Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Bayanlara Hac Farz mıdır? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    Bayanlara Hac Farz mıdır?

    Reklam




    Bayanlara Hac Farz mıdır?


    Paylaş
    Bayanlara Hac Farz mıdır? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    HACDA KADINLARIN DURUMU
    Hac ibadetinin yerine getirilişi bakımından kadınların durumu anlatılırken, genellikle dile getirilen ilk cümle, bu ibadetin ifası açısından kadınlar ile erkekler arasında bir fark olmadığı şeklindedir. “Ancak” ile başlayan ikinci cümlede kadınların hac ibadeti esnasında erkeklerden farklı olduğu bazı hususlar anlatılır. Bu farklılıklara aşağıda değineceğiz.


    Peygamber Efendimiz döneminden beri kadınlar, aktif olarak haccın yerine getirildiği her aşamada erkeklerle beraber bulunmuşlardır. Kadınlar Allah Resulü ile birlikte hac farizasını ifa etmiş, Peygamber Efendimize sorular sormuş ve Resûlullah (a.s) onlara haccın hükümlerini, özellikle de kadınlara özgü hükümlerini (adet durumu, ihram vb.) açıklamıştır. Bugün kadınların haccına ilişkin olarak sahip olduğumuz malumat büyük ölçüde o zaman şekillenmiştir.


    Hac ibadetinin diğer ibadetlerden çok farklı yönleri vardır. Bu farklılıklar daha ziyade yaşayarak anlaşılabilir. Bu bakımdan haccı yaşamayan onu iyi anlayamaz.


    İlâhî bir sır olarak belki, haccın birleştirici rolü, hac esnasında her türlü ayrımcılığı ve imtiyazı eritip yok eder. Onun bu birleştirici işlevi içinde, hayatın bazı başka alanlarında pratik olarak kendini gösteren cinsiyet ayrımcılığı da yer bulamaz. Tavafta Kabe'nin etrafında kadın-erkek beraber döner. Dönemindeki idareci, kadınları erkeklerle birlikte tavaf yapmaktan men ettiğinde Atâ; "Resûlullah'ın hanımları erkeklerle birlikte tavaf yapmışken kadınların erkeklerle birlikte tavaf yapmasına nasıl engel olursun?..." diyerek bu uygulamaya karşı çıkmıştır.

    Kadın, hacda cinsiyeti ile değil bir insan olarak kişiliği ve kulluğu ile ön plana çıkar. Kabe'nin etrafında kadın, erkek, genç, yaşlı, amir, memur, işveren, işçi... insanlar hep birlikte haccın birleştirici rolü içinde erirler. Hatta günümüzde izdiham sebebiyle zaman zaman ortaya çıkan fiilî bazı durumlar, hacda yer yer erkek kadın karışık olarak saflara durup namaz kıldırmaktadır insanlara. Bütün çabalara rağmen bu fiilî durumu kimse değiştirememektedir. Haccın izdihamlı günlerinde kişi, annesi, kardeşi, kızı, eşi, halası, teyzesi. mahremlerinden biri ile tavaf yaparken farz namaz için kamet getirilmekte ve herkes olduğu yerde namaza durmak mecburiyetinde kalmaktadır. Böyle bir fiilî durum bulunmaktadır. Bu fiilî durum, birtakım fikhî kurallara uymasa da artık zaruret kapsamında işlerlik kazanmaktadır. Haccın kendine özgü işlevi, adeta burada fiilî olarak zorunlu bir şekilde kendini hissettirmektedir.

    Her türlü imtiyazın bir kenara bırakılıp takva azığıyla çıkılması gereken bu yolculuğa kadın da takva azığını kuşanarak çıkar. Bu yolculukta onun heyecanı bir başkadır. Duyguları âdeta bir çağlayana dönüşür. Hac ibadetinin her aşamasında toplumun yarısını oluşturan bir kesim olarak bulunur.

    Kadının hac ibadetini bilinçli ve huzurlu bir şekilde eda edebilmesi için hac öncesi ve hac esnasında eğitim ve irşad faaliyetlerinin büyük önemi vardır. Hacda kadınların durumuna ilişkin olarak üzerinde durulması gereken en önemli hususlardan biri kanaatimizce budur. Bu eğitim ve irşad faaliyetlerinde hac ibadetinin yerine getirilişine ilişkin bilgilerin yanında yolculuk esnasında ve kutsal iklimde karşılaşılabilecek durumlar da anlatılabilecektir.

    Diğer taraftan kadının yolculuğu, iskânı ve intikalleri ile ilgili organizasyonlara önemli görevler düşmektedir. Bu bağlamda da üzerinde durulması gereken pek çok husus bulunmaktadır.


    Daha hazırlık ve kayıt aşamalarından başlamak üzere, ülkeden çıkıp dö-nünceye kadar hac yolculuğu yapan kitlelerin yarısını oluşturan kadınların, intikallerde, tavafta, sa'yde, vakfelerde, ziyaretlerde ve Medine-i Münevve-re'de Hz. Peygamberi ziyaret sırasında karşılaştıkları kendilerine özgü önemli güçlükler bulunmaktadır. Bu güçlüklerin giderilebilmesi için neler yapılabileceği üzerinde de durmak gerekmektedir. Burada örnek olmak üzere Mescid-i Nebevî'de Ravza'da namaz kılabilmek için kadınların çektikleri sıkıntıyı ve yaşadıkları olumsuzlukları hatırlamak gerekir. Herhalde bunu ancak yaşayanlar anlatabilir.


    Bu vesile ile şunu ifade edelim ki, Peygamber Efendimizin, kadınların erkeklerin üzerindeki haklarını ilân ettiği kutsal iklim, erkeklerin kadınların üzerlerindeki hakları konusunda bir nefis muhasebesi yapmalarının tam zamanıdır.


    Kadınları hacca elbisemizi yıkasın, yemeğimizi yapsın anlayışı ile götürdüğümüz dönemlerin geride kaldığını düşünüyoruz. Ancak hâlâ daha kadının hac organizasyonlarında, Allah'ın sorumlu bir kulu olarak hak ettiği konumda olmadığı endişesi taşıyoruz. Hac sırasında kadınlardan hizmet beklentisinin ortadan kaldırılması açısından organizelerin yemekli yapılması güzel bir tercihtir. Kadının, hac yaparken bu tür ilgileri zihninden silip atmış olarak hac yapabilmesi en doğal hakkıdır.

    Akıldan, beceriden, göz açıklıktan ziyade duygu, ihlâs ve samimiyetin egemen olması gereken bir iklimde Allah'ın duygu bakımından erkeklerden daha ileri bir donanıma sahip kıldığı kadınlarımız, hiç şüphesiz hacda daha coşkulu bir buluşma yaşayabilecek durumdadırlar.

    'Hacda Kadınların Durumu' gibi kapsamlı bir konunun ele alınacak pek çok yönü bulunmaktadır. Burada bunlardan yalnızca basit bazı kesitler sunmaya çalışacağız.

    Önce bazı fıkhî meselelere bir göz atalım.

    Yükümlülük

    Fıkıh kitaplarımızda hac ibadetiyle ilgili yükümlülük şartları, genellikle iki kısımda incelenmektedir. Birincisi, erkek ve kadınları birlikte ilgilendiren şartlar; ikincisi ise yalnızca kadınları ilgilendiren şartlardır.

    Kadın ve erkekleri birlikte ilgilendiren şartlar, bütün ibadetlerde olduğu gibi ibadet yükümlülüğü için gerekli olan Müslüman olmak, akıllı olmak, buluğa ermiş olmak üçlüsünün yanında hac için "istitaat" kavramı içinde değerlendirilebilecek bazı hususlardır. Bunlar genellikle yeterli mali imkâna sahip olma, yol güvenliği, sağlıklı olma, haccı yerine getirebileceği zamana erişme ve bu zamanı bulma şeklinde ifade edilmektedir. Bunlar erkek ve kadınlar için ortak yükümlülük şartlarıdır.

    Bu genel şartların yanında kadına özgü olarak üzerinde konuşulan iki şart vardır: Hac yolculuğu için kadının yanında mahreminin bulunması ve kadının iddet bekliyor olmaması.

    İhramdaki şeklî farklılık ile özel günlerinde tavaf yapmaması bir kenara bırakıldığı takdirde hacda kadının konumuna ilişkin olarak fıkıh kitaplarımızda özellikle bu iki husus, ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Bu şartlardan her ikisi de doğrudan hac ile ilgili değildir. Birincisi kadının yanında mahremi olmadan yolculuk yapıp yapamayacağı yolundaki tartışmadan kaynaklanmaktadır. İkincisi ise boşanmış kadınların, iddetlerini nikâh evinde bekleme zorunluluğuna ilişkin hüküm ve tartışmalarla ilgilidir.

    Ayrıntılarına girmeden burada bu iki hususu kısaca hatırlamanın uygun olacağını düşünüyoruz.

    Yolculuk/ Mahrem Şartı

    Hanefî ve Hanbelî mezhebinde amel edilen görüşe göre kadının hac yolculuğuna çıkabilmesi için kendisine refakat edecek mahreminin bulunması şarttır. İlim adamlarından bir grubun görüşü de bu doğrultudadır. Kadının hac yolculuğunda yanında mahreminin bulunmasını şart koşan âlimler, mahremi “istitaât/güç yetirebilme” kapsamında değerlendirmişlerdir.


    "Mahrem"den kasıt, kadının eşi veya nikâhı ebediyen kendisine haram olan kişilerdir. Buna göre diğer şartları taşımasına rağmen hacca beraberinde gidebilecek mahremi olmayan kadın, hac yolculuğuna gücü yetmeyenler kapsamında değerlendirilmiş olmaktadır.

    Kadının hacca gidebilmesi için yanında eşi veya mahreminin bulunmasını şart koşan âlimler, seferîlikle ilgili olarak bir kadının beraberinde mahremi bulunmadan sefer mesafesi yolculuk yapmasını yasaklayan hadisleri esas almışlardır. Bu hadislerden bazıları şunlardır:

    Ebû Hüreyre (ra)'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (as) şöyle buyurmuştur: "Allah'a ve âhiret gününe inanmış bir kadının, yanında mahremi olmadan bir gün bir gecelik yolculuğa çıkması helâl olmaz. "

    İbni Abbas (ra)'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah "Bir erkek, yanında mahremi olmayan kadınla yalnız kalmasın; hiçbir kadın da yanında mahremi bulunmaksızın (tek başına) yolculuğa çıkmasın" buyurdu. Bunun üzerine bir sahâbî, "Ey Allah'ın Resulü! Karım hac için yola çıkmak üzere, ben de falanca savaşa katılmak için yazıldım" dedi. Bunun üzerine Resûlullah, "Git, karınla birlikte haccet!" buyurdu.

    Ebû Salih'in Ebû Said'den rivayetine göre de Resûlullah şöyle buyurmuştur: "Bir kadın, üç günlük veya daha fazla bir yolculuğa ancak bir mahremi ile çıkabilir."

    Nafi de İbn Ömer'den Resûlullah'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Allah'a ve âhiret gününe iman etmiş bir kadının, yanında mahremi olmadan üç gün veya daha fazla sürecek bir yolculuğa çıkması helâl olmaz.

    Bu âlimlere göre üç gün üç gece süren bir mesafede ikamet eden bir kadının hacca gidebilmesi için yanında eşinin veya bir mahreminin bulunması gerekir. Bu süreden az olan bir mesafede ikamet eden bir kadına haccın farz olması için yanında eşi veya mahreminin bulunması şart değildir.

    Bazı âlimler ise, güvenlik açısından bir tehlike olmadığı sürece kadının hac yolculuğunun caiz olabilmesi için beraberinde mahreminin bulunmasını şart görmemektedirler. İmam Ahmed'den de farz olan hacda mahremin şart olmadığına dair bir rivayet vardır. Bu görüş, İbn Şîrîn, İmam Mâlik, Ev-zaî ve Şafiî'nin görüşüdür.

    Bu çerçevede Şafiî ve Mâlikî mezheplerine göre kadına haccın farz olabilmesi için yanında eşinin ya da bir mahreminin bulunması şart görülmemektedir. Kadın güvenilir bir grup kadınla birlikte hacca gidebilir. Hatta İbn Sîrîn'in; "Müslümanlardan bir adam ile birlikte hac yoluculuğuna çıkabilir. Bunda bir beis yoktur" dediği aktarılmaktadır.

    İmam Mâlik, kadınlardan bir topluluk ile beraber; Şafiî, güvenilir hür bir kadın ile; Evzaî, adil bir topluluk ile çıkabileceğini söylemiştir.

    Kadının, yanında mahremi olmadan hacca gidebileceği görüşünde olan âlimler, Ömer b. Hattab (ra)'ın, son haccında Hz. Peygamberin hanımlarının hac yapmasına izin vermesini ve yanlarında Osman b. Affan ve Abdur-rahman b. Avf'ı göndermesini delil göstermektedirler. Buna göre, Hz. Ömer, Hz. Osman, Abdurrahman b. Avf ve Hz. Peygamberin hanımları, bu hususta ittifak etmiş demektir. Diğer sahabiler de buna karşı çıkmamışlardır.

    Bu hususta başka deliller de ortaya konmuştur. Bunlardan biri de Şeyhayn'ın Adi b. Hatim'den merfû olarak rivayet ettiği şu hadistir: "Çok yakın bir gelecekte bir kadın tek başına beraberinde kimse olmadan Hîre'den çıkacak (hiçbir zarar görmeksizin) gidip Kabe'yi tavaf edecektir."

    Bu hadis yalnızca bu olayın vuku bulacağını değil, aynı zamanda bunun caiz olduğunu da gösterir. Çünkü bu hadis böyle bir durumu övme ve İslâm'ın şiarının yükseleceğini açıklama bağlamında söylenmiştir. Dolayısıyla cevaz göstergesi olarak alınmaktadır. Zamanımızda tercih edilen görüş, genellikle bu doğrultudaki yaklaşımlardır.

    Bu konuda Yusuf Karadavî özetle şöyle söylemektedir: Bu hususta İslâm dininde öteden beri süregelen asıl, kadının yanında mahremi olmadan yolculuğa çıkmamasıdır. Bu hüküm, bazılarının zannettiği gibi, kadına karşı bir suizan değil, kadının itibarını korumaya yönelik ihtiyati bir hükümdür. Fakat hac yolculuğunda kendisine refakat edecek mahrem bulamaz, bunun yerine yanlarında gidebileceği emin erkekler veya güvenilir kadınlar bulur veya yol güvenli olursa, yolculuğuna bir engel yoktur. Özellikle de zamanımızda yolculuk, geçmiş dönemlerdeki gibi tehlikelerle dolu değildir. Gemiler, uçaklar, otobüsler gibi toplu taşım araçları vasıtasıyla yapılmaktadır.

    Kadının yanında mahremi olmadan sefere çıkmasının haram olduğunu gösteren rivayetlerin bir kısmında belli bir süre konmamıştır. Bazılarında ise değişik süreler vardır: Bir günlük yol, üç günden fazla yolculuk, iki günlük yol, üç mil, bir berid (konak), üç gün vb...

    Diğer taraftan kadının yolculuğuna ilişkin bir kısmı zaruret kapsamında değişik hükümler de verilmiştir. Kadının dâru'l-harpten hicret ederken, borcunu ödemek için, vediayı geri vermek üzere, nüşûzdan vazgeçmek için tek başına yolculuk yapabileceği, genellikle ortak olarak dile getirilen görüşlerdendir. Bazı âlimler ise, yaşlı kadının mahremsiz olarak sefere çıkmasının caiz olduğunu, çoğunluk ise genç hanımların ancak mahremi ile çıkabileceğini söylemişlerdir.

    Kadının yanında mahremi olmadan yolculuğa çıkmasına ilişkin hadislerin bir bütün olarak ele alınması durumunda bunların büyük ölçüde kadının güvenliğine yönelik olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Fakihlerin bu husustaki içtihatları da aynı hedefe yöneliktir. Bu durumda söylenebilecek olan şey şudur: Özellikle genç hanımların, yolculuğa çıkarken yanlarında mümkün mertebe mahremlerinin bulunmasına dikkat etmeleri kendi güvenlikleri açısından önem taşımaktadır. Fakihlerin bu husustaki duyarlılıklarının göz ardı edilmemesi gerekir. Ancak zaruret ve ihtiyaç durumlarında, güvenliğin bulunması şartıyla yolculuk yapabilecekleri hususu da günümüzde çok tartışılan ve artık belli bir görüşün oluştuğu bir husustur. Bu bakımdan bu konu üzerinde fazla durmak istemiyoruz.

    İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğu mahremi, eda değil de yükümlülük şartı olarak kabul etmektedir. Buna göre, diğer şartları taşısa bile, eşi veya mahremi olmadığı zaman, kadına hac farz olmamış sayılacaktır.






  3. 3
    İddet Bekliyor Olmama Şartı

    Kadının haccı konusunda fıkıh kitaplarımızda üzerinde durulan hususlardan biri de hac yolculuğuna çıkabilmesi için kadının iddet bekliyor olmaması şartıdır. Bu şart da doğrudan hac ile ilgili değil, kadının boşanma durumuna bağlı bir hükümden dolayıdır. Bu hususta fıkıh kitaplarımızdaki değerlendirmeler özetle şöyledir:

    Kadına haccın farz olması için aranan şartlardan biri de kadının -ister talâk ister vefat hangi türü olsun- iddet bekliyor olmamasıdır. Bulunduğu memleketin insanları hacca giderken kadın, iddet bekliyorsa kendisine hac farz olmaz. Çünkü Allah Teâla iddet bekleyen hanımların evlerinden çıkarılmamalarını ve kendilerinin de çıkmamalarını istemektedir. Bu hükmün dayandırıldığı nas, Talâk sûresi birinci âyet-i kerimesidir. Âyetin meali şöyledir: "Ey peygamber! Kadınları boşamak istediğinizde onları iddetlerini dikkate alarak (temizlik halinde) boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz Allah'a karşı gelmekten sakının. Apaçık bir kötü davranış sergilemeleri dışında onları (bekleme süresince) evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, sonra yeni bir durum ortaya çıkarır."

    Âyet-i kerimenin zahiri, kocadan, kadını evden çıkarmamasını istemekte, kadından da evden çıkmamayı. Genelde fakihler, âyette geçen "Evlerinden çıkarmayın", "Kendileri de çıkmasınlar" şeklindeki emirleri esas alarak iddet bekleyen hanımların iddet süresince hacca gidemeyecekleri içtihadında bulunmuşlardır.

    Bu âyet ayrıca iddet içerisinde olduğu sürece kadının süknâ hakkının sabit olduğunu göstermektedir. Çünkü Allah'ın boşanan kadınların çıkmamalarını emrettiği evler, boşamadan önce kaldıkları evlerdir. Kadına iddet süresince bu nikâh evinde kalması emredilmektedir.

    Hanefi mezhebine göre, ric'î talâkta erkek, rucua şahit tutmadıkça kadını sefere götüremez. Hanefî âlimleri kadını iddette seferden menetmektedirler.

    Talâk-ı ric'îde kadının nafakasının ve süknâsının erkeğin sorumluluğu olduğu ve erkeğin kadını iddet müddetince evden çıkarmasının caiz olmadığı hususunda ilim adamları arasında herhangi bir hilaf yoktur... Kadının da kocanın üzerindeki hakkından dolayı açık bir zaruret olmadıkça iddet süresince nikâh evinden çıkması caiz görülmemektedir. Çıkarsa günahkâr olur, iddet devam eder. Bu hususta ric'î ve bain talâk aynıdır. Bu, kocanın neslini korumak içindir. Evlerin kadınlara izafe edilmesinin anlamı budur.

    Âyet-i kerimeden iddet beklemekte olan hanımların evlerinden çıkmayacakları hükmünü istinbat eden fakihler, bu çerçevede vefat iddeti bekleyen hanımların da hacca gidemeyeceğini söylemektedirler. Buna göre eşi ölen kadının evinde beklemesi farzdır. Bu farz, hac görevine tercih edilir. Çünkü hacca gittiğinde bu farz yerine getirilmemiş olur. Hacca daha sonra da gidebilir. Fakat bu iddetin ancak o vakitte yerine getirilmesi mümkündür. Abdullah b. Ömer ve Abdullah b. Mes'ûd, iddet bekleyen hanımları ihrama girme yerlerinden geri çevirmişlerdir.

    Burada dikkat çekici bir husus Hanbelî mezhebinin görüşüdür. Hanbelî mezhebine göre, kadın vefat iddeti beklerken hacca gidemez ise de bain talâk iddeti beklerken gidebilir. İmam Ahmed bunu açıkça belirtmiştir. Çünkü evden ayrılmamak ve evde kalmak vefat iddetinde farzdır. Bu bekleme, hacdan öne alınır, çünkü bunun vakti geçer. Bain talâkta ise evde bekleyiş farz değildir.

    Ric'î talâk ise zaten nikâhı ortadan kaldırmaz. Kadın iddet süresince kocasının eşidir. Ric'î boşamada, kadın bütünüyle boşanmış sayılmaz. Eşiyle aralarındaki nikâh bağı bir bakıma devam etmektedir. Eşi her zaman bu boşamadan vazgeçebilir. Bu sebeple kadının evinde beklemesi gerekir. Konu ile ilgili âyetin sonundaki, "Bilemezsin, olur ki Allah, sonra yeni bir durum ortaya çıkarır" şeklindeki ifade, erkeğin eşine iddet içerisinde her zaman dönebileceğine, bu sebeple kadının evinde beklemesi gerektiğine işaret etmektedir.

    Âyet-i kerime dikkatle incelendiğinde birkaç husus belirgin bir şekilde kendini göstermektedir:

    Birincisi, iddet süresince kadının süknâ hakkı. Bunu kocanın sağlaması gerekiyor.

    İkincisi, bu sürede kadının hamile olup olmadığının ortaya çıkması ve kocanın neslinin korunması, vefat iddetinde kocanın hatırasının korunması ve hıdad.

    Üçüncüsü, ric'î talâk ile boşamada tekrar bir araya gelme ve durumun telafi edilmesi ihtimali. Çünkü kadının boşanma sonrası bekleme döneminde kocasının evinde tutulmasının hikmeti, tekrar birbirlerine dönmelerine bir fırsat oluşturmaktır. Sevgi ve şefkat duygularını yeniden harekete geçirmektir. Birlikte geçirdikleri günlerin anılarını tazelemektir. Şöyle ki, bu dönemde koca boşanma gereği kadından uzak durur; ama gözlerinin önünde dolaşır. Bu durum her ikisinin de duyguları üzerinde derin etki bırakır.

    Âyet-i kerime iddet bekleyen hanımların evlerinden çıkmamaları hususunda açıktır. Âyet boşama iddetine ilişkin olmasına karşın, İmam Ahmed, belirttiğimiz gibi bain talâkta iddet süresi içerisinde kadının hacca gitmesini caiz görmüştür.

    Bu meselenin konumuzu ilgilendiren güncel yönü, sözgelimi kur'a ile hacca gitme hakkı elde etmiş kadının bu fırsatı değerlendirmesi açısından önem arz etmektedir. Belki bir daha bu fırsatı elde edemeyebilir. Bu durumda kadının hakkı gelecek yıllar için saklanacak mıdır? Böyle bir imkân olmaması durumunda hacca gitmesine cevaz mı verilecektir? Meselâ Mecmau'i-Fıkhî'l-İslâmî dört mezhebin görüşü doğrultusunda bu konumdaki kadına haccın farz olmadığı, dolayısıyla kocası ölmüş kadının vefat iddeti sırasında hacca gidemeyeceği doğrultusunda fetva vermektedir. Zahirîlere göre, kocası ölmüş bulunan, üç talâk ile boşanan veya talâkının sonuncusu verilen kadın, istediği yerde iddet bekleyebilir, iddet süresi içerisinde hac yapabilir ve dilediği yere seyahat edebilir. İbn Abbas'ın "Yüce Allah, 'dört ay on gün iddet bekler' demiştir, evinde iddet bekler dememiştir. Dolayısıyla istediği yerde iddet beklesin" dediği rivayet edilmektedir. Bu hususta Şeyh Atıyye es-Sakar gibi bazı ilim adamları da Hz. Âişe (ra)'nin kız kardeşi Ümmu Gülsum'un kocası Talha öldürüldüğü zaman vefat iddeti sırasında Hz. Âişe ile birlikte umreye gitmesi ve bu doğrultuda fetva vermesi örneğinden hareketle bu konumdaki bir hanımın hacca gidebileceği yolunda cevap vermektedirler.


    Âyet-i kerimelerin devamı, evden çıkarılmamaları, kendilerinin de çıkmamaları yolundaki emrin daha çok ric'î talâk ile boşanmış olan hanımları ilgilendirdiği imajı veriyor. Çünkü "Belki Allah bütün bunlardan sonra yeni bir durum ortaya çıkarır" ifadesi, "Tekrar bir araya gelmeleri için bir karar değişikliği meydana gelebilir. Göz önünde olunca bu durum geri dönüşü daha kolaylaştırır ve teşvik eder" mesajı vermektedir.

    Sahihaynda anlatıldığına göre kocası üçüncü talâkı ile de boşadığı zaman Resûlullah Fatıma bint Kâys'ın evinden ayrılarak başka bir yerde iddet beklemesine izin vermiştir. Mervan, Fatıma bint Kays'a, Kubeysa b. Züeyb'i göndererek bu hadisi sordurmuş, o da hadisi anlatmış, bunun üzerine Mervan, “Bu hadisi, sadece bir kadından duymuş olduk. İnsanları üzerinde bulduğumuz hatadan uzak uygulamayı (ismeti) alacağız (tercih edeceğiz)” demiş; bu söz kendisine ulaşınca Fatıma bint Kays, “Aramızda Kur'an hakemdir.” Allah azze ve celle şöyle buyuruyor: Bu ric-ı talâkla ilgilidir. Üç talâktan sonra yeni hangi durum ortaya çıkacak?' demiştir.

    Âyeti bu hanım sahabinin tefsiri doğrultusunda anladığımız zaman, evden çıkarılmama ve çıkmama durumu ric'î talâkla ilgilidir. Çünkü boşayan kişide karar değişikliği olabilir. Evde olduğunda her zaman konuşma görüşme imkânı vardır. Birbirlerini görürler yeni bir durum ortaya çıkabilir. Ancak bain talâkta geri dönüş söz konusu olmayacağı için evde kalmasının bu anlamda bir yararı olmayacaktır. Onun için evde kalma iddet süresince geçiminin garanti edilmesi, iaşe ve ibatesinin sağlanmasına yöneliktir.

    Bain talâkta da kadının evden çıkamayacağını söyleyen fakihler, bu hanım sahabinin olayını kendine özgü şartlardan dolayı böyle olmuştur şeklinde yorumlamakta ve bunu bir istisna olarak değerlendirmektedirler. Bu hususta fıkıh kitaplarımızda yer alan ve iddet bekleme durumunun hac yolculuğu esnasında meydana gelmesi halinde nasıl hareket edileceğini anlatan ayrıntılara pratik yararı olmadığı için girmiyoruz.

    Sonuç olarak fakihlerin çoğunluğuna göre iddet bekleyen kadın da bu konumda hac ile yükümlü değildir.

    Genel yükümlülük şartlarının yanında kadınlara özgü şartları da taşıyan hanımlara hac farz olur. Bunlardan biri eksik olsa bizzat kendisinin hac yapması farz olmadığı gibi vekil göndermesi veya vasiyette bulunması da gerekmez. Ancak bu şartları taşıdığı halde hacca gitmez de daha sonra hacca gitme imkânı bulamazsa sorumlu olur, hac borcu üzerinden düşmez. Bu takdirde meşru bir mazeretle bizzat kendisi gidemezse yerine vekil göndermesi veya vekil gönderilmesini vasiyet etmesi gerekir.


    Dr. Ekrem KELEŞ

    Cidde Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşesi








  4. 4
    ankar
    Bayanlara hac varzmedet



  5. 5
    Kayıtsız Üye
    Kadınlara Hac farz mı evet veya Hayır



kadınlara hac farz mıdır,  kadına hac farz mıdır,  hac kadınlara farz mıdır,  bayanlara hac farz mıdır,  hac bayanlara farzmı,  Kadınlara hac farzmı,  hac kadına farz mıdır