Özel Gün ve Gecelerimiz ve Mevlid Kandili [Kutlu Doğum] Forumundan Kutlu Doğum -Ey Güzeller Güzeli Sevgili Gel Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Kutlu Doğum -Ey Güzeller Güzeli Sevgili Gel

    Reklam




    Ey Güzeller Güzeli Sevgili Gel!


    İlk yaratılan nur O'nun nurudur O zuhur etmezden evvel gündüzün geceden, baharın da kıştan farkı yoktu İyilikler, kötülüklerle iç içe; akıl nefse yenik, ruh da bedenin esiri idi Varlığın sırrını keşfedip akla yüksek hedefler gösteren, düşünceye kapılar açıp insanın ebedlere namzet olduğunu âlemşümul bir dille haykıran O'dur Her şey gibi zaman da gerçek manasını o güzeller güzeli Sevgili yle bulmuştur

    Bizim için çok mühim, bereketli ve feyiz dolu günler vardır Bunlardan bazıları, inananlar için tam bir bayramdır Her hafta Cuma günü yaşanan sevincin daha büyük çapta Kurban ve Ramazan Bayramlarında da yaşanması bundandır

    Fakat bütün insanlık, hatta bütün bir varlık âleminin bayramı sayılan mübarek bir gün daha vardır ki, o da Allah Rasûlü nün dünyayı teşrif buyurarak tenezzülen aramıza girip bizi şereflendirdiği kutlu zamandır

    Bu hakikate bağlı olarak, rahmet-i Rahman ın galeyana geldiğine inandığımız bu zaman diliminde, Mevlid Kandili nin bizim için hakiki bayram olması recasıyla, ümmet-i Muhammed in hal-i pürmelali açısından bayram harçlığına ve hediyesine en muhtaç birer yetim olduğumuz mülahazasıyla, Şefkat Peygamberi nin ruhaniyetine sığınarak, O nun hayatbahş nefesiyle bir kere daha dirilme arzusunda bulunduğumuzu arz etmek istiyoruz:

    Ey yaratılışın gâyesi, varlığın özü, peygamberlik hakikatinin zübdesi!

    Bir zamanlar içimizde Sen vardın, varlığın sayesinde her şey büyülü ve her şey çok güzeldi Belki bazen bir kısım kopuklukların yaşandığı ve davranışların sevimsizleştiği, tavırların kabalaştığı, ses ve solukların hırıltıya dönüştüğü de olurdu; ama, hemen arkasından Senin dünyandan gelen ışık ve esintilerle bütün bu olumsuzluklar silinir gider, düşünce ve his ufkunda sadece Sen ve Senin o rengârenk atmosferin tüllenmeye başlardı Ufukların kararması, ruhları hafakanların sarması Senin bütün gönüllerde doğuvermene bir çağrı gibiydi:

    Ne zaman bunalıma düşsek, gölgen tıpkı bir dolunay gibi gönlümüzün tepelerinde beliriverir ve bütün kasvetleri siler-süpürür, götürürdü Ne vakit biraz sıkışsak veya kendimize takılsak, içinde bulunduğumuz o muzlim hal, ışığına bir çağrıymış gibi, birdenbire dört bir yanda Senin o hususi dünyanın sıcaklığı, yatıştırıcılığı duyulmaya başlar ve sonsuzdan gelen nurlar sarardı her yanımızı esen rüzgarlar Senin kokunu sürünür gezer, ikliminin varidâtı şelaleler gibi başımızdan aşağı boşalır ve biz ötelerden gelen nurlarla banyo yapmışçasına serinlerdik

    Hemen her zaman böyle kısa bir kopukluktan sonra, kendi kendimize: Eyvah, meğer ne kadar O'nsuz kalmışız der ve gönüllerimizde Seni bir kere daha taptaze bulmuş olurduk Her sürçme, her inhiraf, her bulantıdan sonra adeta Rahmeti Sonsuz Seni bir kez daha bize iade ederdi de duyardık bütün benliğimizle sesini-soluğunu, ışığını-kokunu ve mesajının büyüleyen şivesini; duyar ve sihirli bir balona binmiş gibi bir hamlede yer çekiminden kurtulur, ruhlarımızda sonsuza doğru bir hareket havası hissederdik

    Böyle bir havanın sihriyle bize ait kirlenmiş atmosferden hemen sıyrılıverir ve adeta semavîleşirdik

    Öyle ki, ruhumuzu ne zaman yoklasak, Senin o ışıktan dünyandan sızıp gelen ve gönlümüzün derinliklerine akan bir ziya, bir ümit, bir inşirah hisseder ve kendimizi Senin o sımsıcak huzurunda sanırdık Çünkü, içimizde her zaman Sen vardın ve varlığınla her şey çok güzeldi
    Sen bizim için hem geçmiş hem gelecek hem de hâldin; zaman üstü ve büyüleyen öyle bir duruşun vardı ki, nurunla her vakit içimizde gibiydin kendi ışık çağında durur, günümüzü kucaklar, ileriye işaretlerde bulunur ve bütün zamanlara kendini dinletirdin

    Sinelerimiz otağındı; gönüllerimizde yaşar, bizi kendin gibi yaşatır, annelerimizin kucaklarından daha sıcak o mübarek atmosferinde bizlere yumuşak yumuşak ninniler söylüyormuşçasına hafakanlarımızı dağıtır ve rahatlatırdın hepimizi

    Çok defa manevî huzurunun câzibesine kendimizi salar ve ışığınla taçlandırdığın çağlarda dolaşır, bir zamanlar milletçe ortaya koymuş olduğumuz tarihî güzellikleri temâşâ eder; yitirdiğimiz ya da terk ettiğimiz değerleri yeniden bulmuş gibi olur, çocuklar gibi sevinirdik derken Senden fışkırıp gelen o nazlı ve hülyalı günler, hafızalarımızda bir kez daha çiçekler gibi açardı ve biz milletçe Nur Çağı'nın memelerinden süt emiyor gibi olurduk; olurduk da o küflenmiş, kirlenmiş dünyalarımız yeniden pırıl pırıl bir hal alır; kırılmış, yırtılmış, şirazeden çıkmış hülyalarımızın parçaları bir araya gelirdi

    Seninle nuranîleşen zamanlar, yaşadığımız günlerin, saatlerin, dakikaların içine akar ve bize gerçek hayatın rengini, desenini, şivesini fısıldardı

    Bizimle aynı memeden süt emmeyenler ne yudumlarlarsa yudumlasınlar, biz hemen her zaman hiç kimsenin duyup tatmadığı hazlarla soluklanır, gözlerimizi açıp kapar ve cennetlerdeymişçesine düşündüğümüz, arzu ettiğimiz, istediğimiz, elimizi uzattığımız hemen her şeye ulaşır ve adeta hep rüyalar âleminde dolaşırdık neden olmasın ki, içimizde Sen vardın; zaman, mekan ve bunlara bağlı her şey de bize yârdı

    Ne zaman gönüllerimizde Seninle münasebete geçsek, birden âdî ahvâl ve düşüncelerimizin üstünde Senin âhenkli, hülyalı ve aydınlık dünyan tüllenmeye başlar, his ve heyecanlarımızı şahlandıran o esrarlı hayat sergüzeştin bizi, olduğumuz yerden, Sana vâsıl olacağımız şehraha ulaştırır; o yolla tâ Hak kapısının önüne götürür, bize mekan üstü teşrifat salonlarında Firdevs koltukları gibi minderler serer ve gönüllerimize hülyalara denk güzellikler sunardı

    Seninle bulunduğumuz o sırlı zamanlarda, düşünülmesi imkansız daha neleri hatırlar, ne zevk ve haz fasılları yaşar ve kim bilir her gün kaç kez Meğer hayat buymuş diyerek var olma neş e ve sevinciyle soluklanırdık

    O zamanlar gölgen üzerimizdeydi, biz de varlık ve yokluğunun farkında idik! Senin o masmavi ikliminden süzülüp gelen ruh ve mânâ, bizim özümüz ve canımızdı; bizler onunla yaşar, onunla oturur kalkar, onunla her engeli aşar, ulaşmak istediğimiz zirvelere onunla ulaşır ve yürürdük duraksamadan hedeflerin en kutsalına; Hak rızasına ve ona vesile kabul ettiğimiz nâmını yedi cihana duyurmaya ipekler gibi yumuşak nefes ve soluklarla zaman zaman hep kuşlar gibi yükseklerde uçarak, meltem olup her şeyi, herkesi okşayarak, zaman zaman da bulutların bağrında yağmurlaşarak; sonra da dört bir yana sağanak sağanak boşalarak her lahza hayatla çağlardık

    Gönlümüzce yaşadığımız o aydınlık gün ve aydınlık saatlerde güneşimiz Seninle doğar, Seninle batar; gündüzler çehren gibi pırıl pırıl gelir geçer, geceler siyah zülüflerinden bize türküler söyler ve nabızlarımız her zaman kalbinin ritimlerine uygun atardı

    Dimağlarımız Seni düşünmekle dinlenir, hafakanlarımız gölgene sığınmakla dinerdi ve böylece hayatın hiç kimseye nasip olmayan tadını ve varlığın bitmeyen zevkli maceralarını hep Seninle duyardık Senin göklere bağlı hayat sergüzeştinde okurduk imanın yenilmez gücünü, Müslümanlığın kahramanlık olduğunu, doğruluğun paha biçilmez kıymetler ihtiva ettiğini, iffet ve ismetin, meleklerinkine denk insan tabiatının bir buudu haline geldiğini

    Sendin gökler ötesi sırları, verâlardan akıp gelen ışıkları, dünya-ukbâ arasındaki münasebetleri; insanların emellerini, isteklerini, ihtiyaçlarını ve bütün bu hususlardaki beklentilere vaadedilen ebediyetleri söyleyen

    Mesajların gelip kulaklarımıza çarparken Seni aramızda hissediyor, beynimizin işitme merkezlerinde sesini duyar gibi oluyor, basiretlerimizle o ışıktan hayatının nuranî karelerini temaşa ediyor ve bütün bir varlığı kendine has muhtevasıyla Sende görüp Sende okuyorduk

    Senin terbiyen, Senin üslûbun ve Senin sisteminle yetişmiş olan nesiller yıllar ve yıllar boyu, Senden duydukları, Senden dinledikleri, Senden aldıkları o mesajların en renkli, en cazip, en derin ve en çarpıcılarıyla hep raşelerle ürperip heyecandan heyecana girdiler; Seninle alâkaları ölçüsünde imanları iz ân ufkuna erişti, muhabbetleri çağlayanlara dönüştü ve onlar en engin bir aşk u şevk tufanıyla gidip tâ ruhanîlere ulaştılar

    Asırlar ve asırlar boyu art arda gelen nesillerin Seni bu ölçüde duyup sevmeleri, varlığını ve varlığının gayesi sayılan mesajını bu çerçevede hissetmeleri için kim bilir ne kadar cehdler, ne kadar gayretler sarf edilmişti!

    Ne beyin fırtınaları yaşanmış ve ne zahmetlere katlanılmıştı! Mevsimi gelince de bunlar semere vermişti ve artık her işte, her gönülde Sen vardın ve Seninle geçen her dakika, her saniye adeta bir eşref saatti Sürekli başımızdan aşağıya dökülen ışıkların ruhlarımıza akıyor ve benliğimize neler ve neler duyuruyordu!

    Sen, arkandakilere mutluluklar vaadediyor, onların ebedî saadet isteklerini cevaplıyordun; onlar da, daha aydınlık günlerin ileride olduğu/olacağı mülâhazasıyla her an daha da şahlanıyor ve Senin arkanda bulunma sevinciyle adeta yeni bir asr-ı saadet yaşıyorlardı

    Biz insanlar, tâ yaratılırken, âciz, fakir, ihtiyaç içinde ve bir sürü beklentinin çocukları olarak yaratılmıştık: Gönül huzuru bekliyor, dünyevî-uhrevî saadet hülyalarıyla yatıp kalkıyor, ebediyet ve ebedî mutluluk rüyaları görüyor ve hep boyumuzu aşkın şeylerin peşinden koşuyorduk; Seninle ve Senin ışıktan mesajlarınla beklentilerimizin üstünde ihsanlara nail olduk; Sen gelmeden ölüler gibiydik, risaletinle sûr sesi almışçasına dirilip doğrulduk

    Dün Sen içimizdeydin ve günlerimiz gündü; o aydınlık günler tamamen yok olmasa da, bugün büyük ölçüde renk attı ve soldu Hüznümüz Yakupun hüznüne denk, ümitlerimiz de onunki kadar; hepimiz, çok yakın bir gelecekte yeniden ufkumuzda tulû edeceğin o aydınlık günlerin hülyalarıyla yaşıyor, bize vaadedilen avdetinin heyecanıyla sabahlıyor ve akşamlıyoruz

    Yakın geçmişte Senden kopup ayrılanların çoğu zayi olup gitti Gidenler kendilerine yazıklar etti Hepimizin belli ölçüde bir kopukluk yaşadığı muhakkaktı; ne var ki, Senden uzaklaşmalar farklı farklıydı ve kaybetmeler de o çerçevede cereyan ediyordu

    Şimdilerde geç de olsa, böyle bir ayrılıktan pişmanlık duyduğumuzu ifade ediyor ve Senin anne kucaklarından daha sıcak bağrına dönmek istiyoruz

    Yüzümüz yok, hicap içindeyiz; Hak katındaki nazının geçerliliğine de ümitlerimiz tam Keşke ne seviyede olursa olsun Senden hiç kopmasaydık; kopmasaydık da, Senden, Senin dünyandan akıp gelen ışıklardan ve ruhlarımıza boşalan mânâlardan hiç mahrum kalmasaydık ve Seni o inandırıcı çehrenle içlerimizde hep taptaze ve dipdiri duyabilseydik!

    Heyhat! Farkına vararak veya varmayarak bir kere koptuk Senden uzaklaştık kendimizden Oysa ki bizim, Senin gölgenin üzerimizde olduğu ve şeytanlara meydan okuduğumuz günlerimiz, haftalarımız, aylarımız, yıllarımız vardı

    Çevre hazanla inlerken günler de geceler de bizde hep bahardı Yıllarımızı, aylarımızı, günlerimizi çaldılar ve bizi birer zamanzede haline getirdiler

    Şimdilerde oturmuş Karanlığın son serhaddi, fecrin en sadık emâresidir diyor ve bu zifiri karanlıkların yırtılacağı eşref saatleri bekliyoruz; bekliyor ve viladet yıldönümünde iyice coşan şefkatine sığınarak sana yalvarıyoruz:


    Yıllar geçiyor ki, yâ Muhammed,
    Aylar bize hep Muharrem oldu!
    Akşam ne güneşli geceydi;
    Eyvah o da leyl-i mâtem oldu!
    &&&&&&
    Allah için ey Nebî-yi Mâsum,
    İslâmı bırakma böyle bîkes,
    Bizleri bırakma böyle mazlum (M Akif)


    Ey güzeller güzeli Sevgili gel, bir kere daha misafirimiz ol tahtını sinelerimize kur ve bize buyurabildiğin her şeyi buyur

    Gel, gönüllerimizdeki karanlıkları kov, bütün benliğimize ruhunun ilhamlarını duyur ve bize yeniden diriliş yollarını göster

    Gel, her gün biraz daha azgınlaşan şu zulmetleri ışığınla dağıt ve herkesi inleten zulüm ve adaletsizlik ateşini söndürüver

    Gel, her şekliyle kine, nefrete, düşmanlığa kilitlenmiş şu zavallı ruhların boyunlarındaki zincirleri çöz; sevgiye, merhamete, şefkate hasret giden sinelerimizi muhabbetle, hoşgörüyle coştur;

    gel, ruhlarımızı aklın aydınlığı, gönüllerimizi de mantık ve muhakeme enginliğiyle buluştur ve bizi kendi içimizdeki kopukluklardan kurtar

    Ey şefkati, adaletini aşkın gönüller sultanı, Seni unuttuğumuzun, Sana saygısızlıkta bulunduğumuzun farkındayız; ama Sen, şimdiye kadar bundan daha acılarını da gördün; incinsen de küsmedin, vefasızlık görsen de alâkanı kesmedin

    Başını yaranlar, dişini kıranlar karşısında bile ellerini açıp dua dua yalvardın Seni bilmemelerini mazeret sayarak, lânet ve bedduada bulunmadın, lânet ve bedduaya âmin de demedin Sineni, Ebû Cehil'leri bile ümitlendirecek ölçüde açabildiğin kadar açtın ve her sözünü, her davranışını Hakk'ın rahmetinin enginliğine bağladın Beklediklerimiz hakkımız olmasa da, bütün bu yaptıklarının karakterinin gereği olduğunda şüphemiz yok

    Ey dost, kaç bahar gelip geçti biz hep hazandayız ama, düşe-kalka olsa da hep izinde yürüme gayretindeyiz Gel bizi bir kere daha sevindir Sevindir ki; bağının taptaze fidanlarıyla nâmını âleme tam duyuracak demdeyiz Bu dünya ışığa hasret gidiyor Bizler o kırık azimlerimiz ve o çatlamış ümitlerimizle, yolların hakkını veremesek de hep yollardayız

    Sadece hislerimizle de olsa, aradığımız sevgili Sensin; gel son kez içimize doğ ki gönüllerimiz ışıkla dolsun, ufuklarımızı saran şu upuzun geceler yerlerini gündüzlere bıraksın ve viladetin hakiki bayramımız olsun gel ki;

    (Yağmur şairinin ifadesiyle)


    Nefesinle yeniden çizilecek desenler
    Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
    Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
    Anneler çocuklara hep Seni içirecek
    Yağmur, Seninle biter susuzluğu evrenin
    Sana mü'mindir sema; Sana muhtaçtır zemin


    -Gelin, hiç olmazsa o gece bir Ebu Bekir olalım ve Allah Rasûlünü memnun edelim!



    Paylaş
    Kutlu Doğum -Ey Güzeller Güzeli Sevgili Gel Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    çok Güzel Br Yazı Paylaşımın Için Sağolasınız Bacım



kutlu doğum,  kutlu doğum haftası slayt,  doğum günün kutlu sun ey nebi,  çizilebilecek farklı desenler,  SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ,  sevgili peygamberimiz,  çizilebilecek resimler