Özel Gün ve Gecelerimiz ve Mevlid Kandili [Kutlu Doğum] Forumundan Kutlu Doğum ve Mevlid Kandili Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Kutlu Doğum ve Mevlid Kandili

    Reklam




    Kutlu Doğum ve Mevlid Kandili

    Bismillahirrahmanirrahim.jpg



    Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü

    Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu

    O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi

    İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı

    Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?

    Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler Kimsenin haberi olmadan en önce onlar bu müjdeyi verdiler

    O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp "Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur" dediler(1)

    Bîr Yahudi İleri geleni Mekke'de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,
    - "Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?" diye sordu
    - "Bilmiyoruz" diye cevap verdiler
    Yahudi, "Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!
    "Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu Eğer yanlışım varsa, Filistin'in kudsiyetini inkâr etmiş olayım Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var" dedi

    Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar "Bu gece Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu Adını Muhammed koydular" haberini aldılar

    Ertesi gün Yahudiye vardılar:
    "Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?" dediler
    Yahudi "Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir, sonra mıdır?" dedi
    Onlar, "Öncedir ve ismi Ahmed'dir" dediler Yahudi, "Beni ona götürün" dedi
    Yahudi ile beraber kalkıp Hz Âmine'nin evine gittiler, içeri girdiler
    Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce, üzerine baygınlık geldi, fenalaştı Kendine gelip ayıldığı sırada,

    "Ne oldu sana, yazıklar olsun" dediler

    Yahudi, "Artık İsrailoğullarndan peygamberlik gitti Ellerinden kitap da gitti Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve itibarları da kalmadı Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir

    "Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir" dedi(2)

    Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya gelmeden görüp gördükleri çok manalıydı

    Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında, "Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun Onu dünyaya getirdiğin zaman 'Her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olana sığınırım' de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver"

    Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi, Şam ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra'daki develerin uzanan boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib'e anlatmıştı(3)

    Aynı gece Hz Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesinin gördükleri de şöyle:

    "O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük"

    Evet bu ulvî anı dile getiren Mevlid'in yazarı Süleyman Çelebi bütün bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirmiştir:

    "Hem Muhammed gelmesi oldu yakin
    Çok alâmetler belürdi gelmedin"

    Rabiülevvel ayının 12 Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre, Miladi takvime göre 20 Nisan'a denk gelen gece idi

    Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti olarak bir çanakla kapattılar

    Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti Fakat bir de baktılar ki Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu(5)

    Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi

    Aynı gece Kabe'de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü

    Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi

    Sava'da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü

    Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi

    Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır(6)

    İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz
    Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir

    Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin

    Kaynaklar:
    (1)İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:60
    (2)Age, 1:162-163
    (3)Taberî Tarihi, 2:125; İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102
    (4)Age, 1:102
    (5)İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102
    (6)Bediüzzaman, Mektûbat,s:161,162



    Paylaş
    Kutlu Doğum ve Mevlid Kandili Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    KUTLU DOĞUM KISACA
    KISACA MEVLİT KANDİLİ

    Allah Tealâ insanları imtihan etmek için yaratmıştır. Bu Kur'an'da bazı ayetlerde şu şekilde dile getirilmiştir. "İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim diye şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir zinet yaptık" 1 ; "O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır" 2.
    İnsanların, imtihanda başarılı olmaları için, bir eğitici ve öğreticiye, sorumluluklarını bildiren ve açıklayan rehbere ihtiyaçları vardır. Allah Teala, bu ihtiyacı ise; peygamberler vasıtasıyla gidermiştir. Tarihin akışı içerisinde, insanlığın takındığı tutum ve davranışlara göre, sayısız peygamberler gönderilmiş; toplumları, doğru ve hak olana yöneltmek için tebliğ ve davette bulunmuşlardır. Kimi zaman peygamberlere karşı tavır alınmış ve buna bağlı olarak toplu helâkler yaşanmıştır. Nuh, Salih ve Lut gibi peygamberlerin kavimlerini, toplu olarak helâk olan kavimler arasında sayabiliriz.


    Bundan 14 asır önce peygamberlerin getirdiği öğretilerin bir değer olarak algılanmaktan vazgeçilmesi sonucu insanlık îtikadî ve ahlaki bir çöküş içerisine girmiş, kendi elleriyle yaptıkları putlara tapmaya başlamış, zina ve kumar yaygınlaşmış, güçsüzlerin ve yetimlerin ezilmesi adeta normal bir davranış haline gelmişti.
    İşte tam bu sırada Milâddan sonra 571 senesi, Fil Yılı'nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karşı Mekke'de Hz. Muhammed dünyaya gelmiştir. Hz. Muhammed'in dünyaya gelişi insanlık tarihi için önemli bir dönüm noktasıdır. Zira, Hz. Muhammed, kendinden önceki Peygamberlerin yaptığı gibi Allah'ın emriyle insanlara, Allah'a, içinde yaşadıkları canlı ve cansız çevreye ve kendi nefislerine karşı yerine getirmeleri gereken sorumlulukları tebliğ etmiş, anlatmış, öğretmiş ve uygulamalı olarak göstermiştir. Bu sayede, bunalım ve karanlık içerisinde olan insanlık derin bir nefes almış, aydınlığa kavuşmuştur.
    Peygamberimizin doğumunu her yıl mevlit kandili olarak kutlamaktayız. Peygamberimizin doğumunu anmak, kasideler okumak, ilahiler söylemek, kandil simidi ve tatlılar dağıtmaktan ibaret olmamalıdır. O'nun doğumunu anmaktan asıl gaye; evrensel olan nübüvvetini, Allah'a olan tevekkül ve itimadını, Kur'ân'a dayanan yüce ahlakını, insanlık ve merhametini, insaf ve adaletini, sabır ve sebatını, kerem ve cömertliğini, fazilet ve cesaretini, kısaca insanlığa sunduğu değerleri ve hayat biçimini anlamak, biz bunun neresindeyiz diye düşünmek, hatalarımızı gözden geçirme fırsatını yakalamaktır. Zira Peygamberimizin getirdiği değerlere uymadan Allah'ın sevdiği bir kul olmamız mümkün değildir. Nitekim "Habibim, de ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın" 3 âyeti, Allah'ı sevmenin peygambere uymaya bağlı olduğunu ifade etmektedir.


    Günümüzde insana verilen değerin maddeye verilenden daha az olması, kişisel ve toplumsal menfaatler için, haksızca savaşların yapılması, üretilen teknolojik değerlerin insanlığın menfaatine sunulmaktan ziyade, çoğu zaman aleyhine kullanılmaya çalışılması, Peygamberimizin getirdiği ortak insanlık değerlerinden saptığımızın önemli bir göstergesidir. Günümüzde, Peygamberimizin öğretileri insanlığın bilgisine sunulduğu ilk günkü gibi durmaktadır. Bu değerleri kendimize düstur edindiğimiz sürece huzurlu bir toplum olabiliriz.
    Hepinizin Kutlu Doğum Haftasını tebrik eder, milletimize ve İslam alemine, tüm insanlığa hayırlar getirmesini yüce Allah!'tan niyaz ederim.

    __________________

    1-Kehf, 18/7
    2-Mülk, 67/2
    3-Al-i İmran, 3/31.