Kur'an-ı Kerim ve Kur'an Hakkında Yazılar Forumundan Kur'an Terimleri Kelime Sözlüğü Hakkında Kısa Bilgi
  1. 15

    Reklam

    Reklam




    T


    Tağut
    : Put, sanem, şeytan. ALLAH´ın hükmünü tanımayan her varlık, kişi veya güç. Küfür ve zorbalık yolu.

    Tahrif
    : Bir şeyi bir başkasıyla değiştirme, yerine bile bile sahtesini koyma, batıl ile süsleyip donatma.

    Tahvil
    : Dönüşüm. İç değişiklik. Tebdil, intikal, aktarma.

    Takva
    : Vikaye mastarından isim. Korumak. Kur´an´da, Ahirette insana zarar verecek, sonsuz bir azaba yol açacak ve dünyada da sıkıntı, yıkım, felaket gibi şeylere neden olacak şeylerden sakınmak, korkmak. İmtihanda duyarlılık. Nefsi her türlü günah ve isyandan, bozulma ve sapmalardan koruma.

    Takvim
    : Eğri olanı doğrultmak, bir kıvama, düzene koymak, bir değer biçmek, değerlendirmek. Maddi ve manevi her tür güzellik. En güzel yaratış biçimi, suret. Kemal.

    Talak
    : Bir kaydı çözme, salıverme. Nikah bağını çözme. Boşama.

    Tashir
    : Boyun eğdirme, emir altına alma, yararlanılabilir duruma getirme. Görev verme, sorumluluk yükleme. Kahretme. Boyunduruk altına alarak işe koşma. Emre amade kılma. Ram etme. Arzuya uygun, uyumlu hale getirme. Musallat kılma. Bütün tabiat varlıklarının insanın yararına sunulması, insanın onları kullanabilecek, onlarla uyum sağlayabilecek bir kıvama getirilmesi. Kolaylaştırma (Teshil-Tesyir)

    Tatavvu´
    : Vacip olmayan fazla, ilave bir itaatte bulunmak. Nafile ile eş anlamlı bir kelimedir.


    Tathir
    : Temizlik ve arınma. Günah, isyan ve şirk pisliklerinden temizlenme. Yıkanma, gusül.

    Tavaf
    : Bir şeyin çevresinde yürümek, dönmek. Terim olarak, hacc ibadetinde Ka´be´nin etrafında dönmek.

    Tavır
    : Aşama, durum. Yaratılışta safha, dönem veya farklılık.

    Tayyib
    : Temiz, hoş, güzel. Kur´an´da, ALLAH´ın ve Resûlü´nün kendisine izin verdiği şey. Helal. Güzel ameller.

    Tazarru´
    : Yalvarma-yakarma. İçten isteme. Dua.

    Tebdil
    : Bir şeyi başka bir şeyle değiştirme. Bir şeyi bir yerden başka bir yere koyma.

    Tebliğ
    : Ulaştırma, iletme, götürme. Peygamberin ALLAH´tan aldıkları vahyi insanlara belli bir yöntem (sünnet) izleyerek duyurmaları, iletmeleri.

    Tebşir
    : Müjdeleme, müjde verme. Genellikle sevindirici bir sonucu haber vermek anlamında kullanılırsa da, bazan kötü bir sonucu haber vermek için de aynı kelime kullanılabilir. Kur´an´da, mü´minlerin dünyada sürdürdükleri temiz, acılı ve İslami hayatın ebedi karşılığının daha dünyada iken onlara haber verilmesi, müjdelenmeleri. İnzar´ın zıddı.

    Tebyin
    : Temyiz etme, ayırdetme. Açıklama. Bir müşkülü giderme, bir kapalılığı açma.


    Tecessüs
    : Cess´ten türeme. Cess, aslında hastalığı anlamak için nabız yoklamak, el ile yoklamak ve haber araştırmaktır. Dikkat ve titizlikle araştırma. Gizlilikleri, ayıp ve kusurları, başkalarının mahrem hayatını araştırma. Casus da bu kökten türeme bir kelimedir.

    Tedbir, Tedebbür
    : Bir işin iyi ve sıhhatli olması için arkasını, önünü gözeterek takdir ve idare etmektir. Bütün evreni yönetmek, her işi evirip çevirmek. Tabii düzenini ayakta tutmak, kanunların işlemesini sağlamak.

    Teemmül
    : Düşünce dinamiklerinin işler bir duruma getirilmesi. Bir şeyi bütün incelikleriyle ve unsurları arasındaki bağıntılarını gözden uzak tutmayarak inceden inceye ve dikkatle düşünme. Kişiyi gaflet uykusundan uyandıracak düşünme yöntemi.

    Tefavüt
    : Aykırılık, çarpıklık, çelişki, uyumsuzluk, noksanlık.

    Tefehhüm
    : İnsanın kavrama, kavramları anlama yeteneği ve çabası. Fehm, anlama.

    Tefekkür
    : Gereği gibi ve hikmetle düşünme. Zihnî üstün bir çaba harcama, cehd.

    Tefsir
    : Açığa vurmak, örtüyü açmak. Akla yatkın bir şeyi izah etmek, kapalı, toplu bir anlamı açıklamak. Yorum tarzı.

    Teheccüd
    : Gecenin bir bölümünde kalkıp ibadet etmek, namaz kılmak.

    Tehlike
    : Sonunda büyük zarar, kayıp ve acı olan iş. Kur´an´da, cihadı ve infakı terketmek suretiyle toplumun karşılaşacağı büyük zararlar, kölelik, açlık, iç çatışmalar; ahirette de zorlu bir sorgulamaya tâbi tutulma.

    Tekasür
    : Çokluk, servet, bolluk. Sayı çokluğu. Öğünç ve kibir araçları. Çok sayıda ayrıntı, teferruat. Kur´an´da, insanın zenginlik ve maddi güç toplama tutkusuna kapılması veya hayatın asıl ve nihai sorunlarını unutacak kadar ayrıntı cinsinden şeyler, meseleler ve uğraşılar içinde kaybolması; üstelik bunu övgü, ayrıcalık ve üstünlük konusu görmesi.

    Tekbir
    : Büyükleme. Terim olarak, ALLAH´ı büyükleme. O´nu tazim etme, yüceltme. O´nun dışında hiç kimseyi, hiç bir varlığı ve gücü büyük kabul etmeme, reddetme.

    Te´lif
    : Ülfet ettirmek, alıştırmak, ısındırmak, kaynaştırmak, sevdirmek, bir araya getirmek, birleştirip dağınıklığı, parçalanmayı gidermek.

    Tereddi
    : Gerileme, çöküş, düşüş. Terim olarak, kişinin İslam´ın izzet ve şerefine mensup olduktan sonra geri dönmesi, alçalması. Dejenerasyon.

    Tertil
    : Aralarında az aralık bulunan düzgün ve uyumlu dişler için kullanıldığı gibi, sözü düzgün, yavaş yavaş, gerekli araları vererek, güzel telif ve beyan ile söylemeye de sözün tertili denir. Terim olarak, ayet ayet ayırma. Açıklama. Belli bir düzen ve kural içinde okuma. Ağır ağır, harflerini belli ederek okuma.

    Tesbih
    : Aslı suyun içinde süratle yürümek, yüzmek. Yıldızların kendi yörüngelerinde akması. Tathir etme, pek temiz tutma. Yüceltme. Terim olarak, ALLAH´ı tenzih etme, yüceltme. Deruni bir iç duyarlılık ve tabii bir halde ALLAH´a yönelme, O´nu anma.

    Tevbe
    : Dönmek. Bir şeyi yapmaktan vaz geçmek. En kapsamlı ve en özlü anlamıyla günahı ve isyanı terktir. Ciddi bir pişmanlık, bir daha günaha dönmemek üzere kesin bir karar verme ve bunu ısrarla uygulama (Bkz. Nâsuh Tevbe).

    Tevekkül
    : Kendi adına bir başkasını vekil kılma. İnsanın gücü dahilinde olan bütün tedbirleri aldıktan ve yapılması gerekenleri ihmale yer vermeden yaptıktan sonra, gücünü aşan şeyleri ALLAH´a bırakması, yalnızca O´na güvenip dayanması, kendini O´nun koruyuculuğuna terketmesi.

    Tevhid
    : Birleme. Terim olarak, hiç bir benzer, denk, eş ve ortak koşmaksızın ALLAH´ın birliğine katıksız olarak iman etmek. ALLAH´ı tek yaratıcı, rızık verici, terbiye edici, tedbir edici, emir ve hüküm koyucu, hesap sorucu ve karşılık verici olarak bilmek ve kabul etmek. Kullukta ALLAH´tan başka hiç bir gücü, hiç bir şahsı, hiç bir kurum ve nesneyi pay sahibi kılmamak.

    Te´vil
    : Yorum, insanın istek ve tutkularına uygun düşen çarpık tefsir ve açıklama tarzı. Veya bir şeyi aslına döndürmek, söz veya fiil halinde asıl amacına ulaştırmak. Açıklama biçimi. Bir ihbarın gerçekleşmesi. Kur´an´ın va´dettiklerinin sonucu.

    Tevrat
    : Kelime anlamı şeriat ve hak demek olan Tevrat, ALLAH´tan Hz. Musa´ya indirilen kitaptır. İbranice olarak indirilen bu kutsal kitap sonraları Yahudi bilginlerince tahrif edilmiştir. Bugün aslı mevcut değildir.

    Teyemmüm
    : Suyun bulunmadığı yerde veya bulunup da kesin zaruret sonucu kullanılamadığı zamanlarda su yerine temiz toprakla abdest almak.

    Tezkiye
    : Tezekki, temizlenmek demektir. Halis, arı, pâk olmak. Aydınlanmak, nemalanmak.

    Tilavet
    : Takip etme, izleme, bir şeyin arkasına düşme. Okuma, aktarma, uyma, tabi olma. Terim olarak tilavet, ALLAH´ın indirilmiş kitaplarına uyma, onları okuma ve anlama. Okumadan daha kapsamlı bir terim olarak ilim ve amel anlamlarına da gelir.

    Tûba
    : Habeş veya Hind dillerinde cennet. Cennette bir ağaç. Mis gibi hoş kokulu ve güzel, çarpıcı. Kutluluk, mutluluk, güzellik.

    Taşkınlık: Küstahlık yaparak sınırı aşmak, haddi çiğnemek. Azgınlık, şaşkınlık. Küfürde inatçı ve saldırgan tutum. Zorbalık, haksız tahakküm, baskı. ALLAH´ın dışında her neye olursa olsun kullukta bulunmak tuğyan, kullukta bulunulan şey de tağuttur.





    **************************************


    U

    Ulu´l-Azm: Sebat ve sabır ehli. Üstün kararlılık sahipleri. Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Muhammed (s.a.v.) için kullanılır.

    Ulu´l-Emr: Emir ve yetki sahipleri. Müslümanlardan olan yöneticiler. Veliyyü´l-Emr. Bilginler.

    Uli´l-Erham: Yakınlar, aralarında sıhri bağ olan, her zaman gözetilmeleri, korunmaları gereken yakın akrabalar.

    Uli´l-Erham: Kitabın anası. Levh-i Mahfuz. Ezeli ilim.

    Ummü´l-Kura: Şehirlerin anası. İlk Ev (Ka´be´nin) çevresinde kurulan ilk şehir. Mekke.

    Umre: Sözlük anlamı ziyaret. Terim olarak, farz olan Hacc´ın zamanından başka bir zamanda Ka´be´yi ziyaret etmektir ki ihram, tavaf, sa´y, halk ve taksirden ibarettir.

    Uzeyr: Yahudilerin ALLAH´a oğul olarak isnad ettikleri kişi. Bir görüşe göre bir peygamber veya salih bir insan.

    Uzza
    : Cahiliyede bir put ismi.




    *************************************


    Ü

    Ücret: Dünyevi karşılık. Bir işin yapılmasına veya harcanan bir emeğe karşı verilmesi gereken hak. Kur´an´da, kadının evlilik sırasında almaya hak sahibi olduğu şey, mehir.

    Ümmet: Bir zaman içinde, bir mekan üzerinde, bir din etrafında veya bir peygamber arkasında toplanmış, birbirleriyle tutarlı ve uyumlu insan topluluğu. Cemaat. İnsan dışındaki varlıklar için de kullanılabilir. Tek başına bir mü´min, Hz. İbrahim. Millet, İslam. Din. Yol.

    Ümmî: Anadan doğduğu gibi. Okuma yazması olmayan. Yabancı kültürlerden, etkili dış şartlardan etkilenmemiş. Kur´an´da, kitap ehli olmayan. Mekke müşrikleri.

    Üsve: Örnek. Arkasından gidilmesi, takip edilmesi, kendisine uyulması; taklid edilmesi gereken timsal. Hz. Peygamber.




  2. 16
    Reklam




    V


    Va´d: Bir işin sonucunu yer ve zaman göstererek bildirme, haber verme. Kur´an´da, ALLAH´ın helak ve azabla uyarıp korkutması. Ölümden sonra diriliş, haşr ve hesap günü. Vaid: Bir işin kötü sonucunu, bir şerri haber verme.

    Vahy
    : Büyük bir sürat ve bir gizlilik içinde verilen işaret, remiz. Fısıltı, ilka. Risalet. ALLAH´tan peygambere dini iletme tarzı. İlham. Cebrail´in peygambere haber getirmesi.

    Vakıa: Olay, gerçek, olgu. Kur´an´da, gerçekleşmesi kesin olan Kıyamet. Vuku´: Düşüş. Başa gelen, çatan büyük iş.

    Vasiyet: Tavsiye anlamında söz. Bir kimsenin hayatında, ölümü veya yokluğunda başkalarından bir şey yapmalarını istemesi. Ismarlama. Kendi malına başkasını malik kılma. Emir. Farz. Gerisi için tavsiyede bulunma. Ailesinin ve malının yararına başkalarını tasarruf sahibi kılma.

    Vaz´
    : Yerine koyma, kılma, ikame etme. İcad etme, yaratma. Bırakma, doğurma. İskat etme, uydurma ve iftira. Bir şeyi vaz´etme, ilkesini koyma, yapılması için kural tesbit etme.

    Vecih: Büyük ün ve üstün şeref sahibi kimse. Güçlü ve saygın. Yeri, makamı ve değeri yüksek tutulan.

    Vekil: Koruyucu, işleri üstüne alan, karşılık veren. Veli. Rakîb. İşlerin kendisine havale edildiği kimse. Ruh. Kendisine havale edilen işleri düzeltip herkesin yapabileceğinden daha iyisini yapan. ALLAH.

    Velayet: Hüküm sahipliği. İşlerin yürütücülük makamı. Ümmetin meşru önderliği, yönetim mekanizması.




    *****************************************

    Y


    Yakîn: Gerçeğe ve vakıaya uygun ve hiç bir şüphe ile aksi düşünülmesi mümkün olmayan kesin bilgi, inanç, ilim. Her türlü kuşkunun ötesinde apaçık olan şey. Kur´anın bildirdiklerini hiç şüphesiz olarak görmeyi sağladığı için ölüm.

    Ye´cüc ve Me´cüc: Tefsir kaynaklarına göre Hz. Nuh´un oğlu Yasef´in soyundan gelme iki kabile ismi.

    Yemin: Sağ yan. Sağ. Zorlu yakalama; güç ve kudret. Hak. Bkz. Meymene.

    Yemîn
    : Kuvvet ve sağlamlık sembolü olan sağ el´den gelir. Bir sözü ALLAH´ın ismini özel bir amaçla anarak güçlendirmek, yani yemin etmek. And, kasem.




    *******************************************


    Z

    Za´f: Güç ve kuvvetin zıddı. Zayıflık. Ruhi, akli ve bedeni güçsüzlük. İnsanın zayıf yaratılması, çeşitli ihtiyaçlarını karşılamaksızın yaşayamaması şeklinde açıklanmıştır.

    Zakkum: Tihame´de biten küçük yapraklı, tadı acı ve kokusu oldukça kötü bir ağaç. Kur´an´da, cehennem tasvirlerinde geçen zehirli ve acı bir ağaç.

    Zan: Kesin bilgiye dayanmayan şey. Vehim ve kuruntu. Gerçek olarak bilinen, fakat aslında gerçek olmayan şey. Yanlış bilgi veya tahmin.

    Zebani: Cehennemde bulunan azab melekleri.

    Zebur: Kelime anlamı büyük demir parçası. İçinde öğüt, hikmet ve hüküm bulunan kitap. Şeriatler ve yükümlülükler kitabı. Hamd, övgü ve öğüt kitabı. Hz. Davud (a.s.)´a indirilmiş kitap.

    Zekat: Tezkiye ile aynı kökten gelir. Kötülükten, pislikten arınma, bir güzel temizlenme. Tathir. Maddi gücü yetenlerin yoksul olanlara devretmek zorunda oldukları mali değer. Fakirlere verilmesi gerekli olan ALLAH´a ait bir hak. Devlet vergisi. Artma, artış. ALLAH´tan bir bereket olarak verim ve gelişme. İslam´ın temel şartlarından, ana esaslarından biri.

    Zelle: Ayağın bir amaç olmaksızın yürümesi veya istemeyerek kayması. Yanılma, unutma veya yanlışlık eseri yapılan istenmeyen şey, hata.

    Zıhar: Cahiliye´de erkeğin, karısını, ´Sen artık bana annem gibisin´ türü bir yeminle kendi kendisine yasaklaması. Kadının boşanmış sayılmadığı fakat ebedi terkini gerektiren bu katı hükmü İslam kefaret cezasıyla ıslah etmiş ve kadınların evlilik haklarını teminat altına almıştır.

    Zikir
    : Anma, hatırlama. Öğüt. Düşünme. Öğünç, üstün şeref. Kur´an´da, Levh-i Mahfuz. Kur´an-ı Kerim.

    Zulüm: Karanlık. Bir şeyi olması gerekenin dışında bir yere koyma. Haksızlık. İncitme, can yakma. Adaletin zıddı. Kur´an´da, küfür ve şirk. Cehalet, nankörlük, günahların iyiliklerden oldukça fazla olma durumu. Toplumsal baskı, tiranlık. Meşru sınırları ve hakları çiğneme, yok sayma. Zalum: Çok zalim, haksızlığa çok eğilimli. ALLAH´a ve kullara karşı sorumluluklarını gereği gibi yerine getirmeyen, kendine yazık eden.

    Zulumat: Nurun ve aydınlığın zıddı. Zulmet. Kur´an´da, cehalet, şirk ve fısk içinde yaşama tarzı. Katmerlenmiş iç ve dış karanlık.

    Zur
    : Zor. Batıl, yalan ve çirkin. Aslı astarı olmayan, gerçeğe dayanmayan ifade ve açıklama. Yalan şahidlik.

    Zühd: Az şey. Bir şeye değer vermeme. Dünya güzelliklerini ve çekiciliğini önemsememe.

    Zürriyet
    : Soy, nesil. Çocuklar. Zayıf kimseler. Neslin devamı