Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Hayatta insanlara ibret verecek önemli ve değerli başarı hikayeleri Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    Hayatta insanlara ibret verecek önemli ve değerli başarı hikayeleri

    Reklam




    hayatta ınsanlara ibret verecek önemli ve değerli başarı hikayeleri


    Paylaş
    Hayatta insanlara ibret verecek önemli ve değerli başarı hikayeleri Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Başarıya ulaşmak için izlenecek yolların aşılması için ve kalıcı olabilmesinin temel şartalarından birisi, insanın iyi uyumuş, dinlenmiş ve zinde bir şekilde uyanmasıdır. Bu anlamda uyku çok büyük önem kazanır. Uykudaki aksaklıklar dalga dalga tüm benliğimize ve çevremize yayılır. Önce uykumuzun nasıl olması gerektiğine karar vermeliyiz. Burada tespit etmemiz gereken nasıl yatmalı, ne kadar uyumalı ve uykudaki temel yöntemin ne olacağı sorularının cevaplarıdır.
    Uykunun kalitesi daima uyunan süreden daha önemlidir. Pek çok kişi uzun süre yatakta kalıp, kendisi ile şu veya bu şekilde oyunlar oynayarak, kendini ikna etmeye çalışarak süreyi uzatmaya çalışır. Bu tür uykular hem vücudu dinlendirmez, hem de müthiş bir pişmanlık uyandırır sonrasında. Beyinsel bir ağırlıkla, uyku sersemi, kararsız ve isteksiz kalkılır yataktan. Büyük bir suçluluk duygusuyla. Çünkü normal normlarda gün başlamıştır dünyada. İlahi bir güçle programlanmış gibi kalkmış, şevkle işine gücüne başlamış, konusunda yol almıştır tüm insanlar. Ve biz türlü kandırmacalarla yatakta oyalanmış, herkesten geri kalmış gibi hissederiz kendimizi. İtiraf etmesek de, bilinçaltımız rahatsızdır bu büyük ayıptan. Ağzımızda ve beynimizde bu burukluk, güne rengini verir. Aslında yataktan kalkmamanın, kalkamamanın temel nedeni başkadır. Bu nedeni bulup çözemediğimizde bu durumdan kurtulamayız. Bilinçaltımızın bize verdiği bu sinyali iyi değerlendirmeli, gerçek sorunlarımızı düşünüp, bunları listelemeli, çözümler üretmeli ve rahatlamalıyız. Uzun uyuyup yaşamdan kaçarak sorunlarımızı çözemeyiz. Yatakta uzun kalış, aslında kararsız, programsız, net olmayan bir ruh halinin simgesidir. İşte burada önemli olan bu tercümeyi yapabilmek, beyni sorunların çözümü doğrultusunda çalıştırabilmektir. Ne yazık ki bu olumlu sinyali pek çok insan uzun süre algılayamaz, çözümleri geciktirir. Uykunun kalitesini ve süresini bozar ve bunalıma düşer insan. Uykunun kalitesini arttırmak için uyumadan önce bir takım önlemler almak gerekir. Öncelikle sorunlarımızı saptamalı ve bir programa bağlamalı, yani yatarken kafamız net olmalıdır. Çözümsüz sorunlarla yatış, sıkıntıları ve kabusları da beraberinde getirecek, beyin arayışlarını sürdürecek ve bizi rahat bırakmayacaktır. Huzursuz yatış yerine hiç yatmamak, sorunlardan kaçmadan olaya konsantre olmak, çözümler üretmek daha akılcı olacaktır. Unutulmamalıdır ki daima bir çıkış yolu vardır. Ve çözümün huzuruyla daha rahat yatar insan. Sorunlar çoksa ve pek çok çözüm üretmek gerekiyorsa veya ilhamın sel gibi aktığı dönemlerse, uyku sırasında beynin ürettiği çözümleri yakalamak için başucumuza ya teyp ya da kalem kağıt koyup yatmakta yarar vardır. Bu hazırlıkla yatmak, bunun bilincinde olarak tembellik etmeden kayda geçirip tekrar yatmak, uykumuzun kalitesini de arttıracaktır. Tersi durumda düşünceyi unutup, "neydi" diye kafa patlatıp, huzursuz olacak üstelik güzelim düşüncelerimizi bozuk para gibi harcayıp, hem kendimizi suçlayacak, hem de olaydaki çözümsüzlük sürüp gidecektir. Kuşkusuz yatmadan önce uykunun doğal koşullarını da ihmal etmemek gerekiyor. Uyku üzerinde konuştuğumuz bir çok kişiden, doğal koşulların uyku ve rüyalar üzerindeki etkilerini bilmediğini görürüz. Rüyalar konusunu da biraz açmak gerek. Kimi rüya görmediğini söylüyor. Kiminin rüyaları tatlı değil. Uyumadan önce kişinin kendine tatlı rüyalar dilemesi gerekiyor öncelikle. Anneannem bunu kendince çok güzel formüle etmişti. Yatmadan önce bize uyku üzerine çok güzel bir şiir okuturdu. Ezberlettiği bu şiir kendisinin miydi, yoksa da başkasından mı öğrenmişti bilemiyorum. Ancak bu şiirin üzerimdeki etkisi daima iyi olmuştu, kendimi iyi rüyalara hazırlama açısından. Dinler de uyku konusunda çeşitli disiplinler getirmiştir. Müslümanların yatış ve kalkışları güneşin hareketine bağlanmış, uyku öncesi ve sonrası beden ve ruh eğitimi çok incelikle belirtilmiştir. Prof. Dr. Ahmet Akgündüz dinlediğim bir sohbetinde başarısının bir sırrının da "uyuyorken güneşin üzerine doğmaması" olarak belirtiyor ve sabah güneş doğmadan kalkmanın ona getirdiği nimetleri anlatıyordu. Hıristiyanlarda da değişik biçimlerde bu tür ibadetler söz konusudur. Ancak herkesin kaliteli uykuya ulaşmak için kendine özgü bir yöntem bulması zorunludur güzel rüyalar için. Uyku iyi çözümlerin dinamosudur. Ve genel başarımızın da temel taşı. Şöyle bir düşünelim. İyi uyuyamamışsak aldığımız kararların doğruluğundan ne kadar emin olabilir ve çalışmalarımızdan nasıl verim bekleyebiliriz? Yorgunken kitap okuma , dost sohbetindeki başarımızın derecesi nedir? Yediğimiz içtiğimizden ne zevki alabiliriz? Bütün bunları iyi yapmayı başarmanın tek koşulu iyi uykudur. İyi uyuyabilmek için ise optimist olmak, çözümlerin tükenmeyeceğini bilmek, iyi bir yönteme sahip olmak , bedenen ve ruhen de rahat olmak gerekiyor.


    Başarı öyküsü


    Tüm insanlık için insan beyninin ne büyük mucizeler yarattığının canlı örneğiydi. Helen Keller 27 Haziran 1880 de dünyaya geldi. Ancak henüz 19 aylıkken geçirdiği birkaç gün süren yüksek ateşli bir hastalık sonucunda görme, işitme ve konuşma yeteneklerini kaybetti. İnsanı adeta bir kara kuyuya hapseden bu rahatsızlık dış dünyayla bağlantısını kopardı.

    Bir buçuk yaşını henüz doldurmuşken böyle bir güçlükle karşılaşan küçük kızın konuşmayı öğrenmesi elbette çok zordu. Birtakım hırıltılar çıkarıyordu sadece. Durup dururken öfke nöbetlerine giriyor, tabakları kırıp döküyor ve odada kendisiyle birlikte olanlara saldırmaya başlıyordu. Birkaç doktor kendisine zihinsel olarak hasta teşhisi koydu. Ömür boyu bir akıl hastanesinde kalması öneriliyordu Helen’in. Ailesi ise kızlarının zihinsel olarak hasta olduğunu hiçbir zaman kabul etmedi.

    Küçük kız beş yaşından sonra kendisinin diğer insanlardan farklı olduğunu anlamaya başladı.. Düşünebildiği, hissedebildiği halde görememek, duyamamak ve konuşamamak onu çileden çıkarıyor, kendisine dayanılmaz acılar veriyordu. Sağı solu tekmeliyor, çığlık atıyor, kendisine yaklaşanları ısırıyordu.

    Öğretmeniyle yeniden doğdu..

    3 Mart 1887 de küçük kız yeniden doğdu adeta. Artık yedi yaşındaydı. Ailesi Helen’e özel öğretmenlik yapması için genç bir bayan eğitmen tuttu. Anne Sullivan. Anne Sullivan anne ve babasını kaybetmiş ve kimsesizler yurdunda büyümüştü. Beş yaşında görme yetisini büyük ölçüde yitirmişti; ancak daha sonra geçirdiği iki operasyon sonucu normal baskıda hazırlanmış bir kitabı okuyabilecek kadar görebiliyordu.

    Anne Sullivan Helen’le iletişim kurabilmek için ona parmaklarla yazmayı öğreterek başladı işe. Helen için bir oyuncak getirmişti yanında. Bu hediye oyuncağı işaret etmek için oyuncak anlamına gelen “doll” sözcüğünü Helen’in avucuna parmaklarıyla yazdı. Helen avuçlarının içinde öğretmeninin parmaklarını hissedebiliyor, parmaklarıyla yazdıklarını tekrar edebiliyor ama yazdıklarının ne anlama geldiğini anlayamıyordu henüz.

    Bir gün Helen’in elini akan musluğun altına tuttuğu bir anda öğretmeni Anne Sullivan da diğer eline “su” sözcüğünün harflerini yazdı. İşte bu andan sonra müthiş bir gelişme başladı. Helen bir elinde hissettiği serin suyla diğer elinde hissettiği parmakların yazdığı “su” sözcüğünü ilişkilendirebilmişti. Bundan sonra müthiş bir gelişme başladı. Ansızın ortaya çıkan bu kıvılcımla dünyanın kapıları küçük kıza ardına kadar açıldı. Hocasından eline geçirdiği her şeyi kendisine hecelemesini istiyordu. Artık sözcükleri ve yazılımlarını büyük bir hız ve hevesle öğrenebiliyordu.

    Helen Keller 1888’de Körler Enstitüsüne başvurdu. 1890’da konuşmayı öğrendi ve 1894 yılında New York’taki körler okuluna gitti. Redcliffe Kolejine başladığında Almanca ve Latince biliyordu. Daha sonra Fransızca ve Rusça öğrendi. Artık spor yapabiliyor, ata binebiliyor ve kağıt oyunlarını başarıyla oynuyordu.

    Pedagoji eğitimi aldı ve 1904 yılında 24 yaşına geldiğinde o artık üniversiteden mezun ilk sağır ve kör kişiydi. Mücadelesini “Her şey su ile Başladı” isimli kitabında anlattı.

    Parmak uçlarıyla Tanıdığı Yaşamı Bizden Daha İyi Tanıdı

    H. Keller ışık ve sesten mahrum bir duyu hayatına sahipti; ama diğer algıları öyle güçlüydü ki karşısındaki insanın kişiliğini bile tartabilirdi. Kendisine gece ve gündüzü nasıl ayırt ettiği sorulduğunda şöyle cevap vermişti: gündüz hava ve kokular daha hafiftir.

    Mark Twain 19. yy. ın iki büyük kişisinden biri olarak tanımladığı Keller’in örnek yaşamı 1968’de sona erdi. Helen Keller hayatı parmak uçlarıyla tanımıştı; ama eminiz ki hayat hakkında bizden çok daha fazla şey biliyordu.

    Coşkun BOZKURT




    İbretli


    Hamid ile Sefer iki arkadaş. Köyleri, mahalleleri bir; biraz gerilere doğru gidildiğinde soy ağacı da birleşiyor. Yaşları denk, ilkokulu aynı sıralarda, aynı yıllarda okumuşlar. Babaları-anneleri de tanıdık, arkadaş. Kursa da birlikte gitmişler, teravih namazlarını da birlikte kılmışlar, hatimler yapmışlar, cumalarda beraber hutbeler dinlemişler.
    Hamid ile Sefer iki arkadaş. Köyleri, mahalleleri bir; biraz gerilere doğru gidildiğinde soy ağacı da birleşiyor. Yaşları denk, ilkokulu aynı sıralarda, aynı yıllarda okumuşlar. Babaları-anneleri de tanıdık, arkadaş. Kursa da birlikte gitmişler, teravih namazlarını da birlikte kılmışlar, hatimler yapmışlar, cumalarda beraber hutbeler dinlemişler. Aradan yıllar geçmiş, büyümüş, delikanlı olmuşlar.

    Hamid; işinde gücünde, namazında niyazında. Namazını sektirmeden kılıyor, Kur’an-ı kerim okuyor, oruçları kaçırmıyordu. Sefer başta olmak üzere bütün köylü onu gıbtayla seyrediyor, seviyor, sayıyordu. Evlenmiş iki de çocuğu olmuş.
    Sefer için hayat yemeden-içmeden, akşamlamaktan, gününe gün katmaktan ibaretti. İçki içer, kumar oynar, ev-ocak bilmez, işe-güce yanaşmazdı. Zavallı hanımı, gece demez gündüz demez çalışır, çabalar, didinir dururdu. Kazandıklarıyla çocuklarını geçindirmeye gayret ederdi. Kıyıda köşede ne varsa satmış, hepsini kumara içkiye vermişti.
    Zıt kutuplu iki arkadaş arasıra da olsa görüşürlerdi, Hamid; “Şu şeyleri bırak da kendine gel” dedikçe, Sefer, aldırmaz;
    “Sen kendine bak! Bizim işimiz Yaradan’a kalmış.” derdi.
    Bir gün Hamid olmadık yerde trafik kazası geçirmiş, çok feci bir şekilde yaralanmıştı. Kolları kırılmış, başı yarılmıştı. Acilen Devlet Hastanesi’ne götürmüşler çok kan kaybetmiş olduğundan kan lâzımdı.
    Hamid’in babası Şükrü dayı kanı birbiriyle aynı olan Sefer’i bulup kan istiyor:
    “Siz, çok eski iki arkadaşsınız, oğlum ölebilir, Sefer, yeğenim Hamid’e kan ver. Senin kanın onun kanıyla uyuşuyor.”
    “Olmaz Şükrü dayı!”
    “Olmaz deme oğlum! Ne istiyorsan vereyim, yeter ki sen kan ver.”
    “Olmaz dedik ya!”
    “Nazı bırak oğlum. Hamid canıyla meşgul.”
    “Yüz milyon lira isterim.”
    “Tamam! Kan ver yeter ki!”
    Sefer, kan vermek istemiyor. Şürkü dayı tamam deyince;
    “Yahu dayı! Git, başkasından kan bul. Beni biliyorsun, tanıyorsun. Hamid’e benim kanım gitmez. Bende her yol var. Ne tür rezâlet istiyorsan benim işim. Çocuğun kanı bozulur, düzeni değişir. Ne olur ne olmaz. Sen başkasına git!..”
    Şükrü dayı seviniyor, kan bulundu diye. Yüz milyonu filân gözü görmüyor. Parayı çıkarıp uzatıyor Sefer’e;
    “Al şu parayı, haydi gel, ver kanı!”
    “Seni Yaradan’a kurban olayım Şükrü emmi! Git n’olur, uşağa temiz kan bul. Kan vermemek için çok direniyordu fakat ne yaptıysa nafile…
    Birlikte gidiyorlar hastaneye. Sefer, Şükrü dayıdan sadece bir milyon lira alıyor. Gayesi bu işten yaşlı adamı vazgeçirmek. Ona göre; “Kan vermek mesele değil. Benim kanım Hamid’in kanına karışınca çocuğun hâli değişir.” diye korkuyor, endişe ediyordu. “O, pırıl pırıl, dininde imanında birisi. Bense…”
    Sefer, Hamid’e bolca kan veriyor. Yavaş yavaş iyileşiyor Hamid. Derken, kalkıyor yatağından. Tutuyor köyün yolunu.
    Günler, haftalar, aylar takip ededursun.
    Hamid de olmadık değişiklikler başgösteriyor. Eve geç gelmeye başlıyor, işi-gücü terkediyor. Namazı rafa terketmiş, Kur’an-ı kerim’in yüzüne bile bakmıyor. Hanımı hatırlatmak istiyor:
    “İşime burnunu sokma!” diye tehdit ediyor.
    Sabahlara kadar kumarhanenin müdavimi oluyor. Sefer’le olmasa da diğer sarhoşlarla şişeleri boşaltıyor, önceki hâlini düşünmüyor bile. Ondaki bu akıl almaz dönüşü herkes görüyor, üzülüyor, hayıflanıyorlar.
    Şükrü dayı, Sefer’e oğlu Hamid’den şikayetçi olmuş.
    “Ben sana demedim mi dayı! Bolca para dedim, tınmadın. Benim kanım bozuk dedim, duymadın. Başkasından kan alın dedim hesaba katmadın. Siz ettiniz Şükrü dayı çekeceksiniz. Çocuğa yazık oldu…” diyerek acı gerçeğin bir daha altını çizmişti Sefer.
    Alemlerin Efendisi;
    “Çocuklarınıza sâliha kadınların sütünü emziriniz, nesebi belirsiz, asaletsiz kadınların sütünü emzirmeyiniz.” diye emir buyuruyor.



başarılı insanların hayat hikayeleri,  önemli hayat hikayeleri,  başarılı insanların hikayeleri,  önemli insanların hayat hikayeleri,  insanların hayat hikayeleri,  büyük insanların hayat hikayeleri,  başarılı kadınların hayat hikayeleri