Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Finans Kurumları ile kâr-zarar ortaklığı şeklinde çalışmak caiz midir? - Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    Finans Kurumları ile kâr-zarar ortaklığı şeklinde çalışmak caiz midir? -

    Reklam




    Finans Kurumları ile kâr-zarar ortaklığı şeklinde çalışmak caiz midir? -


    Paylaş
    Finans Kurumları ile kâr-zarar ortaklığı şeklinde çalışmak caiz midir? - Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Parayı koruma ve arttırma yolları:
    Enflasyona karşı parasının değerini korumak ve onu arttırmak isteyen şahıslar bir takım yollara başvurmaktadırlar. Bunların bir kısmı dinimiz bakımından-ziraat, ticaret, zanaat gibi- caizdir, bir kısmı ise ya faize dayandığı, yahut da meşru olmayan maksatlara hizmet ettiği için caiz değildir, haramdır.

    Caiz olanlar:
    1. Özel finans kurumları:
    Ülkemizde hususi bir kanunla Özel Finans Kurumları kurulumasına imkân tanınmış ve bugüne kadar altı finans kurumu kurulmuştur: 1. Faysal Finans, 2. Al-Baraka Türk, 3. Kuveyt-Türk Evkaf, 4. Anadolu Finans, 5. İhlas Finans 6. Asya Finans. Bu kurumların kuruluş gayesi ekonomik hayatlarını dinlerine göre yaşayan müslümanlara, faize bulaşmadan paralarını koruma ve arttırma imkânı sağlamaktır. Bu kurumlar faizsiz banka esasına göre kurulmakta ve “peşin alıp veresi satma, satın alıp uzun vâdeli kiraya verme, ortak ticaret, ortak yatırım” gibi yollara başvurarak kazanç sağlamaktadır.
    Bu kurumlara para yatıran şahıslar, kâr ve zarara ortak olmayı kabul etmektedirler; ancak akıllıca ve ihtiyatlı hareket edildiği için bugüne kadar mezkûr kurumlar müşterilerini zarara sokmamış bazen bankaların verdiği faizden fazla helâl kâr dağıtmışlardır.

    2. Tüccar ve esnaf ile kâr-zarar ortaklığı:
    Ticaret, zanaat veya sanayi sahasında çalışan şahıs veya şirketlere, kâr ve zararda ortak olmak şartıyla para yatırılmakta, yıl sonunda yapılan hesaplara göre para sahibine, hissesine düşen kâr verilmektedir. Meselâ A ticaret ile meşgul olan B’ye, kârında ve zararında ortak olmak şartıyla bir milyon lira vermekte; B, bu parayı da sermayesine katarak ticaret yapmaktadır. Yıl sonunda B yaptığı hesaplara göre % 60 kâr etmiştir, buna göre bir milyonun kazancı 600 bin liradır. Bunun 300 binini kendisi almakta (anlaşma, kâr ve zararın yarı yarıya paylaşılması şeklinde ise), diğer 300 bin lirayı da A’ya vermektedir. A isterse kârı almayıp 1.300.000 lira ile ikinci yıl için ortaklığına devam etmektedir.
    3. Hisse senedi:
    Şirketler, şahıslar ve menkul değerler borsasında alınıp satılan hisse senetleri, ticaret, hizmet veya üretim yapan bir şirkete ortaklığı ifade etmektedir. Bu senetleri alan şahıs, senedin temsil ettiği ölçüde şirketin kâr ve zararına ortak olmaktadır. Şirketin ürettiği mal alkollü içki, uyuşturucu vb. haram bir mal olmadıkça; arzettiği hizmet fuhuş kumar vb. bir hizmet, olmadıkça, ticarî şirket ticaretini, İslâmın haram kıldığı şekilde yapmadıkça bu ortaklık meşrudur, mezkür senetler alınıp satılır, elde edilen kâr da helâldir. Hisse senedinin ait olduğu şirketin ana sermayesi helal mal olmakla beraber zaman zaman banka kredisi alıyor, yahut banka ile muamele yapıyor ve kârın bir kısmı da bu faizli krediden hasıl oluyor ise hisse sahibi müslüman, elde ettiği kârın bir kısmını (faizli krediden hasıl olan kısmı) mülkünden çıkarıp fukaraya vermelidir. Öz sermayenin hasıl ettiği kâr helaldir. Faizli ekonomilerde müslümanların, faize hiç bulaşmayan şirket ve hisse senedi bulmaları imkânsız gibidir; bu sebeple onların vazifesi, bu şirketlere ortak olmamak değil, faiz verilerek alınmış sermayeden hasıl olan kârı fukaraya vermektir. Sermaye ve kazancının tamamı veya çoğu faizli olmayan şirketlere girilir yukarıda açıklanan usul ile faizden temizlenilir. Müslümanlar böylece ekonomik açıdan güçlenir, bu güçleri ile faizi tamamen ortadan kaldırmaya çalışırlar.
    Hisse senedini, gelirinden faydalanmak için değil de alıp satmak için edinenleri, şirketin faizli kredi alması etkilemez; çünkü faizli kredi hisse senedine dahil değildir.

    4. Altın ve döviz:
    Kâr sağlamamakla beraber paranın değerini koruyan bir usul de altın ve döviz almak, parayı altın ve dövize çevirerek korumaktır. Bir müslümanın, zekâtını vermek şartıyla altın ve dövize sahip olmasında mahzur yoktur, bunları peşin satmak, uzun veya kısa müddet elde tutmak caizdir. Ancak altın ve dövize yatırılan paralar âtıl (işlemeyen) sermaye olduğu için bundan memleket ekonomisi zarar görmekte, bazen ülke sıkıntıya düşmektedir; bu sebeple normal zamanlarda bile bu usul, ancak diğer yollar bulunmadığı zaman, yahut durum müsait olmadığı zaman kullanılmalıdır.

    5. Kâr ortaklığı:
    Son yıllarda devlet, gelir ve kâr getiren bazı tesisleri kâr ortaklığı yolu ile halka açmaktadır. Bu uygulamanın da gayesi, faiz yemeyen müslümanların elindeki paraları alıp değerlendirmek, bunlarla yeni iş sahası ve tesisler kurmaktır. Bu maksat meşru ve faydalı bir maksattır. Ancak bunun için başvurulan “kâr ortaklığı usûlü” yeni bir uygulama olduğu için bazı tereddütlere yol açmıştır. Bazı fıkıhçılar (İslâm hukuku âlimleri), bir kimsenin, aslına sahip olmadığı şeyin gelirine de sahip olamayacağını, bunun faizcilikten bir farkı bulunmadığını ileri sürmüş ve kâr ortaklığının caiz olmadığı görüşünü benimsemişlerdir. Bizim kanâatimiz aksi istikamettedir. Bize göre kâr ortaklığı caizdir; çünkü:
    a) Kâr ortaklığı, devletin belli faiz karşılığında ödünç para alması şeklinde olmamaktadır. Faizli ödünç alma işlemi devlet tahvillerinde sözkonusudur. Kâr ortaklığı, adı üzerinde bir ortaklıktır; ortaklık konusu tesisin satımı mümkün olmadığı için kâr ortaklığı yoluna gidilmekte, kâr da önceden yüzde veya miktar olarak belirli kılınmamakta, kâr ortağı, yıl sonunda ne alacağını bilmemektedir. Bu usûle göre ortakların geliri, ortaklık konusu tesis gelir getirmez ise sıfır olmaktadır; faizcilikte ise faiz önceden bellidir ve hiçbir zaman sıfır olmaz.
    b) Mülkiyeti başkasına veya devlete ait olan birşeyin tasarruf ve intifa hakkını satın almak, bundan gelir sağlamak mümkün ve caizdir. Nitekim Osmanlı devletinde mîrî (mülkiyeti devlete ait bulunan) toprakların tasarruf (işleme, kiraya verme, faydalanma) hakkı devlet tarafından halka satılmış, bu hakkı satın alanlar topraktan, ekmek, ortağa veya kiraya vermek suretiyle faydalanmışlar, vefatları halinde de faydalanma hakkı varislerine geçmiştir. Bu usûlün meşru olduğuna dair şeyhülİslâm fetvaları vardır.
    c) “Durum ne olursa olsun, malın aslına sahip değil isem gelirine de sahip olamam, gelirine ortak olduğum tesis yıkılıp yok olsa bile devlet paramı iâde etmektedir, şu halde ben bu tesisin mâliki değilim, mâliki olsa idim tesis yok olunca param da iâde edilmemeli idi” diyenler için de yol vardır: Gelir ortağı, ortaklık konusu tesise kendini mâlik sayar ve tesis yok olduğu takdirde parasını devlete bırakır, almaz; cebren verirlerse başka yoldan devlete iade eder. Karşı tarafın (devletin) parayı iâde şartını kâr ortağı, kendi adına kabul etmemiş olur. Nitekim Hz. Aişe, Berîre isimli bir cariyeyi alıp âzâd etmek istemiş, cariyenin sahibi ise-satın alıp âzâd edecek olan Aişe’ye geçmesi gereken- velâ hakkının kendilerinde kalmasını şart koşmuşlardı. Peygamberimiz, Hz. Aişe’ye “Karşı taraf böyle bir şart ileri sürse de sen kabul et ve cariyeyi al, Allah’ın kitabındaki şarta aykırı olan şartlar hükümsüzdür…” buyurdu. Buna göre karşı tarafın, İslâm hukukuna aykırı olarak ileri sürdüğü şartı kabul ederek muâmeleyi yapmak, sonra bu şarta riâyet etmemek mümkün olmaktadır. Bir müslüman, paranın iâde şartını İslâm hukukuna aykırı görüyorsa kâr ortaklığı senedini alır , kârını da alır, tesis yok olursa ana parayı geri almaz, bu niyet içinde olur.
    Senet hangi tesise veya tesislere aitse geliri de o tesisin geliri olmalıdır; çünkü kâr ortağı, senette yazılı tesisin (köprü, baraj, fabrika…) ortağıdır. Gelir bir başka şeye (dövize, altına, işletmeye) bağlı ve endeksli olamaz; olursa caiz olmaz.
    Kâr ortaklığının caiz olabilmesi için tesisin mevcut ve işler olması gerekir. Henüz yapılmamış tesise ortak olup, başka bir ölçüye göre gelir almak da caiz değildir.

    Caiz olmayan yollar:
    Paranın değerini korumak ve onu arttırmak için başvurulan yollar arasında caiz olmayanları da vardır. Biz burada, bunlardan üçü üzerinde durmak istiyoruz:
    1. Tahvil:
    Tahvil, alınıp satılabilen faizli borç senedi mahiyetindedir. Tahvili ister devlet çıkarsın, ister hususi şahıs ve şirketler çıkarsın esası faiz karşılığında borç almaktır. İslâm faiz alıp vermeyi haram kıldığına göre tahvil alıp satmak, bu yoldan kazanç elde etmek de helal değildir.

    2. Dövize endeksli tahvil ve döviz karşılığı borç alma:
    Tahvil alanın parasının değerini de koruyarak gelir sağlamasını mümkün kılmak ve tahvil alım-satımını teşvik etmek için başvurulan yeni bir yol da tahvile yatırılan parayı, daha doğrusu tahvilin nominal değerini, tahvil ihracı sırasında geçerli kura göre dolar ve mark gibi bir dövize ve ana para, türk lirası olarak iâde edilirken, iâde sırasındaki kura göre tahvil bedelini ödemektir. Burada iki işlem vardır:
    a) Ödünç alınan parayı değeri bakımından dövize bağlamak ve iade ederken yeni değeri üzerinden ödemek.
    b) Ana yarayı iade edinceye kadar faiz ödemek. Dövize endeksli tahvil alım satımı, birinci unsurdan dolayı değil, ikinci unsurdan (faizden) dolayı haram olmaktadır. Eğer faiz ödenmese idi ödünç alınan paranın döviz olarak alınması ve döviz değerine göre ödenmesi caiz olacaktı. meselâ A ihtiyacın gidermek için B’den bir milyon borç istemekte, vâdesi gelince borcununu, ödünç aldığı günkü eşdeğeri dolara göre ödemeyi vâdetmektedir. Bu takdirde B, ya dolar satın alıp A’ya verecek ve vâdesi dolunca verdiği dolar miktarını, dolar veya türk lirası olarak geri alacaktır, yahut da A’ya istediği bir milyonu vererek dolar alıp kullanması için vekâlet verecektir. A bu para ile dolar almayıp onu türk lirası olarak kullansa dahi ödeme zamanında B’ye dolar değeri üzerinden ödeyecektir. Böylece dövize endeksli ödünç alıp verme işleminin mümkün ve caiz olduğu anlaşılmaktadır; yeter ki ödünç alınan meblağ için ayrıca bir de faiz ödenmesin! Dövize endeksli tahvillerde faiz de ödendiği için bu işlem İslâm hukuku bakımından caiz olmamaktadır.
    Bu münasebetle işaret etmekte fayda vardır ki İslâma göre gerek vadeli olmayan satım akdinden ve gerekse ödünç verme işleminden hasıl olan borç ödenirken, şart koşulmamış olsa dahi enflasyon farkı ile birlikte ödenecektir. Çünkü İslâm borcun tam olarak ödenmesini istemektedir; alınandan fazla ödemek faiz oduğu gibi, eksik ödemek de haksızlıktır ve caiz değildir. Yüz bin lira ödünç alan bir şahıs bir yıl sonra yine yüz bin lira olarak borcunu öder, bu arada paranın değeri yüzde otuz düşmüş bulunursa gerçekte yetmişbin lira ödemiş sayılır ve üst tarafını borçlu kalır. Dövize veya altına bağlı ödünç alıp verme işlemleri de değer kaybını önlemeye yönelik tedbirlerdir.

    3. Para faizsiz, mülk icarsız:
    Paranın değerini korumak ve artırmak için kullanılan yollardan biri de bir şahıstan para alan ikinci şahsın, bir taşınmaz malını ona vermesi, aldığı parayı geri ödeyinceye kadar kendisinin faiz ödememesi, karşı tarafın da taşınmazdan faydalandığı halde kira ödememesidir. Buna her ne kadar “para faizsiz, mülk icarsız” denmiş ise de bu cümleyi tersine çevirerek “para faizli, mülk icarlı, paranın faizi mülkün icarıdır” demek mümkündür. Bu usulü bazı fıkıhçılar “vefâen bey adı altında caiz görmüş iseler de kanâatimize göre bu usul apaçık bir faiz hilesidir ve caiz değildir.





    (Prof. Dr. Hayrettin Karaman'ın sitesinden alınmıştır




  3. 3
    Alıntı mumine Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Parayı koruma ve arttırma yolları:
    Enflasyona karşı parasının değerini korumak ve onu arttırmak isteyen şahıslar bir takım yollara başvurmaktadırlar. Bunların bir kısmı dinimiz bakımından-ziraat, ticaret, zanaat gibi- caizdir, bir kısmı ise ya faize dayandığı, yahut da meşru olmayan maksatlara hizmet ettiği için caiz değildir, haramdır.

    Caiz olanlar:
    1. Özel finans kurumları:
    Ülkemizde hususi bir kanunla Özel Finans Kurumları kurulumasına imkân tanınmış ve bugüne kadar altı finans kurumu kurulmuştur: 1. Faysal Finans, 2. Al-Baraka Türk, 3. Kuveyt-Türk Evkaf, 4. Anadolu Finans, 5. İhlas Finans 6. Asya Finans. Bu kurumların kuruluş gayesi ekonomik hayatlarını dinlerine göre yaşayan müslümanlara, faize bulaşmadan paralarını koruma ve arttırma imkânı sağlamaktır. [/B][/COLOR]

    Yukarıdaki finans kurumlarına Bank Asya da eklenebilir mi? Yani Bank Asya'nın yaptığı işlemler de diğer finans kurumları gibi helal midir?