Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Mezhepler konusunda bazı sorularım Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    garip bir kul

    Reklam

    Mezhepler konusunda bazı sorularım

    Reklam




    selamu aleykum ablalarım bacılarım,
    bu foruma üye olmak uygun düşmedi affınıza sığınaraktan ablalarım..
    'mumine' tabanlı olması hasebiyle..

    site ilgimi çekti, hazır girmişken kafama takılan soruyu 'buraya' da sorayım dedim izniniz varsa..sorum şu kardeşlerim ablalarım:

    ''güzel dinimiz islamiyette mezhepler var bildiğiniz üzere,
    -sünni
    -şia
    -ve zahiri mezhebi vs vs..

    hani mezheplere ne gerek vardır deyince de aklımıza gelen ilk düşünce, ya da en azından benim aklıma gelen ilk düşünce 'islam kolaylık dinidir'dir..

    hep takılmıştır bu konu aklıma dedim ya, işte beyan edeyim size aklıma takılan kısımları:

    1-peygamber efendimizin vefatından yaklaşık 200 yıl sonra başlıyor mezhep tarihi..peki o süre zarfında insanlar neye göre yaşıyordu dini hayatını? mezhep yoktu o zamanlar..halife döneminde halifeler itikadlarını neye göre belirliyordu?..yani klasik tabirle: ''eskiden mezhep mi vardı kardeş''

    2-bildiğim iki mezhep, şafii ve hanefi..
    şafi mezhebinde midye helal, hanefide haram veya mekruh (haram diye biliyorum)..peki aklıma takılan şu: vucüt aynı vucüt, besinse aynı besin zehirse aynı zehir..midye yemede niye böyle bir ayrılığa gidilmiş, ya da ayrıntısını bilen varsa öğrenmek istiyorum..
    bir diğer nokta abdes-istibra..bir diğer nokta namazın sünnetleri..

    3-herşey güzel hoş, kolaylık dini de dinimiz..böyle mezhep farklılıkları ortada duruyor, herbir mezhep bi nevi ''benim gittiğim yol doğrudur, çünkü ben böyle yorumladım, uyduğum imam böyle yorumlamış'' diyor, bu da güzel..peki RUM suresi 32'ye ne diyeceğiz:

    '''Allah’a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O’na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden, dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın.
    (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dinî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir. (RÛM - 32)'''

    evet ablalarım kardeşlerim, bu konu kafamı karıştırır durur..ama çok şükür imansızlığa sebep olmadı,inşallah olmasın da..sadece kendi içimde bir anekdot gibi bişeydir bu..

    tatmin için de hep şu sözü benimsemeye başladım:
    ''madem ki mezheplerin çıkışından önce mezhep yoktu ve peygamber vefat etmişti ve en 150 yıllık bir zaman geçmişti ve insanlar birşekilde birşeylere göre yol alıp gidiyordu..madem ki o bişeyler kuran ve hadis-i şerifti..o zaman her bir insan aslında birer alem olduğu gibi mezheptir de..

    ablalarım kardeşlerim kalın selametle..


    Paylaş
    Mezhepler konusunda bazı sorularım Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    İSLAMDA MEZHEP NEDİR?


    Sözlükte "gidilecek yol, gidilecek yer, görüş, doktrin, akım, gitmek ve takip etmek" gibi anlamlara gelen mezhep, dinî bir kavram olarak, kendi içinde tutarlı bir metot ve düşünce sistemine sahip itikâdî ve amelî doktrin manasına gelir. Mezhep kurucusu imam veya müçtehit, hüküm çıkarmada kullanılan deliller ile aslî delillerden hüküm çıkarma metotlarını belirleyen kimselerdir. Bu usül farklılıkları ile bunlara dayalı olarak ortaya çıkan hükümlerdeki farklılıklar mezhepleri oluşturmuştur.

    İslâm literatüründe mezhepler itikadî mezhepler ve amelî (fıkhî) mezhepler olmak üzere ikiye ayrılır. Tarih sahnesine çıkışı bakımından itikâdî mezhepler daha önce olup, oluşmasının arkasında siyasî sebepler yatmaktadır. Hz. Osman'ın şehadetiyle başlayıp Hz. Ali'nin Cemel ve Sıffın savaşlarıyla devam eden siyasî olaylar sonucunda siyasî ağırlıklı olan Haricî ve Şiî mezhepleri ortaya çıkmıştır. Bir müddet sonra da; fikir yönünden Cebriyye ve Mutezile gibi akımlar doğmuştur. İtikâdî mezheplerin ihtilaf noktalarını; hilâfet, büyük günah, kader, Allah'ın sıfatları ru'yetullah, insanın fiilleri, husun-kubuh, şefaat, nübüvvet, rızık, ecel gibi konular oluşturmaktadır. İtikâdî mezhepler ehl-i sünnet mezhepleri ve ehl-i sünnet dışı olmak üzere ikiye ayrılır. Ehl-i sünnet mezhepleri; Maturîdiyye, Eş'ariyye ve Selefiyye'dir. Ehl-i sünnetin dışındaki itikâdî mezheplerden Hâriciyye, Mutezîle, Şîa, Mürcie, Müşebbihe, Cebriyye ise, bunların meşhurlarındandır.

    Fıkhî mezheplerin ortaya çıkışı ise, dinî sebeplere dayanmaktadır. Hz. Peygamber döneminde bir ihtilaf söz konusu değildi. Zira bir problem olduğunda Hz. Peygambere sorularak çözümleniyordu. Hz. Peygamberden sonra, sahabe ve tabiûn döneminden itibaren görüş ayrılığı başlamış, asr-ı saadetten uzaklaştıkça da bu ihtilaflar çoğalmıştır. Bu görüş ayrılıklarının sebepleri şöyle sıralanabilir; a) Kitap ve sünnette geçen bazı kelime ve cümlelerin farklı anlaşılması ve yorumlanması, b) sözün hakikat veya mecaz anlamlarına çekilebilmesi, c) hadislerin bilinmemesi, sıhhat derecesi ve ölçüsü konusundaki farklı telakkiler, d) içtihat usûl ve gücünün farklılığı, e) sosyal ve tabiî çevrenin tesiri.

    Bu sebeplerden kaynaklanan görüş ayrılıkları bulunmakla birlikte, müçtehit imamlar devrine kadar mezheplerden söz edilmemektedir. Her merkezde birçok âlim ve müçtehit bulunmakta, soruları cevaplandırmakta ve davaları halletmektedirler; fakat bunlara izafe edilen bir mezhep yoktur. Bu devirde, fıkhın ve fıkıh usulünün tedvin edilmesi, nazari konularda içtihat edilmeye başlanması, fıkıh mekteplerinin teşekkül ederek münazara ve münakaşaların başlaması gibi sebeplerle mezhepler oluşmuş, bir çok fıkhî mezhep ya da düşünce sistemi ortaya çıkmıştır. Bunlardan büyük bir bölümü, taraftar bulamadığı için zamanla yok olmuştur. Ancak dört büyük amelî mezheb hala devam etmektedir. Bunlar; Hanefî, Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezhepleridir. Ehl-i sünnet akidesine mensup olanlar bu dört mezhebi benimsemişlerdir. Şiiler ise Caferîliği tercih etmişlerdir.

    Dördüncü asra kadar bir kimsenin, dinî-amelî hayatında bir mezhebe bağlanmasının gerekliliğini ortaya atan olmamıştır. Tatbikatta, müçtehit olmayanlar, herhangi bir müçtehitten meselesinin hükmünü sorar, aldığı fetvaya uyabilir; fakat artık bütün meselelerini aynı müçtehide sorma mecburiyetini hatırına bile getirmezdi. Âlimler de, mezhep hükümlerine, imamın görüşlerine göre değil, kitap ve sünnet delillerine göre hüküm verirlerdi.

    Mezheplerin teşekkülünden bir müddet sonra, içtihat terbiye ve kültürünün değişip zayıflaması, hazır hükümlerin çoğalması, siyasî baskı gibi çeşitli nedenlerle mezhep taassubu meydana gelmiştir. Bununla birlikte bir mezhebe bağlılığın lüzumu da gündeme gelmiştir. Sonra gelen âlimlerden mezhep mukallit ve mutaassıpları, her mükellefin dört mezhepten birine bağlanmasının vacip olduğunu ve mezhebini terk edene ta'zir tatbik edilmesi gerektiğini iddia etmişlerdir. Buna mukabil, diğer bazı usulcüler ise, bir mezhebe bağlanmanın gerekli olmadığını, belki caiz olabileceğini, gerektiğinde o mezhebi bırakıp başka bir mezhebe geçilebileceğini kabul etmişlerdir.

    Herhangi bir mezhebe bağımlı kalmanın gerekli olmadığını kabul edenler, bunun bir kolaylık, genişlik ve rahmet olduğunu ileri sürmüşler ve Hz. Peygambere atfedilen "Ümmetimin ihtilafı rahmettir." mealindeki hadisi delil olarak göstermişlerdir (Suyûtî, el-Câmi'u's-Sağîr, I/13; Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, I/64).

    Herhangi bir mezhebe bağlılığın gerekliliğini savunmak ne kadar hatalı ve yanlış ise, "içtihat edemeyen kişinin karşılaştığı bütün meselelerde belirli bir imamı taklit etmesi vacip değildir; dilediği müçtehidi taklit edebilir, zira ümmetin ihtilafı rahmettir." demek de o derece yanlıştır.

    Öncelikle ileri sürülen bu hadis sahih olmayıp, munkatı'dır. Ayrıca bu hadis, ittifakla ilgili pekçok âyet ve hadisle de çelişmektedir. Bu hadisin Hz. Peygamber'den varit olduğunu kabul etmiş olsak bile, bu anlamda söylenmediği, belki, değişik görüşlerin tartışılmasından, gerçeğin ortaya çıkacağına, fikir ve düşünce özgürlüğüne, farklı görüşlerin tartışıldığı bir ortamda düşünürlerin ufkunun daha geniş olacağına işaret ettiği söylenebilir.

    Doğru sadece bir tanedir. Bütün müçtehitler bu doğruya ulaşmak, onu bulmak için gayret sarf etmişlerdir. Eğer doğruya ulaşabilmişlerse iki sevap, hata etmişlerse bir sevap kazanmışlardır. Aynı şekilde, mukallitlerin de, doğruya ulaşmak için gayret sarf etmeleri gerekir. Dolayısıyla, delilsiz olarak, körü körüne taklit etmek yerine, delillerine bakılarak kanaat getirilmesi, yani ittiba edilmesi gerekir. "Pek çok müftü fetva verse de, kalbine danış." (Süyûtî, Câmi'u's-Sağîr, I/40) sözü buna işaret etmektedir. Vicdanen doğru olduğuna inanmadan bir fetvaya uymak caiz değildir.

    Sonuç olarak; herkesin, hükmü asıl kaynaklarından, Kur'ân ve sünnetten alması gerekir. Buna gücü yetmeyenler ise, bir imama veya müçtehide ittiba edebilir. İttiba ise körü körüne taklit anlamına gelmeyip, müçtehidin deliline bakarak tercihte bulunmak, onun görüşünü paylaşmak anlamını taşımaktadır. Bir mezhebe bağlılığın gerekliliğini savunmak kadar, "kişi muhayyerdir, dilediği müçtehidi taklit eder" demek de doğru değildir. Verilen fetvanın, kişinin vicdanını tatmin etmesi gerekir. (İ.P.)



  3. 3
    Mümine bacı çok güzel yanıtlamış ama ayrı ayrı cevapta istiyorsan bunuda oku..


    1-peygamber efendimizin vefatından yaklaşık 200 yıl sonra başlıyor mezhep tarihi..peki o süre zarfında insanlar neye göre yaşıyordu dini hayatını? mezhep yoktu o zamanlar..halife döneminde halifeler itikadlarını neye göre belirliyordu?..yani klasik tabirle: ''eskiden mezhep mi vardı kardeş''
    Cevap 1)

    Resulullah bir meselede ne diyorsa, Sahabiler onu yapıyorlardı. Çünkü bununla ilgili Allah’ın emri kesindi: “Deki; ‘Eğer siz Allah’ı seviyorsanız, hemen bana uyun ki, Allah da sizi sevsin.” (1)
    Başka bir ayet-i kerime ise şu mealdeydi:
    “Peygamber size ne emretmişse alın, neyi yasaklıyorsa ondan da kaçının…” (2)
    Böyle olunca, Asr-ı Saadette her meselede hükmü Allah ve Resulü bildirdiği için, Resulullah hayatta iken farklı mezheplere ihtiyaç yoktu.

    Mezhepler nasıl ortaya çıktı?


    Sahabiler, kendilerine sorulan suallerde evvela, Kur’an’a müracaat ediyorlardı. Sualin cevabını Kur’an’da bulamadıklarında hadislere bakıyorlardı. Hadislerde de bulamazlarsa, Kur’an ve hadise dayanarak kendileri içtihad yapıyorlardı.
    Çünkü bu sahabiler aynı zamanda Resulullah (sav)’in yanında uzun süre kalmalarından dolayı, Kur’an ve Sünnet’ten hüküm çıkarabilme anlayışına sahiptiler. Yani müçtehit idiler.
    Bir yandan Müslümanların dini meselelerine çözüm bulan, fetva veren bu Sahabiler, diğer taraftan dini ilimler sahasında pek çok talebe yetiştirdiler. Böylece Peygamberimizin bırakmış olduğu ilim ve hikmet mirası, Sahabiler yoluyla kendilerinden sonraki nesil olan Tâbiin’e intikal etti.
    Sahabilerden ders alan ve kendilerine Tabiin denilen zatlar, çeşitli İslam merkezlerinde bulunuyorlardı.
    Mesela Medine’de Salim bin Abdullah bin Ömer, Zühri, Yahya bin Said, Mekke’de Atâ bin Rabah, Kûfe’de İbrahim en-Nehai, Basra’da Hasan el-Basri, Şam’da Mekhul bin Muslim el-Huzelî, Yemen’de Tavus bin Keysan (rahmetullahi aleyhim ecmain) bu zatlardan bir kaçı idi.
    Bu imamların her biri kendisinden ders aldığı sahabinin rivayet ettiği hadisleri ve çeşitli meselelerdeki fetvalarını derlediler, bir araya topladılar. Bunlar da kendilerine sorulan suallerin çoğunu evvela Kur’an’da, sonra da hadislerde ararlar, cevabını bulamadıkları meselelerde, kendi içtihatları ile verdiler.
    Tabiin imamları da Sahabiler gibi bir yandan Müslümanların suallerini cevaplandırırken, bir yandan da talebe yetiştirmekle meşgul oluyorlardı. Çevrelerinde halkalanan talebelere İslam ilimlerinden ders veriyorlardı. İslam hukukunun temelini kurma, karşılaşılan yeni meseleleri enine boyuna inceleyip hükümlerini açıklama hususunda talebelerine rehberlik ediyorlardı.
    Tabiinin yetiştirdiği bu talebelere “Tebe-i Tabiîn” denir ki, meşhur olanları şunlardır:
    İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Evzaî, Leys Bin Sa’d, İmam Şafiî, Ahmed bin Hanbel, Süfyan-ı Servi, Süfyan bin Uyeyne (rahmetullahi aleyhim).

    2-bildiğim iki mezhep, şafii ve hanefi..
    şafi mezhebinde midye helal, hanefide haram veya mekruh (haram diye biliyorum)..peki aklıma takılan şu: vucüt aynı vucüt, besinse aynı besin zehirse aynı zehir..midye yemede niye böyle bir ayrılığa gidilmiş, ya da ayrıntısını bilen varsa öğrenmek istiyorum..
    bir diğer nokta abdes-istibra..bir diğer nokta namazın sünnetleri..
    Cevap 2)

    Mezhepler arasindaki farkliligin sebepleri nelerdir?


    Sadece fer-i meselelerde olan farkliligin bazi sebeplerini su sekilde siralamak mümkündür:

    A. Ayetlerden kaynaklanan farkliliklar:


    • Bazi ayetlerde kelimelerin mecazi veya hakiki manada kullanilip kullanilmadiginin farkli anlasilmasi
    • Bir kelimenin birden fazla manaya gelmesi
    • Ayette bir tahsisin olmamasi. Yani yapilacak ise bir sinirlamanin getirilmemesi
    • Emir ve nehiy ifadelerinin gerçek manada kullanilip kullanilmadigi hususu
    • Ayetlerdeki meselelerin net bir sekilde ortaya konmamasinin hikmeti kullarin akillarini kullanmaya tesvik için olabilecegi gibi Rabbimizin kullarina karsi kesin ve zorlayici bir çizgi çizmek yerine biraz esneklik birakmak suretiyle rahmet ve merhametli olusu da olabilir.

    B. Hadislerden kaynaklanan farkliliklar:


    • Lügatten kaynaklanan farkli anlayislar. Arapça'nin çok ince bir lisan olmasi hasebiyle bir kelimenin bir harekesi manayi degistirir. Bir hadis birkaç okuyus sekliyle rivayet edildiginde imamlarin bunlardan birini tercih etmesi farka yol açar.
    • Mana ile rivayet caiz oldugu için bazi hadisler tami tamina Peygamberimizin agzindan çiktigi sekliyle degil de mana ile rivayet edilmistir. Ancak ravilerin ayni manaya geldigi düsüncesiyle önem vermedigi bir kelime bazan ayni hadisten farkli hükümlerin çikmasina sebep olmustur.
    • Imamlarin hadisleri anlamada birbirinden farkli olmasi. Bu, ya hadisin çok manaya gelmesinden ya da imamlarin anlayis seviyesinin farkliligindan kaynaklanir.
    • Ayni meselede farkli iki hadisin bulunmasi ve imamlarin bunlari degerlendirerek bir hüküm çikarmasi
    • Imamlarin hadis bilgisinin farkli farkli olusu
    • Peygamberimizin davranislarinin farkli anlasilmasi
    • Hadiste kastedilen mananin anlasilmamasi
    • Hadisin sahihligini tesbitteki metotlarin farkli olusu ve zayif hadisle amel edilip edilemeyecegi konusundaki görüs ayriliklari
    • Bunlarin yaninda örf ve adetin fetvalarin verilisindeki tesiri, sahabe sözlerine itibar edip etmeme ve degi$ik fetva metodlari farkli görüslerin olusmasina neden olmustur.
    3-herşey güzel hoş, kolaylık dini de dinimiz..böyle mezhep farklılıkları ortada duruyor, herbir mezhep bi nevi ''benim gittiğim yol doğrudur, çünkü ben böyle yorumladım, uyduğum imam böyle yorumlamış'' diyor, bu da güzel..peki RUM suresi 32'ye ne diyeceğiz:
    Cevap 3)
    Kardeş Hz.Muhammed yüzü kesilmişti sanırım yanağıydı.
    O sıra efendimiz abdestliydi.Hz.Aişe gelip kanı sildi.Efendimiz yeniden abdest aldı.

    İmam Hanefi efendimizin yüzü kanadığı için abdest aldığını söyledi.
    İmam Şafii Hz.Aişenin yüzünü silerken ona dokunduğu için abdest aldığını söyledi.

    İkiside doğru görüşlerdir.Sence ikiside doğru değilmi?
    4 mezhepte bu yüzden haktır.



mezhebe bağlılık şart mı