Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan dini sosyalleşme mekanları Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    dini sosyalleşme mekanları

    Reklam




    Dünden Bugüne Dînî Tebliğ ve İrşâd


    Paylaş
    dini sosyalleşme mekanları Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    İRŞAT VE TEBLİĞ

    Ebubekir Tanrıkulu


    “Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kafirler topluluğuna rehberlik etmez.” (Maide, 67)
    Tebliğ ve irşad ilk insan, ilk peygamber Hz. Adem (a.s.) ile başlamış, son peygamber Hz. Muammed (s.a.s.) ile son şeklini almış, bütün ins ve cinne en doğru yol gösterilmiş, örnek hayatıyla Hz. Muhammed (s.a.s.) yaşayarak rehber olmuş, ve Cenâb-ı Hakk tarafından insanlığın kurtuluşu, saadeti ancak Allah’a itaat onun seçip beğendiği din İslâm’a göre yaşamak ve son elçisi Hz. Muhammed (s.a.s.)’e itaat edip uymaya bağlı olduğu bildirilmiştir.
    Mensubu olduğumuz ve şeref duyduğumuz bu yüce dine İslâm ismini Cenhab-ı Hakk vermiş, o yüce dine inanıp yaşayana da Müslüman ismini vermiştir.
    Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’de: “Allah katında din şüphesiz İslâmiyettir” (Âl-i İmrân, 19)
    “Bu gün size dininizi ikmâl ettim. Üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim.” (Maide, 3)
    Kur’an-ı Kerim’de irşad kelimesi, rüşt, reşed, reşid, raşid ve mürşid şeklinde geçmektedir.
    İnsanlara nasihat etmek, onlara bilmedikleri dinî konuları öğretmek, iyilik yapmalarını ve kötülükten sakınmalarını söylemek, ahlâkî öğütler vermek şeklinde özetlenebilen irşad, İslâm tarihinde kültürel hayattaki etkinliği ve halkın eğitimi itibariyle son derece önemli vazifelerden birisi olmuştur.
    İrşad kelimesiyle beraber zikredilen tebliğ kelimesi ise, Allah’ın emirlerini kullara duyurmaktan ibarettir. Cenâb-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’inde:
    “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşu erenlerdir.” (Âl-i İmrân, 104)
    İnsanlar yaratılışları icabı her zaman irşad ve tebliğe muhtaçtırlar. İnsanlar dün nasıl peygamberlere muhtaç idiyse, bu gün de onları irşad edecek alimlere muhtaçtır.
    Dinî emirleri insanlara tebliğ ve emirlerle insanoğlunun yolunu aydınlatmak Hz. Muhammed (s.a.s.)’in ümmetinin alimlerinin başlıca vazgeçilmez görevidir.
    Tebliğ ve İrşad Vasıtaları
    Tebliğ ve irşad, ferten ferde, fertten topluma, yahutta toplumdan ferde, toplumdan topluma bir iletişim hadisesidir.
    Tebliğ ve irşad, çok geniş insan topluluklarına yönelik manevî bir hizmettir. Bu sebeple tebliğ ve irşadın coğrafî bölge, etnik yapı, inanç farkı, ekonomik kalkınmışlık veya gerilik, eğitim ve kültür seviyesi, okullaşma oranı, yaş ve cinsiyet farklılıkları ile yakın ilgisi bulunmasından dolayı bu unsurlar daima dikkate alınmalıdır.
    İslâm’ın ilk yıllarından beri ibadet merkezi olan camiler eğitim, irşad ve tebliğ merkezidir.
    Yakın zamana kadar tebliğ ve irşad, sözlü ve yazılı yapılıyordu.
    Sözlü irşad denilince akla öncelikle camilerde yapılan va’z-u nasihat ve okunan hutbeler gelirdi. Bu tarz faaliyetler içinnde evlerde ve işyerlerinde yapılan dinî sohbetler, konferans, panel, kongre, seminer ve açık oturumları sayabiliriz.
    Bugün tebliğ ve irşada bir üçüncü vasıta eklendi. O da sesli ve görüntülü yayınlardır. Bu yayınların iki ana unsuru Radyo ve televizyondur.
    Tebliğ ve irşad sınırları içerisinde projelendirilen dinî konuların basın ve yayında da yer alması sağlanırsa toplumda kendiliğinden manevî ve sosyal bir kaynaşma ve birleşme meydana gelir.
    Günümüzde basın yayın faaliyetlerinin, millî ve sınırları aşan gücünü gözden uzak tutmamalıyız.
    Bu özellik, İslâm dininin cihan şumul olma hakkına da uygun düşmektedir.
    Kur’an’ın ve Rasûlüllah’ın mesajı günümüzde sınır ve engel tanımayan medya ile dünyaya daha rahat duyurulabilir.
    Camide mihrap, minber ve kürsüden yürütülen tebliğ ve irşad hizmetleri, kitap, dergi ve gazete gibi kalıcı dökümanlarla mutlaka beslenmelidir.
    Basılı dinî yayın, toplumları din konusunda aydınlatmanın, müslümanın müslümanca düşünmesini sağlamanın önemli vasıtalarındandır.
    Tebliğ ve irşadda basın ve yayın organları, nesilleri dinen bilgilendiren, manen kaynaştıran ve ahlâken yücelten köprüler olmalıdır.
    Dünyayı küçülten ve toplumları adeta esir alan haberleşme ve yayın ağını kullanan kültür, diğer bir kültür üzerinde baskı unsurları yaşatmaktadır.
    Sayıları milyonlarla ifade edilen okuyucu, dinleyici ve seyirci kitlelerine hitap etmesi itibariyle kitle haberleşme araçları günümüzde eğitici ve öğretici araçların başında yer almaktadır.
    Teknolojinin gelişmesi ve yaygınlaşması, irşad ve tebliği geniş kitlelere ve her kesime ulaştırmada büyük kolaylıklar ve imkanlar sağlamaktadır.
    Bu sebeple radyo ve televizyonlar da, teyp, video ve CD kasetleriye irşad ve tebliğde bulunmak mümkün hale gelmiştir.
    Sinema ve tiyatro ise her zaman seyirci bulabilen önemli iletişim ve telkin vasıtalarıdır.
    İrşad ve Tebliğde Hedef Kitle
    İslâm’ı tebliğ ve irşad görevi yapılırken üç ana kitle hedeflenir:
    A- Çocuklar ve gençler
    Çocuklar ve gençler; istikbalin söz sahibi, geleceğin teminatı, toplumların umut kaynağıdır.
    Çocuklarımız için din eğitim ve öğretiminin dört kaynağı vardır.
    1- Aile: Çocuğun ilk eğitim ve terbiye ocağı, sıcak aile yuvasıdır. Anne ve babanın çocuk üzerinde çok önemli rolü vardır. Ailede güzel terbiye edilen, sağlam bir ailede huzurlu bir ortamda yetişen çocuklar ileride okul ve çevrenin de etkisiyle şekillenmekte müsbet veya menfi gelişmektedir.
    2- Okul: Ana okulu ve ilköğretimde verilecek eğitim ve öğretim çocukların kimlik kazanmasında önemli bir rol oynar. Verilecek doğru, güvenilir, sağlam bir din eğitimi ve öğretimi ilkokul, lise ve üniversite hayatında, aile ve çevrenin katkılarıyla olumlu gelişmekte, zıddı olan bir durumda ise ailenin, toplumun, devletin başına telafisi zor olan problemler açmaktadır. İyi yetişmiş, inancı, itikadı sağlam eğiticiler çocuklar ve gençler üzerinde olumlu iz bırakırlar.
    Okullarda çocukların seviyesine göre dozu iyi ayarlanarak pedagojik ölçülerde dinî, ahlâkî, tarihî kitaplar hazırlanmalı ve bilhassa Allah, Peygamber vatan, bayrak, din sevgisi temaları işlenmelidir.
    3- Çevre: Çocuğun ilk bilgilerini edindiği aile ocağı, arkadaş ve mahalle gibi yakın muhittir. Çocuk yedi yaşına kadar aileden başlayarak çevreden edindiği dinî bilginin izlerini bir ömür boyu taşımaktadır. Çocukların arkadaşlık ettiği kimselere çok dikkat etmeli, zararlı, kötü arkadaşlardan ve çocukları batakhanelerden korumak gerekmekte ve bu konuda ailelere, devletin zabıta kuvvetlerine büyük sorumluluk düşmektedir.
    Müslüman aileler ve sorumluluk taşıyan herkes çocuklara gençlere güzel örnek olmak zorundadır. Mesela, cuma, bayram, kandil gibi dinî gün ve geceler de müslümanların evlerinde bir fevkalâdelik olmalı. Çocuklara uygun hediyeler alınmalı, onların da ev ve camilerde yapılacak güzel programlara, ibadetlere zorlamadan, korkutmadan, imrendirilerek, sevgiyle teşvik etmeli, iştiraklari temin edilmelidir.
    4- Medya: Çocuklar, aile ve çevreden edindikleri dinî bilgileri, daha zengin görüntülerle televizyonlardan da edinmelidir. Basın-yayın organları ve radyo ayrıca sinema ve tiyatro çocuklara sağlam ve doğru dinî bilgililer ulaştırması konusunda tutarlı olmalıdırlar.
    Mürşid, mübelliğ veya din görevlisi bu imkandan faydalanmayı düşünmeli ve medya ile bu konuda güzel bir diyalog içerisinde olmalıdır.
    Diğer din ve ideloloji mensupları bu vasıtalardan geniş ölçüde faydalanmakta, toplumumuzu ve bilhassa genç yavrularımızı fazlasıyla zehirlemektedirler. Biz neden faydalanmayalım?
    Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de:
    “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık düşmanıdır.” (İsra, 53)
    “Güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir. Allah zengindir. Acelesi de yoktur.” (Bakara, 263)
    B- Halk
    Dinî bilgisini okumaktan çok dinleme ve görme yollarıyla elde eden, okumuş veya az okumuş kimselerdir. Bunlar edindikleri dinî bilgilerin sıhhat ve isabetini kontrol imkânına mâlik bulunmadıklarından, telkin edilen bilgileri çoğu kez olduğu gibi kabullenir.
    Dinî bilgilerini okuma yolundan ziyade, görerek veya dinleyerek elde eden çocuklar ile halk için, dini yaşayan ve öğrenen kimselerin davranışları son derece önemlidir.
    Halkın bir kısmı köy ve kasabalarda oturmakta, bir kısmı da şehirlerde yaşamaktadır. Zamanımızda gelişen ulaşım ve iletişim araçları sayesinde köy ve şehirde yaşayan insan arasında fark yoksa da yine de köyün sosyal şartları ile şehrin sosyal şartları aynı değildir.
    Milyonlarca insanın oturduğu köylerde halkın din eğitim ve öğretimi din görevlisinin elindedir. Köylünün mürşidi imamıdır.
    C - Okumuşlar
    Aydın denilen kültürlü kişiler, görerek, işiterek değil de okuyarak, araştırarak öğrenenlerdir. Bunların bir kısmı branş itibariyle dinî ilimler üzerine, diğerleri de okuyarak dinî bilgi edinenlerdir.
    Branşı dinî ilimlerin tetkik ve talimi olan kişilerin, bilgi kaynakları zengindir.
    Diğer grub sahaları dinî ilimler olmamakla beraber okumuş, kültürlü, aydın dediğimiz kimselerdir. Pek çoğumuzun dinî bilgi seviyesi ya halk seviyesinde veya kulaktan dolma telkinle edinilmiş, peşin hükümlerle çoğu zaman değişmez kanaat ile dolu durumdadır.
    Halk ve okumuşlar için dinî bilginin ve terbiyenin önemli kaynaklarından biri de asırlardan beri tasavvuf ve tarikatlar olmuştur.
    Sahası dinî ilimler olmayan kişilerin okullarda aldıkları dinî bilgiler zayıf ve yetersizdir.
    Aydın ve kültürlü kesimin de doğru ve sağlam kaynaklardan bilgilendirilmesi ve ikna edillmesi gerekmektedir.
    İslâmî tebliğ ve irşad yapanların müslümanların dinî hayatla ilişkilerinin seviyesine ve kimlere hitap ettiğine dikkat etmesi gerekir.
    Tebliğ ve irşadda günümüzün teknolojik imkanlarından da yararlanarak her türlü imkanları kullanarak devam edilmeli, İslâm dışı, zararlı her türlü sözlü, yazılı görüntülü, birlik ve beraberliği zedeleyici, devleti zaafa uğratacak ahlâkı bozucu icraatlara karşı mücadele edilmeli, tedbirler alınmalıdır.
    Tebliğ ve irşad görevini yapanlar herşeyden önce samimi ve şuurlu olmalı inandıklarını yaşayarak örnek olmalıdırlar.
    Zira Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de:
    “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz.”(Saf, 2)
    Bu kudsî görevi yapanlar şartlar ne olursa olsun Allah ve Rasûlü’nün yolundan sapmadan ümitsizliğe düşmeden, moralini bozmadan, problemleri, hastalığı iyi teşhis edip tedavisinin nasıl, ne zaman, ne şekilde yapılacağını, dozajını ayarlamalı, takdiri Cenab-ı Hakk’a bırakmalıdır.
    Şu muhakkak ki Allah, kendi dinine hizmet edenleri hiçbir zaman yardımsız bırakmamış, dünyada da, ahirette de onlar için çok güzel şeyler hazırlamıştır. Dünyada hayırla, rahmetle anılırlar, ebedî alemde de bir daha çıkmamak üzere Cennet hayatı yaşarlar.
    Zamanımızda şartar çok değişmiş, kötülükleri yalnız elimizle, dilimizle önlemek yeterli olmamaktadır. Çünkü bütün kötülük şer kaynakları müessese olarak karşımıza çıkmaktadır.
    Bundan dolayı kötülüğü önleyici, iyiliği yayacak elimiz ve dilimizin yanında, günümüzün basın-yayın imkanlarından yararlanarak görüntülü ve sesli, insanları imrendirecek, İslâm’ın güzellikleri anlatılarak, devlet ve millet el ele vererek, şerrin kötülüklerinin önüne geçebiliriz.
    Bugün en ihmal ettiğimiz konulardan birisi olan irşad ve mürşid konusuna sahip çıkarak, devletimizin ve milletimizin bekâsı, düşmanlarımızın etkisiz hale getirilebilmesi için şarttır.


    alıntı