Kıssalar Dini Hikayeler Öyküler ve Kur'anda Kıssalar/ Kur'an Öyküleri Forumundan Üzeyîr'în Kıssası Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Üzeyîr'în Kıssası

    Reklam




    Hafız Ebu'l Kasım îbn Asakir der ki: Üzeyir, Cerve'nin oğludur. Sorik b Adya'nın oğlu olduğu da söylenir. Adya, Direzna b Eyyub'un oğlu­dur. Direzna, Arî b Taki'nin oğludur. Taki, Esbo b Fenhas'ın oğludur. Fenhas, Azır b Harun'un oğludur; Harun da İmran'ın oğludur

    Uzeyir'in, Seniha'nın oğlu olduğu da söylenir Bazı eserlerde nakle­dildiğine göre mezarı Şam'dadır. Ebu'l Kasım el-Beğavî, İbn Abbas'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Uzeyir'in satılıp satılmadığını bilmi­yorum Onun peygamber olup olmadığını da bilmiyorum"

    îshak b Bişr'in, îbn Abbas'dan rivayet ettiğine göre; Üzeyir, Buhtunnasr'ın henüz bir çocuk iken esir aldığı kimselerdendir Yaşı kırka vardığında Cenâb-ı Allah ona hikmet vermiştir. Tevrat'ı onun kadar bi­lip hifzeden bir kimse yoktur. Adı peygamberlerin adıyla birlikte anılır­dı Nihayet kader hususunda Rabbine sual tevcih ettiği zaman Cenâb-ı Allah, onun adını peygamberlerin listesinden silmiştir

    Bu zayıf ve münker, aynı zamanda münkati bir rivayettir Doğrusu­nu Allah bilir

    İshak b Bişr'in, Rivayetine göre Abdullah b Selam şöyle demiştir: "Üzeyir, Cenâb-ı Allah'ın kendisini 100 sene öldürüp sonra yeniden di­rilttiği kuldur"

    İshak b Bişr, şöyle bir rivayette bulunmuştur: Üzeyir, hikmet sahi­bi, salih bir kuldu, Âdeti üzere günün birinde yine çöle çıktı. Dönüşünde bir harabeye uğradı. Tam öğle vakti idi Sıcaklık ona epeyi tesir etmişti. Eşeğinin üzerinde iken harabeye girdi, Eşeğinden indi. Beraberindeki sepetlerden birinde incir, diğerinde de üzüm vardı. Harabenin gölgesi­ne oturdu. Yanındaki bir çanağı çıkararak üzümü içine sıkmaya başla­dı, Sonra kuru ekmek çıkararak üzüm suyunun içine doğradı ki yumu­şatıp yesin. Sonra sırt üstü uzanarak ayaklarını duvara dayadı, Ve evin tavanına bakarak içindekilerini gördü. O evler, sütunları üzerinde hâlâ durmaktaydılar, Halbuki orada daha önce yaşamış olan sahipleri ölüp gitmişlerdi. Kemiklerinin çürümüş olduğunu da gördü, Ve şöyle dedi: "Allah, bunu, böylece öldükten sonra nasıl diriltecek?" Cenâb-ı Allah'ın, ölümlerinden sonra dirilteceği hususunda şüphesi yoktu, ama bunu tuhaf bulduğu için böyle demişti. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, ölüm meleğini göndererek ruhunu teslim aldı ve o vaziyette yüz sene ölü olarak bıraktı. Bu yüz sene zarfında İsrailoğulları çeşitli hadiseler yaşa­mışlardı. Cenâb-ı Allah, bu arada Üzeyir'e bir melek gönderdi. Melek onun kalbini yarattı ki kalbi bazı şeyleri düşünebilsin, iki gözünü de yarattı ki gözüyle etrafa bakabilsin, Ve Cenâb-ı Allah'ın ölüleri nasıl di­rilttiğini düşünsün. Bundan sonra Cenâb-ı Allah, onun gözleri önünde vücudunun parçalarını yeniden birarayâ getirdi. Kemiğine et, kıl ve cilt geçirdi; Sonra da vücuduna ruh üfledi. Bütün bunlar onun gözü önünde cereyan ediyordu, Ve bunların nasıl yapıldığını düşünüyordu. Nihayet tastamam bir insan haline gelerek oturdu; Melek ona: Ne kadar bekle­din? diye sordu O da: Bir gün ya da bir günün bir kısmı kadar bekledim, diye cevap verdi Çünkü o öğle vaktinde ölmüş, henüz güneş batmadan akşama yakın bir zamanda diriltilmişti. Onun için böyle demişti. Melekse ona şöyle karşılık vermişti: Hayır, bilakis sen 100 sene müddetle uykuda kaldın. Bak yiyeceğine ve içeceğine; Yani kuru ekmeğinle üzüm suyuna bak, henüz oldukları gibi çanakta duruyorlar, Hiç bir değişikli­ğe uğramamışlar. İncir ve üzümleri de taptaze olup hiç bozulmamışlar­dı. Fakat o, meleğin kendisine söylediklerini kabullenemiyordu. Melek ona: Söylediklerimi kabul edemiyorsun değil mi? Öyleyse eşeğine bak! dedi. O da eşeğine baktı ki hayvanın kemikleri çürümüş ve ilikleri kuru­muştu. Melek, eşeğin iliklerine seslendi; onlar da, her taraftan toplana­rak gelip meleğin emrine icabet ettiler. Melek onları birleştirdi. Üzeyir de meleğin yaptıklarını seyrediyordu. Melek, eşeğin kemiklerine da­mar ve sinirlerini yerleştirdi, sonra da etini giydirdi. Etin üzerine deri ve kılları geçirdi. Sonra da içine ruh üfledi, böylece eşek, başını kaldırarak ayağa kalktı. Kulaklarını da anırarak semaya dikti. Kıyametin kop­tuğunu zannetmişti. Ayet-i kerimede Cenâb-ı Allah şöyle buyuruyor: «Eşeğine bak, seni insanlar için (kudretimize bir işaret kılalım diye (bunları böyle yaptık). Kemiklerine bak, nasıl onları birbiri üstüne ko­yuyor, sonra onlara et giydiriyoruz!» Yani eşeğinin kemiklerine bak da o kemiklerin nasıl bir araya geldiklerini gör. Etsiz bir eşek iskeleti geldi­ğini seyret. Sonra o kemiklere nasıl et giydirdiğimizi de dikkatle temaşa et! «Bu işler ona açıkça belli olunca: "Biliyorum, Allah herşeye kadirdir." dedi» Yani Cenâb-ı Allah'ın ölüleri diriltmeye ve diğer harika işleri yap­maya muktedir olduğunu bilirim, dedi. Sonra merkebine binerek eski mahallesine geldi. İnsanlar onu tanımadılar. O da gördüğü insanları ta­nımadı. Evini de tamyamıyordu. Bir tahmine dayanarak yoluna devam etti ve evine geldi. Orada kötürüm ve kör bir acuze ile karşılaştı. Acuze­nin yaşı 120'yi geçmişti. O acuze, daha önceleri, kendi hizmetçileri idi. Henüz yirmi yaşındaki genç bir kız iken, Üzeyir yanlarından ayrılıp git­mişti. Fakat Üzeyir'in şekil ve şemali onun aklında idi. Yaşlanınca artık bunamıştı. Üzeyir ona şöyle demişti: "Ey kadın, bu Üzeyir'in evi midir?" Kadın şöyle cevap verdi: "Evet, burası Üzeyir'in evidir" Böyle deyince ağlayarak sözünü şöyle sürdürdü: "Şu kadar zamandan beridir Üzeyir'den bahseden bir adam görmedim. İnsanlar onu unutmuşlar­dır!"
    Üzeyir şöyle dedi: "İşte Üzeyir benim! Cenâb-ı Allah beni 100 sene­den beri öldürmüştü. Sonra yeniden diriltti!" Acuze şöyle dedi: "Sühhanallah! Üzeyir'i 100 seneden beridir kaybetmişiz. Ondan bahseden biri­ni görmedik. Onun hakkında birşeylef duymadık!" Üzeyir şöyle dedi: "İşte Üzeyir benim!"
    Acuze şu karşılığı verdi: "Üzeyir, duası kabul edilen bir adamdı. Hastalar ve belaya uğrayan kimseler için dua ederdi, onlar da şifa ve afi­yet bulurlardı. Sen de seni görebilmem için Allah'a dua et de gözlerimi bana geri versin. Eğer gerçekten Üzeyir isen seni tanırım"
    Üzeyir, Rabbine dua edip kadının gözlerine elini sürdü. Gözleri eski haline döndü. Elini tutarak: "Allah'ın izni ile kalk bakalım" dedi. Cenâb-ı Allah, kadının ayaklarını da iyileştirdi. Sağlam vaziyette aya­ğa kalktı. Sanki bir bağdan kurtulmuş gibi idi. Üzeyir'e baktı ve: "Senin Üzeyir olduğuna şahitlik ederim" dedi.
    Kalkıp İsrailoğullarının mahallesine gitti. Onlar biraraya gelip top­lantı düzenlemişlerdi. Toplantıda Üzeyir'in 128 yaşındaki yaşlı bir oğlu ile yine yaşlı torunları vardı. Kadın onlara seslenerek: "İşte Üzeyir size geldi!" dedi. Kadını yalanladılar. O da şöyle dedi: "Ben hizmetçiniz olan falan kadınım. Üzeyir, Rabbine dua etti. Rabbi de gözlerimi bana tekrar iade etti. Ayaklarımı iyileştirdi. İfadesine göre Cenâb-ı Allah, Üzeyir'i 100 sene müddetle öldürmüş, sonra yeniden diriltmiş" Böyle deyince toplantıdaki insanlar kalkıp Üzeyir'e doğru gittiler, ona baktılar, oğlu kendisine dedi ki: "Benim babamın iki omuzu arasında siyah bir ben vardı" Böyle diyerek omuzlarını açtı baktı ki Üzeyir'in ta kendisi!
    İsrailoğulları dediler ki: "Bize anlatıldığına göre içimizde Üzeyir' den başka Tevrat'ı ezberlemiş bir kimse yoktur. Buhtunnasr'da Tevrat'ı yakmıştır. Adamlarımızın hafızasında kalan az bir kısmı dışında Tev­rat'tan elimizde birşey kalmamıştır. Sen, Tevrat'ı bize yeniden yaz"
    Üzeyir'in babası Seruha, Tevrat'ı Buhtunnasr'ın zamanında, Üzeyir'den başkasının tanımadığı bir yere gömmüştü. Onları, Tevrat'ın gömülü olduğu yere götürdü. Yeri kazıp Tevrat'ı çıkardı. Sayfaları ko­kuşmuş ve çürümüştü.
    Üzeyir, bir ağacın gölgesi altına oturdu. İsrailoğulları da etrafında halkalanıp oturdular. Tevrat'ı onlar için, yeniden yazmaya başladı. Gökten iki kor inip Üzeyir'in karnına girdi. O da Tevrat'ı hatırladı. Ve yeniden yazdı. Bu nedenle Yahudiler dediler ki: "Üzeyir, Allah'ın oğlu­dur" Çünkü gökten iki kor inerek karnına girmiş, o da Tevrat'ı, İsrailoğulları için yeniden yazmış, onların idaresini üstlenmişti. Sevad mıntıkasında, Hazkil manastırında Tevrat'ı yazdı. Sayrabad adı veri­len o kasabada vefat etti [Tefsir-i Taberî, III, 24-27]


    Paylaş
    Üzeyîr'în Kıssası Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    İbn Abbas (ra) dedi ki: "Seni (Ey Üzeyir) insanlar için (kudretimi­ze) bir işaret kılalım diye.." ayet-i kerimesi tahakkuk etti. Bu işaret, İsrailoğulları içindi. Şöyle ki: Kendisi genç bir insan olduğu halde, ken­disinden daha yaşlı olan oğullarıyla oturup sohbet ederdi. Kırk yaşın­daydı. Cenâb-ı Allah onu, öldüğü gündeki vaziyetinde yeniden dirilt­mişti.

    İbn Abbas der ki: "Bu olay, Buhtunnasr'dan sonra vuku bulmuştur"

    Ebu Hatim el-Sicistanî, İbn Abbas'ın sözleri ile aynı anlamı ifade eden şu şiiri okumuştur:

    "Siyah saçlı biri, ama kendisinden önce, oğlunun saçları ağardı. Kendisi daha yaşlı olduğu halde ondan önce, torunun saçları da ağardı
    Oğlu değneğe dayanarak ağır ağır yürüyor
    Kendisinin sakalı siyah, saçları da kır görünüyor
    Oğlunun gücü ve takati kalmamış,
    Tıpkı çocuk gibi yürüyüp tökezliyor,
    Oğlu halk arasında 110 yaşında olup dolaşıyor
    Babasının Ömrü ise, kırk yılı aşmıyor
    Torunun yaşı ise, doksan civarındadır
    Eğer anlayışlı isen bu, makul bir şeydir
    Şayet anlamıyorsan, cahil olduğun için mazur sayılırsın"



    Fasıl


    Meşhur kavle göre Üzeyir, İsrailoğullarının peygamberlerinden bi­ridir. O, Davud ve Süleymanla Zekeriyya ve Yahya arasında gelmiştir. Zamanında kendisinden başka îsrailoğulları arasında Tevrat'ı ezbere bilen kimse kalmamıştı. Tevrat'ı o, îsrailoğullarına yeniden yazdı. Nite­kim Vehb b. Münebbih de şöyle der: "Cenâb-ı Allah, bir meleğe emir ver­di. Melek de nurdan bilgilerle inerek bu bilgileri Üzeyir'in kalbine attı. O da, Tevrat'ı harfi harfine yeniden yazdı ve tamamladı."

    İbn Asakir'in, îbn Abbas'dan rivayet ettiğine göre o, Abdullah b. Se­lama «Yahudiler, Üzeyir, Allah'ın oğludur, dediler» (et-Tevbe, 30.) ayet-i kerimesini kasdederek Yahudilerin niçin böyle söylediklerini sormuş, îbn Selam da ona, Üzeyir'in Tevrat'ı ezberine dayanarak yeniden îsrailoğulları için yazmış olduğunu ve îsrailoğullarının da: "Musa, Tev­rat'ı ancak bir kitap halinde bize getirebildi. Üzeyir ise, ortada herhangi bir kitap olmaksızın Tevrat'ı bize getirdi." dedikleri için Üzeyir'i, Al­lah'ın oğlu olarak kabul etmiş olduklarını söylemiştir. Onlardan bazıları, Üzeyir'in, Allah'ın oğlu olduğunu söylemişlerdir. Bu nedenle âlimlerin bir çoğu, Tevrat'ın, Üzeyir zamanında inkitaa uğradığını ifade etmişlerdir. Bu söz üzerinde gerçekten durmak gerekir. Çünkü Üzeyir, Ata b. Ebi Rebah ile Hasan Basrî'nin dedikleri gibi peygamber değildir. İshak b. Bişr'in, Ata b. Ebi Rebah'dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: "Fetret döneminde dokuz önemli olay meydana gelmiştir: Buhtunnasr, San'a Bahçesi, Saba Bahçesi, Hendek ahalisi, Hasuro ola­yı, Ashab-ı Kehf olayı, Fil vak'ası, Antakya şehri ve Tübbahların durumu."

    İshak b. Bişr, Hasan'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Üzeyir ile Buhtunnasr hadiseleri fetret döneminde vukua gelmiştir."

    Ayrıca sahih hadiste sabit olduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:
    «İnsanlar arasında Meryem'in oğluna en yakın olanı benim. Çünkü benimle onun arasında peygamber geçmemiştir.» [Müslim, Kitabü'l-Fedai, 224]

    Vehb b. Münebbih dedi ki: "Üzeyir, Süleyman ile İsa peygamber ara­sında yaşamıştır."

    îbn Asakir'in, Enes b. Malik ile Ata b. Saib'den yaptığı rivayete göre Üzeyir, îmran oğlu Musa peygamber zamanında yaşamıştır. Musa'dan izin istemiş, ama o Üzeyir'e izin vermemiştir. Yani kader hakkında soru sorduğu zaman Musa ondan yüz çevirmiş ve o da şöyle demişti: 'Yüz defa ölmek, bir saatlik zilletten daha kolaydır.' Üzeyir'in bu sözüne benzer manada bazı şairler şöyle demişlerdir:
    "Hür kimse, kılıçlara karşı sabredebilir. Ama zulme karşı sabredemez. Misafiri ağırlamaktan aciz olduğunda, Ölümü elbetteki tercih ederler."

    İbn Asakir'in, İbn Abbas'dan rivayet ettiğine göre Üzeyir, kader hakkında soru sorduğu için adı, peygamberler listesinden silinmiştir.
    Zannedersem bu, israiliyattan alınma bir hikayedir.

    Abdürrezzak ile Kuteybe b. Said, Nevf el-Bekalî'den rivayet ederek dediler ki: "Üzeyir, Rabbine dua ederken şöyle demişti: 'Ey Rabbim! Bazı yaratıklar yaratıyorsun, dilediğini saptırıyor, dilediğini de hidayete erdiriyorsun!'
    Kendisine, 'Bu gibi sözleri söylemekten vazgeç.' denildi. Fakat o, bu sözünü yine tekrarladı. Kendisine denildi ki: 'Ya bu sözleri söylemekten vazgeçersin ya da senin adını peygamberler listesinden silerim. Ben, yaptığım işlerden sorumlu tutulmam, onlar sorguya çekilirler.'
    Bu da, onu bu sözleri yeniden söylemesi halinde isminin peygam­berler listesinden silineceğine dair tehdidin gerçekleştiğini göstermek­tedir."

    Tirmizî dışındaki Kütüb-ü Sitte sahipleri, Ebu Hüreyre'den rivayet ederek Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu söylemişlerdir:
    «Peygamberlerden bir peygamber bir ağacın altına oturdu. Onu bir karınca ısırdı. Karıncanın öldürülerek yere gömülmesini emretti. Yerin altından tekrar çıkınca bu defa ateşle yakılmasını emretti. Bunun üze­rine Cenâb-ı Allah ona şöyle vahyetti: "Bir karıncayı mı cezalandırıyor­sun?!"»
    Mücahid'den gelen bir rivayete göre bu peygamber, Üzeyir'dir. İbn Abbas ile Hasan Basrî'den gelen bir rivayete göre de bu peygamber Üzeyir'dir. Doğrusunu Allah bilir. [Buharı, Babü'l-Halk, 16; Müslim, Selam, 149]


    İbn Kesîr - "El-Bidaye Ve'n-Nihaye" adlı eserden...



mele hasanı soriki,  üzeyir as kıssası