Diğer Kategoriler ve Mezhepler Forumundan Nusayrilik ne demektir? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Nusayrilik ne demektir?

    Reklam




    NUSAYRİLİK NE DEMEKTİR ?


    İslam Mezhepleri Tarihinde aşırı ve batınî fırkalar arasında sayılan Nusayrilik’in kurucusu Ebû Şuayb Muhammed b Nusayr en-Nemîrî’dir Diğer batınî fırkalar gibi Nusayriliğin de tarihi oldukça gizlidir Ancak, muhtelif nedenlerle eserlerinden bir kısmı elde edilebilmiş ve kısmen de olsa görüşleri tanınabilmiştir Şîa kaynaklarında verilen bilgilere göre İbn Nusayr, İsnaaşeriyye imamlarından Ali en-Nakî, Hasan el-Askerî ve Muhammed el-Mehdî’nin imamet dönemlerine yetişmiş ve 270/883-884 yılında vefat etmiştir Ali en-Nakî devrinde (250-254/835-868) adı geçen imamın ilahlığını, kendisinin onun tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu ileri sürdüğü, guluv ve tenâsuhe yöneldiği, haramları helal saydığı nakledilmektedir(1)

    Bir diğer rivayete göre de İbn Nusayr, İmâmiyye’nin onbirinci imamı Hasan el-Askerî (280/873)’nin “bâb” ı olduğunu ileri sürmüş ve onun vefatıyla da oğlu Muhammed b el-Hasan’ın mehdiliğini kabul etmiştir(2) Bu iki görüşten ikincisi daha isabetli olarak görülmektedir(3)

    Nusayriliğin görüşlerini Muhammed b Nusayr’dan sonra Kufe ile Halep arasında Cunbulâ’da yetişen, aslen İranlı olan, 957 veya 968’de Halep’te ölen ve Şeyh Yaprak adı ile şöhret bulan Hamdan el-Hasibî (873-957) düzene koymuştur Böylece Nusayriliğin ikinci kurucusu olarak tanınmış ve Nusayriler hakkında birçok eser yazmıştır(4) Ancak en önemli eseri onaltı sureden oluşan Kitâbu’l-Mecmu’udur Bu kitap Nusayriliğin kutsal kitabı olarak tanınmaktadır

    Nusayrilik kendi arasında değişik kollara ayrılmıştır Bu kollar, Hz Ali’nin bulunduğu konuma göre ayrılık göstermiştir Genel tasnifte şu dört kol bulunmaktadır: 1- Haydariyye; 2- Şimâliyye veya Şemsiyye; 3- Kilâziyye veya Kameriyye; 4- Gaybiyye Nusayriliğin bu dört kolundan bugün meşhur olanı ise şu ikisidir: Şimâliyye (Haydariyye – Şemsiyye) ve Kıbliyye (Kilâziyye – Kameriyye) (5)

    Nusayriliğin görüşleri incelendiğinde, inançlarının İslâm’dan kaynaklanmakla beraber tamamen batınî yorumlara dayandığı görülmektedir(6) Hatta görüşlerinde zaman zaman Hıristiyan kültürünün izleri görülebilir Bu durumu Ahmed Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet’inde şöyle açıklar: Nusayrîlerin ulûhiyyet ve nübüvvet hakkındaki batıl düşünceleri hiçbir milletin inancına benzemez Şöyle ki onlara göre, öncelikle ulûhiyet Hâbil’e ve ondan Şît’e hulûl eder Âdem ise bir peygamberdir Sonra ulûhiyet İsmail’e ve nübüvvet İbrahim’e intikal eder Sonra nübüvvet Musa’ya ve ondan İsâ’ya ve ondan Hz Muhammed b Abdillah’a intikal eder Ulûhiyyet de Harun’a ve ondan Hıristiyanlar arasında Butrus diye bilinen Şemûn’a ve ondan Ali b Ebî Tâlib’e intikal eder(7) Ali, âsumânî hulleye bürünüp gökyüzüne yükselir Güneş’te yerleşinceye kadar orada kalır O, hâlâ Güneş’te bulunmaktadır Semadaki büyük yıldızlar Nusayrîlerin Ukkâli’nin ruhlarıdır Bu nedenle Nusayrîler, Güneş’in doğuşu ve batışı zamanında Güneş’e secde ve yıldızlara hürmet gösterirler Dualarında ihtiyaçlarını, görünen yıldızlar hürmetine en iyisinden isterler Ashâb-ı Kirâm’dan Mikdâd b Ebi’l-Esved’e “Rabbu’n-Nâs = İnsanların Rabbi” diyerek, “Ali Muhammed’i, o da Mikdâd’ı ve Mikdâd diğer kulları yarattı” derler(8)

    Nusayrilerin ahkamlarını ele alan müstakil bir eserleri bulunmamaktadır Ancak onların en önemli ve kutsal kitapları konumundaki eser, yukarıda sözü edilen Kitâbu’l-Mecmû’dur Onların mezhebe giriş şekilleri ve görüşlerini anlatan bir diğer önemli eser, önce bir Nusayri iken Hıristiyan olan ve sonra Tarsus’ta öldürülen Adanalı Süleyman Efendi’nin yazdığı Kitâbu’l-Bakûrâti’s-Süleymâniyye fî-Keşfi Esrâri’d-Diyânet’n-Nusayriyye (Beyrut 1863) adını taşımaktadır(9)



    Paylaş
    Nusayrilik ne demektir? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Nusayriliğin günümüzde Suriye ve Türkiye’de tabileri bulunmaktadır Antropomorfizmin açık bir örneğini gösteren Nusayriliğin görüşlerinin temelini Hz Ali’nin ilahlaştırılması teşkil eder Nusayrilerin bütün kollarına göre, Ali, mabuddur, tanrıdır Ali, ne doğurdu ne de doğruldu Ölümsüzdür Her zaman vardır Zatı yıldızlara hakim olan nurdur Nurun nurudur ilâhî zatı itibariyle gizlidir(10) Ali, yerler ve göklerin yaratılmasından önce de var olmuştur, sonra da(11) O, manadır Görünüşte imam ise de, bâtınî olarak o Tanrı’dır Bu, Nusayriliğin temel inancı olduğu için, onlara göre şehâdet kelimesi, “Ben, Ali’den başka ilâh bulunmadığına şehâdet ederim” şeklindedir(12)

    Kutsal kitapları Kitabu’l-Mecmu’unun “Başlangıç” olarak adlandırılan birinci suresinde, İslâm itikadında Allah için kullanılan pek çok sıfat ve isim ilâh olarak görülen Ali için ifadelendirilmektedir Bu surenin bir paragrafının tercümesi şöyledir: “Seyyid Ebû Şuayb Muhammed b Nusayr Sâmirî Yahya b Maîn’e: Ey Yahya! Hayatla birlikte sana bir hastalık geldiğinde veya ölümle birlikte bir felakete uğradığında; aşırı taassub için olan bu beşerî gömlekten sıyrılarak, nuranî ışıklar yaparak, temiz, temizlenmiş, yüce, bembeyaz koku ile, saf ve tertemiz kılan bu ulvî bir davetle çağır Buna nuranî heykelleri tabi kıl ve ey delalet ile yol gösteren, kudreti ile zahir, hikmeti ile batın, kendisi ile varlığı gerekli, sıfatları ile, ismi ile konuşan! Ey O, ey her şeyi olan, evveli ve sonu olmayan ezelî! Sebeplerin sebebi, gayelerin gayesi, sonların sonu! Ey gizli sırları bilen, ey hazır, ey mevcud, ey zahir ve ey maksud olan, ey gizlenmeksizin gizli olan, ey nurundan nuruna parlayan ve nuru kendinde sönen! O nur senden başladı, sana dönüyor Ey her nuru ortaya çıkaran, meydana çıkan! Her nura “isim”, her isme mekan, her mekana makam, her makama “bab” kılan! O, O’ndan O’na yönelen “bab” ı irşad ediyor Ve yine O’nda O’na giden “bab” a giriyor Sen ey Emiru’n-Nahl, ey kendine yönelene yol gösteren Ali b Ebî Tâlib! Her şey sensin, hû, yâ hû, yâ hû! Ey her şeyi kendisinden başka kimsenin bilmediği! “Sîn” ile ilgili meseleleri “selekûn, sulûken, selikûn, sâlikûn, selikin” bunlarla ilgili sorunların sordukları şeyi senden istiyorum (13)”

    “İbnu’l-Veli’yi Yüceltme” başlığı taşıyan ikinci surede ise, Hz Ali ile ilgili şu aşırı ifadeler yer alır: “Buyur, buyur ey Emiru’n-Nahl! Ey Ali b Ebî Tâlib! Ey her arzu edenin sevip dilediği! Ey ulûhiyeti ile ezeli olan! Ey yaratılmışların aslı! Sen bizim gizli ilahımız, açıkça imamımızsın (14)”

    İslam inancı ile temelde çatışan bu görüşe göre Ali, Allah’tır Kendi nurundan Muhammed’i yaratmıştır Ali “mana” dır; Muhammed de “isim” dir Muhammed ise, Selman el-Farisi’yi yaratmıştır ve o da “bab” dır Bu A (Ayn), M (Mim), S (Sin) sembolüyle ifade edilir ve sırdır Bu üçlü sistemde A (Ali), M (Muhammed) ile tezahür etmiş ve S (Selman) “Mana” nın resulü olmuştur Bu sır, Süleyman Efendi tarafından, Hıristiyanlıktaki “Baba-Oğul-Kutsal Ruh” sistemiyle açıklanır Ayrıca Bab’dan yani Selman’dan sonra beş “Eytam” vardır Bunlar, Bab’ın manevi çocukları olup, Bab tarafından yaratılmışlardır(15)




  3. 3
    Şarabın, ulûhiyetin amblemi olarak görüldüğü Nusayrilikte İslâm’ın beş şartına inanmak Kur’ân ve Sünnet’in ortaya koyduğu esaslardan tamamen farklıdır Burada konumuzla alakalı olan ve antropomorfizmi açıkça yansıtan şehâdet anlayışlarına temas edeceğiz Nusayrilerde şehâdet şöyledir: “Nusayrî dininden, Cundebî görüşünden Cunbulânî tarikatından, Hasibi akidesinden, Cillî inancından, Meymunî fıkhından olduğuma şehâdet ederim” Her Nusayri, Nusayriliğe girişten sonra bunu tekrar eder Ayrıca, “Ali’den başka ilâh bulunmadığına şehâdet ederim” sözü de, şehâdet kelimesi olarak kullanılır(16)

    Nusayrilerin yaratılış nazariyeleri de antropomorfik ifadeler taşır Şöyle ki, onlara göre, Nusayriler, Ali’nin ulûhiyetine inanmak ve onun yüceliğinin nimetine erişmek bahtiyarlığına ulaşmış yaratıklardır Bundan gururlandıklarından, Ali onları cezalandırmak için, insan suretinde yeryüzüne göndermiştir Ali’ye inanan gerçek Nusayrilerin ruhları, hareket yoluyla yıldızlar haline dönüşerek nurlar alemine yükselir Ancak Nusayri olmayanların, Müslüman, Hıristiyan ve Musevilerin ruhları hayvan cesetlerine girer Böylece tenâsuh ve hulûle inanmakta olan Nusayrilerin, diğer bir özellikleri, kadınların ruhlarının olmadığını kabul etmeleridir Onlara göre şeytanlar insanların günahlarından; kadınlar da şeytanların günahlarından yaratılmıştır Bu bakımdan, hor ve hakir görülmeye layık, mezhebin sırlarının açıklanmayacağı bayağı yaratıklardır Sırf bu inançları yüzünden, “masum” olarak gördükleri Fatıma’nın adını kullanmaktan kaçınıp, bu kelimelerin müzekkeridir (erkek) diyerek “Fâtır” adını tercih eder ve metinlerinde Fâtıma yerine “Fâtır” adını kullanırlar Keza Hz Ebû Bekir, Ömer, Osman, Talha, Sa’d, Muâviye, Yezid, Haccac ile Ahmedü’l-Bedevî, Ahmed er-Rifâî, Abdulkadir Geylânî gibi veliler de şeytanın sembolleridir ve lanet edilir(17)

    Nusayriler Hz Ali’nin ulûhiyeti noktasında birleşmekle birlikte, Ali’nin oturduğu mekan konusunda ayrılığa düşmüşlerdir Dört koldan birincisi olan Kamerîler, Hz Ali’nin makamının ayda olduğuna inanırlar Haydarîler ise, Hz Ali’nin makamının ayda değil arşta olduğunu söylerler Bu görüşlerini de Kur’ân’a dayandırırlar Bunlara göre Ali tanrıdır Kur’ân’a göre Allah, arşın üzerinde oturur Buna göre Güneş ve Ay mahluktur Bu nedenle Allah’a mekan nisbet edilmez Ali de Allah olduğuna göre Ay’da değil arştadır Arş semadaki nâmütenahî varlıktır Bir diğer kol olan Mütevali’ye göre de Tanrı arştadır Bunlar oniki imama inanmaktadırlar Dördüncü kol olan Gıyabilere göre de, Tanrı olan Ali, arştadır(18)

    Sonuç olarak Hz Ali’nin ulûhiyetini iddia eden Nusayrilik, İslâm’ın dışında Hıristiyanlık başta olmak üzere pek çok kültürlerden etkilenmiştir(19) Nusayriliği, batınî yorumların yoğunlukla bulunduğu ve mücessime ve müşebbihenin tipik bir örneği olarak görmek mümkündür Bu itibarla Nusayriliğin görüşlerini İslâm’ın temel esasları ile bağdaştırmak ve telfik etmek mümkün görünmemektedir Ancak şu da bir gerçektir ki, dayanmış oldukları gizlilik ilkesinden hareketle İslâm toplumu içinde gerçek inançlarını izhar etmedikleri bilinmektedir Bu açıdan da yakın zamanlara kadar Nusayrilikle ilgili bilgiler son derece yetersiz iken, değişik nedenlerle kendi içlerindeki bazı kopmalardan dolayı yeni bilgilere ulaşılabilmiştir Her ne kadar bu bilgilere de ihtiyatla yaklaşmak icap eder ise de, bizim konumuz açısından tereddüt etmeden ifade edebileceğimiz husus; onların, Hz Ali’ye ulûhiyet isnatlarından dolayı antropomorfik bir inanca sahip oldukları ve İslâm’ın özü ile ayrılığa düştükleridir.




  4. 4
    AleviMümine
    ALEVİ MÜSLÜMANLAR (NUSAYRİLER - ARAP ALEVİLERİ)

    ALEVİLİK NEDİR?
    Alevilik; Kaynağını Kuran’dan alan, Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) hadisleri ve Ehlibeyt imamlarının (a.s.) öğretileriyle şekillenen İslam’ın özüdür, sırat-ı müstakimdir. Yani doğru ve hak olan yoldur.

    Alevilik, Hz. Ali’nin (a.s.) taraftarı (Şiası) olmak demektir. Onun taraftarı olmak demek Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) taraftarı olmak demektir; yani Allah’ın taraftarı olmak demektir. Hz. Muhammed (s.a.a.v.) hadis-i şerifte “Her kim Ali’yi severse, beni sevmiş olur; beni seven de Allah’ı sevmiş olur. Ali’ye kim düşmanlık ederse bana düşmanlık etmiş olur.” diye buyurmaktadır. Kur’an, Allah’ın (c.c.) kelamı; Hz. Muhammed (s.a.a.v.) Kuran’ın dili, Hz. Ali (a.s.) de konuşan Kuran’dır. Hadis-i şerifte; “Kuran Ali’yle, Ali de Kur’an’la beraberdir. Kıyamet Günü’ne kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır.” diye buyrulmaktadır. Hz. Ali (a.s.) Sıffin’de bir hutbesinde “Konuşan Kur’an benim.” diye buyurmuştur. Kısaca Kur’an, Hz. Muhammed (s.a.a.v.) ve Hz. Ali (Ehlibeyt) (a.s) birbirini destekleyen, insanın doğru yolda yürümesini sağlayan ana kaynaklardır. Alevilik bu kaynaklara dayandığından hak yoldur.

    Hz. Muhammed (s.a.a.v.) amcasının oğlu ve damadı olan Hz. Ali’yi (a.s.) çok severdi ve Hz. Ali, kendisine en yakın kişiydi. Tebük Seferi’ne çıktığında Hz. Ali’yi kendi yerine Medine’de vekil olarak bırakması ona olan güveninin bir göstergesidir.

    Hz. Peygamberin Hz. Ali’ye olan sevgi ve güvenini belirleyen birçok hadisi vardır. “Ali bedenimde baş gibidir.” ... “Her nebi için bir vasi ve varis vardır, Ali de benim vasiyyim ve varisimdir.” Gadir-i Hum’da; “Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır.” gibi hadislerle Hz. Ali’yi kendisinden sonra vasi olarak tayin etmiştir. Nusayriler, Hz. Muhammed’in (s.a.v) vasiyetini dinlediği ve ona uyduğu için ALEVİDİR.

    “Alevilik” Hz. Ali’ye bağlılıktır, Hz. Ali’nin yandaşı olmaktır, Hz. Ali’yi sevmektir, Hz. Ali’yi yüceltmektir. Çünkü Alevilik; Hz. Muhammed’in Hz. Ali’ye olan sevgi, bağlılık ve telkinleriyle oluştu. İslam diniyle beraber Aleviliğin tohumları ekildi. İsim “Müslümanlık” kimlik “ALEVİLİK” olduğu için Aleviyiz.

    Aşağıda yazılanlar okunduğunda neden Alevi olduğumuz daha iyi anlaşılacaktır:
    “Selman El Farisi” dedi ki: Resûlullah (s.a.a.v.) imam Ali’ye hitaben : “Bu vasim sırrımın yeri ve terk ettikle-rimin en hayırlısıdır.”
    (Mizanul-itidal, 1/635)
    “Hz. Muhammed (s.a.a.v.) Hz. Fatıma’ya: “Senin kocan dünya ve ahirette seyyiddir. Kendisi ashabım içinde İslam’a ilk gelendir. Âlem içinde en fazla ilme sahip olan ve âlem içinde en kuvvetli hilme sahip olandır.”
    (El-istiab,1099 El istiab.1091)

    Bir hadisinde (s.a.a.v.); “Dünya ve ahirette bayrağımı Ali taşıyacaktır.” demiştir.
    İbni Abbas diyor ki:

    “Ali’nin dört özelliği var ki, başkasında yoktur:
    1- Kendisi Acem ve Araptan önce Resûlullah (s.a.a.v.) ile ilk namaz kılandır.
    2- Her çarpışmada peygamberin (s.a.a.v.) bayrağı onun elindeydi.
    3- Başkaları Peygamberi (s.a.a.v.) terk edip kaçtıklarında ancak kendisi sebat edip Peygamber’in yanında kalmıştı.
    4- Kendisi Resûlullahı (s.a.a.v.) vefatından sonra yıkayıp kabrine defnedendir.”
    (El-istiab, 3/1090)

    Selman-ı Farisi diyor ki: Resûlullah (s.a.a.v.) şöyle buyurdu: “Ümmetimden Kevser Havuzu’nun başında bana ilk erişecek olan Ali bin ebi Talip’tir.”
    (El istiab.1091)

    Hz. Ali’nin bu yüce konumu ile Hz. Peygamberin bu hadisleri, Müslüman insanın "Alevi" olması için yeterlidir. Hz. Muhammed tarafından Hz. Ali’nin bu kadar yüceltildiğini gören ve Hz. Ali’nin faziletlerine şahit olan samimi Müslümanlar "Alevi" ismini aldı.

    Muhammed ibn-i Nusayr'in isminden türeyen Nusayri sözcüğünün kendileri için kullanılmasını istemediklerinden Türkiye'de genelde "Arap Alevisi" denir. Nusayri ismini kullanmak istememelerinin sebebi Muhammed ibn-i Nusayr'in sadece Ehl-i Beyt öğretisini yaymış olmasıdır, yani mezhep kurmamıştır.

    Anadolu Aleviliği ile benzer yönü sadece Kur'an-ı Kerim ve Ehl-i Beyt sevgisidir. Caferiyye Şiiliği ile itikadi yönden benzemektedir.

    Mezhebin kurucusu ve Muhammed ibn-i Nusayr'in isminden türeyen Nusayri tanımlaması kullanılmaktadır. Ancak, Nusayrilere göre Muhammed bin Nusayr mezhep kurucusu değil, sadece 11. İmam Hasan El Askeri'nin öğrencisi ve Ehlibeyt öğretisini yayan kişidir.
    11. İmam Hasan El Askeri'nin öğrencisi Muhammed bin Nusayr'ı (ö. 883) otorite kabul ettikleri için bu adı alırlar. Ancak Nusayriler bu ismi kendileri için asla kullanmazlar.

    Dil
    Anadilleri Arapçadır. Yaşlı nesil hâlâ Arapça konuşmaktadır.
    Türkiye'de ise Hatay'ın katılmasından (1939) sonra doğmuş olan daha genç nesil tarafından Türkçe konuşulmaktadır.
    Bugün Arapça ile Türkçenin bir karışımı konuşulur.


    İNANÇ VE İTİKAT
    Din: Semavi dinlerin sonuncusu ve en mükemmeli, yüce Allah’ın kullarına hidayet için gönderdiği son Peygamber Hz. Muhammed’in (s.a.a.v) bildirdiği "İSLAM" dır. "Allah’ın yanında din İSLAM'dır” (Ali İmran 19), “Kim İslam’dan başka bir din ararsa onun dini asla kabul olunmayacak. O, ahirette kaybedenlerden olacaktır.” (Ali İmran 85)

    İslam: İki şahadete ikrar etmektir. “Eşhedü enla ilahe illellah ve eşhedu enne Muhammeden Resûlullah” demek ve Hz. Peygamber’e (s.a.a.v), Yüce Allah tarafından emredileni tatbik etmektir.

    İman: Yüce Alah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, ölümden sonra tekrar dirilmeye, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Hz. Muhammed’in Allah’ın resulü olduğuna kayıtsız şartsız inanmaktır.
    Bunun yanında Nusayrilerin inancında usul beştir. Tevhid, adalet, peygamberlik, imamet ve dirilmedir.
    Bunları tahmin ve taklitle değil; delillerle, Kur’an-ı Kerim, Hz. Peygamber ve Ehlibeyt'in hadisleriyle bilmek gerekir.

    1-Tevhid: Nusayrilerin İnancında, bütün âlemi Allah yaratmıştır. Allah yalnız ve tektir, ortağı yoktur. “Onun hiçbir benzeri yoktur. Hem o işitir ve görür.” (Şura 11) Kur’an-ı Kerim’de Hz. Peygamberine: “Deki; O Allah birdir. Ululuk onda nihayet bulmuştur. Doğmamış, doğurulmamıştır. Onun hiçbir eşi de yoktur.”(İhlas Suresi)

    2- Adalet: Yüce Allah âdildir, hiç kimseye zulüm etmez. “Senin Rabbin hiçbir yerde zulüm etmez.” (Kehf 49) Adaletinin ispatı için de insanlara yalnız ıslahları için emir verir, kötülüklere uğramamaları için de yasak koyar “Her kim iyi iş işlerse kendisi için işler, her kim kötülük yaparsa yine kendine eder, Rabbin kulları hakkında asla zalim değildir.”(Fussilet 46)

    3- Peygamberlik: Nusayri inancında, yüce Allah, lütuf ve adaletinden doğru yoldan sapmamaları için kullarına peygamberler gönderdi. Peygamberlerin ilki Hz. Adem’dir. Sonuncusu da Abdullah oğlu Hz. Muhammed’dir.

    4- İmamet: İnsanların maslahatları için yüce Allah imamlara ilahî bir makam verdi. Her bir Peygamber vefatından önce kendisine bir vasi tayin etti. Peygamberlerin sonuncusu olan peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.a.v) kendisi için on iki vasi tayin etti. “Benden sonra 12 halife olacaktır, hepsi Kureyşten dir.”
    (Sahihi Buhari 8/105 Sahihi Müslim 3/1452)
    Bu imamlar, Peygamberin ümmetine bıraktığı dinî hükümlerin değiştirilmesini ve usulleriyle oynanmasını önlemek için yüce Allah’ın emriyle makam aldı. Yüce Allah İmamları tıpkı peygamberler gibi, insanların kendilerine inanmaları ve tutunmaları için yanılmaktan, hata yapmaktan ve günah işlemekten masum kıldı ve inanırız ki; son zamanda son imam Muhammed el-Mehdi gelecek ve dünyayı nasıl zulüm ve çirkinliklerle dolduysa, adalet ve merhametle dolduracaktır.

    5- Mead (Dirilme): Yüce Allah iyilik yapanı iyilikle mükâfatlandırıp, kötülük yapanı da kötülükle cezalandırması için insanları kabirden kaldıracaktır. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de kıyamet gelecektir. Onun kopmasında şüphe götürecek hiçbir şey yoktur. Allah kabirdekileri kaldıracaktır.” (Hac 7)
    Yine Kur’an-ı Kerim’de; "Her kim zerre ağırlığında hayır işlerse onu görecek, zerre ağırlığında şer işleyen de onu görecektir.” (Zilzel 7-8)
    Nusayrilerin, Kur’an-ı Kerim’de geçen her kelime ve ayete inancı tamdır. “Ey Rabbimiz! Bize indirdiğin kitaba inandık, Resule de uyduk, bu hâlde bizi şahitler ile beraber yaz.” ( Ali İmran 53)

    Bu beş madde altında topladığımız ana din usulünde filizler (furu-uddiyn) de vardır. Bunlar;

    1- Namaz Kılmak: Günde beş vakit namaz kılmaktır. Vakitleri; öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabahtır.
    Bu beş vaktin farz rekâtları on yedidir. Yolculuk ve zaruretler de dört rekâtlı namazlar, iki rekât olarak kılınabilir. İsteğe bağlı rekâtlar ise otuz dörttür. Bunlar (Nafile) sünnettir.

    2-Oruç Tutmak: Her yıl mübarek Ramazan ayında Kur’an-ı Kerim’in emrettiği şekilde otuz gün oruç tutmaktır.

    3- Zekât Vermek: Yılda bir defaya mahsus her kişi malının zekâtını ehline vermesidir. Miktarı gelirinin yüzde beşidir.

    4- Hacca Gitmek: İmkânlar çerçevesinde maddî, manevî ve yol emniyeti olması durumunda ömürde bir defa Mekke’ye gidip Beytullahıl Haram’ı ziyaret ve tavaf etmektir.

    5- Cihad: İslam dinini müdafaa etmek, bilmek, öğrenmek, öğretmek ve peygamberlerin izini takip etmektir.

    6- Marufa Emir (El-emru bil maruf): Her Müslüman kadın-erkek kendi hükmünde olabilecek Müslümanları (ailesi ve yakınları) iyi ve hayırlı işler görmeye davet etmektir.

    7- Münkerlere Yasak (En-nehy anil münker): İnsanları kötü işlerden alıkoymak, haramdan sakınmaya davet etmektir.

    8- Elvela (Tevella): Yüce Allah’ın tek olduğuna, Hz. Muhammed’in (s.a.a.v) onun peygamberi olduğuna inanmak ve Ehlibeyt imamlarına velayet (bağlılık) etmek ve velayet edenine de veli (kardeşlik) olmaktır. Hz. Muhammed (s.a.a.v); “Mümine vazife olan şey Allah’ın velisini bilip ona velayet etmek, düşmanını bilip de düşmanlık etmektir” buyurmuştur.

    9- El-bera (Teberra): Yüce Allah’a, Allah’ın Peygamberine, Peygamberinin Ehlibeytine ve imamlara düşmanlık eden herkesi düşman bilmek ve benliğimizi onlardan arındırmaktır.

    Yukarıda yazdığımız gibi dine olan itikadımız Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’de geçtiği gibidir. Kur’an-ı Kerim Allah’ın kelamıdır. “Ona ne önünden, ne de ardından batıl gelemez. O, hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye layık olan Allah tarafından indirilmiştir.” (Fussılet 42)

    İSLAMIN ŞARTLARI
    Hz. Peygamberimizin hadislerinde Hz. Ali’nin şiası (taraftarı) olarak adlandırılmışız. Hz. Muhammed’den (s.a.a.v.) sonra “Alevi” ismi Hz. Ali’nin yandaşlarına (Şiası) verildi. İslam’ı sevenler İslam’ın şartlarını Hz. Ali ile yerine getirmekten büyük haz duymuşlardır. Hz. Ali, Hz. Peygamberden sonra İslam’ın kurallarını hatasız şekilde yaymıştır. Birçok rivayette İslam’ı sevenler namaz kılmayı Hz. Ali’den öğrenmek istemişlerdir. Namaz kılmaktan zevk almak isteyenler de Hz. Ali ile namaz kılmışlardır. Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de Müslümanlara farz kıldığı ve tediyesini emrettiği vecibelere ‘İslam’ın Şartları’ denmiştir. Bu İslamî şartlar beştir.
    Aşağıda gösterilen farzlar birinin edası durumunda, eda eden kişinin Müslüman olduğuna işaret eden şartlardır.

    İSLAMIN BEŞ ŞARTI
    Bu beş farizadan birini veya hepsini ancak Müslüman olan biri eda eder.

    1- Kelime-i şahadet getirmek
    2- Namaz kılmak
    3- Oruç tutmak
    4- Hacca gitmek
    5- Zekât vermek

    1-Kelime-i şahadet: “Eşhedü enla ilahe illellah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü ” (“Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim”)

    2-Namaz kılmak: Yüce Allah’ın farz kıldığı İslam’ın şartlarının en önemlisidir. Hz. Muhammed’le (s.a.a.v) ilk namaz kılan Hz. Ali’dir. Kur’an-ı Kerim’de “Namazı dosdoğru kılın, zekat verin, rüku edenler ile beraber rüku edin” (El bakara, 43) der. Ve Kur’an-ı Kerim’de namaza işaret eden ayetler elliden fazladır. Aşağıda namaz kılma şekli gösterilecektir.

    3-Oruç tutmak: Yüce Allah’ın farz kıldığı İslam’ın şartlarından biridir. Ramazan ayında oruç tutmak Kur’an-ı Kerim’de: “Ey iman edenler! Sizden evvelkilere oruç nasıl farz edilmiş ise maziden sakınasınız diye size de öyle farz kılındı.” (El barka 183.) Oruç, Bakara suresinin 185-187. ayetlerinde de zikredilmektedir.

    4 - Hacca gitmek: Yüce Allah’ın ömürde bir defa maddi ve manevi gücü olana farz kıldığı İslam’ın şartlarından biridir. Kur’an-ı Kerim’de “Hac” İbadeti için Ali İmran suresinin 97. Ayetinde “Onda apaçık işaretler ve İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren güvenlikte olur. Hac için bir yol bulabilenin Beyti ziyaret etmesi ise, Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. İnkâr edenlere gelince, Allah'ın âlemlerde hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.” diye buyurmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de “Hac” konusunda ondan fazla ayet vardır.

    5 - Zekât vermek: Yüce Allah’ın farz kıldığı İslam’ın bir şartıdır. Müslüman’ın malından gelirinin yüzde beşini zekât vermesidir. Kur’an-ı Kerim’de: “Namazı dosdoğru kılın, zekât verin, nefsiniz için evvelce ne hayır gönderirseniz onu da Allah’ın yanında bulursunuz.” (El bakara 110) Kur’an-ı Kerim’de zekâtla ilgili yirmi beşten fazla ayet vardır. Burada İslam’ın beş farzı özetle zikredilmiştir.

    Şunu bilmek gerekir ki, Aleviler Müslüman’dır. Alevilikleri ise Hz. Ali’ye yandaşlıkları, taraftarlıkları ve sevgileridir. İmam Hz. Ali, Hz. Peygamberin amcasının oğlu, damadı ve vasisidir. İlk iman eden ve Müslüman olan kişidir.
    Rabbimiz Allah’tır. Peygamberimiz Hz. Muhammed’dir. İmamımız Emiyrül Müminin Ali Bin Ebi Talip’tir. İslam dinine zıt olan bütün dinlerden aklanırız. Dini hükümleri İslam Dini Anayasa’sı olan Allah’ın Kitabı Kur’an-ı Kerim, sünneti nebevi ve Ehlibeyt imamlarının rehberliğinde öğrenir ve uygularız.
    Müslüman Alevi olarak adlandırılan bizlerin itikadı budur. Alevi kardeşimiz bu bilgiler ışığında büyümüştür. Bizleri daha farklı görenlerin basiretleri bizleri bu şekilde görmekle açılacak ve bizi yanlış tanıyan gözlerin önünden
    bizi kapatan perdeler açılacaktır.
    Bu bilgiler bizim gerçek kimliğimizi göstermektedir. Bu deyimler asıl inancımızı anlatmaktadır. Bin dört yüz yıldır doğrularla haykıran bu Alevilerin sesi duyulmadı. Kendilerini tanıttılarsa da onları duymak istemeyenler duymadı.
    “İnsanlar bilmediklerinin düşmanıdır.” hadis-i şerifi insanların birbirlerini anlayamadıkları ve tanıyamadıkları için söylendiğine işarettir.
    Yüce Allah bizleri en doğru ve gerçek yola hidayet etmiştir. Bu doğru yolda dünyanın en kutsal inancına, İslam’ın özüne sahip olmakla onurlandırıldık. Çünkü İnsanlığın en kutsal inancını en yüce kaynaklardan öğrendik. Yüce Allah’ın hidayetiyle Hz. Muhammed’in sünnetiyle, Ehlibeytin rehberliğiyle, Müslümanlığın temelinde Aleviliğimizle ne kadar övünsek azdır. Bu kutsal inanca mensup olmakla dünyanın en mesut ve huzurlu kulları olarak ahirette sevinecek ve bahtiyar olacağız. Yüce Allah’ın ve Peygamberinin emrettiği şekliyle Ehlibeyt ipine sımsıkı tutunmaya ve Aleviliğimizin gereklerini yerine getirmeye yüce Allah bizi muvaffak etsin.
    Allah’ın rahmeti; Hakkı görüp Hakka tapanlara olsun.
    ALLAH BİZLERİ EHLİBEYT YOLUNDAN AYIRMASIN...



  5. 5
    AleviMümine
    Nusayriler, Arap kökenli Alevi müslümanlardır.



nusayrilik nedir,  nusayri mezhebi,  nusayri ne demektir,  nusayrilik nedir kısaca,  nusayri ne demek,  nusayrilik,  nusayri mezhebi nedir