Mumine Ahlak ve Kötü Ahlak / Kötü huy ve Sıfatlar Forumundan Münafıkların Fitne Çıkarma Özellikleri Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Münafıkların Fitne Çıkarma Özellikleri

    Reklam




    Münafıkların en önemli özelliklerinden biri, müminler arasında "fitne" çıkarmaya çalışmalarıdır Fitne; müminlerin birliğini, Allah'a, peygambere ve Kuran'a olan sadakatlerini bozmaya yönelik her türlü saptırıcı konuşma ve tavrı ifade eder Münafıklar, kendileri sapkın bir yolda oldukları için müminleri de saptırmak isterler Bunu yapabilmek içinse, özellikle zorluk ve sıkıntı gibi görünen ortamları fırsat bilirler

    Münafıklar, Müslüman kimliği altında kendini sezdirmeden adeta şeytana hizmet vermektedir Nasıl ki şeytanın asıl amacı iman edenleri saptırarak kendi peşinden sürüklemekse, münafık da aynı düşünceyle Müslümanların arasında fitne yayarak, onların haktan yüz çevirmeleri için çalışır

    Çevrelerindekilere vesvese vermek isterler

    Müminlerin bulunduğu ortamlarda her zaman neşe, şevk ve canlılık hakimdir Kendi aralarındaki konuşmaları da her zaman olumlu, olayların hayır yönlerini hatırlatan ve Allah'ın vadettikleri ile müjdeleşen bir üsluptadır Ayrıca müminlerin konuşmalarında en çok dikkati çeken noktalardan biri de, her an kaderin şuurunda bir üslupla konuşmalarıdır Örneğin bir tehlikeyi, olumsuzluğu açıklarken dahi samimi olarak bu olayın kaderde olduğunu, onda bir hayır olduğunu o cümlenin bütünlüğü içinde mutlaka vurgularlar

    Fakat münafıklar kalplerindeki hastalığı konuşmalarında da gizleyemezler ve olayları olumsuz, kaderi unutmuş, adeta "felaket habercisi" üslubuyla anlatırlar Bir olayı azap ve sıkıntı içinde müminlerin aleyhinde bir durum varmış gibi açıklayarak, "keşke şunu yapmasaydınız", "tüh kaybettik", "vah yazık oldu" tarzında, kader gerçeğinden uzak insanların üslubu ile anlatırlar Kullandıkları bu felaketçi üslup onların Allah'ın gücünü takdir edemediklerinin de açık bir göstergesidir

    Bu üsluplarıyla çevrelerindeki samimi Müslümanları da vesveseye sürüklemeye çalışırlar Allah müminleri bu tehlikeye karşı uyarmış ve vesveseci insanların şerrinden Kuran'da şöyle söz etmiştir:

    De ki: İnsanların Rabbine sığınırım İnsanların malikine, insanların (gerçek) ilahına; 'sinsice, kalplere vesvese ve şüphe düşürüp duran' vesvesecinin şerrinden Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (içlerine kuşku, kuruntu fısıldar); gerek cinlerden, gerekse insanlardan (olan her hannas'tan Allah'a sığınırım) (Nas Suresi, 1-6)

    İşte münafıklar da bu tür bir sıkıntı verme, şevk kırma, moral bozma, ümitsizliğe sürükleme, şüpheye düşürme gibi niyetlerle Allah'ın kaderde hayırla yarattığı olayları bir kötülük veya felaketten bahsediyormuş gibi aktarırlar Halbuki her insanın her anı, en ince detayına kadar bir plan dahilinde gelişmektedir ve her olay Allah'ın kontrolü altında, O'nun izniyle gerçekleşmektedir

    Zorluk anlarında fitne çıkarırlar

    Münafıklar sinsi karakterlerini zorluk anlarında gösterirler Diğer münafıklarla gizli faaliyetler yapar, takva gördükleri kişileri doğru yoldan uzaklaştırmaya yönelik sistemli bir mücadele verirler Bunun için inkar edenlerle işbirliği yapmaktan bile çekinmezler Fakat münafıklar tüm eylemlerinin, konuşma ve davranışlarının kaderde tek tek belirlenmiş olduğunu, Allah'ın tüm yaptıklarına şahit olduğunu unutmuşlardır Rabbimiz "Allah kafirlere mü'minlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez" (Nisa Suresi, 141) ayetiyle, münafıkların çabasının boşa çıkacağına dikkat çekmektedir Bir başka ayette ise Allah müminlerin daima üstün geleceğini şöyle vurgulamaktadır:

    Kim Allah'ı, Resulü'nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır (Maide Suresi, 56)

    Münafık, müminlerin güçsüz olduklarını zannettiği zamanlarda onları sadakatsizliğe, hainliğe, umutsuzluğa, şevksizliğe sürüklemek ister Bunun için de sinsi bir üslup kullanarak, gizliden gizliye çevresindeki kişilerin imanını zedelemeye ve onları şüpheye düşürecek sözlerle kendine yandaş edinmeye çalışır Bunun için kullandığı yöntemlerden biri müminlere iftira atmaktır

    Kuran'da münafıkların, " Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" (Azhab Suresi, 12) ya da " bunları (Müslümanları) dinleri aldattı" (Enfal Suresi, 49) gibi ifadelerle iman edenlere vesvese vermeye çalışacakları haber verilmiştir Münafıklar, müminlerin fark etmediği gerçekleri kendilerinin fark ettiği zanına kapılırlar

    Bunun bir örneğini Kuran'da bildirilen Samiri adlı kişinin " Ben onların görmediklerini gördüm" (Taha Suresi, 96) sözüyle, Hz Musa'nın kavmini saptırmaya çalışmasında görebiliriz

    Münafıkların zorluk anlarında fitne çıkarmalarının bir nedeni de, bu anlarda daha rahat hareket ortamı bulmalarıdır Samiri, "fitne"yi ancak Hz Musa'nın olmadığı ve kavminin de yönlendirmeye müsait hale geldiği bir ortamda çıkarabilmiştir Doğru yoldan sapan kavmin, " Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız" (Taha Suresi, 91) demeleri, münafıkların bozgunculuk çıkartmak için, karmaşa ve zorluk ortamlarını kolladıklarının önemli bir delilidir

    Hz Muhammed (sav) dönemindeki münafıkların da, Peygamberimiz (sav) ve yanındaki müminler güçlü olduğu sürece fitne çıkarmamış olmaları dikkat çekicidir Kuran'da, münafıkların savaş ortamındaki karışıklığı, müminler arasında ayrılık çıkarmak için kullandıkları şöyle tarif edilmektedir:

    İşte orada, iman edenler, sınanmış ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: 'Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi' diyorlardı (Ahzab Suresi, 11-12)

    Münafıkların bu ifadeleri onların dine bakış açılarını yansıtır Çünkü mümin topluluğunun arasına katılırken onlar gibi davranmakta birtakım dünyevi çıkarlar ummuşlardır Fakat karşılaştıkları her zorluk onlar için büyük bir sıkıntıya dönüşmüş ve emeklerinin boşa gittiğini düşünmüşlerdir İşte bu yüzden çevrelerindeki tepkiyi göz önünde bulundurarak, kendi korkularına müminleri de ortak etmeye çalışmışlardır Peygamberimiz (sav) döneminde yaşayan münafıkların bu tür tekliflerini haber veren bir ayet şöyledir:

    Onlardan bir grup da hani şöyle demişti: "Ey Yesrib (Medine) halkı, artık sizin için (burada) kalacak yer yok, şu halde dönün" (Ahzab Suresi, 13)

    Buna karşılık müminlerin göstereceği tavır ise Kuran'da şöyle bildirilmektedir:

    Müminler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise dediler ki: "Bu, Allah'ın ve Resûlü'nün bize vadettiği şeydir; Allah ve Resûlü doğru söylemiştir" Ve (bu,) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini artırdı Müminlerden öyle erkek-adamlar vardır ki- Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler Çünkü Allah, (sözüne bağlı kalıp doğru olan) sâdıkları sadakatlerinden dolayı mükafatlandıracak, münafıkları da dilerse azaplandıracak veya tevbe (nasib edip tevbe)lerini kabul edecektir Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir (Ahzab Suresi, 22-24)

    Münafıkların, bozgunculuk çıkarma çabaları çeşitli zamanlarda olabilir Kuran'da Peygamberimiz Hz Muhammed (sav) döneminde yaşamış olan münafıkların bu yöndeki tavırlarına dikkat çekilen bir ayet şöyledir:

    Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cehd etmeyi (çaba harcamayı) çirkin görerek: "Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler De ki: "Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir" Bir kavrayıp-anlasalardı (Tevbe Suresi, 81)

    Peygamberimiz (sav)'in kavmi içinde bulunan kimi münafıkların riske gireceklerini sezdiklerinde en baştan müminlerden ayrıldıkları Kuran'da haber verilmiştir Bu ayrılık, gerçekte müminler için büyük bir rahmettir, çünkü Allah müminleri böylelikle aralarındaki fitnecilerden arındırmıştır Bu durum Kuran'da şöyle bildirilmektedir:

    Sizinle birlikte çıksalardı, size 'kötülük ve zarardan' başka bir şey ilave etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi İçinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır Allah, zulmedenleri bilir Andolsun, daha önce onlar fitne aramışlardı Ve sana karşı birtakım işler çevirmişlerdi Sonunda onlar, istemedikleri halde hak geldi ve Allah'ın emri ortaya çıkıp-üstünlük sağladı (Tevbe Suresi, 47-48)

    Allah adına mücadeleden bahane bularak kaçarlar

    Münafıklar, zorluk ve sıkıntı anlarında, müminleri terk etmeye ve kendi çıkarlarını kurtarmaya çalışırlar Ancak, bunu da her zamanki ikiyüzlülüklerini sürdürerek, yani kendilerini haklı göstermeye çalışarak yaparlar "Biz çıkarlarımız zedelenir diye korkuyoruz, Allah'a tevekkül edemiyoruz " demezler Bunun yerine bazı bahaneler öne sürerler Kuran'da, Peygamberimiz (sav) döneminde yaşamış olan münafıkların öne sürdükleri bahanelerin bazıları şöyle haber verilir:

    İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün, size isabet eden ancak Allah'ın izniyle idi (Bu, Allah'ın) müminleri ayırdetmesi; Münafıklık yapanları da belirtmesi içindi Onlara: "Gelin, Allah'ın yolunda savaşın ya da savunma yapın" denildiğinde, "Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik" dediler O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir (Al-i İmran Suresi, 166-167)

    Bedevilerden (savaştan) geride bırakılanlar, sana diyecekler ki: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti Bundan dolayı bizim için mağfiret dile" Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar De ki: "Şimdi Allah, size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa, sizin için Allah'a karşı kim herhangi bir şeyle güç yetirebilir? Hayır, Allah yaptıklarınızı haber alandır" (Fetih Suresi, 11)

    Onlardan bir topluluk da: "Gerçekten evlerimiz açıktır" diye peygamberden izin istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı (Ahzab Suresi, 13)

    Görüldüğü gibi, münafıkların öne sürdükleri bahaneler, "savaşmayı bilmiyoruz", "evlerimizi ve ailelerimizi korumak zorundayız" gibi sözde meşru gerekçelerdir Fakat Allah bu kimselerden " kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı" (Al-i İmran Suresi, 167) şeklinde bahsetmektedir Üstelik bu yalanlarını söylerken de Allah'ın adına yemin ederek bunu yaparlar Bunu haber veren ayette şöyle buyrulmaktadır:

    Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savaşa) çıkardık" diye sana Allah adına yemin edecekler (Tevbe Suresi, 42)

    Münafıkların bu yalanlarından bahseden bir başka ayet ise şöyledir:

    kalbindekine rağmen Allah'ı şahid getirir; oysa o azılı bir düşmandır (Bakara Suresi, 204)

    Münafıklar tarih boyunca hep aynı yalanlarla ortaya çıkmışlardır Dolayısıyla bu yalanlarını ne kadar makul bir zemine oturtmaya çalışsalar da, Allah samimiyetsizliklerinin delili olarak bu yönlerini pek çok örnekle önceden bildirmiştir Bu bahanelerin tümünün temel sebebi ise imanlarındaki zayıflık ve kalplerindeki hastalıktır Çünkü Allah' a ve ahiret gününe kesin bir bilgiyle iman eden bir Müslüman için böyle bir ihtimal söz konusu değildir Hatta müminler imanlarının verdiği şevk ve heyecanla her türlü zorluğa talip olurlar Allah'tan başka hiç kimseden, hiçbir tehlikeden korkmadan Allah için yaşarlar Münafıkların müminlerle çelişen bu tutumlarına Peygamberimiz (sav) döneminde yaşanan bir olaydan şöyle örnek verilmektedir:

    Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?" dediler (Nisa Suresi, 77)

    Ayette bildirildiği üzere, münafıkların insanlara karşı duydukları korku öylesine şiddetlidir ki, bu korku onların Allah'ın emrine açıkça başkaldırıp, isyan etmelerine sebep olmuştur Ancak bu kaçışları onlara kesinlikle bir fayda sağlamaz Bu şekilde zorluktan kaçarak dünya hayatında kendilerince akılcı davrandıklarını zannederler Ama asıl önemli olanın sonsuz ahiret hayatı olduğunu gözardı etmelerinden dolayı büyük bir kayıp içerisindedirler

    Müminler arasında yalan haber yayarlar

    Münafıkların bir başka fitne çıkarma şekli de, müminler arasında asılsız haberler yayma özellikleridir Münafıklar müminler aleyhinde gibi görünen herhangi bir gelişmeyi, daha da abartarak ve bir "felaket haberi" niteliğine sokarak müminler arasında yayarlar Bununla, mümin topluluğu arasında endişe ve huzursuzluk oluşturmak isterler Kuran'da münafıkların bu davranışlarından şöyle bahsedilmektedir:

    Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler Oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan 'sonuç-çıkarabilenler,' onu bilirlerdi Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz (Nisa Suresi, 83)

    Kuran'da bu tür bir tavrın karşılığı ve müminlerin bu kimselerin yalanlarına, iftiralarına nasıl cevap vermeleri gerektiği de, Peygamberimiz (sav) döneminde yaşanmış bir olay aktarılırken şöyle tarif edilir:

    Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla (zina iftirasıyla) gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azap vardır Onu işittiğiniz zaman, erkek müminler ile kadın mü'minlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: "Bu, açıkca uydurulmuş iftira bir sözdür" demeleri gerekmez miydi? (Nur Suresi, 11-12)

    Düzeltmek adına bozgunculuk yaparlar

    Münafıklar, her konuda olduğu gibi, fitne çıkarırken de ikiyüzlü davranırlar Yaptıkları kötülükleri, gerçekte iyi niyetli olarak yaptıklarını iddia ederler Gerçekte münafıkların ortaya bir haber yaymaktaki amaçlarında fitne çıkarmak, çevresindeki kişileri şüpheye düşürmek, onların şevklerini kırmak gibi pek çok kötü niyet söz konusudur Ancak kendilerine neden böyle yapıldığı sorulacak olursa iyi niyetle yaptıklarını söyleyeceklerdir Fakat Allah Kuran'da münafıkların bu tavrının samimiyetsizliğine şöyle dikkat çekmektedir:

    Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler (Bakara Suresi, 11-12)

    Bu yalanlarının haber verildiği bir başka ayet ise şöyledir:

    Zarar vermek, inkârı (pekiştirmek), müminlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: "Biz iyilikten başka bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya,) Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir (Tevbe Suresi, 107)



    Paylaş
    Münafıkların Fitne Çıkarma Özellikleri Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Münafıkların Çirkin Özellikleri


    1- Münafıkların giriştikleri en tehlikeli işlerden birisi şudur: Müslü-manları terkeder, yahudi ve hristiyanlarla dost olurlar, onlara bağlanır-lar Kur'an'ı Kerîm bir çok yerlerde onların bu hallerini açıklayarak, asıl yüzlerini ve iğrençliklerini su yüzüne çıkarmıştır İşte bunlardan biri Haşr süresidir Rabbimiz bu sûrede şöyle buyuruyor:
    "Münafıkların, kitap ehlin-den inkar eden dostlarına, "Eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız, mutlaka biz de sizinle beraber çı-karız; sizin aleyhinizde kimseye asla uymayız Eğer savaşa tutu-şursanız, mutlaka yardım ederiz" dediklerini görmedin mi? Allah onların yalancı olduklarına şahit-lik eder
    "Andolsun, eğer onlar çıkarilsalar, onlarla beraber çıkmazlar, sa-vaşa tutuşmuş olsalar onlara yardım etmezler, yardım etseler bile ar-kalarını dönüp kaçarlar, sonra kendilerine de yardım edilmez" (Haşr,59/11, 12)
    Yine Rabbim şöyle buyuruyor:
    "Allah'ın kendilerine gazab ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan Bilerek yalan yere yemin ediyorlar" (Mücadele 58/14)
    Süddî ve Mukatil'in anlattıklarına göre bu Mücadele âyeti Ab-dullah b Übeyy b Selûl ile Abdullah b Nebtel hakkında nazil olmuş-tur Bu iki şahsın ikisi de münafıkların önde gelenlerindendir Bu iki kişiden biri Rasûlullah (sa) ile beraber aynı mecliste bulunup, karşı-lıklı konuşur, sonra da sözü alır, yahudilere iletirdi İşte aşağıdaki âyet de bununla ilgili olarak nazil olmuştur:[295]
    "Bunların arasında bocalayıp durmaktalar; ne onlara (bağlanı-yorlar) ne bunlara Allah'ın şaşırttığı kimseye asla bir (çıkar) yol bu-lamazsın" (Nisa, 4/143)
    Ayrıca bir sûre var ki, tümüyle münafıklardan sözeder İşte bu sûre "Münafikûn" süresidir Rabbimizin bu sûrede bildirdiğine göre bunlar aslında içlerinde olmayan şeyleri açığa vururlar Asıl amaçla-rını gizlerler Bunlar müslümanlar aleyhine hareket ederler ki, müslü-manların safları zayıflayıp güçsüzleşsin Rabbimiz (cc) şöyle bu-yuruyor:
    "Onlar: "Allah'ın elçisinin yanında bulunanlar için hiç bir şey harcamayın ki dağılıp gitsinler" diyenlerdir Oysa gök-lerin ve yerlerin hazineleri Allah'-ındır Fakat münafıklar bunu an-lamazlar"
    "Onlar, "Andolsun, Eğer Medine'ye dönersek, en üstün olan, en alçak olanı oradan mut-laka çıkaracaktır" diyorlardı Halbuki üstünlük ancak Allah'ın ve peygamber'inin ve mü'minlerindir Fakat münafıklar bunu bilmezler" (Münafikûn, 63/7-8)
    Bu âyetin nüzul sebebiyle ilgili olarak Cabir (ra)'den gelen riva-yete göre; Câbir b Abdullah (ra) diyor ki: "Biz Hz Peygamber (sa) ile birlikte bir gazada bulunuyorduk Bu sırada muhacirlerden biri, Ensardan birinin kıçına vuruverdi Bunun üzerine Ensar'dan olan kim-se: "Ey Ensâr!" diye seslendi Muhacir olan da aynı şekilde, "ey Muhacirler" diye seslendi Her ikisi de kendi çevresini yardımına ça-ğırıyordu Bu durum üzerine Rasûlullah (sa):
    "- Bu cahiliye davası da nedir?" diye müdahalede bulundu Ora-dakiler de:
    - Ey Allah'ın Rasûlü! Muhacirlerden olan biri, Ensardan olan bi-rinin kıçına vurdu cevabını verdiler Rasûlullah (sa) de:
    "- Bırakın o adeti, çünkü o kokuşmuştur" buyurdu Daha sonra (Münafıkların lideri durumunda olan) Abdullah b Ubeyy b Selûl du-rumu duydu ve şöyle dedi: "Onlar böyle bir işi yaptılar ha" Allah'a yemin ederim ki, şayet Medine'ye dönecek olursak, kesin olarak be-lirteyim, en şerefli ve kuvvetli olan (kendisini ve çevresini kasdediyor), oradan (Medine'den) en hakir (aşağılık) olanı (Rasûlullah'ı kasdedi-yor) çıkaracaktır
    Hz Peygamber (sa) bu ifadeleri duydu Hz Ömer (ra) ise:
    - Beni bırak ta bu münafıkın boynunu vurayım, diye izin istedi Ancak Rasûlullah (sa) şöyle buyurdular: "Bırak onu, insanlar Mu-hammed (sa) arkadaşlarını öldürtüyor, diye konuşmasınlar"[296]
    Muhammed b İshak da, Asım b Amr b Katade'den rivayetle şunları söylüyor: "Münafıkların Reisi olan Abdullah b Übeyy b Se-lûl'ün bu tutumu karşısında, oğlu samimi iman sahibi Abdullah, ba-basından böyle bir davranışın Rasûlullah'a ulaştığını öğrenince, he-men Rasûlullah (sa)'a koştu ve dedi ki:
    - Ya Rasûlullah! Abdullah b Übeyy'in sana karşı olan tumumu-nu ve onu öldürteceğini öğrendim Şayet sen böyle bir şey yapacak isen, onu öldürmeyi bana emir buyur, ben hemen onun başını vurup sana getireyim Vallahi Hazrec kabilesi, babasına karşı benden daha iyi davranan (birisini) biliyor değildir Tek korkum babamı öldürmesi için benim dışımda bir başkasına emir verirsiniz de, bunun üzerine ben de babam Abdullah b; Obey'in katilinin halk arasında gezmesine rıza gösteremeyebilirim Bu yüzden (kâfir olan) babamı öldüren bir mü'-mini öldürme hatasına düşebilirim Sonunda da cehenneme girerim (işte izin ver ki, kâfir olan babamı kendi elimle öldüreyim) Bu durum karşısında Rasûlullah (sa) şöyle buyurdular:
    "- Aksine biz ona iyi davranacağız, ona güzel muamelede bulu-nacağız Onun yanımızdaki sohbeti sebebiyle kendisine herhangi bir şey yapılmayacaktır"[297]
    İkrime ve daha başkalarının rivayetlerine göre, insanlar savaştan Medine'ye döndüklerinde Abdullah b Übey'in oğlu Abdullah (ra), Medine girişinde yalın kılıç olarak durup babasını bekledi İnsanların hepsi oradan geçiyorlardı Babası Abdullah b Übey gelince, oğlu dö-nüp babasına şöyle seslendi: - Geriye Baba da:
    - Ne oldu sana, yazıklar olsun! diye seslendi Oğul Abdullah da şöyle konuştu:
    - Rasûlullah (sa) sana izin vermedikçe, buradan öteye bir çizgi bile geçemezsin! diye cevap verdi Hz Peygamber (sa) ise, askerini geriden izliyordu Zaten o, tevazuu ve alçak gönüllülüğü gereği hep ashabının gerisinden gelirdi Münafıkların lideri Abdullah b Übey oğlu Abdullah'ı Rasûlullah (sa)'a şikayet etti Oğul Abdullah da şöyle konuştu:
    "Vallahi ya Rasûlullah sen izin verinceye dek, o Medine'ye gire-meyecektir" Ancak Allah Rasûlünün izin vermesi üzerine Abdullah, babası Abdullah b Übey'i salıverdi Oğul Abdullah babasına şöyle söyledi:
    - Artık, Rasûlullah (sa) sana izin vermiş bulunuyor, şimdilik ge-çebilirsin"[298]
    Gerçekten bu hadise, bu olay, imanda sadakatin ve doğruluğun en açık bir şeklidir Zira Abdullah b Abdullah b Übey Rasûlullah (sa)'a şöyle diyordu:
    "Şayet, sen böyle bir şey yapacaksan, bana emret ki, ben onun başını derhal sana getireyim" Bir oğulu babası aleyhinde böyle bir işe sevkeden olay, ancak güçlü bir imana sahip olması, derin bir vela'ya ve dostluğa bağlı bulunması, kendi özünden de olsa, uzaklaşıl-ması gerekenden uzak durması tavrı olmalıdır
    2- Bunların en iğrenç ve kötü niteliklerinden biri de, meselelerini çözümde Allah'ın şeriatını terketmeleri, muhakeme konusunda Tağutlara başvurmaları Çünkü bunların tüm arzulan, bu tağutlar tarafın-dan gerçekleşmektedir Nitekim Rabbimiz bunlar için şöyle buyur-maktadır:
    "Sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tağut'a inanmamaları kendilerine emro-lunduğu halde, Tağut'un önünde muhakemeleşmek istiyorlar Hal-buki şeytan onları büsbütün sap-tırmak istiyor
    "Onlara: Allah'ın indirdiği-ne (Kitaba) ve Rasûl'e gelin" (onlara başvuralım) denildiği za-man, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün
    "Elleriyle yaptıkları yüzün-den başlarına bir felaket gelince
    hemen "Biz yalnızca iyilik etmek ve arayı bulmak istedik" diye ye-min ederek sana nasıl gelirler!
    Onlar, Allah'ın kalblerindekini bildiği kimselerdir; onlara aldır-ma, kendilerine öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında tesirli söz söy-le!" (Nisa, 4/60-63)
    Bu münafıkların aslında Allah'ın hakimiyetini reddetmeleri, ima-nın da reddi demektir Nitekim Allah (cc) şöyle buyuruyor:
    "(Bazı insanlar) "Allah'a ve peygamber'e inandık ve itaat ettik" diyorlar; ondan sonra da içlerinden bir gurup yüz çeviriyor Bunlar inanmış değillerdir
    "Onlar, aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve peygam-ber'e çağırıldıklarında, bakarsın ki içlerinden bir kısmı yüz çevirip dönerler
    "Ama, eğer (Allah ve Rasûlünün hükmettiği) hak kendi IclıleVi-ne ise, ona boyun eğip gelirler
    "Kalplerinde bir hastalık mı var; yoksa şüphe ve tereddüt içinde midirler? Yoksa Allah ve Rasûlünün kendilerine zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, asıl zalimler kendileridir!" (Nûr, 24/47-50)
    Sonra Allah (cc), bu mesele ile ilgili olarak mü'minler ile müna-fıklar arasında çok ince ve dakik bir ölçü koymaktadır
    Sadık ve samimi olan mü'min, Allah'ın hükmüne boyun eğer ve ondan hoşnut kalır, "İşittim ve itaat ettim", der Rabbimiz şöyle bu-yuruyor:
    "Aralarında hüküm verme-si için Allah'a ve Rasûlüne davet edildiklerinde, "İşittik ve itaat et-tik" demek, sadece mü'minlerin söyleyeceği sözdür İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir" (Nûr, 24/51)
    İşte bu, mü'minin vasfı ve niteliğidir Münafıka gelince onun be-lirgin özelliği Allah'ın hükmünden yüz çevirmek ve onun karşısırida büyüklük göstermektir
    3- Onların aşağılık ve adi vasıflarından bir başkası da; İçinde bu-lundukları İslamî safı terkedip kaçmaktır, kâfirler adına casusluk yap-mak, müslümanların durumlarını açığa vurmak ve sırlarını ifşa etmek-tir Yüce Allah (cc) şöyle buyuruyor:
    (Evlerinizde) oturup da kardeşleriniz hakkında, "Bize uy-sal ar ılı öldürülmezlerdi" diyen-lere, "Eğer doğru sözlü insanlar iseniz, canlarınızı ölümden kurta-rın bakalım!" de" (Âl-i İmrân, 3/168)
    Bilindiği gibi, liderleri Abdullah b Übey kanalıyla Uhud sava-şında İslam ordusundan, ordunun üçte biri geri dönmüş, müslümanlar bu savaşta isabet almışlar ve oldukça da dehşete kapılmışlardı Aynı şekilde böyleleri Tebûk savaşında ve daha başka savaşlarda da ordu-ya katılmayıp ayrılmışlardı Aynı zamanda bunlar daima kâfirleri se-vip onları dost kabul etmişler, onlara karşı muvalat göstermişlerdir Rabbim bunlar hakkında şöyle buyurmaktadır:
    "Münafıklara, kendileri için acı bir azap olduğunu müjdele! Mü'minleri bırakıp ta kâfirleri dost edinenler, onların yanında iz-zet (güç ve şeref) mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah'a aittir" (Nisa, 4/138-139)
    Yine Rabbim onlardan haber vererek buyuruyor ki:
    "Sizi gözetleyip duranlar; eğer size Allah'tan bir zafer (na-sip) olursa, "Sizinle beraber de-ğil miydik" derler Kâfirlerin (za-ferden) bir nasipleri olursa (bu sefer de onlara), "Sizi yenip Öldü-rebileceğimiz halde (öldürmeyip)
    mü'minlerden korumadık mı?" derler Artık Allah kıyamet gününde aranızda hükmedecektir ve kâfirler için mü'm inler aleyhine asla bir yol vermeyecektir" (Nisa, 4/141)
    Özellikle Tevbe sûresi onların çirkin yüzlerini ortaya koyarak ken-dilerini rezil etmektedir Rabbimizin şu âyetleri onların durumlarım ortaya koymaktadir:
    "Ancak Allah'a ve ahıret gününe inanmayan, kalbleri şüphe-ye düşüp, kuşkular içinde boca-layanlar senden izin isterler
    "Eğer onlar (savaşa) çıkmak isteselerdi elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı Fakat Allah onların davranışlarını çirkin gör-dü ve onları geri koydu, onlara, "Oturanlarla (kadın ve çocuklar-la) beraber oturun!" denildi"
    "Eğer içinizde (Onlar da sa-vaşa) çıksalardı, size bozguncu-luktan başka bir katkıları olmaz-dı ve mutlaka fitne çıkarmak is-teyerek aranızda koşarlardı İçi-nizde, onlara iyice kulak verecek-ler de vardır Allah zalimleri ga-yet iyi bilir"
    Andolsun onlar önceden de fitne çıkarmak istemişler ve sana ni-ce işler çevirmişlerdi Nihayet hak geldi ve onlar İstemedikleri halde Allah'ın emri galip geldi
    "Onlardan öylesi de var ki, "Bana izin ver, beni fitneye düşür-me" der Bilesiniz ki onlar zaten fitneye düşmüşlerdir Cehennem, kâfirleri mutlaka kuşatacaktır
    "Eğer sen bir iyiliğe (zafer ve ganimete) erişirsen, bu durum on-ları üzer Ve eğer sana bir musibet erişirse, "Biz (savaşa girmemekle); önceden işimizi (sağlama) almıştık" derler ve böbürlenerek dönüp giderler" (Tevbe, 9/45-50)
    Bu âyetlerde Rabbimiz mü'rninlere açıklamada bulunmaktadır Şayet bu münafıklar sizinle savaşa çıkmış olsalardı, sizi zarara uğra-tırlardı Çünkü bunlar korkaktırlar, aşağılık kimselerdirler Kesinlikle aranızda laf taşımak, kin yaymak suretiyle, bir fitne oluştururlar-dı[299] Nitekim Rabbimiz şöyle buyuruyor:
    "Allah'a inanın, Rasûlü ile beraber cihâd edin" diye bir sû-re indirildiği zaman, onlardan ser-vet sahibi olanlar, senden izin is-tediler ve "Bizi bırak (evlerinde) oturanlarla beraber olalım” de-diler"
    "Geride kalan kadınlarla beraber olmağa razı oldular, onların kalblerine mühür vuruldu Bu yüzden onlar anlamazlar" (Tevbe, 9/86-87)
    Bu münafıkların yapacağı daha bir çok kötülükler vardır Ancak Allah (cc), onların tehlikeleri karşısında mü'minleri uyardı ve pey-gamberine de bunları açıkladı Rabbim (cc) dilemiş olsaydı, bunları açık bir şekilde peygamberine gösterirdi Ancak bu kimseler laflarını eveleyip gevelemekle bilinirler Rabbim buyuruyor ki:
    "Biz dileseydik onları sana gösterirdik de, sen onları yüzlerin-den tanırdın Andolsun ki sen on-ları, konuşma tavırlarından tanırsın Allah işlediklerinizi bilir" (Muhammed, 47/30)




  3. 3
    Allah razı olsun kardeşim.

    Zorluk anlarında fitne çıkarırlar

    Münafıklar sinsi karakterlerini zorluk anlarında gösterirler Diğer münafıklarla gizli faaliyetler yapar, takva gördükleri kişileri doğru yoldan uzaklaştırmaya yönelik sistemli bir mücadele verirler Bunun için inkar edenlerle işbirliği yapmaktan bile çekinmezler Fakat münafıklar tüm eylemlerinin, konuşma ve davranışlarının kaderde tek tek belirlenmiş olduğunu, Allah'ın tüm yaptıklarına şahit olduğunu unutmuşlardır Rabbimiz "Allah kafirlere mü'minlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez" (Nisa Suresi, 141) ayetiyle, münafıkların çabasının boşa çıkacağına dikkat çekmektedir Bir başka ayette ise Allah müminlerin daima üstün geleceğini şöyle vurgulamaktadır:


    ne kadar doğru Allahım bizleri zalimlerle yanyana bulundurmasın yazınız için çok saolun.....



fitne çıkarmanın cezası,  fitne çıkarmak,  fitne cikarmak,  fitne çıkarmak nedir