Kur'an-ı Kerim ve Kur'an Hakkında Yazılar Forumundan Hifz etmek,muhafaza etmek Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Hifz etmek,muhafaza etmek

    Reklam




    Satırlardan SadırlaraHafızlık

    Hıfz Etmek, Muhafaza Etmek

    Kur’an, kendisinden önceki hiçbir ilahî kitabın mazhar olmadığı bir hususiyete mazhar olmuş ve günümüze kadar hiçbir değişikliğe uğramadan gelmiştir Bu ilahî kitap, hem Kur’an, yani okunan; hem de Kitap, yani yazılan olması hasebiyle bin dört yüz seneyi aşkın yaşamış, bir noktasında dahi değişiklik ve tahrife uğramamıştır

    Kur’an, nazil olduğu ilk günden itibaren sadr-ı Muhammedîde hıfz ve kıraat edilen ve vahiy kâtipleri ile yazıya geçirilen, ardından sahabe, tabiin, tebe-i tabiin üzerinden zamanımıza değin okunan, hafızalarda saklanan, sadırlarda kıraet, satırlarda kitabet edilen bir Kelamullahtır Sadırlar ve satırlar daima birbirini destekleyip kontrol ederek Kur’an’ı orijinal şekli ile yirmi birinci asra kadar taşımıştır ve taşımaya da devam etmektedir Bu özelliği ile Kur’an yeryüzünde benzeri olmayan bir kitaptır O, diğer semavi kitaplardan farklı olarak, indirildiği zaman içinde hem yazılmak, hem de ezberlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış ve o günden bugüne kadar da aynı metotla (hem yazılarak, hem hıfz edilerek) nesilden nesile intikal etmiştir

    Yüce Allah: "Kur'an'ı biz indirdik, onun koruyucusu da elbette biziz!" (Hıcr, 9), buyurarak, onu muhafaza altına almıştır Bu korumanın nasıl gerçekleştiği üzerinde düşündüğümüz zaman, önümüze önce Kur’an’ın ezberlenmesi vakıası çıkmaktadır Elbette, Kur’an’ın ilahî kudret tarafından muhafazası, müminlerin onu hıfz etmesi üzerinden gerçekleşmektedir Kur’an diğer kitaplar (Tevrat ve İncil) gibi tahrif olmadan varlığını sürdürüyorsa, bunu sağlayan en önemli unsurun, Allah Teala’nın bu ümmete verdiği Kur’an’ı hıfz ederek muhafaza etme hassasiyeti olduğunu inkâr etmek mümkün değildir Gerçekten Müslümanlar, Kur'an'ın muhafazasını her şeyden üstün tutmuş ve “hıfz etme”yi “muhafaza etme”nin ayrılmaz bir parçası, olmazsa olmazı olarak görmüşlerdir

    Müslümanların hıfz ederek muhafaza etme hususiyeti sadece Kur’an-ı Kerim bağlamında kendini göstermemiştir Bu ümmet, Rasul-i Ekrem (sas) Efendimiz’in hadislerini de hıfz etmede aynı hassasiyeti göstermiş, yüzbinlerce hadisi hafızasına almış, böylelikle İslam coğrafyasının her tarafında Kur’an hafızları gibi, hadis hafızları yetişmiştir

    Kur’an’ın Canlı Şahitleri: Hafizlar

    Hafız ise hıfz eden, yani ezberleyerek muhafaza eden… Ancak hafız, sadece Kur'an-ı Kerim'in lafzını hafızasına alıp beynine ve belleğine hapseden değil, manasını da kalbine ve beden ülkesine nakşedip cihana hâkim kılarak koruyan, hükümlerini muhafaza eden, lafız ve manasını sinesinde himaye edip, siretinde, gönül aynasında seyredip devamlı gözeten kişi… Yani, hafız; yaşayan ve yürüyen Kur'an… Gönderilen Gönderen'in kadrince olduğuna göre; Gönderilen'i yüklenen…

    Kur’an’ı ezberleyen hafızlar onun sözlerini saklayan yazı, bilgisayar, CD, DVD, mp3, flash bellek, ses bandı ve video kaseti gibi herhangi bir cansız hafızadan bütünüyle farklı değerlerdir Çünkü onlar, mekanik hafızalar ve benzeri şeyler gibi yalnızca cansız simgelerle doldurulmuş değildirler

    ‘Hafızu’l-Kur’an’ veya ‘hafız-ı kelam’ ya da çoğul ifadesiyle ‘huffaz-ı kiram’ dediğimiz hafızlar; özellikle İslam’ın ruhu ile de yüklüdürler ve onlar, ayet ve sureler arasındaki gerekli ilişkileri kurup, icap ettiğinde canlı olarak tekrarlayabilen, Kelamullah’ı hâl eyleyen biricik değerlerimizdendir On dört asırdır olduğu gibi bundan böyle de yine onlar; “Kur’an’ın canlı şahitleri” olarak nesillerden nesillere Kur’an’ı aktaracaklardır



    Paylaş
    Hifz etmek,muhafaza etmek Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Peygamber Efendimiz'in sağlığında Kuran^'ı ezberleme saadetine eren altı hafızdan biri;

    Ubey b.Ka'b (r.a) dı.

    diğerleri

    Zeyd b. Sâbit

    Muaz b. Cebel

    Ebu'd-Derda

    Sa'd b. Ubeyd

    ve

    Ebu Zeyd'dir.
    İnsan ne kadar çalışıp gayret ederse etsin, hangi usül ve metodlarla çalışırsa çalışsın, Allah`ın yardım ve lütfu olmadan, altı yüz safyalık bir metnin ezberlenmesi pek kolay değildir. Allah, hafızlığını dilediği kimseye, onu isteme iradesini ve azmini verir ve onu muvaffak kılar.

    SUNUŞ

    Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fatih Çollak, hafızlığın Allah`ın bir ikramı ve lütfu olduğunu söyledi ve hafızlara çeşitli tavsiyelerde bulundu. Doç. Dr. Çollak, Kur`an ile meşguliyeti en yoğun bir seviyede sürdürüp, ömrünü böyle ulvi bir hizmete vakfeden bir hafızın, ehlü`l-Kur`an (ehl-i Kur`an) olarak vasıflandırıldığını belirterek, `Onun hayatı hep Kur`an`dır; hem okur hem de okutur. Geniş ilmi müktesebatı yanında; sözü ve özü, yaşadığı her hal ve davranışı, Kur`an ahlakı ile bezenmiştir. Kur`an`ın vakarı ile etrafındaki insanların derin sevgi ve hürmetini kazanmış, örnek Kur`an şahsiyetidir` dedi. Gazetemize konuşan Doç. Dr. Fatih Çollak, hafızlara ve hafızlığa hazırlanan kişilere önemli uyarılarda bulundu. Her hafız kardeşim şunu iyi bilmelidir ki; hafızlık nimeti kendisine Allah tarafından verilmiş, ona ikram edilmiştir. İnsan ne kadar çalışıp gayret ederse etsin, hangi usül ve metodlarla çalışırsa çalışsın, Allah`ın yardım ve lütfu olmadan, altı yüz safyalık bir metnin ezberlenmesi pek kolay değildir.

    Kendi kelamına yönelen, onu ezberlemek isteyen kişiye Allah kolaylık gösterir; onun zihnini açar ve ona muhabbet ve sebat ihsan eder.

    Bunun ötesinde hafızlık kolay bir iş değildir; herkesin başaracağı bir çalışma değildir. Allah, hafızlığını dilediği kimseye, onu isteme iradesini ve azmini verir ve onu muvaffak kılar. Hafız kardeşlerim bu noktayı asla unutmamalıdır.

    KADRİNİ BİLMEYENDEN, HAFIZLIĞI GERİ ALIR...

    Allah, verdiği bu nimetin kadrini bilmeyenlerden onu geri almasını da bilir. Bu hususta Hz. Peygamber`in bir hadisini hatırlatmak isterim. Buyurdular ki: `Kim Kur`an`dan bir ayet ezberler ve daha sonra onu unutursa `unuttum` demesin, `bana unutturuldu` desin.` Bu hadiste özellikle hafız kardeşlerimizin alacağı nice ibretler vardır. Allah Resulü`nün bu tesbit ve uyarılarının satır aralarında şu noktalara işaret vardır ki, bizim daha önce ifade etmeye çalıştığımız tesbitleri teyid etmektedir.

    Allah Resulü demek istemektedir ki Kur`an hafızı, hafızlık gibi bir nimete mazhar olmuş, Allah`ın kıymet verdiği bir makama yükselmiştir. Onun kadrini bildiği, ezberindeki ayetleri muhafaza ettiği ve onların ahkamı uyarınca hareket ettiği sürece, Allah hem dünyada, hem de ahirette derecesini ve makamını yüceltecektir. Aksi takdirde hafızasına nakşedilen Kur`an ayetlerini korumaz ve bir süre sonra unutursa, bilmelidir ki Allah kendisine verdiği bu nimeti almış ve onu şöyle demiştir:

    `UNUTTUM` DEĞİL `BANA UNUTTURULDU`...

    `Ben seni, Bana en yakın kullarımdan kılıp, hafızlık nimetini ihsan ettim. Binlerce ayeti hafızana yerleştirdim ve seni yürüyen Kur`an yaptım. Seni kelamımın koruyucusu yaparak, seçkin kullarımın arasına kattım; sana özel bir misyon yükledim. Fakat sen hafızandaki ayetleri tekrar edip okumadığın için, bir süre sonra unuttun; bu nimeti önemsemeyip kıymet bilmedin. Ben de senin hafızandan o ayetleri silip attım. Dolayısıyla senin `unuttum` demek gibi bir hakkın, bir lüksün yok. Sen ezberlemedin ki unutasın. Onları sana ezber etmeyi müyesser kılan Allah, hafızandan aldı ve unutturdu. Kıymet bilmedin; Allah da elinden aldı. Sen ancak `unuturuldu` diyebilirsin.`

    Çünkü `unuttum` ifadesinde bir hafiflik vardır. `İstersem okur, istersem terk eder ve unuturum` gibi hadiseyi kendine mal etmek hafifliği ve ciddiyetsizliği vardır. Ezberleten Allah olduğu gibi, unutturan da O`dur. Hafız kardeşlerimizin bu mühim nokta üzerinde düşünmeleri gerekir. Dünyanın en büyük nimetinden mahrum olmak ne kötü bir durum ve talihsizliktir.

    HER GÜN TEKRAR YAPIP GÜÇLENDİRMELİ

    Hafız kardeşlerimiz her gün hafızlık tekrarı yapmak suretiyle, ezberlerini kuvvetlendirmeleri gerekir.

    Günlük belirli miktarlarda okuyarak yahut dinleterek veyahut namazlarda kıraat ederek, bunu yapmaları gerekir. Gerçek hafız, istenilen yerden hiç tereddüt etmeden okuyabilen, bir iki kez göz geçirdikten sonra her yerden aşr-ı şerif okuyabilen, kendisine sorulan ayetlerin yerini bilip, hemen ardından hiç teklemeden okuyabilen kişidir. Gerçek hafızın hıfzı çok kuvvetli olmalıdır.

    Kendisinden başka hiçbir hafızın olmadığı ve elde mevcut bir Kur`an-ı Kerim`in bulunmadığı bir beldede yaşadığı, insanların kendisine zaman zaman bir kısım ayetlerin metinlerini sorduğu, yahut bir konuda tartışıp, onunla ilgili ayet veya ayetlerin neler olduğu, nerede bulunduğu ve şiddetle buna ihtiyaç hissedildiği bir ortamda olduğu varsayımından hareketle, orada tek hafız olarak bulunan o kişi, istenilen ayetleri okumalı ve onların derdine çare olmalıdır. İçlerinde böyle kuvvetli bir hafız olmakla, onları sorumluluktan kurtarmalıdır.

    KURU KURUYA `HAFIZIM` DEMEKLE OLMAZ

    `Ben hafızım` dediği halde, sorulduğunda birkaç kelime veya satırı zor okuyabilen, hatırlayamayan, daha çok içinden okumayı tercih eden, hafızasında bir iki aşr-ı şerif ve namaz surelerinden başka ezber kalmamış kişi, önce kendisini daha sonra da Müslümanları aldatmaktadır. Ama Allah`ı asla aldatamayacaktır. Onun hafızlığının sadece `H`si kalmıştır. Yukarıda açıkladığımız hadis-i şerifte uyarılan kötü durum ile karşı karşıya kalmıştır. Böyle durumda olan bir kişi, tez elden çaresine bakmalı ve gerekeni yapmalıdır.



  3. 3
    Konya’da Görme Engelli Müezzinin Azmi

    Bir görme engellinin karşılaştığı zorlukları aşarak Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesini kazanan, burada hafız olan görme engelli Ali İnan, şuan kendisi gibi görme engelli gençlere Kur’an-ı Kerim öğretiyor.



    Kültürpark yanındaki tarihi Şazi Bey Camii’nde (Ak Camii) müezzinlik yapan Ali İnan (48), doğuştan görme engelli olduğunu ancak, hayattan kopmadığını, hedefleri doğrultusunda her türlü güçlüğe karşı mücadele ettiğini anlattı.
    21 yıldır bu camide müezzinlik yaptığını, görevli imamın olmadığı zamanlarda namazı kendisinin kıldırdığını ifade eden İnan, Kuran-ı Kerim’i, dedesi Konyalı Kadayıfçı Hafız Ali Efendi’den dinleyerek öğrendiğini, namaz sureleri dışında çok sayıda sureyi de bu şekilde ezberlediğini söyledi.
    Konya Gazi Lisesinden mezun olduktan sonra Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi kazandığını ve bu okuldan 1987 yılında başarıyla mezun olduğunu anlatan İnan, ”Mezuniyetin ardından 1989 yılında müezzin olarak Şazi Bey Camii’ne görev yapmaya başladım” dedi.
    Müezzinlerin, görevli imam izinliyken ya da namaz vaktine yetişemediği durumlarda imamın görevini üstlendiğini anımsatan İnan, şunları kaydetti:
    ”İlk yıllarımda görme engelli olduğum için cami cemaatinden bazıları arkamda namaz kılmak istemedi. Bu kişiler ‘görme engelli birinin arkasında namaz kılmanın uygun olmadığı’ düşüncesindeydi. Oysa İlahiyat Fakültesinde kendi uğraşlarımla Kur’an-ı Kerim’i ezberleyerek hafız olmuştum. Benim arkamda saf tutmakta çekimserlik gösteren kişiler, zaman içinde benim en önemli vasfımın ‘görme engelli’ olmak değil ‘hafızlığım ve doğru kıraatim’ olduğunu fark etti. İlerleyen yıllarda ise bu ön yargı tümüyle yıkıldı.”



hıfz ayetleri,  kurani hifz etmek,  kurani hifzetmkle ilgili hadisler