Diğer Kategoriler ve Mezhepler Forumundan Büyük Hanefî Alimlerine Göre Ölülerin İşitmediğine Dair Açık Deliller Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Büyük Hanefî Alimlerine Göre Ölülerin İşitmediğine Dair Açık Deliller

    Reklam




    Nu'man ALÛSÎ'nin "Büyük Hanefî Alimlerine Göre Ölülerin İşitmediğine Dair AÇIK DELİLLER" adlı eserini tahkik eden Muhammed Nâsıruddîn el-Albânî'nin, bu kitabın girişinde ele aldığı birkaç cümleyi paylaşacağım


    Paylaş
    Büyük Hanefî Alimlerine Göre Ölülerin İşitmediğine Dair Açık Deliller Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    ÖLÜLERİN İŞİTMEDİĞİ GERÇEĞİ


    Bilin ki bu, ölülerin işitmesi veya işitmemesi, asılını Allâh Teâlâ’dan başka kimsenin bilemediği gayb ve berzah âlemi hallerindendir Bu yüzden kesin delil olmadan, bir takım görüş ve düşüncelerle bu meseleye dalmak doğru olmaz Senin de göreceğin gibi yazar birinci bölümde, Hanefîler’in ölülerin işitmediğine dair delillerini anlatacak; ikinci bölümde diğer mezheplerden de benzer nakilleri yapacak, bir diğer gruptan ölülerin işittiğini anlatacak Bunların sayısının az, diğerlerinin çok olması benim için önemli değil Doğru, sayının azlığı veya çokluğuyla bulunmaz Ancak Kur'ân ve hadisteki değişmez deliliyle ve onları doğru anlamakla bulunur Allâh’ın izniyle benim üzerinde bulunduğum anlayış da işte budur Ve ben derim ki:
    Birinci gruptakilerin delil olarak aldıkları âyetler şunlardır:
    "Sen kabirdekilere işittiremezsin!" (Fâtır 22)
    "Elbette sen ölülere işittiremezsin; arkalarını dönüp giderlerken sağırlara daveti duyuramazsın" (Neml 80; Rûm 52)

    Karşı tarafın cevabı bu iki âyetin mecaz mânâda olduğu şeklindedir Âyetteki "ölüler" ve "kabirdekiler"den kasıt, gerçekten ölüler anlamında değildir Bundan kasıt, yaşayan kâfirlerdir ve onlar içinde bulundukları halleri ile ölülere benzemektedirler Yani ileride 93 sayfada Hâfız İbn Hacer’in de dediği gibi:"Onlar ölü halinde gibidirler veya kabre giren insan gibidirler mânâsındadır"


    Eğer ölülerin işittiğine dair kesin bir delil olsaydı, o zaman buna iman etmek gerekecek, yukarıdaki iki âyet gibi buna zıt gözüken delillerin arası bulunacaktı Ve böylece gerçekten yukarıda getirilen şartı kabirde yatan ölüler için söylemek mümkün olacaktı
    Fakat böyle bir delil olmadığı gibi, bunun aksine deliller bulunmaktadır Şimdi size bu delilleri açıklayalım:

    BİRİNCİ DELİL:
    İkinci âyetin devamındaki Allâh Teâlâ’nın şu sözüdür:
    "Arkalarını dönüp giderlerken sağırlara o daveti duyuramazsın" (Neml 80, Rûm 52)

    Allâh Teâlâ bu âyette onları –kâfirlerin yaşayan ölülerini- ayrıca sağırlara da benzetmektedir Öyleyse onların sağırlara benzetilmeleri, işitmeleri gerekir anlamına mı gelir? Fakat faydası olmayan bir işitme! Yoksa, hakkında bir anlaşmazlık olmayan ve açıkça gözüken, kesin olarak ölülerin işitmediği anlamına mı gelir? Rivayet tefsirlerinden bizim görüşümüzü destekleyen İbn Cerîr tefsirinde (21/36) bu âyet için şöyle deniliyor:
    "Bu bir benzetmedir Mânâsı ise: Şüphesiz sen, Allâh’ın kulaklarını mühürlediği, üzerlerine indirdiği okunan öğütleri anlamalarını çekip alan müşriklere anlatamazsın Yine sen onlara kulaklarını versen de, Allâh’ın duymalarını yok ettiği ölülere de anlatamazsın
    "Sağırlara o daveti işittiremezsin" sözünde ise buyuruyor ki: İşitme duyusu kendilerinden çekilip alınan, sana arkalarını dönüp gittiklerinde sağırlara da duyuramazsın Yine, Kur'ân’ın âyetlerini anlamalarını Allâh’ın yok ettiği onlara bunu duyurmaya ve anlatmaya güç yetiremezsin"
    Sonra sahih bir senedle Katâde’den şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Allâh bu örneği, kâfir için misal vermektedir Ölü birisi nasıl yapılan daveti duyamaz ise, kâfir birisi de aynı onun gibi duymaz "Sağırlara o daveti işittiremezsin" Buyuruyor ki: Eğer sağır arkasını dönüp gittiğinde ona seslensen duymaz, aynı şekilde kâfir de duymaz, duysa bile duyduğundan faydalanamaz"
    Dürer’de (5/114) İbn Cerîr bu rivayetin dışında tutularak (!) rivayet, Abd b Humeyd, İbn Münzir ve İbn Ebî Hâtim’e nisbet edilmektedir
    Kurtubî ise bu âyeti İbn Cerîr’den yukarıdakinin benzerini sanki kısaltarak tefsir etmektedir (13/232) Güvenilir tefsir kaynaklarında sabit olan bu nakillerden de anlaşıldığına göre kabirdeki ölüler aynı sağırın arkasını dönüp gittiği gibi işitmezler
    Bu konuda gerek hadis kitaplarında ve gerekse diğerlerinde bulunan Hzişe’nin de anladığı ve ondan meşhur olan görüş işte bu görüştür Yazar kitabın bir çok yerinde bunu nakletmektedir (Bkz S: 73, 75, 78, 89, 90, 92) Ayrıca bu görüş az sonra da geleceği gibi Rasûlüllah (sav)’ın Bedir’de ölen müşriklere seslendiğinde sahâbeden HzÖmer ve diğerlerinin de görüşüdür Yazar gibi başkaları da bunu gözden kaçırmaktadır

    (devam edecek inşAllah)




  3. 3
    İKİNCİ DELİL:


    "İşte Rabbiniz Allâh’tır Mülk O’nundur O’nu bırakıp da kendilerine yalvardıklarınız ise, bir çekirdek kabuğuna bile sahip değillerdir Eğer onlara yalvarsanız, sizin yalvarmanızı işitmezler Faraza işitseler bile, size cevap veremezler Kıyamet günü de sizin ortak koşmanızı reddederler (Bu gerçeği) sana, herşeyden haberi olan (Allâh) gibi hiç kimse haber veremez" (Fâtır 13-14)

    Ben derim ki: Bu âyet açıkça müşriklerin Allâh’tan ayrı olarak kendilerine yalvardıkları ölmüş evliya ve mübarek şahısların işitmediğini göstermektedir Onlar müşriklerin resim ve heykellerini yaptıkları şahıslardır O putlara değil, onların şahsiyetlerine ibadet ediyorlardı Nûh sûresindeki âyette buna delil olarak şöyle buyurulmaktadır:

    "Ve dediler ki: Sakın ilâhlarınızı bırakmayın; hele Vedd’den, Suvâ’dan, Yeğûs’tan, Ye’ûk’tan ve Nesr’den asla vaz geçmeyin!" (Nuh 23)

    Buhârî’nin rivayet ettiği hadiste seleften İbn Abbas ve diğerleri bu âyetin tefsirinde şöyle diyorlar:

    "Bu beş isim Nûh kavminde yaşayan salih kişilerin adları idi Bunlar ölünce şeytan, insanlara bunların hatıralarını devam ettirmek için yaşadıkları yerlere heykellerini dikmelerini ilham etti Onlar da bunu yaptılar ve diktikleri heykellere onların isimlerini verdiler Önceleri bunlara tapan yoktu; fakat onları dikenler öldükten sonra zamanla haklarındaki bilgiler ve heykellerin dikiliş gayeleri unutuldu ve insanlar bunlara tapmaya başladılar"


    Bunun bir benzeri olarak âyette şöyle buyurulmaktadır:


    "Allâh’ı bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allâh’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler" (Zümer 3)


    Bu âyette de açıkça görüldüğü gibi müşrikler, salih kişilere ibadet etmekte idiler Bu yüzden onları Allâh ile kendileri arasında aracı kılıyorlar ve şöyle diyorlardı: "Onlara, bizi sadece Allâh’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz" Bu şekilde doğru yaptıklarına inanarak, onların işittikleri, fayda ve zarar verdikleri yanılgısıyla onlara yalvarıyorlar ve Allâh’tan gayrısına ibadet ediyorlardı Bir adi taş dahi olsa fayda, zarar ve iyiliği kimden isteyeceğini bilmeyen herhangi bir müşrik ne kadar saf akıllı da olsa, böyle bir yanılgıya düşmez

    İbnü’l-Kayyım "Şeytanın Tuzakları" adlı kitabında bunu şu şekilde açıklıyor (2/222-223):


    "Şeytanın putlara ibadette müşriklere oynadığı oyun çok çeşitlidir Her topluma kendi seviyelerine göre oyun oynar
    Bir kısım Nûh kıssasında olduğu gibi, temsili resim ve heykellerini yaptıkları ölmüş şahıslardan yardım isteyerek onları yüceltirler Zaten bu yüzden Rasûlüllah (sav), kabirleri mescid edinenleri lanetlemekte ve kabirlere karşı namaz kılmayı da yasaklamaktadır… Müşrikler bunun yanlış olduğunu, ya cahillikten dolayı ya da müslümanlara inat olsun diye kabul etmediler Onların bu kabul etmeyişi, müslümanlara bir zarar vermedi Müşriklerin genelindeki putlara ibadet etmenin en büyük sebebi işte budur
    Müşriklerin ileri gelenleri ise akıllarınca bu putları, kâinâtı idare eden yıldızlar şeklinde kabul ettiler Onları korumak için özel bölümler yaptılar, giriş ve çıkışı kontrol etmek için bekçiler yerleştirdiler Dünyanın bir çok yerinde bu durum eskiden de öyleydi, şimdi de öyle (Bu putların nerelerde bulunduğunu belirttikten sonra Güneş’e ve Ay’a tapanların nasıl bir din edindiklerini anlatıyor Bir sonraki sayfada devamla şöyle diyor: )
    Gerçek olan şu ki, ibadet edilen şahsın şekli, öldükten sonra put olarak ortaya çıkmıştır Putu o şahsın boyu ve ebadı ölçüsünde yapmışlardır ki, onun yerini tutsun ve onun yerine geçsin Yoksa akıllı birisi, eliyle yonttuğu tahta veya taşı ibadet ettiği bir ilâh olarak kabul etmez"


    Bana kalırsa, biraz önce geçen âyetteki, "Sizin yalvarmanızı işitmezler" sözünden kasıt, Allâh’ın dışında ibadet ettikleri temsili putlar değil, onların şahsiyetleridir Âyetin devamında: "Kıyamet gününde sizin ortak koşmanızı reddederler" diye buyurulmaktadır Bilindiği gibi ibadet edenler ve kendilerine ibadet edilen şahsiyetlerin beraber haşrolunmalarının aksine cansız cisim olan taştan putlar, dinen mes’ul olmadıkları için ahirette diriltilmezler Çünkü Allâh Teâlâ şöyle buyuruyor:


    "O gün Rabbin onları ve Allâh’tan başka taptıkları şeyleri toplar da, der ki: Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yoldan çıktılar? Onlar: Seni tenzih ederiz Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat Sen onlara ve atalarına bol nimet verdin ki, sonunda (Seni) anmayı unuttular ve helâki hak eden bir kavim oldular, derler"(Furkân 17-18)


    Yine şöyle buyurmaktadır:


    "O gün Allâh, onların hepsini toplayacak; sonra meleklere: Size tapanlar bunlar mıydı? diyecek (Melekler de: ) Sen yücesin, bizim dostumuz onlar değil, Sensin Belki onlar cinlere tapıyorlardı Çoğu onlara inanmıştı; diyecekler" (Sebe’ 40-41)


    Buna benzer bir âyet de şudur:


    "Allâh: Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, "Beni ve anamı, Allâh’tan başka iki ilâh bilin" diye sen mi dedin, buyurduğu zaman O, "Hâşâ! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz" (Mâide 116)


    Kur'ân’ı en güzel tefsir eden, sadece Kur'ân ve sünnettir Dolayısıyla bildiğim kadarıyla ne Kur'ân’da ne de sünnette Allâh’ın, cansız varlıkları dirilteceğine dair bir delil yok Bu yüzden yukarıda bizim görüşümüzü açıkça belirten âyetleri kabul etmek gerekir
    Belki şöyle diyen olabilir: Sizin bu açıkladığınız görüş sağlamdır Fakat Fâtır sûresindeki âyeti açıklayan bir çok tefsir aliminin görüşüne ve buna benzer mânâdaki âyetlere de terstir Onlar şöyle diyorlar: Buradaki kasıt, cansız putların ta kendisidir Bundan dolayı de "Sizin yalvarmanızı işitmezler" âyetini: "Onlar fayda ve zararı olmayan taştan putlardır" diye açıklıyorlar
    Ben buna şöyle cevap verebilirim: İlk bakışta bu benim açıklamamı iptal edebilir Fakat bu demek değildir ki onlardan benim görüşümü destekleyen başka sözleri yoktur Nitekim Kurtubî (14/336)’da ve ona uyan Şevkânî (4/333)’de de az önceki açıklamanın devamında şunları söylüyorlar: "O’nu bırakıp da kendilerine taptıklarınız…" âyeti, aklı başında olan kâfirlerden kiminin meleklere, cinlere, peygamberlere ve şeytanlara ibadet ettikleri anlamına da gelebilir O zaman mânâ, onların sizin yaptığınız şeyin doğru olduğunda ısrar ettiklerini, müşriklere kendilerine ibadet etmeyi emrettiklerini de inkâr ettikleri, olarak anlaşılır Aynı İsa (as)’dan bahseden şu âyette olduğu gibi: "Hâşâ Hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz" Bunun benzerini Zümer sûresindeki âyetin tefsirinde de söylemektedirler

    Bana göre, bu son açıklamaları önceki açıklamalarından daha iyidir Çünkü yaptıkları açıklama önceki açıklamalarına göre başka âyetlerle de takviye edilmektedir Çünkü önceki açıklamalarında taş putların da dirileceği anlaşılıyor Bu yüzden Şeyhü’l-İslâm Muhammed b Abdulvahhab’ın oğlu Abdurrahman, kitabı "Kurratu ‘Uyûni’l-Muvahhidîn" (s: 107-108)’de, bu iki âyetin tefsirinde şöyle demektedir:

    "Allâh Teâlâ bu âyete "İşte Rabbiniz Allâh’tır Mülk O’nundur" diyerek başlıyor ve herşeyden haberdar olan Allâh, mülkün sadece kendisine ait olduğunu bildiriyor Yaratılanların tümü O’nun tasarruf ve tedbiri altındadır Bu yüzden "O’nu bırakıp da kendilerine yalvardıklarınız ise, bir çekirdek kabuğuna bile sahip değillerdir" demektedir Durumu böyle olan bir varlığın, her türlü eksiklikten münezzeh olan Allâh’tan başkasından yardım istemesi asla caiz değildir Allâh’tan başkaları ne zarar vermeye, ne de menfaat sağlamaya kâdirdirler Bu nedenle ibadet çeşitlerinin en yücesi olan yalvarma da, samimi ve ihlâslı olarak Allâh için yapılmalıdır
    Allâh, müşriklerin kendisi dışında yalvararak çağırdıkları varlıkların hiçbir şeye sahip olmadıklarını bildirmiştir Çünkü onlar kendilerine yalvaranları işitmezler İşittikleri varsayılsa bile, kendilerini yardıma çağıranlara cevap veremezler Kıyamet gününde onların bu şirkini inkâr edip reddedecekler, onların yaptıkları fiillerden berî olduklarını söyleyeceklerdir İşte bunu, ne yerde ne de gökte hiçbir şeyin kendisine gizli kalmadığı Allâh haber vermektedir Çünkü bu mânâda bir yalvarma, Allâh’a şirk koşmaktır ve Allâh da bu inanç üzere huzuruna geleni asla bağışlamaz Müşrikler de herşeyden haberdar olan Allâh’ı tasdik etmez, hüküm ve şeriat olarak ortaya koyduğu şeyde O’na itaat etmezler Aksine: "Ölüler de işitir, fayda verir, zararı önler" derler Bu halleriyle bunlar, İslâm’ı ve imanı terketmişlerdir Nitekim bu ümmetin cahillerinin çoğunun inancı bu şekildedir"


    Yukarıdaki "Eğer onlara yalvarırsanız, sizin yalvarmanızı işitmezler" âyetinden de açıkça anlaşıldığı gibi ölmüş evliya ve mübarek şahıslar işitmezler Yine anlaşılacağı gibi, onlar gibi ölmüş durumda olan bütün ölüler işitmezler Başarı Allâh’tandır


    (devam edecek inşAllah)




  4. 4
    ÜÇÜNCÜ DELİL:

    Bedir Savaşı’nda kuyulara atılan müşriklerin ölülerinden bahseden hadis Bu hadisin kısa ve uzun rivayetleri var Ben buraya iki rivayet alacağım

    Birincisi: İbn Ömer hadisi O dedi ki:

    "Rasûlüllah (sav) Bedir kuyularının başında dikildi ve ölen müşriklere: "Rabbinizin size va’dettiğini gerçek olarak buldunuz mu?" dedi Sonra: "Onlar şu an benim ne dediğimi duyuyorlar" dedi Bu durum Âişe (ra)’ya anlatılınca, o şöyle dedi: "Rasûlüllah o sözüyle şunu söylemiştir: "Onlar şu an onlara söylediğim şeyin gerçek olduğunu biliyorlar" Sonra şu âyeti sonuna kadar okudu: "Sen ölülere işittiremezsin"

    Hadisi, Buhârî (Fethu’l-Bârî, 7/242), Nesâî (1/693), Ahmed başka bir yoldan yine İbn Ömer’den (2/31) rivayet etmektedir Diğer rivayetler bu kitabın 89 ve 93 sayfalarında gelecek

    İkincisi: Ebû Talha hadisi Peygamber Bedir Savaşı bitince Kureyş’ten ölen 24 tane soylu kişinin cesetlerinin biraraya toplanmasını emretti Bunlar Bedir kuyularından pis ve pis şeyleri içine alan bir kuyuya atıldılar Peygamber, düşman bir kavme galip gelince, oranın açık bir sahasında üç gece kalmak âdetinde idi Bedir Savaşı’ndan üç gün geçince Peygamber, devesinin getirilmesini emretti Yol ağırlığı deveye yüklenip bağlandı Sonra Peygamber yürüdü Sahâbîler de O’nun arkasından yürüdüler Birbirlerine: "Herhalde Peygamber bazı ihtiyaçları için gitmektedir" dediler Nihayet Peygamber, öldürülen Kureyş’in ileri gelenlerinin atıldıkları kuyunun bir tarafında durdu ve onları kendi adlarıyla ve babalarının adlarıyla çağırarak şöyle dedi: "Yâ fulan oğlu fulan, yâ fulan oğlu fulan! Siz Allâh’a ve Rasûlü’ne itaat etmiş olsaydınız, itaatiniz sizleri sevindirir miydi? Biz, Rabbimiz’in bize va’dettiğini gerçek olarak bulduk Siz de, Rabbiniz’in size va’dettiğini gerçek olarak buldunuz mu?" Râvi Ebû Talha dedi ki: Ömer: "Yâ Rasûlüllah! Kendilerinde ruhları bulunmayan şu cesetlere ne söylüyorsun?" dedi Bunun üzerine Rasûlüllah: "Muhammed ’in nefsi elinde olan Allâh’a yemin ederim ki, benim söylemekte olduğum sözleri, sizler onlardan daha iyi işitir değilsiniz" buyurdu

    Katâde şöyle demiştir:

    "Allâh onları ayıplamak, küçültmek, azap etmek ve kaçırdıkları fırsatlara yanmaları, yaptıkları zulümlere pişman olsunlar diye Rasûlüllah’ın sözünü onlara duyurmak için Bedir kuyusundaki cesetlere hayat verdi"
    Hadisi Buhârî, Müslim ve diğerleri rivayet etmiştir

    Bu hadisi delil olarak kullanırken iki noktaya dikkat etmek gerekir:

    Birincisi: İlk hadiste Rasûlüllah (sav)’in Bedir ölülerinin işitmesiyle ilgili olarak "şu an" sözcüğünü kullanmamasıdır Bunun da anlamı, onlar bu vakit hariç hiç işitmezler, önemli olan da budur Yazarın babası, büyük tefsir alimi Alûsî de kitabı Rûhu’l-Meânî’de (6/455) bu bilgiye işaret etmekte ve ölülerin işitmediğini üstüne basarak vurgulamaktadır Yani, Bedir’de ölen müşrikler, Allâh Teâlâ’nın Rasûlüllah (sav)’e vermiş olduğu bir mucize ve harikulâde olarak o an O’nun seslenmesini işitmişlerdir Bununla ilgili Hanefî alimlerinin ve diğer muhaddislerin açıklamaları 75 ve 78 sayfalarda gelecek

    Kurtubî Tefsiri’nde (13/232) ise şöyledir:

    "İbn Atıyye(Abdulhak b Galib b Atıyye el-Mehâribî el-Gırnatî Endülüslüdür Tefsir, fıkıh, ahkâm ve hadis alimidir 542 h yılında vefat etmiştir ) dedi ki: Bedir’deki bu kıssa, Allâh Teâlâ’nın müşriklere idraklerini o an geri vererek Rasûlüllah (sav)’ın sözünü onlara işittirdiği hârikulâdelerden biridir Eğer Rasûlüllah (sav) o an onların işittiklerini haber vermeseydi, onlara seslenişini hayatta kalan müşriklere yaptığı bir tehdit ve azarlama, mü’minler için ise sevinç ve gurur verici olarak kabul ederdik"

    Bana kalırsa bu yüzden Hatîb Tebrizî bu kıssayı kitabı Mişkât’ın mucizeler bölümüne almıştır (Bkz: Hadislerini benim tahric ettiğim Mişkât’ın 3 cildi 5937 nolu hadisi)

    İkincisi: Rasûlüllah (sav)’in Ömer’in ve sahâbeden diğerlerinin gönülerinde ve inançlarında yer eden düşünceye ölülerin işitmediğini yerleştirmesidir Onlardan bazıları bunu dolaylı olarak, bazıları da açıkça söylemişlerdir Fakat bunun böyle olduğuna dair bir açıklamaya ihtiyacı vardır ve ben de bununla ilgili olarak şöyle diyorum:

    Dolaylı olarak söylemelerine gelince, Rasûlüllah (sav)’in müşriklerin ölülerine seslenmesini duyduklarında hemen: "Kendilerinde ruhları bulunmayan şu cesetlere ne söylüyorsun?" diye sormaları olmuştu Çünkü ileride 92 ve 95’inci sayfalarda da geleceği gibi bu rivayetin Enes’ten gelen benzerinde "Ömer dedi ki" yerine "Sahâbe dediler ki" lâfzı vardır Eğer onların daha önce bunun böyle olduğuna dair Rasûlüllah(sav)’den öğrendikleri bir bilgi olsaydı, hemen O’na böyle bir şeyi sormazlardı, derhal bu düşünceyi bırakır, yanlış bildikleri şeyi terkederlerdi Zaten o anda da, onların düşüncelerinin yanlış olduğunu, dinde böyle bir şeyin olmadığını açıklayan Rasûlüllah’ın onlara yapması gereken tebliği de kaçınılmaz olurdu

    Fakat biz, hadisin rivayetlerinde bu şekilde bir açıklamayı göremediğimiz gibi, sonunda onlara şunu da söylüyor: "Benim söylemekte olduğum sözleri sizler onlardan daha iyi işitir değilsiniz" Sizin de gördüğünüz gibi burada Sahâbe’nin bütün ölüler hakkındaki düşüncelerine ters olan genel bir kaide ortaya konmuyor Bu ancak, eğer hatırlarsanız daha önce şerhi geçen "Onlar şu an duyuyorlar" lâfızlı İbn Ömer hadisinde de olduğu gibi, Bedir kuyularındaki müşriklerin o vakitte işitmelerine has olan bir durumdan haber vermektedir Ve bu her ölü için de geçerli değildir Yine Bedir’deki ölülere söylenen her söz, onların dışındaki ölüler için de geçerli değildir İnşaallah bu açıklama yeterlidir Bundan daha geniş açıklama birazdan gelecek

    İmam Ahmed (3/287)’de Enes (ra)’dan rivayet ettiği şu hadiste:

    "…Ömer, Rasûlüllah(sav)’in seslenmesini duyunca şöyle dedi: "Yâ Rasûlüllah üç gün geçtikten sonra onlara mı sesleniyorsun? Onlar işitirler mi, Allâh Teâlâ şöyle buyurmuyor mu: "Sen ölülere işittiremezsin" Bunun üzerine Rasûlüllah (sav) şöyle buyurdu: "Canım elinde olan Allâh’a yemin ederim ki, [benim söylemekte olduğum sözleri] sizler onlardan daha iyi işitir değilsiniz Fakat onlar cevap vermeye güç yetiremiyorlar" Hadisin senedi Müslim’in şartına göre sahihtir (Hadisin aslı Müslim’dedir (8/163-164) Parantez içindeki fazlalık da O’na aittir Ayrıca bunu İmam Ahmed (3/219-220)’de de rivayet edilmektedir Suyuti hadisi "ed-Durr"’de Müslim’e ve İbn Merduveyh’e nisbet etmektedir Sanki o, hadisin aslı Müslim’de, metin şekli İbn Merduveyh’in demektedir Bundaki yanılma ve eksiklik açıkça görülmektedir)

    Ömer (ra)’ın da açıkça belirttiği gibi, O’nu bu şekilde konuşturan temel şey, yukarıdaki sözü geçen âyettir Onlar bu âyetin genelinden Bedir’deki ölülerin de içine girdiğini anladılar Bu yüzden mesele onlara anlaşılmaz geldi ve bu karışıklığı gidermek için Rasûlüllah (sav)’den bir açıklama istediler Bunun neticesinde de yukarıdaki açıklama meydana geldi

    Buradan anlaşıldığına göre Rasûlüllah (sav) –en başta Ömer (ra) olmak üzere- Sahâbe’ye Bedir’deki müşriklerin ölüleri ve diğer ölüler hakkındaki bu âyetin en kapsamlı genel yönünü nasıl anlamaları gerektiğini yerleştirmiştir Çünkü O sahâbinin bu görüşünü kötü karşılamamış, ne de onlara "Siz hata ettiniz, âyet genel olarak ölülerin işitmesini yasaklıyor" da dememiştir Aksine sahabeye âyeti nasıl anlamaları gerektiğini, Bedir’deki o ölüler hakkında onların göremedikleri, kendilerine gizli kalan şeyi açıklamıştır Sahâbe de Rasûlüllah (sav)’in sözünü hakkıyla dinlediler Öyleyse bu daha önce de geçtiği gibi, Rasûlüllah (sav)’in mucizesi olarak âyetin müstesna olan özel bir şeyidir

    Bu konuda her türlü şüpheyi çözerek yol gösterici şu uyarıyı yapmak güzel olur O da daha önce geçen HzÂişe (ra)’nın Bedir’deki ölülerin işitmediğine, bu âyeti delil olarak alması tamamen Hz Ömer (ra)’ın delil olarak almasına benzemektedir Dolayısıyla Rasûlüllah (sav)’in Hz Ömer (ra)’a yaptığı açıklamanın kesinleşmesinden sonra, artık bugün Hz Aişe (ra)’nın hatası için herhangi bir neden yoktur Belki de O’nun İbn Ömer’in Bedir’deki müşriklerin ölülerinden bahseden rivayetine karşı çıkması, "işitme" lâfzındaki yanılgısından kaynaklanmaktadır Nitekim Sahâbe’den bir grubun, Hz Aişe (ra)’nın rivayetini, İbn Ömer (ra)’ın rivayeti gibi kabul etmelerinden açıkça ortaya çıktığına göre, HzAişe yanılmaktadır

    Eğer Sahâbe’den gelen rivayet ile HzÂişe (ra)’nın rivayetini birleştirme imkânı olsa idi, kitabın 73 ve 74 sayfalarındaki dipnottta da geleceği gibi, HzÂişe (ra)’ın hatasının âyeti delil olarak almada olmadığı, sadece olayın gerçek yönünün O’na gizli kalması olarak görülürdü Eğer böyle olmasaydı O’nun da konumu Rasûlüllah (sav)’in açıklamasıyla aynı diğer sahabilerin konumu gibi olacaktı O konumda her türlü şüpheden uzak olan emin konumdur Yine o saygınlığı dolayısıyla bu âyetten hariç tutulacaktı

    Biliniz ki, Rasûlüllah (sav)’in dini konulardaki açıklamalarını özenle ve dikkatlice anlayarak takip etmek ve onu delil olarak almak fıkhın inceliklerindendir Bunu çok iyi anlamak gerekir Çünkü Rasûlüllah (sav)’in bir konuyu açıklaması bilindiği gibi hak olan bir şeydir Yok eğer bu olmazsa, akıl bir çok âyet ve hadisi yanlış anlar Sizi fazla uzağa götürmemize gerek yok, işte bu önümüzdeki konu buna örnektir

    Bir çok yazar ve görüş sahibi kişiler, Bedir’deki müşriklerin ölüleri hadisinde Rasûlüllah (sav)’in: "… benim söylemekte olduğum sözleri sizler onlardan daha iyi işitir değilsiniz" sözünün zahirî mânâsını delil alıp, üstelik Sahâbe’nin ölülerin işitmediği inancını Rasûlüllah (sav)’in kötü karşılamadan ve onların kendisinin bir mucizesi olarak o an işittiği görüşünü Sahâbe’ye yerleştirmesine dikkat etmeden, âdet üzere ölülerin işittiğini söylemektedirler Neyse ki, bizim açıklamamızla hadis, ölülerin işitmediği anlamında bir delil haline dönmüştür Gerçek olan da budur Bu gerçeğin dışına çıkmak da, bütün diğer delillerde olduğu gibi ancak kesin bir delille olur

    Belki araştıran birisi buna benzer bir çok örneği bulabilir Şu an aklıma gelen buna benzer iki örneği faydası olsun diye burada anlatayım:

    Birincisi: Câbir (ra)’ın, Ümmü Mübeşşir (ra)’dan rivayet ettiği hadistir O, Rasûlüllah (sav)’i, Hafsa (ra)’ya şöyle derken duymuştur:

    "Rıdvan bey’atinde ağacın altında bey’at edenlerden inşâallah hiçbiri ateşe girmeyecektir" Hafsa (ra): "Hayır, yâ Rasûlallah" deyince Rasûlüllah (sav) O’na kızdı! Hafsa O’na: "İçinizden, ateşe uğramayacak hiç kimse yoktur" âyetini okuyunca, Rasûlüllah (sav) şöyle dedi: "Allâh azze ve celle şöyle buyuruyor: "Sonra biz, Allâh’tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız" (Meryem 71-72) Hadisi Müslim ve diğerleri rivayet etmektedir

    Bana kalırsa, Hafsa (ra)’nın bu âyetteki Arapça "vurûd" kelimesinden, insanlardan iyi olsun, kötü olsun herkes için geçerli olduğuna ve onların oraya hepsinin gireceklerini anladığına delil vardır Bu yüzden Rasûlüllah (sav)’den Rıdvan Bey’ati’nde bulunanlar hakkında onların ateşe girmeyeceğini duyunca durum kendisine karışık geldi Rasûlüllah (sav): "Sonra biz, Allâh’tan sakınanları kurtarırız" diye âyetin tamamını O’na okuyunca, bu karışıklık ortadan kalktı O açıklamada da Rasûlüllah (sav) özetle; hadisteki ateşe girmelerine engel olan şeyin, ebedi olarak ateşe girmek anlamından ayrı bir şey olduğu şeklinde cevap vererek Hafsa (ra)’nın o yanlış düşüncesini giderdi Birincisinde Rıdvan Bey’ati’nde bulunanlar gibi salihler anlatılmıştır Bundan kasıt, hiç azap görmeyecekleridir, yani onlara hiç ateş dokunmadan direk cennete gireceklerdir Diğerinde ise bütün insanlar için geçerlidir Onlar da iki kısımdır: Kimilerine ateş dokunacak, kimilerine de dokunmayacaktır Bunu da âyet, devamında açıklamaktadır

    Bana göre, bu açıklamadan bir hüküm elde etmiş olduk Eğer bu açıklama olmasaydı, âyetteki doğru mânâyı bulamayacaktık O da ateşe girmek mânâsında olan âyetteki Arapça "vurûd" kelimesinin bütün insanlar için geçerli olduğunu, ama salih kullar için zararı olmayacağını, aynı İbrahim (as) gibi ateşin onlara da serin ve güvenilir olacağını anladık Câbir (ra)’dan bunu anlatan diğer hadis, merfû olarak rivayet edilmektedir Hâfız İbn Kesîr bu hadisi "garib" görmektedir Ben de o hadisin bozukluğunu "Zayıf ve Uydurma Hadisler" kitabımda (no: 4761)de belirttim Fakat Ümmü Mübeşşir’in bu hadisi, o hadisin mânâsının sahih olduğunu gösterir Şevkânî tefsirinde (3/333), ondan önce de Kurtubî (11/138-139) bu görüşe meyletmektedir ki, doğru olan da budur

    İkincisi ise: Buhârî ve Müslim’in rivayet ettiği, Buhârî lâfızlı hadistir Değişik yerlerden topladığım fazlalıkları ve faydaları olduğu için onu benim hazırladığım Muhtasar Buhârî’den naklediyorum:

    Âişe (ra) dedi ki: "Şeytan taşlama günlerinde yanımda Ensar’dan şarkıcı olmayan iki cariye kız def çalıp Buâs günüyle(Buâs Günü: Hicret’ten 3 sene önce Evs ve Hazrec kabileleri arasında çıkan savaştaki kalenin adı) ilgili şarkı söylüyorlarken Rasûlüllah (sav) yanıma geldi ve döşeğe oturdu Yüzünü bizden çevirdi Rasûlüllah (sav) elbisesine örtünmüş halde iken Ebû Bekir (ra) geldi, onları azarladı ve iki kere tekrar ederek: "Rasûlüllah’ın evinde şeytan çalgısı mı?" dedi Bunun üzerine Rasûlüllah (sav) yüzünü açarak şöyle dedi: "Bırak onları yâ Ebû Bekir Her kavmin bir bayramı vardır Bu da bizim bayramımızdır" Sözünü bitirince onlara işaret ettim ve çıktılar" (Muhtasar Buhârî, Hadis no: 508)

    Bana göre, bu hadiste Rasûlüllah (sav)’ın, Ebû Bekir (ra)’in defle şarkı söylemenin şeytan çalgısı olduğuna dair sözünü kabul etmediğini buluyoruz Ne O’nun kızı olan Âişe (ra)’ı, ne de o iki cariyeyi ayıplamamaktadır Aksine onların yaptığı şeyi hoş karşılamaktadır O’nun bu hareketi yapılan şeyin kötü değil iyi bir şey olduğunu gösterir Öyleyse Ebû Bekir (ra)’ın o davranışı nereden kaynaklanıyor? Bunun cevabı şu: O’nun davranışı Rasûlüllah (sav)’den çalgı ve müziğin haram olduğuna dair bir çok hadisleri bilmesinden kaynaklanıyor

    Başta Allâme İbn Kayyım el-Cevziyye "Şeytanın Tuzakları" adlı kitabında olduğu gibi, bir çok alim bu hadisleri delil olarak kullanmaktadır Ben de onlardan bazılarını Sahih Hadisler kitabında no:91 ve Mişkât’ta no:3652 gösterdim Eğer Ebû Bekir (ra) açıkça çalgının haram olduğunu bilmeseydi, değil çok korktuğu ve karşı çıktığı bu şeyin bayram günü caiz olduğunu, Rasûlüllah (sav)’ın evinde böyle bir kötü durum karşısında O’ndan önce hareket etmezdi Fakat Rasûlüllah (sav) O’na şu sözüyle açıkladı: "Bırak onları yâ Ebû Bekir, her kavmin bir bayramı vardır Bu da bizim bayramımızdır" Dolayısıyla Ebû Bekir (ra)’ın çalgıya karşı koyması, Rasûlüllah (sav)’in O’na yaptığı açıklamayla, hadiste geçtiği şartlarıyla sadece, istisna olarak bayramda caiz ve mübah olduğu mânâsında kalmış oldu

    Anlaşılmaktadır ki, Rasûlüllah (sav)’in, Ömer (ra)’ın Bedir’deki ölülerin işitmediğini kabul etmediğinde O’na özel bir durumu açıkladığında olduğu gibi, Ebû Bekir (ra) da şeytanın çalgısını kabul etmediğinde O’na özel bir durumu açıklamaktadır ve sözü geçen çalgının bayram günü mübah olduğunu belirtmektedir

    Az önce açıkladığımız bu inceliği gözden kaçırarak dikkat etmeyenlerin, çalgıyı her zaman mübah saydıklarını, günümüz yazarlarının kitaplarında görmekteyiz Bu konuda da onlara İbn Hazm öncülük etmektedir Çünkü O, katı zahirî tutumundan dolayı çalgının kesin olarak mübah olduğunu kabul etmektedir O "Müzik Âletleri" kitabında (s: 98-99) şöyle demektedir:

    "Rasûlüllah (sav) şarkı söyleyen o iki cariyenin şarkısına değil, Ebû Bekir (ra)’in "şeytanın çalgısı" sözüne karşı çıkmaktadır "

    Evet, hadisin bütün rivayetlerinde sözü edilen karşı çıkma yoktur Sadece Rasûlüllah (sav)’in Ebû Bekir (ra)’a: "Bırak onları…" sözü var Bu iki inkâr arasında büyük fark vardır Eğer birincisi olsaydı, bu diğerini de içine alırdı Ama bunun tersi olmazdı, o da açık olarak görülmektedir Aksine ilave olarak şöyle diyebiliriz: Daha önce de açıkladığımız gibi Rasûlüllah (sav)’in (çalgının hükmü konusunda) Ebû Bekir (ra)’ın sözünü onaylamaktadır Nitekim İbn Kayyım "Şeytanın Tuzakları" (1/258) kitabında hadisi naklettikten sonra şöyle diyor:

    "Rasûlüllah (sav) Ebû Bekir (ra)’in "şeytanın çalgısı" sözüne karşı çıkmamaktadır O iki cariyeyi de hoş karşılamaktadır Çünkü o ikisi, Buâs harbinde Bedevîler’in söyledikleri savaş türkülerini söyleyen suçsuz iki cariyedir Söyledikleri gün de, bayram günüdür"

    Evet, Rasûlüllah (sav)’in o iki cariyeyi ayıplamadığı doğrudur Bir kere o gün bayram günüydü ve bunun böyle olması diğer günleri de içermez Sonra, Rasûlüllah (sav)’in Ebû Bekir (ra)’a: "Bırak onları…" diyerek cariyeleri ayıplamaması, ardından da: "Her kavmin bir bayramı vardır" demesi, eğer tabir yerinde olursa mübahlığın bayramdan dolayı olduğunu açıklayan bir cümledir Bilindiği gibi kurala göre de sebep ile sonuç olumlu ve olumsuz iki halde de hep birlikte bulunur Eğer buradaki sebep yok olmuş olsa idi, yani o gün bayram günü olmasaydı, açıkça görüldüğü gibi çalgı bayram günü mübah olmazdı Fakat İbn Hazm belki de burada sebep belirten delilden bahsetmiyor Kendisinin meşhur olan özelliğinden de bilindiği gibi O, sonuca götüren delili kabul etmemektedir Bu konuda bir çok alim O’na karşı çıkmakta, özellikle Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiye Mecmû‘u Fetâvâ’nın bir çok yerinde O’na reddiyeler vermektedir Bunun için Fetâvâ’nın 2 cildinin fihristine bakabilirsiniz

    Âişe (ra)’dan gelen şarkı dinleme konusundaki hadis hakkında söz biraz uzadı İnşâallah bunun bir sakıncası yoktur Hadisteki delil açık ve önemlidir O da bir ilim talebesinin, Rasûlüllah (sav)’in bir konuda yaptığı açıklamasından kendisine kavrayış ve anlamaya dair bir kapının açıldığına dikkat etmesidir Ve o dikkat olmadan da ilim talebesi hiçbir sonuca ulaşamaz

    İşte Bedir kuyularına atılan müşriklerin ölülerini de bu şekilde anlamak gerekir Daha önce de açıklaması geçtiği üzere, o hadiste ölülerin işitmediğine dair açık delil vardır O da, Ömer (ra)’ın, "Sen ölülere işittiremezsin" âyetini delil olarak getirdiğinde, Rasûlüllah (sav)’in yaptığı açıklamayı bizim anlaşılır şekilde izah etmemiz ve meseleye dikkat çekmemizdir Artık bundan sonra birinin çıkıp, ölülerin işittiğini söyleyen karşı tarafın delillerine iltifat etmemesi gerekir, çünkü bu Kur'ân’a ve onu açıklayan Rasûlüllah (sav)’ın sünnetine karşı gelmek olur

    (devam edecek inşAllah)




ölülerle ilgili ayetler,  ölüler sizi duyamaz,  ölülerle ilgili hadisler,  ölüler duymaz ayet,  kabirdekilere işittiremezsin,  sen kabirdekilere işittiremezsin,  ölüler duymaz