak üzere soksun ve onların günahlarını örtsün. Elbette bu, ALLAH'ın katında büyük bir başarıdır.

    İnkarı/inanmamayı seçenler, Cehennem'e gönderileceklerdir. Dünyanın bir sonu var ama Cehennem'in bir sonu yok! Her buradan çıkmak istediklerinde yine/yeni/yeniden Cehenneme geri döndürüleceklerdir!

    32/20 Ama yoldan çıkanların, işte onların varacağı yer ateştir. Oradan çıkmak isteyişlerinin her defasında geri çevrilirler ve onlara: "Yalanlayıp, durduğunuz ateşin azabını tadın" denir.

    _ Dünyanın Sonu ve Sonrası

    20/15 Dünyanın sonu elbette gelecektir. Herkes yaptığının karşılığını görsün diye Ben nerdeyse onu gizleyeceğim.

    40/59 Dünyanın sonu (Saat) elbette gelecektir, bunda kuşku olmasın. Ne var ki insanların çoğu inanmaz.

    33/63 Halk senden Saat'i (dünyanın son saatini) soruyor. De ki, "Onun bilgisi ALLAH'ın katındadır; ne bilirsin, belki de o Saat yakındır."

    Dünyanın sonu ile ilgili birçok mitolojik öykü anlatıldı ve birçok senaryolar üretildi. Holywood'a ilham kaynağı olan bu senaryolar kimilerinin kesesini doldururken kimilerinin de konu üzerinde yoğunlaşmalarını/düşünmelerini sağladı! "Kurtuluş Günü, Derin Darbe, Armagedon, Yarından Sonra vb." filmlerde değinilen tema, hemen hemen hepsinde aynıydı. Senaristlerin bu yokoluş hikayelerini oluştururken tamamen Kuran'dan esinlenmediklerini söylemekle birlikte daha çok "İncil ve Tevrat" taki Kıyamet anlayışından esinlenerek hazırladıklarını söyleyebiliriz. Merak edilen konu, bunun aslı nedir? Bu tür filmlerdeki senaryoların gerçekleşme ihtimali var mıdır?

    Peki dünyanın sonu hakkında Kuran'da neler anlatılıyor? Sıralamaya çalışalım!

    _ Hesap gününden önce Rabbin, işaret ve kanıtlarını bir şekilde göstermeye başlar ve bunların farkına "AKLEDENLER" varır,

    41/53 Onun gerçek olduğu onlara apaçık oluncaya kadar onlara, ufuklarda ve kendi içlerinde ayetlerimizi (işaret ve kanıtlarımızı)göstereceğiz. Rabbinin her şeye tanık olması yetmez mi?

    47/18 Saatin kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar? Kuşkusuz onun alametleri gelmiş bulunuyor. Onlara gelip çatınca kendilerine gelen mesajın ne yararı olur?

    29/44 ALLAH gökleri ve yeri belli bir amaç için yarattı. Bunda inananlar için bir kanıt vardır.

    _ Bir yer canlısı, insanlara aslında Allah'ın ayetlerine inanmadığını söyler,

    27/82- Söylenen başlarına geleceği vakit, bunlar için yerden bir "dâbbe" (canlı) çıkarırız ki bu, onlara insanların âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler.

    _ Yeryüzünü bir duman kaplar,

    44/10-12 Göğün apaçık bir dumanı getireceği günü gözetle. İnsanları çepeçevre saracaktır; bu acı bir azaptır. "Rabbimiz, bizden bu azabı kaldır; biz inanıyoruz."

    _ Yecüc ve Mecüc'ün orduları esaretten (Allah'ın izniyle) kurtulurlar ve önlerine çıkan herkesi öldürmek isterler,

    21/96-97 Nihayet, Yecuc ve Mecuc'un önü açıldığı zaman, onlar her yönden saldırırlar. Hak sözün gerçekleşmesi yaklaşmış ve kafirlerin gözleri korkudan dona kalmıştır: "Vah bize, Biz bundan gaflet içinde idik. Biz gerçekten zalimler olduk."

    _ Sura üfürülür herkes şoka girer ve panikler,

    69/13 Boruya bir kez üfürüldüğü zaman,

    101/1-4 Şok. Hem de ne şok! Şoke edenin niteliği sana bildirildi mi? O gün halk, yayılmış kelebekler gibi olur.

    _ Sura üfürülüşle Allah'ın diledikleri hariç herkes ölür/bayılır ve bir müddet sonra ayılırlar, bayılanların müminler olmaları muhtemeldir -ki geriye inanmayan zalim/münafık/kafirler kalır ve felaketler bunların üzerine yağmaya başlar,

    39/68 Boruya üflenir üflenmez göklerde ve yerde kim varsa, ALLAH'ın diledikleri hariç kendinden geçip bayılırlar. Sonra ona tekrar üflenir de onlar ayağa kalkıp bakışırlar.

    _ Atmosfer ve koruyucu tabaka ortadan kalkmıştır,

    13/41 Yeryüzünün uçlarından eksilttiğimizi görmüyorlar mı? ALLAH hüküm verir ve O'nun hükmünü izleyip çevirecek de yoktur. O, en hızlı hesaplıyandır.

    21/44 Halbuki biz onları ve atalarını yaşlanıncaya kadar nimetlendirdik. Yeryüzünün uçlarından habire eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Buna rağmen onlar mı üstün gelecek?

    _ Güneş yaklaşır yada dünya güneşe yaklaşır yahutta güneş başka (büyük) bir güneşe yaklaşır,

    82/2 Gezegenler saçıldığı zaman,

    36/38 Güneş belirlenmiş olan rotasında akıp gitmektedir. Bu Üstün ve Bilgin olanın kurduğu bir düzendir.

    _ Yıldızlar/meteorlar Şeytan izleyicilerinin tepelerine düşmeye başlar,

    81/2 Yıldızlar sönüp düştüğü zaman,

    67/5 En aşağı göğü lambalarla süsledik ve onları şeytanlar için bir taşlama kıldık. Onlara alevli ateş azabını hazırladık.

    _ Yeryüzü şiddetle sallanır ve dağlar parçalanır,

    79/6-8 O gün o sarsıntı sarsar. Ardından bir diğeri izler. O gün yürekler titrer.

    69/14 Yer ve dağlar kaldırılıp birbirine çarpılıp darmadağın edildiği zaman,

    78/20- Dağlar yürütülmüş, serap olmuştur.

    _ Eriyen buzullar ve/veya taşan denizler, kabirlerdekileri dahi dışarı çıkarmaya/atmaya başlar,

    81/6 Denizler kaynatıldığı zaman,

    82/3-4 Denizler akıtılıp taşırıldığı zaman, Mezarların içi dışına çevrildiği zaman,

    _ Sığınılacak hiçbir yer kalmamıştır, yeryüzü artık dümdüz olmuştur ve hiçbir canlı da kalmamıştır,

    42/47 ALLAH katından, geri çevrilmesi olanaksız olan gün gelmezden önce Rabbinize cevap veriniz. O gün sizin için ne bir sığınak ne de bir koruyucu vardır.

    20/105-107 Senden dağları sorarlar. De ki, "Rabbim onları ufalayıp savuracak." , "Yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır.", "Orda ne ufak bir eğrilik ne de bir tümsek göreceksin."

    _ Göğe uzanan kapılar açılmaya/belirmeye başlar,

    78/19 Gök açılmış; kapı kapı olmuştur.

    69/16-17 Gök yarılmıştır, parçalanmıştır. Melekler her yandadır. Rabbinin yönetimi o gün sekiz (evren) üzerinde egemen olacaktır.

    _ Daha sonra ilk Adem'den son Adem'e dek herkes mezarlarından çıkarılır,

    36/51-52 Boruya üflenince, onlar mezarlarından kalkıp Rab'lerine koşacaklar. "Vay halimize" derler, "Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın söz verdiği şeydi. Demek elçiler doğru söylemişti."

    70/43 O gün mezarlarından hızlı hızlı çıkarlar; kurban taşına sürülüyorlarmış gibi...

    _ Daha önceden ölmüş olanlara dahi yeniden beden giydirilir,

    36/78-79 Ve yaradılışını unutarak bize örnekli bir soru yöneltti: "Çürüdükten sonra kemikleri kim diriltecek?" De ki, "Kim onları ilk kez yarattıysa onları yine O diriltecek. O her türlü yaratmayı bilendir."

    75/3-4 İnsan, kemiklerini bir araya toplayamayız mı sanıyor? Evet; parmak uçlarını bile düzenlemeye gücümüz yeter.

    _ Ruhlar/nefisler eşleştirilir,

    81/7 Nefisler/kişiler eşleştirildiği/çiftleştirildiği zaman,

    _ Allah kendisi ve/veya Nuru bunların arasına zuhur eder. Yazıcı meleklerin kayıtları (50/17, 43/80), Kitap ve diğer tanıklar/peygamberler de getirilirler,

    89/22-23 Rabbin, dizi dizi meleklerle birlikte geldiği zaman, Ki cehennem de o gün getirilmiştir. İşte o gün insan anlayacaktır. Artık anlamanın kendisine ne yararı var ki!

    39/69 Yer, Rabbinin ışığıyla parlar. Kitap konur. Peygamberler ve tanıklar getirilir. Aralarında gerçeğe göre hüküm verilir ve onlara zulmedilmez.

    _ Tüm canlılar kitleler halinde - imamlarının/önderlerinin arkasında hesap yerine getirilirler, kaydedici meleklerin kayıtlarının sağ taraftan verilenlerin yüzleri güler,

    17/71 Her bir halkı önderleriyle birlikte çağırdığımız gün, kitabı sağından verilenler kitaplarını okurlar ve en ufak bir haksızlığa uğratılmazlar.

    69/19-22 Kitabı sağından verilen, "Alın kitabımı okuyun," der, "Hesabımla karşılaşacağıma inanıyordum." O mutlu bir yaşantı içindedir, Yüksek bir cennette (bahçede),

    84/7-9 Kitabı sağ taraftan verilen, Kolay bir hesaba çekilecek, Ve arkadaşlarına sevinç içinde dönecektir.

    _ Fakat kitabı/kaydı sol tarafından veya arka tarafından verilenler ise hayal kırıklığına uğrarlar,

    69/25-27 Kitabı solundan verilenlere gelince, onlar, "Keşke kitabım bana verilmeseydi," der, "Hesabımın ne olduğunu öğrenmeyeydim.", "Keşke ölümüm sonsuz olsaydı."

    84/10-12 Kitabı arkasından verilen ise, Yok olmayı arzulayacak, Ve bir ateşte yanacaktır.

    56/41-42 Sol tarafta bulunanlar, sol tarafta olacaklardır. İşleyen ve kaynayan bir azap içindedirler.

    _ İnsanoğlu, elçileri ve uyarıları kabul etmediği/yalanladığı için, hesaba çekileceğini de kabul etmezdi, burada da elçileri yalanlamaya çalışır ama Allah ağızlarına mühür vurur ve bu kez yaptıklarını elleri ve ayakları anlatmaya başlar,

    78/27-29 Onlar bir hesap ummuyorlardı. Ve ayetlerimizi, mucizelerimizi yalanladılar. Halbuki biz herşeyi sayıp yazmıştık.

    36/65 O gün ağızlarına mühür vururuz da, bizimle elleri konuşur ve yapmış olduklarına da ayakları tanıklık eder.

    _ Herkes yapıp-ettiğinin karşılığını tastamam görmektedir,

    45/22 ALLAH gökleri ve yeri belli bir amaç için yarattı ki her can, kazandığının karşılığını haksızlığa uğramadan görsün.

    50/29 "Benim katımda söz değiştirilmez ve ben kullara asla haksızlık etmem."

    _ Hesabı görülenleri Allah tekrar öldürür ve zaten ölmemiş/ölmeyecek olan, Allah'ın önceki Cennet'te lutfettiği/bahşettiği bugünü bekleyen insanın ruhu/nefsi/özü, Cennet'lerden birine (Adn Cennetine) götürülür ve burada bu manzaranın benzeriyle daha önce de karşılaştığını anımsar (bu, dünyaya gönderilmeden önceki Test Cennet'i olabilir ve/veya dünyadaki müthiş güzellikteki adalar/koylar vb. de olabilir) ve sonuç olarak tekrar Allah'a kavuşmuştur,

    40/11 Diyecekler ki, "Rabbimiz, bizi iki kez öldürdün ve iki kez dirilttin. Şimdi günahlarımızı itiraf ettik. Buradan bir çıkış yolu var mı?"

    2/28 ALLAH'ı nasıl inkar edersiniz? Siz ölüler idiniz o sizi diriltti. Sonra sizi öldürür ve tekrar diriltir ve sonunda ona döndürülürsünüz.

    2/25 İnanıp erdemli davrananları, içlerinde ırmaklar akan cennetlerle (bahçelerle) müjdele. Kendilerine oradaki ürünlerden rızıklar sunulduğunda "Bu, daha önce bize sunulan nimetlerdir," derler. Böylece, kendilerine mecazi tanımlar (benzetmeler) verilir. Onlar için orada tertemiz eşler vardır ve onlar orada ebedi kalıcıdırlar.

    Yorum: Ben düşünüyorum ki, hesap gününe mahsus olmak üzere, her çürümüş kemiğe dahi yeni bir beden giydirilir (-ki insanlar bu şekliyle sorguya çekilir). Burada da günahlarını inkar etmek isteyecek olan günahkarlara, bu kez bedenleri şahitlik/tanıklık etmeye başlar (aleyhlerinde)! Hesap görülme bittikten sonra tüm insanların (bedenlerinin) yeniden öldürüleceğini tahmin ediyorum ki, Cennetler bilindiği gibi ruhani/bedensiz varlıkların konakladığı manevi bir alemdir. Ve insanın ruhunun/nefsinin/özünün ölümsüz olduğuna (öldükten sonra ruhun, hesap günü için bekletildiğine -23/100) inandığımdan, Cennet'e gönderilecek olanın da, insanın (bu) özünün olduğunu düşünüyorum. Veya,

    Yeniden giydirilen beden eğer bildiğimiz beden gibi ise ve bu halde Cennet'e dahil edilecekse, kendisine ihtiyaç duyacağı yeme-içme vb. ihtiyaçlarından dolayı Cennet'te pek hoş manzaralar oluşmayacaktır. Ve eğer yeni bedenlerimiz eskisine benziyorsa ölümsüzlük/ebedilik nasıl mümkün olacak? -ki,

    Dünya'da, insan hayatının uzun yada kısa olması, tedarik ettiği ihtiyaçlara bağlıdır (hava-su-yiyecek). Cennet'te de (bir çeşit içecek ve yiyecek) olduğunu Kuran'dan öğreniyoruz. Öyleyse Cennet'te canlılığı devam ettirecek ayrı bir hava/gaz solunması söz konusu mudur? Ayrıca vücudun yıllar içinde yıpranmaya uğrayacağı da malum (-ki oysa Cennet'te sonsuza dek kalınacak deniyor)! Bu bedene lazım olan ihtiyaçların/gereksinimlerin değişik bir reaksiyonla hemen tepkimeye geçmesi gerekir ve yine (bir çeşit) hava ile geriye verilmesi mümkün olabilir mi? Yani "ruh ve beden, ikisini de idare edebilecek gereksinimler (bildiğimiz metalardan farklı şekilde) burada (özel olarak) oluşturulacak" diyebilir miyiz?

    (Hemen üstteki) ilk ayete bakarak, iki kez ölüm ve iki kez dirilmenin nasıl olabileceğini şu şekilde açıklasak yanlış mı olur?

    _ Hesap gününden önce (dünyanın sonu ile) tüm canlıların ölmesi ilk ölüm,

    _ Hesap günü için nefislerin eşleştirilmesi ve/veya ikinci bedenlerinin verilmesi ilk diriliş,

    _ Hesap görüldükten sonra yeni verilen bedenlerin (tanıklık görevlerinin bitmesinin ardından) geri alınması ile ikinci ölüm ve

    _ Yeni bedenlerinden de kurtulan (ikinci kez dirilen) insanlar (ruhlar/nefisler/özleri) Cennet veya Cehennem'e gönderilirler diyebilir miyiz?

    Biz insanlar, ancak mevcut ifadelere bakarak değişik yorumlar yapabiliyoruz. Mevcut bilgiler (ayetler) dışında yapılan yorumlar gayb-i aktarım sayılacaktır ki bu da Kuran'da hoş karşılanan bir durum değildir. Elbette herşeyi (gaybı da) hakkıyle bilen yalnızca Allah'tır!

    _ Zulüm/Cehalet/İsyan ve sapıklıkta sınır tanımayan inkarcılar (-ki Şeytan'ın dostudurlar), zakkumlarla donatılmış yollardan/geçitlerden Cehennem'e götürülürler (-ki Şeytan Cehennem'e yalnız gireceği korkusuyla Allah'tan, sapmaya meyilli olan insanları da beraberinde götürmek için izin istemiştir (15/28-43)), [1]

    19/83 İnkarcıların üzerlerine şeytanları yolladığımızı görmez misin? Onları kışkırtıp duruyorlar.

    15/43-44 "Cehennem hepsinin buluşma yeridir.", "Onun yedi kapısı vardır ve her bir kapı için onlardan belli bir pay vardır."

    44/43-45 Elbette, zakkum ağacı, Günahkarın yiyeceğidir. Derişik asit gibi ve midelerde kaynayacaktır.

    _ Zenginlik(!) içinde şımaran kibirli cahiller/yoksulu ezenler için Cehhennem'de özel bir yer tahsis edilmiştir (yada özel bir durum oluşturulmuştur), diğerlerine ibretlik için,

    69/28-37 "Param bana yaramadı." , "Tüm gücümü yitirdim." Yakalayın, bağlayın onu. Ve sonra cehennemde yakın. Sonra, onu yetmiş arşın boyunda bir zincire vurun. Çünkü o, Yüce ALLAH'a inanmıyordu. Yoksullara yedirmeğe de çalışmıyordu. Bu yüzden onun buralarda bir dostu yoktur. Hiç bir yiyeceği de... İrin hariç, Onu ancak günahkarlar yer.

    _ Melekler ruhları/nefisleri/insanları hakettikleri yere kitleler halinde götürürler ve Cennetlikler, Cehennemliklerin üstünden/yanından geçerler,

    39/73 Rablerini sayıp dinleyenler ise yığınlar halinde cennete götürülürler. Oraya vardıklarında onun kapıları açılır ve bekçileri onlara, "Size barış olsun; kazandınız. Haydi temelli kalmak üzere oraya giriniz," derler.

    7/41 Onlar (Cehennemlikler) için cehennemden bir yatak ve üstlerinde de bir örtü vardır. Zalimleri işte böyle cezalandırırız.

    _ Melekler Cennetlikleri Cennet kapılarında selamlarlar,

    21/103 O en büyük korku onları üzmez. Kendilerini melekler, "İşte bu, size söz verilen gününüzdür!," diye karşılar.

    16/31-32 İçlerinden ırmaklar akan Adn cennet (bahçe) lerine girerler. Orada her diledikleri şeyi bulurlar. ALLAH erdemlileri işte böyle ödüllendirir. İyi durumdayken melekler canlarını almaya geldiklerinde, "Selam size olsun. Yaptıklarınızın karşılığı olarak cennete giriniz," derler.

    _ İnanan her erkek ve dişiyi (Cennet'e girdikten sonra) kendilerini yaşıt eşler karşılarlar, bunlar sadece birbirilerine ait olan eşler/hurilerdir!

    55/56 Oralarda, daha önce ne bir insan ne de bir cin tarafından dokunulmamış, bakışlarını dikmiş eşler vardır.

    78/31-33 Erdemliler için kurtuluş vardır. Bağlar, bahçeler... Genç ve yaşıt eşler...

    56/35-38 Biz kadınları yeniden biçimlendirdik. Onları, gençleştirdik. Mükemmel biçimde eşlenmişlerdir. Sağ tarafta olanlar içindir.

    _ Ebedi Cennet hayatında kendisine lazım gelebilecek gereksinimlerden süresiz/sınırsız yararlanacaklardır,

    61/12 Günahlarınızı bağışlar ve sizi içinden ırmaklar akan bahçelere ve Adn bahçelerindeki saraylara sokar. Büyük başarı budur.

    22/23 ALLAH inanıp erdemli bir hayat sürenleri içlerinden ırmaklar akan cennetlere (bahçelere) sokar. Orada altın bilezikler ve inciler takınırlar. Orada giysileri de ipektir.

    20/76 Adn bahçeleri ki altından ırmaklar akar. Orada ebedi kalıcıdırlar. Arınanların ödülü işte böyledir.

    _ Cehennemlikler de Cennetlikleri her gördüklerinde onlarla birlikte gitmeyi/olmayı isterler ama nafile -derin bir çukurdadırlar,

    7/50 Ateş halkı, cennet halkına seslendi: "Suyunuzdan, yahut ALLAH'ın size verdiği bazı nimetlerden üstümüze akıtın." Onlar da dediler ki: "ALLAH bu ikisini kafirlere haram kılmıştır."

    57/13 O gün, ikiyüzlü erkekler ve kadınlar inananlara, "Bize bakın da sizin ışığınızdan alalım," diyecekler. Onlara, "Geriye dönün de ışık arayın," denir. Aralarına, iç taraftaki merhametle, dış taraftaki azabı ayıran kapılı bir engel konacaktır.

    101/8-11 Kimin de tartıları hafif gelirse, Onun da anası uçurumdur. O uçurumun ne olduğunu bilir misin? O, kızgın bir ateştir! [2]

    _ Buradan çıkmayı her istediklerinde kapılar üzerlerine kapanır, aralarında bir engel ve kapılarında da kesin emir almış bekçiler vardır. Cahil/zalimler, bu günle karşılaşacaklarını uman müminlerle alay etmişlerdi/onlara zulmetmişlerdi,

    7/40 Ayetlerimizi inkar edenlere ve onlara karşı büyüklük taslayanlara göğün kapısı açılmaz ve deve iğne deliğinden geçmedikçe de cennete girmezler. Suçluları böyle cezalandırırız.

    7/44-49 Cennet halkı cehennem halkına seslenir: "Rabbimizin bize söz verdiğini gerçek olarak bulduk. Rabbinizin size söz verdiğini siz de gerçek olarak buldunuz mu?" "Evet!," derler. Biri aralarında şunu ilan eder: "ALLAH'ın laneti zalimlerin üzerine olsun." Onlar ki ALLAH'ın yolundan alıkoyarlar ve onu eğriltmek isterler. Ahiret konusunda da inkarcıdırlar. Cennet ile Cehennemin Ortasında Kalanlar. Aralarını bir perde böler. Orta yerde de bazı kimseler var ki herkesi görünüşlerinden tanırlar. Cennet halkına, "Selam size," diye seslenirler. Bunlar oraya (cennete), canları istedikleri halde giremediler. Gözleri ateş halkına çevrildiğinde, "Rabbimiz, bizi zalim toplulukla birlikte bulundurma," derler. Orta yerde bulunanlar, görünüşlerinden tanıdıkları kimselere seslenirler: "Sizin cemaatiniz ve büyüklük taslamış olmanız size hiç bir yarar sağlamadı.", "ALLAH onlara bir rahmet dokundurmayacak diye yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı?" (Orta Yerdekilere şunlar denecektir "Cennete girin; size bir korku yoktur ve üzülmeyeceksiniz de."

    Yorum: "Orta yerde kalanlar" şehitler ve/veya öldürülenler olabilir. Yada çocuk yaşta ölenler de olabilir. Dünyada iken iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı bir etki/zorlama sebebiyle ayırt edememiş veya bu seçim hakkı ellerinden bir şekilde alınmış olan kişiler de olabilir! En doğrusunu elbette Allah bilir!

    23/109-111 "Kullarımdan bir grup, 'Rabbimiz, inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.' derdi.", "Sizse onları alaya aldınız ve onlar yüzünden beni anmayı unuttunuz. Onlara gülüp duruyordunuz.", "Bugün ben, onlara sabretmelerinin karşılığını verdim. Kazananlar işte bunlardır."

    66/6 Ey inananlar, yakıtı halk ve taşlar olan ateşten kendinizi ve ailenizi koruyun. Ateşin üzerinde sert ve güçlü melekler olup, ALLAH'ın buyruğuna karşı gelmezler ve kendilerine ne emredilmişse onu uygularlar.

    _ Cehennemlikler için hesapları ağırdan alınır, bu sonucu isteyenlerin sayısı çok olduğundan grup grup yollanırlar. Öyleki bir müddet sonra Cehennem'in taştığı zannedilir, oysa Cehennem'in 6 kapısı daha vardır!

    7/182 Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar farketmeden onları yavaş yavaş sonlarına yaklaştıracağız.

    39/71 İnkar edenler yığınlar halinde cehenneme götürülürler. Oraya vardıklarında onun kapıları açılır ve bekçileri onlara, "Size, Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bu gününüzle karşılaşacağınız konusunda sizi uyaran sizden elçiler gelmemiş miydi?" derler. "Evet. Ancak 'ceza' sözü inkarcılar hakkında gerçekleşmiştir," diye karşılık verirler.

    50/30. O gün cehenneme: "Doldun mu?" deriz, o: "Daha var mı?" der.

    15/44 "Onun yedi kapısı vardır ve her bir kapı için onlardan belli bir pay vardır."

    _ Alçaltıcı azabın hiç değilse bir anlığına ertelenmesini isterler, oysa şanslarını daha önce zaten (inkarla) kullanmışlardı,

    40/49. Ateşte olanlar, cehennemin bekçilerine: "Rabbinize yalvarın da hiç değilse bir gün, azâbımızı hafifletsin" derler.

    40/50 Onlar da derler ki, "Elçileriniz size apaçık delillerle gelmemiş miydi?" "Evet" derler. Bunun üzerine onlar, "Öyleyse kendiniz yalvarın. Ne var ki inkarcıların yalvarması sonuç vermez."

    _ Allah'ın ayetlerini ve O günü inkar eden bu cahil/zalimler pişman olurlar ama pişmanlıkları bir yarar sağlamaz, çünkü artık karar verilmiştir!

    67/6-11 Rab'lerini inkar edenler cehennem cezasını hakketmişlerdir. Ne kötü bir duraktır. Oraya atıldıkları zaman, onun kaynayıp tüterken uğultusunu işittiler. Nerede (nerdeyse) ise öfkeden patlayacak! İçine her ne zaman bir grup atılsa, oranın gardiyanları, "Size bir uyarıcı gelmedi mi?" diye sordular. Onlar da dediler ki, "Evet, bize bir uyarıcı gelmişti, ama biz yalanladık ve, 'ALLAH hiçbir şey indirmemiştir. Siz tümüyle sapıtmışsınız,' dedik.", "Dinleseydik veya aklımızı kullansaydık biz şu ateşin halkı içinde olmazdık," dediler. Böylece günahlarını itiraf ettiler. Ateşin halkı uzak olsunlar.

    DİNLE! ONLARIN ÇIĞLIKLARINI SEN ŞİMDİDEN DUYABİLİYOR MUSUN? ACİZLİK VE REZİLLİKLERİNİ HAYAL EDEBİLİYOR MUSUN? BU SAHNELERİ TASAVVUR EDEBİLİYOR MUSUN? İNANMIŞ OLSAN DA OLMASAN DA AKIBETİN "HESAP GÜNÜ"DÜR VE BUNU HİÇ KİMSE ERTELEYEBİLECEK YADA SAVABİLECEK DEĞİLDİR! İNANMIŞSAN KÂZANIRSIN! İNKARI SEÇMİŞSEN KAYBEDERSİN! (23/102-103, 41/46) ÖYLEYSE SEN, ÖLÜM SANA GELMEDEN EVVEL AL TEDBİRİNİ! MERHAMETİ BOL OLAN ALLAH'IM, SANA BU DÜNYADA BİR ŞANS DAHA VERDİ! VE SANA MASAL ÖĞRETMEDİ! UNUTMA, SEN, SANA VERİLENLERDEN HESABA ÇEKİLECEKSİN, ATALARININ ÖĞRETİLERİNDEN DEĞİL! EĞER ATALARININ CENNET'E GİRECEĞİNDEN 100% EMİN DEĞİLSEN, ŞU ANDAN İTİBAREN KURAN'A SARILMANI VE KESİN BİR TEVBE ETMENİ TAVSİYE EDERİM! ÇÜNKÜ YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR!

    4/18 Sürekli kötülük işleyen ve kendilerini ölüm yakalayınca, "Ben artık tövbe ettim," diyenlerin tövbesi geçersizdir. İnkarcı olarak ölenlerin de tövbesi geçersizdir. Onlar için acıklı bir azap var.

    10/90-91 İsrail oğullarını denizden geçirdik. Firavun ve ordusu ise küstahça ve düşmanca arkalarına düştü. Boğulmak üzereyken, "İsrail oğullarının inandığından başka tanrı olmadığına inandım, ben müslümanım," dedi. "Çok geç! Daha önce baş kaldırmış ve bozgunculardan olmuştun."

    _ Kendinizi Kandırmayın!

    Cehennemlikler, (dünyada iken) günahlarının karşılığını Cehhennem'de ödedikten sonra(!) Cennet'e gönderileceklerine ve bu torpile de peygamberlerinin şefaatı sayesinde(!) kavuşacaklarına inanırlardı. Oysa Kuran'a göre bu, pek de mümkün görünmüyor! Lakin Peygamberler de hesaba çekilecek! (7/6) Cehennem kuyusuna atılanın oradan çıkma ihtimali yoktur! (Allah dilerse başka)

    2/80 "Sayılı birkaç gün dışında ateş bize değmeyecek," dediler. De ki: "ALLAH'tan böyle bir söz mü aldınız -ki ALLAH verdiği sözden dönmez- yoksa ALLAH adına bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?"

    74/47-49 "Nihayet (şimdi) kesin gerçeğe ulaştık." Aracıların şefaati onlara bir yarar sağlamaz. Öyleyse neden bu mesajdan yüz çeviriyorlar.

    Allah'a kavuşmayı arzulayanlar, hesap gününde hesaba çekileceğini umanlar, KURAN'A SARILSINLAR! Allah'ın ilk emri "OKU"dur (96/1-5, 29/51). Neden "oku!"? Öğrendiklerinden ve öğrendiklerini hayata nasıl ve/veya ne şekilde geçirdiğinden sorulacaksın da ondan! Sınırı/haddini aşarak "cahil/kibirli/zorba/zalim" biri olmayı mı seçmişsin? Yoksa düşünüp sakınan, iyi bir mümin mi olmuşsun? Bunun sonucunu/hakettiğin sonucu, her nefis gibi sen de, elbette öğreneceksin/göreceksin! Ve unutma, hiçbir kimseden yardım da görmeyeceksin!

    26/88-89 O gün, paranın ve çocukların yararı olmayacaktır. ALLAH'a mükemmel bir kalp ile gelenler hariç.

    82/19 O gün kimsenin kimseye yardımı dokunmaz. O gün tüm kararlar yalnız ALLAH'a aittir.

    Öyleyse sen, Allah'a karşı samimi olmaya çalış! Tüm canlıları Allah yaratmış ise, O'ndan daha iyi tanıyabilecek yoktur! Ve kimse Allah'ı kandırabilecek de değildir! Deneyenler ise lanetlenmiş/mühürlenmişti! Kimbilir belki de birçoğumuz onların torunlarıdır! Şu halde onlarla aynı yere, onların arkasında/önderliğinde (Cehenneme) gidecek miyiz, yoksa orası için bir kurtuluş rehberi/umudu olan Kuran'a mı sarılacağız?

    6/104 Rabbinizden size aydınlatıcı bilgiler gelmiş bulunuyor. Kim görürse kendi yararına, kim körlük ederse kendi zararınadır. Ben üzerinize bekçi değilim.

    43/44 Bu, sana ve halkına bir mesajdır; ondan sorulacaksınız.

    33/72 Biz sorumluluğu (sınanmayı) göklere, yere, dağlara sunmuştuk da onlar onu yüklenmekten çekinmişler ve kabul etmemişlerdi. Ancak onu insan yüklendi; o zalim ve cahil olmuştu.

    44/38-40 Biz, gökler, yer ve aralarındakileri oyun eğlence için yaratmadık. Biz onları ancak belli bir amaca göre yarattık. Ne var ki onların çoğu bilmezler. Hepsi Karar Günü topluca buluşacaklardır.

    33/73 Böylece, ALLAH ikiyüzlü erkekleri ve kadınları, ortak koşan erkekleri ve kadınları cezalandırır ve ALLAH inanan erkeklerin ve kadınların ise tevbelerini kabul eder. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir.

    Not: Bazı okuyucularımız açıklamalarımıza bakarak, (haşa) insanların istemesinin, Allah'ın dilemesinden önde olduğu fikrine kapılabilir. Allah'ın alnından tutup denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Kainattaki her canlı ve cansız varlık Allah'ın gözetiminde ve kontrolündedir (11/56). İnsana lütfedilen aklı kullanma veya kullanamamalarına göre bir seçim yapması/bir yol belirlemeleri gerekmektedir (42/47). Allah, inanmayı isteyen/dileyen insanların göğsünü İslam'a açmakta ve inanmış biri olarak Allah'a ulaşmalarına ruhsat tanımakta/izin vermektedir. Allah'ın izin verdiği müminlerin, Şeytan'a prim vermeleri de söz konusu değildir. Şeytan, sapmaya meyilli olan inkarcıları saptırmak için izin almıştır fakat müminlere bulaşmasına izin verilmemiştir (15/39-40). Allah'ın inanma izni vermediği (-ki onlar münafık/ikiyüzlü/kafirlerdir) ne kadar direnirlerse dirensin, ne kadar dilerlerse dilesinler, ancak Allah izin verirse imana kavuşabilmektedirler. Çünkü bu inkarcıların kalplerini Allah mühürlemiş, yine Allah dilerse mühür kalkacaktır! Bu farka dikkatinizi (acizane) çekmek isterim! Herşeyi hakkıyle bilen sadece Allah'tır ve en doğrusunu Allah bilir! (3/29)

    [1] Cehennem zakkumu farklı bir bitki olsa gerektir! (37/62-66) Nitekim dünyadaki (ismini insanların koyduğu) bir bitki olan zakkumun, ateşin dibinde yetişiyor olması ateistlere pek abes gelmektedir. Oysa bizim de, Cehennem'in dibinde biten zakkumun dünyadaki zakkum olduğunu iddia edebilmemiz için, sözkonusu ayetlerde "sizin bildiğiniz ve/veya yetiştirdiğiniz ağaç" denilmesi gerekirdi. Fakat bunun bildiğimiz zakkumdan farklı bir zakkum olduğu muhtemeldir (37/65). (En doğrusunu Allah bilir)

    [2] Buradaki ayetlere bakarak şöyle bir benzetme yapabilir miyiz? 8 katlı bir apartman düşünün, giriş kapısına kadar heryer zakkumlarla donatılmış. Cehennemlikler bu manzarayı görünce, Cennet'e gireceğini zannederler (37/63). Oysa zemin katta Cehennem vardır (-ki alabildiğine derin bir çukur/uçurumdur), kapıdan girer girmez bu kuyuya/uçuruma itilirler (83/16). Bunun üstünde 7 kat Cennet vardır! Cehennem'in en üstünde/tepesinde (saydam) bir kapı vardır ve Cennetliklerin durumları Cehennemliklere gösterilir. Bunu gören Cehennemlikler, onlar gibi olmak/onların yararlandığı nimetlerden yararlanmak isterler. Fakat pislik ve rezilliğe mahkum olmayı kendileri seçmiştir. İşte bunlar dünyada iken (zulüm/inkar/cehaletlikleri ... ile) müminleri pis ve rezil olarak görüyorlardı! Şimdi ise kendileri bu durumdalar! (En doğrusunu Allah bilir)

    28/56 Sen sevdiğini doğruya iletemezsin. Dilediğini doğruya ileten sadece ALLAH'tır. Doğruya ulaşmayı hakedenleri en iyi bilen de O'dur.



    KIYAMET ÖNCESİ SON DEVRE ALÂMETLERİ

    «İşte İsevîliğin din-i hakikisi zuhur([225]) ile ve İslâmiyet’e inkılab etmesiyle çendan âlemde ek-se-riyet-i mutlakaya nurunu neş-reder. Fakat yine kı-yamet kop-masına yakın tekrar bir dinsizlik cere-yanı baş gösterir, galebe eder. Ve “Elhükmü-lil-ek-ser”([226]) ka-ide-since, yeryü-zünde “Allah Allah” diyecek kalmıya-cak, yani ehemmi-yetli bir cemaat, Küre-i Arz’da mü-him bir mevkie sahip ola-cak bir surette “Allah Allah” denilmiyecek demektir. Yoksa ekalli-yette([227]) kalan veya-hut mağlub düşen ehl-i hak, kıya-mete kadar baki kalacak; yalnız, kıyametin kopa-cağı anında, kı-yametin dehşetlerini görmemek için, bir eser-i rahmet olarak, ehl-i imanın ruhları daha evvel kabzedilecek, kıyamet kâfirlerin başına ko-pacak-tır.» (Mektubat sh: 58)
    «Amma Güneşin mağribden tulûu ise, be-dahet de-recesinde bir alâmet-i kıya-met-tir. Ve beda-heti için, ak-lın ihtiyarı ile bağlı olan tevbe kapısını kapayan bir hâ-dise-i semaviye olduğundan tefsiri ve mâ-nâsı za-hir-dir, te’vile ihtiyacı yoktur. Yalnız bu ka-dar var ki: Allahu a’-lem, o tuluun se-beb-i zahirîsi:
    Küre-i Arz kafasının aklı hükmünde olan Kur’an onun başından çıkmasıyla ze-min di-vane olup, izn-i İlahî ile başını başka Seyya-reye çarpmasıyla hare-ketin-den geri dönüp, garbdan şarka([228]) olan seyaha-tını, irade-i Rabbanî ile şarktan garba tebdil et-mekle Güneş garb-dan tulua([229]) başlar Evet arzı şems ile, ferşi arş ile kuv-vetli bağlayan Hablullah-il-metin([230]) olan Kur’anın kuvve-i cazibesi kopsa; küre-i arzın ipi çözülür, ba-şıboş serseri olup aksiyle ve intizamsız ha-re-ketinden Güneş garbdan çıkar. Hem mü-sa-deme neticesinde emr-i İlahî ile Kıyamet kopar diye bir te’-vili vardır.» (Şualar sh: 591)
    Kıyamet şerli insanların başına kopar. Bak: Sahih-i Müslim, 2949. hadîs ve İbn-i Mace 4039. hadîs.
    Sual: «Kıyametin hâdisatından er-vah-ı ba-kiye mü-teessir olacaklar mı?
    Elcevab: Derecatlarına göre müteessir ola-cak-lar. Melaikelerin tecelliyat-ı kahri-yede kendilerine göre müteessir oldukları gibi, müteessir olurlar. Nasılki bir insan sı-cak bir yerde iken, hariçte kar ve tipi içinde tit-riyenleri görse, akıl ve vicdan itibariyle mü-teessir olur. Öyle de; zişuur olan ervah-ı bakiye, kâinatla alâkadar oldukları için, kâ-inatın hâdisat-ı az-îmesinden derece-lerine göre müteessir olmala-rını; ehl-i azab ise elemkâ-rane, ehl-i saadet ise hayretkârane, is-tiğrabkârane,([231]) belki bir cihette istib-şarkâ-rane([232]) teessü-ratları bulunma-sını, işarat-ı Kur’aniye gösteriyor. Zira Kur’an-ı Hakîm her za-man kıyametin acaibini tehdid sure-tinde zikredi-yor. “Göreceksiniz” diyor. Halbuki cism-i insanî ile onu görenler, kı-yamete yetişenlerdir. Demek kabirde cesed-leri çürüyen ervahların da o tehdid-i Kur’aniyeden his-seleri var.» (Mektubat sh: 58)
    ÂHİRZAMAN FİTNESİNİN İFSADATINA KARŞI ISLAHAT HAREKETİ HAKKINDA BİR TETİMME

    Risale-i Nur eserlerinde “Sonra gele-cek zât ve sair ifade şekilleriyle yapılan tavsi-fatla nazara verilen ve hakiki Mehdi ve Mehdiyete bağlı ve onun geniş da-iresini temsil edip vazife görecek olan zâta ait bazı ifade-ler vardır. Bu ifadeler-den bir kısmı aynen şöyledir:
    «Hilafet-i Muhammediye (A.S.M.).S.M.); cihe-tin-deki sal-tanatı…» (Emirdağ Lâhikası-I sh: 266)
    «Hilafet-i Muhammediye (A.S.M.) ve itti-had-ı İslâm ordula-rıyla zemin yüzünde sal-tanat-ı İslâmiyeyi sür-mek…» (Emirdağ Lâhikası-I sh: 267)
    Bilindiği gibi Hilafet, İslâm millet ve dev-letleri-nin şeair ve İslâmî hayat cihetiyle or-tak idare merkezi ve temsilciliği-dir. Demek o zât, böyle geniş siyasî saltanata yani mümessil-lik vasfıyla hâkimiyete sahip olacak.
    «O zâtın üçüncü vazifesi; Hilafet-i İslâmiyeyi itti-had-ı İslâma bina ederek, İsevî ru-hanileri ile itti-fak edip Din-i İslâm’a hizmet etmek-tir.» (Sikke-i Tasdikî Gaybî sh: 9)
    Bu ifade dahi mezkûr hükmü aynen teyid eder ve İsevî ruhanileriyle ittifak etmek de, bü-yük vazifeleri ara-sında yer alır.
    «Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim ce-re-yanlar var ki, herşeyi kendi hesabına al-dığı için, fa-raza hakikî beklenilen o zât dahi bu zamanda gelse, harekâtını o cere-yanlara kaptırmamak için Si-yaset âlemin-deki vazi-yetten feragat edecek ve hede-fini değiştire-cek diye tahmin ediyorum.» (Kastamonu Lâhikası sh: 90)
    Bu beyanda geçen “Bu zamanda” kaydı, itti-had-ı İslâm teşekkül etmeden, onun kuvve-tine sahip ol-madan mânâsında olduğunu, hem yukarıdaki ifadelerden hem Külliyat mü-vace-he-sinde hem de mantıkan anlamak icab eder. Demek ittihad-ı İslâmın teşekkülü evlevi-yet ve aciliyet ka-zanı-yor.
    «Bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise, Hz. Mehdi’nin şakirdleri olabi-lir…» (Şualar sh: 720)
    «Yüz sene sonra Nurların ektiği to-hum-la-rın sün-büllenmesi ile aynen o geniş daire, Nur da-iresi olacak.» (Emirdağ Lâhikası-II sh: 112)
    Bu ifadelerden de anlaşılıyor ki; geniş da-ire fü-tuhatı, inayet-i İlahiyeye istinad eden Risale-i Nur’un manevî kuv-ve-tinin eseridir. Şu halde Risale-i Nur ve Müellifi, esas teşkil edip metbuiyyet ve âmiriyyet maka-mındadırlar. Zira Bediüzzaman Hazretlerinin sarih ifade-siyle:
    «Sonra gelecek o mübarek zât, Risale-i Nur’u bir proğramı olarak neşir ve tatbik edecek.» (Sikke-i Tasdik sh: 9) şeklindeki beyanı…
    Hem yine her asra hisse-i dersini veren had-îs-teki ‘la tezalü taifeten’ ile işaret edilen Bediüzzaman ve has dairesindeki taifeye atfen:
    «O zât, o taifenin uzun tedkikatıyla yaz-dık-ları eseri kendine hazır bir proğram ya-pa-cak…» (Emirdağ Lâhikası-I sh: 266)
    İfadesinin sara-ha-tıyla; o zâtın Risale-i Nur’a istinad ve teba-iyet edeceği hükmü, tevil kaldırma-yacak dere-cede açık-tır.
    Mezkûr hakikatı teyid eden fakat gayet te-vazu ma-ka-mında yazılan ve İbn-i Mace 4088. hadîsiyle işaret edilen şu ifade de o zâta bakar:
    «O ileride gelecek acib şahsın bir hiz-metkârı ve ona yer hazır edecek bir düm-darı([233]) ve o büyük ku-man-da-nın pişdar([234]) bir ne-feri oldu-ğumu zannediyo-rum.» (Barla Lâhikası sh: 283)
    Rivayetlerde âhirzamanda geleceği müjde-lenen ve zu-lümatı dağıtacak olan manevî kuv-vet, Nur Risalelerinde te-celli eden hakaik-i Kur’aniye ve ima-niyye olduğu, Risale-i Nur’da tekraren nazara veril-miştir.
    Zübdet-ül Buhari Tercemesi 958. hadî-sin haşi-yesinde, Er-Raid Lügatı’nın beyanına göre “Harbte na-’ra atan kah-raman” mânâ-sında olan “Cehcah” vas-fıyla tavsif edilen bir zâtın geleceği (Şarkavî Şerhi’nden naklen) şöyle ifade edilir:
    «Bu kişinin adı Cehcah’tır. Çok kıymetli bir zât olup, Mehdi’den sonra ortaya çıka-cak, onun yo-lunu tu-tacaktır. Çoban koyunu nasıl sürerse, Cehcah da ci-hangir olarak bütün ülkeleri idare edecek, herkes ona bo-yun eğecektir.»
    NOT:
    Yukarıda zikredilen “yüz sene sonra” ve sair şekil-deki ifadelerin tarihî tesbit-leri, ayrı bir tedkikat iste-diği ve ayrı bir mes’ele olduğu ci-hetle ele alınmadı.
    Risale-i Nur’dan çok kısa olarak nakle-dilen mezkûr parçalarda görüldüğü gibi; “bir asır sonra gele-cek” ve “gelecek zât” gibi ifade-lerle bir zâtı haber veren Bediüzzaman Hazretleri olduğuna göre, bu beyanlar kendi-sini değil, ken-di-sinden sonra gelecek olan şahıstan bah-set-tiği zâhirdir.
    Hem yine mezkûr nakillerde o zât hakkın-daki şu ifade-ler:
    “Hilafet-i Muhammediye ci-hetindeki salta-natı” yani si-yasî hâkimiyet makamına sahip olacağı ve bu vazifesini “ittihad-ı İslâma bina edeceği” ve “İsevî ru-hanileriyle ittifak edeceği” ve “hayatın geniş da-iresinde” vazifedar olacağı gibi beyanlarla bildirilen vazifeleri, siyasî icra-atlardır.
    Halbuki Bediüzzaman Hazretleri mez-kûr siyasî vazife-lerle bizzat iş-ti-gal etme-miş ve iman üzerinde bütün mesaisini hasretmiş-tir. Ancak şu var ki; o gelecek diye bahsedilen zât, geniş da-irede Risale-i Nur’u proğram yaparak ve Risale-i Nur’a bağlı kala-rak hizmet eder.
    Buna göre bu zâtın vazife makamı, Risale-i Nur’un ve müelli-finin seviyesinde ol-mayıp teba-iyet maka-mında bulu-nacağı da sarihtir.
    Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur’un şahs-ı manevî-sini ve üstünlü-ğünü tavsif ve beyan eden pek çok ifadele-riyle bu hükmü sarahatla ortaya koyar ve Risale-i Nur’u merci’ gösterir ve tekraratla ilân eder ve etmiştir.
    Meselâ elyazma Emirdağ Lâhikası’nda talebele-rine hitaben şöyle diyor:
    «Risale-i Nur hakkındaki hüsn-ü zannı-nız daha fevkinde Risale-i Nur’a lâyıktır. Çünki Kur’an-ı Hakîm’in bir mu’cize-i ma-neviye-sidir. Âhirzamanda gelecek Hazret-i Mehdi de ona o kıymeti verecek itika-dın-dayım.»
    Hem yine Risale-i Nur’un muhtelif yer-le-rinde geçen ve “iman, hayat, şeriat” olarak ifade edilen üç vazifenin en mü-himmi “iman” olduğu ve bu vazife de tamamen Risale-i Nur’un ve halis, sadık ve has şakirdle-rinin vazifesi ol-duğu; geniş daireye bakan diğer iki vazife ise imana nisbeten ikinci, üçüncü derecede olduk-ları ve Risale-i Nur’un proğra-mına göre yürütü-leceği, yani Risale-i Nur’a bağlı kalınacağı be-yan ediliyor ki yine Risale-i Nur’un vazife ma-kamının ul-viyetini gösterir. Bu beyanlardan birkaç nümunesi şöyledir:
    «Hem üç mes’ele var: Biri hayat, biri şe-riat, biri imandır. Hakikat noktasında en mü-himmi ve en azamı, iman mes’elesidir.» (Kastamonu Lâhikası sh: 90)
    «…üç vazifesinden en mühimmi ve en bü-yüğü ve en kıymetdarı olan iman-ı tahki-kîyi neşr ve ehl-i imanı dalâletten kur-tar-mak cihetiyle, o en ehemmiyetli vazi-feyi aynen bitemamiha Risale-i Nur’da görmüş-ler.» (Sikke-i Tasdik sh: 9)
    «Şimdi hakikat-ı hal böyle olduğu halde, en birinci vazifesi ve en yüksek mes-leği olan imanı kurtarmak ve imanı tahkikî bir surette umuma ders vermek, hattâ avamın da imanını tahkikî yapmak vazifesi ise, manen ve hakikaten hidayet edici, irşad edici mânâsının tam sarahatını ifade ettiği için, Nur şakirdleri bu vazifeyi tamamıyla Risale-i Nur’da gördüklerinden, ikinci ve üçüncü vazifeler buna nisbeten ikinci ve üçüncü dere-cedir diye, Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsini haklı ola-rak bir nevi Mehdi te-lâkki ediyorlar.» (Emirdağ Lâhikası-I sh: 266)
    «Hattâ eski evliyanın bir kısmı, ke-ra-met-i gaybi-yelerinde Risale-i Nur’u aynı o âhirzamanın hidayet edicisi olduğu diye ke-şifleri, bu tahkikat ile te’vili an-laşılır.» (Emirdağ Lâhikası-I sh: 267)
    «Hazret-i Hasan Radıyallahü Anh’ın altı ay-lık hi-lafeti ile beraber Risale-i Nur’un Cevşen-ül Kebir’den ve Celcelutiye’den al-dığı bir kuvvet ve feyizle vazife-i hilafetin en ehemmiyetlisi olan neşr-i hakaik-ı ima-niye noktasında Hazret-i Hasan Radıyallahü Anh’ın kısacık müdde-tini uzun bir za-mana çevi-rerek tam beşinci halife na-zarıyla baka-biliriz. Çünki adalet-i hakikiye ile bu asırda insan-ları mes’ud ede-bilir bir istidadda bulunan, Risale-i Nur’dur ve onun şahs-ı manevîsi, Hazret-i Hasan Radıyallahü Anh’ın bir muavini, bir mü-tem-mimi, bir manevî veledi hükmündedir.» (Emirdağ Lâhikası-I sh: 72)
    «Evet bu zaman hem iman ve din için, hem hayat-ı içtimaiye ve şeriat için, hem hukuk-u âmme ve siya-set-i İslâmiye için, gayet ehemmi-yetli birer müceddid is-ter. Fakat en ehemmiyetlisi, hakaik-ı ima-niyeyi mu-hafaza noktasında tecdid vazi-fesi, en mukaddes ve en büyüğüdür. Şeriat ve ha-yat-ı içti-maiye ve siyasiye da-ireleri ona nis-beten ikinci, üçüncü, dördüncü derecede ka-lıyor.
    Rivayat-ı hadîsiyede, tecdid-i din hak-kında zi-yade ehemmiyet ise, imanî hakaik-teki tecdid iti-ba-riyledir.» (Kastamonu Lâhikası sh: 189)
    «Bu asırda, Cenab-ı Hakk’a hadsiz şü-kür olsun ki, Risale-i Nur’un hakikatına ve şakirdlerinin şahs-ı ma-nevîsine, hakaik-ı imaniye muhafazasında tecdid vazi-fesini yaptırmış. Yirmi seneden beri o vazife-i kudsi-yede te’sirli ve fatihane neşriyle gayet dehşetli ve kuv-vetli zendeka ve dalâlet hü-cumuna karşı tam mukabele edip, yüzbinler ehl-i imanın imanlarını kurtardığını kırk-binler adam şehadet eder.» (Kastamonu Lâhikası sh: 190)
    Risale-i Nur’un makamını ve ehemmi-yetini be-yan eden buna benzer daha pek çok ifadeler gösteriyor ki, asıl merci’ ve söz sahibi Risale-i Nur’dur. Daire-i Nur dâhilinde olanlar, ondan başka bir fikir ve hareket tarzını getire-mezler. “Risale-i Nur’un talimatı dairesinde” (Emirdağ Lâhikası-I sh: 73) hizmet ederler.
    Risale-i Nur, dinin teferruatından ve az bir kısmı müs-tesna olarak içtihadî mes’elele-rinden bahsetmez. Geniş da-irenin mes’elelerini, ileride teşekkülü beklenen “mütehassıs heyetle-rine” bı-rakır.
    Evet «Risale-i Nur, hayat-ı içtimaiyenin ka-nunla-rını da ihata eden dinin geniş daire-sinden bahset-mez. Belki asıl mevzuu ve he-defi, dinin en has ve en yüksek kısmı olan imanın erkân-ı azîmesinden bahse-der.» (Tarihçe-i Hayat sh: 231)
    Geniş dairede bir kısım teferruat mesa-ili-nin ta’-dil ve teşrii için ihtisas heyetlerini ha-tır-latan şu ifade de dikkat çe-kicidir:
    «Evet bu zaman hem iman ve din için, hem ha-yat-ı içtimaiye ve şeriat için, hem hukuk-u âmme ve siya-set-i İslâmiye için, gayet ehemmiyetli birer mü-ceddid ister.» (Kastamonu Lâhikası sh: 189)
    Evet Osmanlı Devleti’nin son devrinde “Şûra Heyeti”nin lüzumunu anlatan Bediüzzaman Hazretleri aynı o teklifini; “Şimdi âlem-i İslâmın mütemerkiz([235]) noktasına tek-rar arzediyorum.” diyerek tâ gelecek-teki itti-had-ı İslâmın merkezine kadar ucu uzanan re-yini be-yan eder.
    İşte bir nebze nümunesini gördüğümüz ve risale-lerde serpilmiş ifade ve beyanlara kül-liy-yen bakılıp dik-kat edi-lirse; Risale-i Nur, ge-niş daireye esasat cihetinde proğramını ver-miş ol-duğu görülür. Bundan da anlaşılı-yor ki; gele-cekteki va-zifedarlar, Risale-i Nur’a sahip çı-ka-caklar, emir ve tavsiyele-rine dikkat edecekler ve Risale-i Nur’un metbuiyet makamını teba-iyetleriyle mu-hafaza ede-ceklerdir.
    NETİCE

    Ahirzaman fitnesinin dehşetli ifsadatını tamir, ıslah ve halkı tenvir ve irşad vazifesini Bediüzzaman ve şakird-leri, muannid düşman-larına karşı en ağır şartlar içinde hayatla-rını ortaya koyarak, en kudsî ve en büyük vazife olan iman hakikatlarını keşif ve neşirle; haki-kat nokta-i nazarında as-rın rivayetlerde müjde-lenen en haşmetli ta-rihî hâdisesini or-taya koy-muşlar, küfrün belini kırarak da İslâmî hayat ve iç-timaiyatın zeminini hazırlamışlardır.
    Bu hakikatı, yani bi-rinci vazife olan iman hizmeti-nin ve vazifedarlarının emsal-siz üstünlüğünü daima nazara ve-ren Bediüzzaman Hazretleri, bir talebesinin mektubuna verdiği cevabda aynı mes’eleye dikkati çeker ve der ki:
    «Muhbir-i Sâdık’ın([236]) haber verdiği “Manevî fütu-hat yapmak ve zulümatı da-ğıtmak, za-man ve ze-min hemen hemen gelmesi” diye fıkrasına, bütün ruh u canı-mızla rahmet-i İlâhiyeden niyaz ediyoruz, te-menni ediyo-ruz. Fakat biz Risale-i Nur şakirdleri ise: Vazifemiz hiz-mettir, vazife-i İlâhiyeye ka-rış-mamak ve hizmetimizi onun vazifesine bina et-mekle bir nevi tec-rübe yapma-mak olmakla bera-ber; kemmiyete değil, keyfiyete bak-mak; hem çok-tan beri sukut-u ahlâka([237]) ve hayat-ı dün-yeviyeyi her cihetle hayat-ı uh-reviyeye([238]) tercih ettirmeye sevke-den dehşetli esbab([239]) altında Risale-i Nur’un şim-diye kadar fütuhatı([240]) ve zındıkla-rın ve dalâletlerin sav-let-lerini([241]) kırması ve yüzbinler bîçare-lerin imanlarını kurtarması ve herbiri yüze ve bine mukabil yüzer ve binler hakiki mü’min talebeleri yetiş-tirmesi, Muhbir-i Sâdık’ın ihbarını aynen tasdik etmiş ve vukuat ile isbat etmiş ve inşâallah daha edecek. Ve öyle kökleşmiş ki; inşâallah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden onu çı-karamaz. Tâ âhir-zamanda, haya-tın geniş dairesinde asıl sahibleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o to-humlar sünbül-lenir. Bizler de kab-rimizde sey-redip, Allah’a şükrederiz.»
    Bediüzzaman Hazretlerinin mezkûr tarz-daki ifadele-rinden anlaşılıyor ki; geniş daire va-zife-darları, Risale-i Nur’daki Kur’an ve iman haki-katlarını geniş çapta ve res-men neşir ve tat-bikle Risale-i Nur’un irşad sahasını genişle-tir-ler, kendi ilimleri ile irşada girişmezler.

    ***
    KAYNAK ESERLER


    Barla Lâhikası, B. Said Nursî, Envâr Neşriyat - İstanbul 1993
    Büluğ-ul Meram Tercümesi, Ahmed Davudoğlu, Sönmez Neşriyat - İstanbul 1967
    Elmalılı Tefsiri (Hak Dini Kur’an Dili), Hamdi Yazır, II.Baskı, İstanbul 1960-1962
    Emirdağ Lâhikası, B. Said Nursî, Envâr Neşriyat - İstanbul 1992
    Gençlik Rehberi, B. Said Nursî, Envâr Neşriyat - İstanbul 1993
    Hutbe-i Şamiye, B. Said Nursî, Envâr Neşriyat - İstanbul 1990
    İbn-i Mace Tercemesi, Kahraman Yayınları, İst.-1982-1983 (10 cilt)
    İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi, Bediüzzaman Said Nursî, Envâr Neşriyat
    İslâm Prensipleri Ansiklopedisi, İttihad Yayıncılık, 4 cilt, İstanbul 1994
    İşarat-ül İ’caz Tercümesi, Bediüzzaman Said Nursî, Mütercim: Abdülmecid Nursî, Envâr Neşriyat - İstanbul 1992
    Kastamonu Lâhikası, B. Said Nursî, Envâr Neşriyat - İstanbul 1993
    Kenz-ül Ummal, Suyutî ve Burhan-ı Fevrî, 16 cilt, Halep tarihsiz
    Keşf-ül Hafa, Matbaat-ül Fünun, Haleb (2 cilt)
    Lem’alar, Bediüzzaman Said Nursî, Envâr Neşriyat - İstanbul 1992
    Mektubat, Bediüzzaman Said Nursî, Envâr Neşriyat - İstanbul 1992
    Mesnevî-i Nuriye Tercümesi, Bediüzzaman Said Nursî, Mütercim: Abdülmecid Nursî, Envâr Neşriyat - İstanbul 1991
    Mesnevî-i Nuriye Tercümesi, Bediüzzaman Said Nursî, Mütercim: Abdülkadir Badıllı, 670 sh. İstanbul 1980
    Mişkât-ül Mesabih, Veliyyüddin-i Tebrizî, 3 cilt, Beyrut 1961
    Muhakemat, B. Said Nursî, Envâr Neşriyat - İstanbul 1992
    Münazarat, Bediüzzaman Said Nursî, Envâr Neşriyat - İst. 1993
    Müsned-i İmam-ı Ahmed, Ahmed bin Hanbel, 6 cilt Beyrut
    Osm. Mektubat, Bediüzzaman Said Nursî, 744 sh.
    Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat, Türdav Yayınları, İstanbul 1990
    Ramuz-ül Ehadîs, Abdülaziz Bekkine, Milsan-1982, 2 cilt
    Risale-i Nur’un Kudsî Kaynakları, Abdulkadir Badıllı, Envâr Neşriyat - İstanbul 1992
    Sahih-i Buhari Muhtasarı, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınlarından, II.baskı, 12 cilt
    Sahih-i Müslim Tercemesi, M. Sofuoğlu, İrfan Yayınları-1967, 8 cilt
    Sikke-i Tasdik-i Gaybî, Bediüzzaman Said Nursî, Envâr Neşriyat - İstanbul 1993
    Sözler, Bediüzzaman Said Nursî, Envâr Neşriyat - İstanbul 1993
    Sünuhat, Tuluat, İşarat, Bediüzzaman Said Nursî, Gaye Matbaası, Ankara 1976
    Şualar, Bediüzzaman Said Nursî, Envâr Neşriyat - İstanbul 1993
    Tac Tercemesi, Bekir Sadak, Sinem Matbaası, İstanbul 1968-1975
    Tarihçe-i Hayatı, B. Said Nursî, Envâr Neşriyat - İstanbul 1992

    bİRAZ UZUN OLDU AMA