Kıssalar Dini Hikayeler Öyküler ve Kur'anda Kıssalar/ Kur'an Öyküleri Forumundan Karun Öldü mü? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Karun Öldü mü?

    Reklam




    Karun Öldü mü?

    KUR’ÂN OKURKEN en ziyade dikkat edilmesi gerekenhususlardan biri, âyetleri yalnız iniş anı ve inişsebebiyle sınırlamadan düşünmektir. Bu hususa dikkatedilmezse, bütün zamanlara ve bütün insanlara yönelikilahî hitab, belli bir andaki belli insanlara münhasırkalıverir.Pek çok Kur’ân âyeti karşısında nefsimizin bizi dûçarkıldığı bu ciddi hata, Peygamber kıssalarındaözellikle yoğunlaşır. Meselâ Benî İsrail’e dairbahisler, çoğu kez, yalnızca o günün insanlarınamünhasır kılınır. Bu tavrı aşabilen birçok insan ise,bu kez, aynı kıssaları yalnızca Yahudilere mahsusbiçimde okuyarak bakışını sınırlar. Bu bakışla, ilgilikıssalar, en fazla, Yahudilerin kötü haline ışık tutanbir delilden ibaret kalır. Gerçekte ise, bütün bu kıssaların her birinde,hepimize, tüm duygularımıza yönelik dersler vardır. Çünkü Kur’ân herhangi birinin sözü değildir. Küçücükbir incir tanesine koca bir incir ağacının programınıyazan, tek bir insanı koca kâinatın küçük bir misalihükmüne getiren bir Zât-ı Zülcelâlin kelâmıdır. Ondacüz’î, geçici, ânlık birşey yoktur. Tek bir âna, tekbir olaya ve yalnızca belli insanlara bakan birşeyyoktur. Kur’ân’ın en hususî görünen âyetleri bile,bütün zamanları kuşatan ve bütün insanlara bakan küllîdersler sunmaktadır.İnsan, bunun belki binlerce örneğinden biriyle, Kasassûresinin son âyetlerinde karşılaşır. Bu âyetler,zahiren tek bir insanı, Kârun’u anlatır; ve onamuhatap olan iki grup insandan söz eder. Ama kendineve bugününe bu kıssanın dürbünüyle bakmayıdenediğinde, insanın kendi nefsinde saklı bir Kârun’u,ve Kârunlaşmış bir çağın evrensel nefs-i emmaresinikeşfetmesi mümkündür.Kârun, Benî İsrail’den biridir ve Hz. Musa ile aynıdönemde yaşamıştır. Hatta, kimi rivayetlerde Hz.Musa’nın amcası veya amcasının oğlu olduğubelirtilmektedir. Rabbi tarafından kendisine büyük birservet verilmiştir. O kadar ki, hazinelerinin değilkendisini, anahtarlarını dahi, güçlü-kuvvetli birtopluluk zor taşımaktadır. Fakat, bu servet Kârun’uazdıracaktır. Hz. Musa, ondan, Rabbinin kendisinesunduğu bu servetten Allah yolunda infak etmesiniister. Bunu kendi n----- da istemez. Elçisi olarak,Rabbi n-----, Rabbinin emri olarak ister. Ama Kârun,servetine sahip çıkarak, Allah için tek kuruşharcamaya dahi razı olmaz. Bu tavrının gerekçesişudur:“Muhakkak ki, bu, bana kendimdeki bilgi sayesindeverildi.”Kârun’un emr–i ilâhîye isyan ediş sebebi olarakKur’ân’da aktarılan söz, budur. Gerçekten, bu sözde,sonu isyana varacak manidar bir düşünce çizgisisergilenmektedir.Bir bütün olarak Kur’ân âyetlerinden anladığımızagöre, açık açık “Bir Yaratıcı yoktur” diye işe girişenhiçbir münkir yoktur. Çünkü, bir Yaratıcının varlığınıkabul etmemek, hiçbir aklın kaldıramayacağı derecedeağır bir yüktür. O yüzden, inkâr süreci ‘şirk’le,Allah’ın uluhiyetine gizli-açık ortaklar koşmaklabaşlamakta; gerisi çorap söküğü gibi gelmektedir.En başta İblis’i önce kibirli, sonra kâfir, ve ensonunda şeytan kılan hal budur. İblis, şeytanlığagiden yoldaki ilk adımını, zahiren doğru gibi gelenbir sözle, “Beni ateşten, onu topraktan yarattın”sözünün içerdiği “Ateş topraktan üstündür” gizlihükmüyle atmıştır. Allah’ın yaratışını alt-üstsıralamasına koyup kendisine bir üstünlük biçerekyolun dışına kaymaya başlamıştır. Ama, bir kez dahavurgulayalım, “Beni ateşten, onu topraktan yarattın”sözünün zahirinde pek yanlış yoktur. İblis Yaratıcıyıkabul etmekte; Allah’ı kendisinin ve herşeyinYaratıcısı olarak bilmektedir. Kendisinin ateşten,insanın topraktan yaratıldığı da doğrudur. Yanlışolan, bu doğruları, yanlış bir yoruma tâbi tutmasıdır:“Ateş topraktan üstündür. O halde ben insandanüstünüm. O halde, Allah ona secde etmemi istemekle,hâşâ, yanlış yapıyor.”Kârun da, tıpkı İblis gibi, bir Yaratıcıyı kabuletmektedir. Kendisinden servetinin bir kısmını ona oserveti veren Allah için infak etmesi istendiğinde,“Bunu ben kendim kazandım” demeyişi, bunun delilidir.Bilakis, Kârun, zahirde masum yönler de barındıran birsöz söylemiştir. Kasas sûresinin 78. âyetinde geçen busözde dört manidar husus vardır:(a) “Bu, verildi.” Bu söz doğrudur. Kârun “Kendimettim, kendim buldum” dememekte; ondaki servetin Allahtarafından verildiğini kabul etmektedir. Ağzından,hâşâ, “Allah da kim oluyormuş? O mu verdi ki istiyor?”gibi bir söz çıkmamaktadır.(b) “Bu, bana verildi.” Allah’ın ona servet verdiği dedoğrudur. Gerçekten, başka birine değil, ona bu servetverilmiştir. Meselâ Hârun’da, Musa’da veya Yûşâ’dadeğil, onda böyle bir servet vardır. Ancak, “Bu, banaverildi” ifadesi, tıpkı İblis’in ateşten yaratılmışolmayı topraktan yaratılmış Âdem karşısında üstünlükgerekçesi kılması gibi, bir seçilmişlik ve üstünlükiması taşımaktadır. Kârun, ihtimal ki, böylesi birservetin kendisine verilmiş olmasında kendindeki bazıözelliklerin de rol oynadığını düşünmektedir. Bubakımdan, ‘bana verildi’de tehlike çanları çalmayabaşlamış; nefis kendine bir hisse koparmışsayılabilir. Allah’ın yarattığı bir kula, Allah’ınyarattığı bir servet, Allah’ın ihsanıyla verilmiştir;ama o, nefsine bir pay vererek, ‘şirk–i hafî’yigerçekleştirmiştir.(c) “Bu, bana, bilgi [ilm] sayesinde verildi.” Buradaise, esbabperestliğin ayak sesleri duyulur. Gizlişirkin ardından, sıra, ‘esbâb şirki’ne gelir. Allah’ınbirşeyi ihsan etmesi ‘ilm’ şartına bağlanır; ve birkere ‘ilm’ olduktan sonra, Allah’ın servet vermeyemecbur olduğu düşünülür. Bu servet ‘bilgi sayesinde’veriliyorsa, sözkonusu olayda, bilginin de hissesivardır. ‘Bilgi sayesinde’ ifadesiyle başlayan esbabşirki, bekleneceği üzere, bu bilgiyi edinme vasıtasıolarak görülen akıl, zeka, anne-baba, soy, okul, hayattecrübesi, ders kitabı, öğretmen.. gibi bir diziunsura da bir ‘etken faktör’ pâyesi verilmesiyleuzayıp gidecektir.(d) “Bu, bana kendimdeki bilgi sayesinde verildi.” Busöz ise, nefis ve esbab şirkinin nasıl da birbiriylekaynaştığının, küçük âlemde ene ve büyük âlemdetabiatın nasıl beraberce bizim ‘tağut’umuz halinegeldiğinin özetidir. Bu sözle özetlenen nihaîdüşünceye göre, Kârun’a birşey verilmiştir; amaverilmesi, ilim sayesindedir. O ilim olduktan sonra,Allah vermeye mecburdur. Eh, o ilim de Kârun’unkendisinde olduğuna göre, Allah’a karşı bir borcu yoksayılır. İş, kendindeki ilimde düğümlenmektedir.Kendindeki ilim Allah’ın olmadığına göre, Allah adınabir infak zorunluluğu duyması da gerekmez! Allah’ınondan böyle birşey istemeye hakkı yoktur.Kârun’a ait bu söz, Kur’ân’da ibret için önümüzesunulan başka birçok ‘şirk’ ve ‘tuğyan’ örneğinde degörüldüğü gibi, manidar bir karışım içerir—doğruylayalanın, asılla sahtenin, hakla bâtılın garip birkarışımı. O yüzden, ortada apaçık bir küfür tablosugörünmez. Apaçık bir küfür görülmediği için ne vicdantam anlamıyla uyanır, ne kalb tam anlamıyla titreşimegeçer. Vicdana ve kalbe karşı, cevap hazırdır: “Benbunun bana verildiğini reddetmiyorum.” O halde bunuO’nun n----- kullan, çağrısı geldiğinde, cevap yinehazırdır: “Ama bu, bendeki ilim sayesinde banaverildi.”Şirkin içerdiği bu ikili hal, insanın önündeki enciddi tehlike durumundadır. Bu hal ile, bir yanda,Samed âyinesi olan kalbin ve nokta-i istinad olarakyalnız Allah’ı bulduğunda huzura kavuşan vicdanınuyarıları “Ben O’nu inkâr etmiyorum” diyereksusturulur. Ama, alttan alta, şirk derelerinden küfürgirdabına ve tuğyan batağına doğru o ölümcül yolculukdevam etmektedir.Sûrenin sonraki iki âyeti, bu çelişik durumkarşısında, iki grup insandan söz eder. Bir grupinsan, bu sözlerin sahibi olan Kârun karşısında, onunservetinin zahirî büyüsüne kapılmış gibidir. Kârun, buservetin ‘kendindeki ilim sayesinde verildiği’nianlatır ve servetini herkesin gözlerini kamaştırırbiçimde sergilerken, nefislerinin iştihası kabaran veâyette ‘dünya hayatını arzulayanlar’ diye tarif edilenpek çok insan, Kârun gibi olmanın özlemi içindedir.Böylesi insanların bir sonraki adımda yapacağı şey,Kârun’un bu servetin ona verilmesinde etken olarakgösterdiği ilmi edinmeye çalışmak; sonuçta,kendilerine de servet verilecek olsa, Kârun’unsergilediği tavrı ve ürettiği felsefeyitekrarlamaktır.Ama bir de, kendilerine Kârun gibi servet verilmeyen,ama ‘ilim verilen’ler (ûtu’l-ilm) vardır. Bu ifade,pek çok Kur’ân âyetiyle birlikte Kasas: 80’de degeçer. Bu ilim, elbette, maddî ve zahirî bir mâlûmatdeğildir. İman ilmidir. Marifetullahtır. Cenab-ıHakkın tüm isimleriyle bilinmesi; o imanî marifetışığında, küfranî fikirlerin incelikle tahlil veteşhis edilmesidir. Kendilerine ilim verilenler, baştanebiler olmak üzere, nefisperestliği veesbabperestliği vahyin aydınlığında aşmışlardır. Ve,gerek gizli şirkten, gerek esbab şirkinden uzaklaşmışinsanlar olarak, Kârun’un isyanını ve ‘dünya hayatınıarzulayanlar’ın ona özenmesini esefle izlemekte;binler veyl ve teessüf ederek, onları ‘iman edip iyiişler yapanlar’dan olmaya çağırmaktadırlar.Sonuç, âyetin hatırlattığı üzere, ‘önceki nesillerden,ondan daha güçlü, ondan daha çok malı olan kimselerihelâk eden’ Zât-ı Zülcelâl’in Kârun’u ve avenesinihelâk etmesi; ve bu durum karşısında, Kârun’un halineimrenenlerin Muhsin-i Kerîm ve Rezzak-ı Rahîm’inyalnız O olduğunu anlamaları; ‘kendilerine ilimverilenler’in ise imanlarına yeni bir delil ve şahitdaha edinmeleridir.Manidar bir husus, Kasas sûresinde yalnızca Kârun’aizafe edilen ilgili sözün, Zümer sûresinin 49.âyetinde, umumî bir ifade olarak belirtilmesidir. Buise, sözkonusu zihniyetin yalnızca Kârun’a hasolmadığının; aynı tehlikenin her nefis için sözkonusuolabileceğinin açık bir delilidir.Bu ikinci âyetin ihtarını da hatırda tutarak, bir aniçin Kârun’un ve o günün diğer insanlarının ortamındançıkalım ve bu kıssanın dürbünüyle şu günümüze bakalım:Bugün de, yeryüzünde, bir dizi Kârun taslağıbulunuyor. Ve her biri, bir yanda kendilerine verilmişserveti başkalarının ağzının suyunu akıtırcasınasergiliyor, öte yanda bu serveti nasıl hak ettiklerinedair her türlü ukalâlığı her yerde yapıyorlar. Nekadar akıllı oldukları, hangi durumda nasıl yatırımyaptıkları, neyi nasıl keşfettikleri, başarılarınınsırrının nerede olduğu, şu-bu derken, ellerindekiserveti ‘aklımı seveyim’ makamında açıklıyorlar. Amahiçbiri, vaktiyle onlardan da fazla serveti olduğuhalde şu an müflis ve beş parasız kalan veya oncaservetin ölümlerine mani olmadığı insanların durumunubir ibret olarak hafızasına kaydetmiyor.Geri kalan milyonlarca, milyarlarca insan ise,dünyanın neresinde olursa olsun, zenginliğe ulaşmış buinsanların şirk kokan gevezeliklerini izleyerek,‘milyarder olma kitabı’ alarak, ekonomi dergileri veyönetim kitapları okuyarak, işletme eğitimi görerekmuhakkak aynı sonuca ulaşmaya çalışıyor. Birçok insan,bu kitapları okur ve bu eğitimi görürken, mülkün asılSahibinin O olduğunu aklına bile getiremiyor. İnsanıyaratanın; insana o aklı, hafızayı, kolu, gözüverenin; insanın sahiplendiği ama tek bir zerresininişleyişini bile elinde tutmaktan aciz olduğu oncaserveti de yaratıp verenin Kim olduğu unutuluyor.Sonuçta, ortalık, nefislere ve sebeplere mal edilmişservet manzaralarıyla dolup taşıyor. Bir tarafta Kârunmisali zenginler birer Kârun edasıyla dolaşırken, ötetarafta nice insan Kârun’lar misali bir hayataözeniyor.Bir bütün olarak dünyanın şu an içinde olduğu hal Hz.Musa döneminden farklı olmadığı gibi, kendi içdünyamıza baktığımızda da, aynı kıssanın bir özetinikendi iç dünyamızda yaşadığımızı görüyoruz. Samedâyinesi olan kalb, zîşuur fıtratımız olan vicdan,Rabbimizin emrinden olan ruh birer ‘ilim verilenler’nümunesi olarak bize Rabbimizi her daim hatırlatırken,nefis Kârun gibi çalışıyor. Akıl gibi bazıduygularımız ise, akıntıya göre yön, rüzgâra göretaraf değiştiriyor. Kâh nefsin güdümüne giriyor, kâhkalb ve ruhun ikazlarıyla hakikate uyanıyor.Ve bu hengâmda, ya kendi kalb ve ruhumuzdan, ya da‘ûtu’l-ilm’den olarak marifetullaha mazhar olmuşinsanlardan imanî bir uyarı geldiğinde, nefsimizinKârun’u hiç mi hiç aratmayan felsefeler geliştirdiğinigörüyoruz. Bize verilmiş olan bir nimet karşısında,nefsimiz, Kârun’un çizdiği tavrın bir benzerinisergiliyor.Meselâ, Rabbimiz bize servet mi vermiş? Vicdanımız, yada vicdanlı bir muhatabımız “Allah’a şükret, O’ndanbil ve O’nun adına sarfet” mi dedi? Hemencecik, otehlikeli “İyi ama...” çarkı dönmeye başlıyor. “İyiama, Allah çalışmayana vermez. Ben de iyi çalıştım.”Veya, Rabbimiz bizi insanların imrendiği bir makama mıulaştırmış? Kendisine ilim verilen, esbab perdesiningerisinde Müsebbibü’l-Esbâbı gören, herşeyde Rabbinegiden bir yol bulan hakikatli bir muhatabımız “Bumakam, O’nun ihsanıdır” diyecek olsun. İç dünyamızdananında itiraz sesleri yükseliyor: “İyi ama, çok emekverdim. Gayret göstermesem, olmazdı.”Ve, bu ilk cevabın ardından, nefsimizi binlerce kezkendileriyle okşadığımız notlar sıralanıyor.Çocukluktan beri bu işe nasıl gönül verdiğimiz, neşekilde çalıştığımız, kaç geceler nasıl uykusuzkaldığımız, hangi zorlukların üstesinden geldiğimiz,hangi hallere karşı mücadele ettiğimiz, ne gibiuyanıklıklar sergilediğimiz, nasıl da tedbirlidavrandığımız.. çoğu kez dilimizde, ama en azındanzihnimizde kırık plak gibi dönüp duruyor.Bu bakımdan, insanın Kârun kıssasından hisse kapıp,şunu her daim akılda tutması gerekiyor: Eğer bu asrınKârun’ları karşısında bir özenti duyuyor; ve büyük yada küçük, bize birşeylerin ihsan edildiği herhangi birnoktada zihnimizin kıvrımlarında ‘bendeki ilimsayesinde’ türünden kayıtlar taşıyorsak, Kârun’unakıbetine açık bir vaziyetteyiz demektir.Bu kapıyı kapayıp Kârun’un akıbetinden kurtulmak ise,öncelikle bu vâkıayı dürüstçe tesbit etmemizlemümkündür. İkinci adım, Rabbimizden, Kârun’unnefislerin gözünü kamaştıran serveti karşısında kalbgözlerinin açıklığı sayesinde zerre kadar ubudiyettavizi vermeyen Musa’nın dirayetinden, Hârun’unferasetinden, Yûşâ’nın sadakatinden bizi de hissedarkılmasını istemek ve yönümüzü buna göre çizmekolacaktır.Böylece, umulur ki, Rabbimiz bize de bir asâ-yı Musaversin. Umulur ki, Rabbimizin bize verdiği her nimet,her ihsan, her servet, bize O’nu bildirsin, O’nusevdirsin…


    Paylaş
    Karun Öldü mü? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Rabbimizin bize verdiği her nimet,her ihsan, her servet, bize O’nu bildirsin, O’nusevdirsin…
    karun kadar malımız olsa ne fayda olacağımız kara toprak sağolasınız



  3. 3
    Her canlı ölümü tadacaktır
    Baki olan yalnızca Allah'u Tealadır.
    Kimi varlıkla kimisi yoklukla imtahana tabi tutulmuştur
    Rabbim kaldıramayacağımız yüklerle bizi imtan etmesin....amin
    paylaşım için tşklr Allah (c.c)razı olsun kardeşim.=)