Mumine Ahlak ve Kötü Ahlak / Kötü huy ve Sıfatlar Forumundan Tekfir Meselesi Ve Sınırları Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Tekfir Meselesi Ve Sınırları

    Reklam




    TEKFİR MESELESİ VE SINIRLARI


    Tekfir olayı, yani birinin veya bir topluluğun muhtelif sebeplerle İslam dairesinin dışında olduğuna hükmedip, ona göre muamele etme hadisesi İslam tarihinde ilk defa Haricîlerle gündeme oturmuş bir meseledir
    Haricîlerle gündeme oturan bu mesele, ilmî, aklî, siyasî neticeleri bir kaç nesil devam etmiş sonunda ehl-i sünnet görüşüyle istikrara kavuşturulmuştur
    Ancak tarihte olduğu gibi, tekfirde aşırılık eğilimini şiddet ve işkence ile bertaraf etme yanlış bir tutum olur Zirâ fikirler fikirlerle doğrultulursa ikna edici olacaktır Üstelik bu tekfir eğilimine onları iten sebepte de gözardı edilmemelidir Tekfirde aşırılık eğilimine saplananlar, toplumda gördükleri ahlâkî, ictimaî ve siyasî fesadın neticesi olarak buna meyletmektedirler Genelde bu eğilim sahipleri ümmetin ıslahına aşırı hırsın, aşırı bir tezahürü olarak ortaya çıkıyor ve hak yolun ölçülerinden sapıyorlar
    Şu halde sahih itikada göre, tekfir sınırlarını belirlemeye çalışacağız (1)
    Geçmişte tekfir meselesini genişçe ele alan alimlerimiz (İbn-i Teymiye, İmam Rabbani, İbn-i Kayyım, İbn-i Hacer gibi) ve günümüz önde gelen alimleri (Hamdi Yazır, Kardavi, S Kutup, Mevdudî, Said Havva) asla toplumu topyekûn tekfir etmemişler, ancak toplumun lügavî manada düştükleri bataklığa dikkat çekmişlerdir Düzendeki şirk ve küfr yapılanması ile topyekûn toplumu şirk ve küfürde görmek yanlış bir tutumdur
    - Bir hükmün altında yaşamak ayrıdır, o hükmü kabul etmek, ayrıdır Bu sebeple “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenlerin kâfir olması” ancak o hükme inanmadığından dolayıdır Yoksa bir müslüman da günaha düşmekle yahut günahı emretmekle Allah’ın hükmü dışına çıkıyor ama yine müslümandır
    - Tekfirde aşırılığa götüren bir hususta; “Kafire kafir demeyen kafirdir” hükmüdür Halbuki İmam-ı Azam bu fetvayı, açıkça kafir olduğu bilinen birisini o haliyle tasdik sadedinde söylemiştir
    - Sonra toplumu mürted saymakta bu aşırılığın bir neticesidir Zirâ mürted saydığın zaman öncesini İslam saymak gerekir ki sonradan mürted olsun Adam zaten dinsiz ise nasıl mürted olsun
    Bu aşırı eğilimlerin hüküm verdiği;
    a) Krallar, sultanlar kâfirdir
    b) Toplum müşriktir
    c) Tasavvufçular kâfirdir
    d) Bizim sözümüze katılmayan kâfirdir
    e) Darü’l-İslam’da olmayan topluma kâfir gözüyle bakılabilir gibi hükümleri acaba hangi mezhep imamının eserinde bulabiliriz? (2)
    Hem Kur’an-ı Kerim elinde sırf tevhid kırıntıları olduğu için ehl-i kitabı müşriklerden ayrı bir muameleye tabi tutmuştur Oysa günümüz toplumu tevhid noktasında avam seviyesinde bile ehl-i kitabın üstündedir (3)
    Yakın zamanlarda bilhassa Hizbullah olayında görüldüğü üzere tekfirde aşırılık üzerine bina edilmiş hareket sahipleri, tağûtî müesseselerle ciddi mücadeleye giremedikleri gibi, hem onların emrinde istihdam olunmakta, hem de İslam aleyhtarı komplo hareketlere birebir malzeme olmaktadırlar Hizbullah’ın derin devlet siyasetine nasıl alet olduğu, PKK için nasıl bir maşa olarak kullanıldığı zahir olmuştur Onların bu ahmaklığa düşmeleri, sahih İslam anlayışının ötesinde aşırı bir eğilimle kendi toplumuyla ters düşmelerinden ve çatışmalarından başka bir şey midir?
    Bu aşırı eğilim sahiplerinin itham ettiği, müslümanlar ise daha akıllı, metodlu ve ciddi çalışmalarla mesafe katederken, çileyi bunlar çekerken, sisteme maşa olanlar İslam’a taş attırmaktan başka birşey yapamamışlardır
    Kardavi Zahira Fittekfir adlı eserinde bu yanlışlığa düşmenin sebebini şöyle anlatır:
    “Haddi zatında zamanımızda hakiki küfr ve irtidat ehli çoğalmış, ellerindeki imkanlarla küfr ve ilhadlarını yayar olmuşlar, bazı dünya alimleri de onları bu tutumlarına rağmen müslümanlıkta zoraki tutmak için hoşgörü yarışına geçmişlerdir İslam’ın temel bilgilerini bile tam alamayan tekfir eğilimcileri ise, nassların bir kısmını ihmal etmişler, müteşabihata dalmışlar, küllî kaide dururken cüz’î kaideyi küllîleştirmişler, nassları yüzeysel olarak ele almışlar vb Halbuki bu durumun kâmil bir fetva için yeterli olamayacağı açıktır İhlas sahibi olmak yeterli değildir Ve bir çok sahih hadisle zemmedilen haricilerin hatasına düşmüşlerdir
    İşte bu sebepledir ki, selef-i salihin ilim öğrenmeyi ibadet ve cihaddan önde tutmuşlardır” (4)
    İbn-i Teymiyye konuyla alakalı olarak Mecmau’l-Fetava da der ki: “Herhangi bir kişiyi tekfir etmekten, fasık ve isyankâr saymaktan en çok sakınanlardan biriyim Ben Allah’ın bu ümmetin hatasını bağışlamış olduğuna inanıyorum”
    Te’vil, fıska manidir Bir kişi çeşitli delillerle bir sünneti kabul etmese veya birisini küfürle itham etse mazurdur
    Müctehidlerin dahi hataları da affedilmiştir
    Cenab-ı Hak mü’minleri birbirine dost bilmiş, şefkat ve merhametle kaynaşmalarını emretmiş, parça parça olmalarını yasaklamışken, sırf zan ve hevaya göre bir grubu dost bilip diğerine düşmanlık beslemek caiz olur mu? İşte ne zaman insanlar emredildikleri şeylerin bir kısmını terketmişler, aralarında kin ve düşmanlık zuhur edip, parça parça olmuşlardır” (5) (Hüseyin Hunus, age, sh 140-148)
    Bu ifadelerin sahibi İbn-i Teymiyye, bu hassasiyetindendir ki itikadî noktadan çok tenkid ettiği İbn-i A’rabiyi bile tekfirden kaçınmıştır (6)

    Kaynaklar
    1) Yusuf Kardavi, Zahira Fittekfir (http://usersevilnet/Pardawi)
    2) Hüseyin Yunus, Tekfir Meselesi, sh 10-28
    3) Hüseyin Yunus, age, sh 30-40
    4) Kardavi, age, Risale
    5) Hüseyin Yunus, age, sh 140-148
    6) Hasan en-Nedvî, İslam Önderleri Tarihi, c 1 (İbn-i Teymiyye Serisi)
    Yunus Hudayi



    Paylaş
    Tekfir Meselesi Ve Sınırları Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Kimin dine itimat edip etmediğini ve niyetlerinden geçen en ayrıntısına kadar bilen Allahu teadır. Bu hükümleri verecek olan bir tek odur. Bu nedenle insanların amellerini dinden çıktıklarını söylemek doğru değildir. Eğer doğru değilse iftira atılmış doğru olsa da insanları ilgilendirmez.



imamı azam tekfir