Kur'an-ı Kerim ve Kur'an Hakkında Yazılar Forumundan Kur'an'ın nazmı ve manası karşısında aciz ve hayran kalmışlar Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Kur'an'ın nazmı ve manası karşısında aciz ve hayran kalmışlar

    Reklam




    KUR'AN-I KERİM
    Lafız ve manasındaki yüksek belagat
    Kur'an şiir olmadığı gibi, nesir de, baştan sona kadar kafiyeli seci' de değildir. O başlı başına eşine rastlanmayan ilahî bir metindir. Bu sebeple Araplar emsalini görmedikleri için onun karşısında aciz kalmışlar, aciz kalınca da Kur'an'ın sihir olduğunu iddia etmekten başka bir yol bulamamışlardır. Bugüne kadar gelen bütün şairler, edebiyatçılar, Kur'an'ın nazmı ve manası karşısında aciz ve hayran kalmışlar, tek bir âyetin dahi benzerini söyleyememişlerdir. İcazı ve belagati insan sözüne benzemez. Tek kelimesi çıkarılsa veya bir kelime eklense, lafzındaki o mükemmelliğe ulaşılamaz. Kur'an'ın icazının iki unsuru vardır, ikisi de vahye dayanır: nazmı ve manası. Kur'an'ın mucize oluşunun en açık delili yüce belagatidir. Allah bu ilahî kitabında bütün zaman ve mekânları kuşatacak bir şekilde beyan ve fesahat erbabına meydan okumuş, hiç kimse bir cümlesinin benzerini söyleyememiştir. Deneyenler olmuşsa da hepsi aciz kalmıştır. Bu güne kadar aksi isbat edilmediği için bundan sonra olması da mümkün değildir. (Bu hususta meydan okuyan ayetler (el-Bakara,23-24; el-İsra,88; Hud,13-14; Yunus, 38) Meydan okumanın Arapçayı en güzel bir şekilde kullananlara yöneltilmesi dikkat çekicidir. Hz. Muhammed (sav) ümmi idi Hiç kimseden bir şey okumamış, öğrenmemiş, hiç bir şey yazmamıştı. Buna rağmen ondan önce gelmiş peygamberlerin kıssaları, daha önceki ümmet ve kavimlere dair olayların gerçek olarak Kur'an'da anlatılması bir mucizeden başka bir şey değildi. Kureyşliler onun okur-yazar olmadığını biliyorlardı. Daha önceki kavim ve peygamberlere dair tarihi olaylar kıssa ve vak'aları nereden öğrendi? Bu ancak ilahi vahyin ta kendisi idi. "Ey Muhammed! (Bu Kur'an sana indirilmeden önce) Sen daha önce bir kitaptan okumuş ve sağ elinle de onu yazmış değildin. Eğer öyle olsaydı bâtıla uyanlar şüpheye düşerlerdi." (Ankebut ,48 ) Geçmiş Peygamber ve ümmetlere dair olayları anlatmakla yetinmemiş gelecekte olacak bir çok hususu da haber vermiştir Bu olaylardan en önemlisi; Ateşe tapan Perslerin mağlup ettikleri Rumlar karşısında çok kısa zamanda mağlup olacaklarını ve Rum Devleti'nin galip geleceğini haber vermesidir ki, o gün için bu haberin çok uzak bir ihtimal olduğu söylenmiştir. Ama Allah'ın (cc) Kur'an'da haber verdiği gibi olmuş, on sene geçmeden Rumlar Persleri mağlup etmiştir: "Elif. Lâm. Mîm. Rumlar, yenildi. Arapların bulunduğu bölgeye en yakın bir yerde onlar, Halbuki onlar, bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir." (Rum, 1-5) Allah Peygamberine Mekke'yi fethedeceğini müjdelemiştir Rivayet edildiğine göre, Peygamber, Hudeybiye'ye çıkmadan önce rüyasında kendisinin ve ashabının emniyet içinde başlarını tıraş ederek Mekke'ye girdiklerini görmüş, bunu ashabına haber vermişti. Onlar da çok sevinmişlerdi. Nihayet sefere çıkıp, Hudeybiye'de alıkonulup döndükleri zaman bu durum onları çok üzmüştü. Bazı münafıklar da üstü kapalı konuşmalara başlamışlardı. Bunun üzerine fethin müyesser olacağı bildirilerek, bir sene önceki fetih (Hayber fethi) hatırlatılmıştır. "Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse siz güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram'a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi." (el-Feth, 27) Arapların bilmediği bir çok dini inanç, amel ve ahlâki hususları Kur'an beyan etmişti Araplar tevhid akidesi, meleklere, gayba, kıyamet ve hesap gününe, amellerin karşılığı olan Cennet ve Cehenneme iman etmenin gerektiğini bilmedikleri gibi, teşri ile ilgili hükümleri, helal ve haramı, insanın saadetini temin eden ahlâki kuralları, kardeşlik ve yardımlaşma ruhunu, birr ve takvayı, aile ve insanlara karşı görevleri de bilmiyorlardı. İnsan hayatı için çok önemli olan bu kuralları anlatan âyet-i kerimeleri Hz. Peygamber insanlara okuyarak tebliğ ediyordu. Kendisi Ümmi idi. Hukuk, sosyoloji, psikoloji tahsil etmediği gibi, felsefe, ahlak ve gayba dair de bir şeyin eğitimini almamıştı. O halde bu İlahi hazineden kendisine vahyedilen nübüvvetten başka bir şey değildi. Kur'an'ın bir çok âyetinde ilmî hakikatler açık olarak ifade edilmiştir. Kainat, gök, yer, yıldızlar, gezegenler, gece ve gündüzün oluşumu, insan yaratılışı ile ilgili cismanî, aklî ve ruhî safhalar, nebat, hayvan ve böceklerle ilgili beyan ve açıklamalarla, bulutlar yağmur, fırtınalar, dağlar, ağaçlar nehirler, denizler gibi kainatta mevcut olan her şeyin tafsilatlı açık ve net olarak anlatılması asrımızın ilim adamlarını dahi hayrette bırakmıştır. Kur'an nazil olduğunda insanoğlu bunları bilmediği gibi, uzun zaman da anlayamamıştır. Ancak bu asrımızda ilmin çok gelişmesiyle Kur'an'ın ifade ettiği bu hakikatler anlaşılmıştır. Kur'an'ın nüzulundan bu güne kadar on dört asır geçmesine rağmen ne naslarında ve ne de mana ve kast ettiği hususlarda hiçbir tenakuz, kusur ve bozulma görülmemiştir. Kur'an hem ifade bakımından, hem mana ve hüküm bakımından bir bütünlük arz etmektedir. İnsanların söylediği sözler, güzellik ve düzgünlük bakımından daima aynı olmaz. Yazan ve söyleyenin içinde bulunduğu hal ve şartlara göre değişir. Kur'an'ın ifade ve üslubu ise baştan sona emsalsiz bir güzellik ve düzgünlük içindedir. Bu sözlerin ihtiva ettiği mana, hüküm ve haberler de, yaratılış öncesinden ebediyete kadar hemen her şeye temas ettiği halde tam bir tutarlılık, bütünlük, sıhhat ve uyum arz etmektedir. Yalnızca bunları düşünmek ve tesbit etmek bile, Kur'an'ın insan eseri olmadığını, Allah'tan gelmiş bulunduğunu anlamaya yetecektir. "Hâla Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı." (en-Nisa 82) Kur'an'ın pek çok olan icaz yönleri, genel olarak şu iki kısımda toplanarak özetlenebilir: 1- Bütün insanları hedef alan i'câzı: Kur'an'ın o zamana kadar duyulmayan, adı sanı bilinmeyen gaybî hakikatlerden haber vermesi ve bunların aynen çıkması, geçmiş ümmetlerden ve onların kıssalarından bahsetmesi, bütün devirlerde, her yerde ve her millete uygulanabilen genel ve eşsiz bir hukuk sistemi ortaya koyması mucizedir. Çünkü Hz. Muhammed (sav) ümmî idi, okuması yazması yoktu. Onun herhangi bir âlim ve mürşidden ders almadığı, hukuk ve kanun okumadığı tarihen sâbittir. O halde, böyle ümmî bir zâtın, Kur'ân-ı Kerim gibi, Arap belâgat ve fesâhatının zirvesinde olan ilahî hikmetlerle dolu eşsiz bir hukuk sistemini, kendi çabasıyla meydana getirebilmesi mümkün değildir. İşte Kur'ân-ı Kerim'in bu yöndeki icazını ve onun büyük bir mucize olduğunu aklı selim sahibi herkes rahatlıkla kavrayabilir. 2- Kur'ân-ı Kerim'in Araplara yönelik bulunan i'câzı: Bu Kur'ân'ın ilâhî lâfzının, eşsizliğidir. Kur'an'ın hayret verici, insanı büyüleyen yüce bir belagatı ve eşsiz bir fesahatı vardır. Eşsiz bir uslup, geniş ve engin bir manâ hazinesi olan Kur'ân-ı Kerim, asırlardır tekrar tekrar meydan okuduğu halde, Arap edebiyatı, belagat ve fesahat üstadları bu güne kadar Kur'ân'ın bir benzerini yapmaktan âciz kalmışlardır.


    Yrd. Doç. Dr. M.Sadık Hamidi-Elif Eryarsoy Aydın



    Paylaş
    Kur'an'ın nazmı ve manası karşısında aciz ve hayran kalmışlar Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Peygamberimize inanmayan müşrikler bile kararmış kalplerine rağmen kuranı kerimden söz işittiklerinde söyleyecek söz bulamaz, cümledeki ahengi ve anlamının güzelliği karşısında şaşkınlıkları yüzlerinde okurdu.



kuranın nazmı