Mumine Ahlak ve Kötü Ahlak / Kötü huy ve Sıfatlar Forumundan Derin Uyku "Gaflet" Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Derin Uyku "Gaflet"

    Reklam




    Derin Uyku Gaflet Gaflet, Allah’ı unutmak, nefsin hevâ ve hevesine uymak demek olup nîmetin elden gitmesine ve pişmanlığa sebep olur Hak Dostlarından Hamdun Kassar, gafleti şöyle tarif eder:

    “Kulun, Rabb’ının işini bırakıp nefsinin idâresine düşmesidir” (H Kâmil Yılmaz, Gönül Erleri, c1, s206)

    Kur’ân-ı Kerîm uyanık olmayı, dâima Allah Teâlâ’yı anmayı ve gâfillerden olmamayı öğütler:

    “Rabbini, içinden, yalvararak ve O’ndan korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah ve akşam an Gâfillerden olma!” (el-A’râf, 205)

    Gafletten kurtulmanın tek çaresi, Allah Teâlâ’yı gönülden anmaktır Bu sayede kalb, gafletten uyanır ve îmân nûru ile dolar Allah’ı zikretmekten gâfil olanlara şeytan musallat olur Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:

    “Kim Rahmân (olan Allah’ı) zikretmekten gâfil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz Şüphesiz bu şeytanlar, onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar” (ez-Zuhruf, 36-37)

    Kalbî huzûrun muhâfazası için, gâfil ve fâsıklarla ünsiyetten şiddetle sakınmalıdır Sâlih insanlardan gönüllere huzûr ve ferahlık aksettiği gibi, gâfil kimselerden de huzursuzluk ve kasvet akseder Bu bakımdan gönül erbâbı, hallerini muhâfaza için mümkün olduğu kadar gâfillerden uzak durmalı; sâlih, mâneviyatlı kimselerle ülfet etmeli ve onların meclislerinde bulunmalıdır Hazret-i Dâvûd -aleyhisselâm-, Cenâb-ı Hakk’a zaman zaman şöyle ilticâ ederdi:

    “Allahım, beni gâfillerin meclîsine yönelmiş görürsen, daha oraya varmadan ayaklarımı kır ki, onların yanına gidemeyeyim Böyle yapman, benim için büyük bir lütuf olur” (Osman Nûri Topbaş, Tasavvuf, s458)

    Gafletin en büyüğü; kulun Rabb’ından ve O’nun emirlerinden gafletidir İbni Atâ der ki:

    “Kalbini zikir ehlinin meclislerine yakın tut ki, bu sûretle gafletten kurtulasın!”

    Gaflet hâlinin eşyâya bile sirâyet ettiğini gösteren şu olay ne kadar ibretlidir:

    Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri birgün, içinde bir huzursuzluk hâli hissetmiş ve bir türlü kendisini bu halden kurtaramamıştı Meclisinde bulunanlara:

    “-Hele bir bakın, aramızda yabancı biri var mı?” dedi

    Araştırdılar, kimseyi bulamadılar Fakat Bâyezîd-i Bistâmî israr etti:

    “-Hele iyi araştırın! Asâların olduğu yere de bakın!” dedi

    Tekrar araştırdılar ve gâfil birinin asâsını buldular O asâyı dışarı çıkardılar; Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri’nin gönül huzûru da yerine geldi (Osman Nûri Topbaş, Tasavvuf, s214)

    Gafletten korunmanın şartlarından biri de dünyaya gönül vermemek ve az yemeğe dikkat etmektir Ebû Süleyman Dârânî Hazretleri buyurur:

    “Mide dolu olunca, kalbi gaflet basar İnsan, Rabbini unutur” (Evliyâlar Ansiklopedisi, c5, s270)

    Gaflet uykusu, uykudan daha kötü ve zararlıdır Zîra uyayan kimse üzerine kalem işlemez Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh-; uykuyu, gaflet uykusuna tercîhle şöyle buyurur:

    “Gâfiller arasında bulunup onların in’ikâsını almaktansa, uyumak daha evlâdır Cenâb-ı Hakk Ashâb-ı Kehf’i, fâsıkların arasından ayırarak onların kalblerini gafletten korumuştur” (Osman Nûri Topbaş, Nebîler Silsilesi, c3, s99)

    Mevlânâ Ebû Yezîd -kuddise sirruh- buyurur:

    “Avâm(halk tabakası) için günahtan kaçmak nasıl vâcib ise, havâs(yüksek tabaka) için de gafletten kaçmak öyle vâcibdir Avâm, nasıl günahlardan sorguya çekilirse, havâs da gafletten suçlandırılır” (Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri, c6, s47)

    Gâfilâne bir hayat; çocuklukta oyun, gençlikte şehvet, erginlikte gaflet, ihtiyarlıkta elden gidenlere hasret ve binbir türlü çırpınış ve nedâmetten ibârettir

    Sâlihlerden biri, rüyâsında hocasını görür ve ona:

    “-En çok neden pişmansınız?” diye sorar Hocası da ona:

    “-En büyük pişmanlığım, gafletimdendir” diye cevâp verir (İmâm Gazalî, Kalblerin Keşfi, s33)

    Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri, gafletin büyük bir pişmanlık sebebi olduğunu ne güzel ifâde eder:

    “Aç gözün gafletten uyan,

    “Nâdim olur nefse uyan,

    “Bâtılı kor Hakk’ı duyan,

    “Nic’olur hâlin ey gâfil!” (Azîz M Hüdâyî, Dîvân-ı İlâhiyât, s457)

    Ebû Saîd Harraz Hazretleri anlatıyor:

    Bir gün sokağa çıktım Yolda kalabalığın bir deli etrafında kümelendiğini gördüm Deli kaçmaya çalışıyor, onlar da kovalıyordu Deli kızıp onlara dönünce, bu sefer onlar kaçmaya başlıyordu Ben de yaklaştım:

    “-Dur ey deli!” dedim Adam dönüp baktı:

    “-Deli kime derler biliyor musun?” dedi

    “-Hayır…Bilmiyorum!” dedim Şaşkın bakışlarıma adam şu cevâbı verdi:

    “-Deli ona derler ki, attığı her adımda Allah Teâlâ’yı anmaz ve gâfil gezer” (Evliyâlar Ansiklopedisi, c5, s259)

    İnsanların çoğu gaflet uykusunda olup ölünce hakîkatı görüp uyanacaklar, fakat iş işten geçmiş olacaktır


    Abdülkadir Geylânî -kuddise sirruh- buyurur:

    “Ey gaflet uykusunda uyuyanlar! İyi biliniz ki, sizi Yaratan uyumuyor” (Allah Dostları, c7, s58)

    Sultân Dördüncü Murâd Hân, gaflet ehlini şöyle uyarır:

    “Bu dünya fânîdir sakın aldanma,

    “Mağrûr olup tâc ü tahta dayanma,

    “Yedi iklim benim deyu güvenme,

    “Uyan ey gözlerim gafletten uyan!”

    Allah’ı yakînen bilerek yapılan az ibâdet, gâfilâne yapılan çok ibâdetten daha kıymetlidir Bu sebepten ibâdetlerin büyük bir uyanıklık içerisinde îfâ edilmesi gerekir Bilhassa namazın, insanı gafletten alıkoyan tesiri büyüktür Zîra namaz, bir zikirdir Gaflet hâli ise, zikirle (yani Allah’ı hatırda tutma ile) aslâ bağdaşmaz Namazın bu özelliğinden dolayı Cenâb-ı Hakk şöyle buyurur:

    “…Beni anmak için namaz kıl!” (Tâhâ, 14)

    Gafletlerinden dolayı namaza aldırış etmeyenler yahut namaz vakitlerini geciktirenler hakkında Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:

    “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar, namazlarından gâfildirler” (el-Mâûn, 4-5)

    Gâfil insan, sisli bir havada önünü iyi göremeyen kimse gibidir Hakkı bâtıldan ayırt edemez, gözleri perdeli olur, hakîkatı göremez, görse bile umursamaz Günahlar, nefsine hoş gelir Yaptığı hatalar, kendisini rahatsız etmez Hesapsız, ölçüsüz, duygusuz ve mânâsız bir hayat yaşar Ölümü, âhireti, hesâbı ve azâbı hiç düşünmez Bütün bu hakîkatlar ona masal veya hikâye gibi gelir Beş vakit namazı, hattâ cuma namazını bile kılmaz Halbuki cumayı terk edenler hakkında hadîs-i şerîfte ne acı bir îkaz vardır:

    “Bir takım kimseler, yâ cuma namazını terk etmekten vazgeçerler, yâhut Allah Teâlâ, onların kalblerini mühürler de artık gâfillerden olurlar” (Müslim, Cum’a, 40)

    Gafletle yapılan duâların bile kabûl edilmediği hadîs-i şerîfte şöyle ifâde buyurulur:

    “Allah’a, kabûl edileceğine yakînen inanarak duâ ediniz! Zîra Allah Teâlâ, gâfil bir kalble yapılan duâyı kabûl etmez” (Tirmizî, Deavât, 65)

    Tasavvufî hayatın zirvesine erenler, devamlı bir uyanıklığa kavuşmuşlardır Hoca Alaaddîn -kuddise sirruh- buyurur:

    “Kendimi bildim bileli, bir serçe kuşunun başını suya sokup çıkaracağı zaman içinde bile bana uykuda veya uyanıklıkta gaflet yol bulmamıştır” (Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri, c1, s78)

    Müslüman, her ânının Allah’ın murâkabe ve müşâhedesi altında olduğunu, Allah’ın kendisini her an gördüğünü, her işlediğini bildiğini, her söylediğini duyduğunu, hatta kalbinden geçen her şeyden ânında haberdar olduğunu bilmelidir Kâinatta her zerre, kendine mahsûs bir lisân ile Allah Teâlâ’yı tesbîh ederken, mahlûkatın en şereflisi olarak yaratılan insanın, yaratanından gâfil olarak yaşaması ne hazindir! Evet, insanoğlu birgün gelir, o derin gaflet uykusundan uyanır, fakat eldeki bütün fırsat ve imkânları yitirmiş olduğundan, artık elinden hasret ve nedâmetten başka bir şey gelmez


    Kaynak : Altinoluk Dergisi



    Paylaş
    Derin Uyku "Gaflet" Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Uyan ey gozlerim gafletten uyan
    Uyan uykusu cok gozlerim uyan
    Azrail’in kasdi canadir inan
    Uyan ey gozlerim gafletten uyan
    Uyan uykusu cok gozlerim uyan

    Seherde uyanirlar cumle kuslar
    Dillu dillerince tesbihe baslar
    Tevhid eyler daglar taslar agaclar
    Uyan ey gozlerim gafletten uyan
    Uyan uykusu cok gozlerim uyan

    Semavatin kapularin acarlar
    Muminlere rahmet suyun sacarlar
    Seherde kalkana hulle bicerler
    Uyan ey gozlerim gafletten uyan
    Uyan uykusu cok gozlerim uyan

    Bu dunya fanidir sakin aldanma
    Magrur olup tac-u tahta dayanma
    Yedi iklim benim deyu guvenme
    Uyan ey gozlerim gafletten uyan
    Uyan uykusu cok gozlerim uyan

    Benim, Murad kulun, sucumu affet
    Sucum bagislayub gunahim ref’et
    Resul’un sancagi dibinde haşret
    Uyan ey gozlerim gafletten uyan
    Uyan uykusu cok gozlerim uyan
    (Sultan 3 Murad)




  3. 3
    GAFLETTE YAŞAMAK

    Bu öyle bir hâldir ki kişi bakar görmez, işitir duymaz, okur anlamaz olur. Sanki üzerinde ölü toprağı vardır. Üzerini örten elbiseleri, yorganı değil de gaflet örtüsüdür. Sanki gaflet, akıntılı bir nehir, kendisi de küçük bir teknedir. Nehir nereye götürse oraya gider. Ne yol sorulur, ne vasıta, ne de varılacak istasyon.

    Cenâb-ı Hakk’ın “Gâfillerden olma!” emriyle hiç gaflette kalmayan bir peygamberin ümmeti olarak gaflet asrında dünyaya geldik. Balıklar misali “Ol mâiler ki derya içredirler, deryayı bilmezler” sırrınca nice yıllar gaflette yaşadık ve gaflette olduğumuzu anlamadık. Ancak gafletten ikaz edildiğimizde gafletin tâ hücrelerimize, en derin hissiyatlarımıza işleyebilen ince ve sinsi bir hastalık olduğunu anlayabildik. Bu sefer de müteyakkız olarak gaflet deryalarındaki seyrimiz başladı. O zaman da anladık ki insan her yaşta, her seviyede gaflete düşebilir ve aldanabilir.

    Mübarek, pak vücudu, muazzez, mücellâ, musaffâ rûh-u âlisine âşık olan Resûl-ü Ekrem Efendimiz’in (asm) bütün hücreleri ve zerreleri her zaman gafletten uzak ve hüşyardı. Ne Rabbini ne de ümmetini hiçbir zaman unutmaz ve hayatı boyunca gafletten uzak yaşamaya azamî dikkat ederdi. Hatta Kendisi uyku hâli olan maddi gaflet anını “Ben uyurum ama kalbim uyumaz” diye ifade ediyor. Vücudu ile ruhunu öyle hemhâl etmiş ki, bütün zerreler yüzlerini her an Cenâb-ı Hakk’ a çevirmiş. Bu hâl onun mübarek vücudunu öyle nurlandırmış ki, kesifliğini kaybetmiş ve Ashâb-ı Kiram “Gölgesiz vahyin gölgesiz vücuduna mazhar” bir peygamberle gezmişler, yaşamışlar.

    İslâmiyet gafleti aslen “Cenâb-ı Hakk’ı unutmak, emirlerinden habersiz olarak yaşamak” olarak ifade ettiği gibi “dikkatsizlik, ciddiyetsizlik, lâkaytlık” olarak da tanımlamaktadır. Bunun yanında bîhaber olmak, üstüne alınmamak, hiç ölmeyecek gibi yaşamak gibi mânâlar sözlüklerin ifade ettiği ıstılahi mânâlardır. Bu öyle bir hâldir ki kişi bakar görmez, işitir duymaz, okur anlamaz olur. Sanki üzerinde ölü toprağı vardır. Üzerini örten elbiseleri, yorganı değil de gaflet örtüsüdür. Sanki gaflet, akıntılı bir nehir, kendisi de küçük bir teknedir. Nehir nereye götürse oraya gider. Ne yol sorulur, ne vasıta, ne de varılacak istasyon.

    GAFLETİN SEBEPLERİ
    Elbette ki gaflet bir anda oluveren bir hâl değildir. İnsanlar bir anda gaflete düşmüyorlar. Gafleti hazırlayan sebepler vardır. Bunların başlangıcı ve en önemlisi; alışkanlık kazanmak yani ünsiyet ve peşinde ülfet peyda etmektir. Önce kâinatta meydana gelen eşsiz mûcizevî hadiselere, icraatlara karşı ülfet kazanılır. Bu ülfet perdesi ilk anda aralanmazsa git gide kalınlaşır. Öyle ki gaflet örtüsüne dönüşür. Gafletle yaşamak zamanla sefahate gider ve bir hayat tarzı olarak yerleşir. İnsanlar bu aşamadan sonra bildikleri hâlde yapmamaya ve geciktirmeye başlarlar. Artık zemin hazırdır. Öyle ki “gâfil olmak”, “gâfil avlanmak”, “gaflete düşmek” bu zeminin üzerinde gerçekleşir. İşte, gaybi aşina nazarı ile bizi bu hâllerden ikaz eden Resûl-ü Ekrem Efendimiz “İnsanlar uykudadır (gaflettedir), öldüklerinde uyanırlar!” buyurarak gaflette olanın gâfil avlanacağını haber vermektedirler.

    Müslümana hiç yakışmayan gaflet hastalığı bu asırda en çok lakayt kalmak ve ertelemek suretinde görülmektedir. Oysa “Erteleyenler helak oldu”, “Cehennemliklerin ekserisi tevbeyi geciktirenlerdir” hadisleri bu hâlin ne kadar tehlikeli olduğunu ifade etmektedir. Zira “ertelemek” fiili bilip de ertelemek, geciktirmek anlamı ihtiva etmektedir. Yani hadis-i şerif bilip de erteleyenlerden bahsetmektedir. Bu da gafletin ta kendisidir. Bunun tam tersi “Allahtan gâfil olanların arasında Cenâb-ı Hakk’ı anmanın çok büyük mükâfatları netice vereceğine” dair hadisler de mevcuttur.
    Nasıl gaflette olmak, gafletle yaşamak bir hâl üzere ise, gafletten ikaz ve teyakkuzda bulunmak da bir hâl üzeredir. Ancak haberdar olmak, dikkatli olmak ve ciddi olmakla bu hâl üzere kalınabilir. “Gafletten ikaz olmak”, “gaflet perdesini yırtmak” ve “Gafleti dağıtmak” da her an insanı Rabbisini hatırlamada müteyakkız kılacak hâl ve hareketlerle hayatını doldurmasına, kıymetlendirmesine bağlıdır. İşte bu hâldendir ki ehli gaflette hakîkî Müslümanları celbedecek hâller bulunmaz. Zira onların hayatında kendilerine Rablerini, peygamberlerini ve ölümü hatırlatacak eserler bulunmaz. Eser yoksa müessir de, müessire giden yol da yoktur.

    GAFLET PERDESİ NASIL KALKAR?
    Yaşadığımız hayata baktığımızda bizi gaflete alıştıracak ve o gaflette yaşatacak nice hâller görülür. Gezdiğimiz sokaklardan, konuştuğumuz insanlara kadar çoğu hâl bize, insanlığımızın gereğini hatırlatacak şeyleri unutturur. Ulvî hislerimizi uyutur. Evet, “Gaflet, hissi iptal ediyor. Ve bu zamanda gaflet öyle bir derecede iptal-i his etmiş ki, bu elim elemin acısını ehli medeniyet hissetmiyor”.

    Medeniyetin eczaları ve mutlu, zevkli, çağdaş bir hayatın anahtarları diye sunulan tarzlar, aslında gaflet vadilerindeki sefahat hayatlarının anahtarları olarak bilerek veya bilmeyerek kullanılıyor. Çoğu zaman elim neticelere sebebiyet veren bu “hiç ölmeyecekmiş gibi yaşanan” hayatlarda gaflet, zamanla yerleşmekte ve kurtulması oldukça zor olmaktadır. “Mevtin ikazatıyla o gaflet perdesi parçalansa” bile ancak bazı kalplerde derin etkiler bırakabilmekte, zamanla eski hâllere yeniden dönüşler olmaktadır.
    Ehli hidâyette de gafletin tezâhürü farklı şekillerde olmaktadır. İstenilen değil de istenen hayat tarzları sanki tahkik ehli olmadan, “bu kadarı yeter” nevinden bir hâl almaktadır. Öyle ki kütüphaneleri dolduran kitaplar seneler geçmesine rağmen alt nesillere, ilk alındıkları gün gibi yepyeni olarak miras bırakılmakta ve bununla övünülmektedir. Bu konuda gaflet öyle bir hâl almıştır ki sanki ibâdet; “eserleri tetkik edip yaşamak yerine koleksiyonunu yapmak” hâline dönüşmüş.

    Oysa bütün İslâm tarihi, peygamberler ve velilerin hayatı bize göstermiştir ki gaflet perdesi ilmî hassasiyet arrtıkça kırılıyor, parçalanıyor. Yani iman ve Kur’ân hakîkatleri ne kadar mütâlaa edilir ve bu konulara vukufiyet ne kadar artarsa gafletten ikaz da o kadar ziyadeleşir. Zira iman hakikatlerindeki hassasiyetin arttırılması, ciddiyetin arttırılmasına sebebiyet verecek ve en küçük bir sünnet-i seniyye dahi ihya edilerek Resûl-ü Ekrem akla getirilecek, oradan Vahdaniyete pencereler açılacak ve her şeyin üstünde Cenâb-ı Hakk’ın sikkesi görülebilecektir. Tahkik ehline yakışan da böyle bir tarzdır.

    Ehl-i İrfan olarak hayatımıza sinsice ilişen ve bizim için çok kıymetli olan zaman hazinemizi boşa harcatan, “rahatça yaşamak ve gafletli lezzetlenmek ve heveskârane nimetlenmek” adı altında “hayat nimetini ve şuur hediyesini ve akıl ihsanını istihfaf ve tahkir edip, dehşetli bir küfran-ı nimete” sebebiyet veren “gaflet” hâllerimizi yeniden gözden geçirelim. Gafletten ikaz olmak için müteyakkız kalalım.

    “İnsanlar uykudadır (gaflettedir), öldüklerinde uyanırlar!”
    Hadîs-i Şerif

    Bu zamanda gaflet öyle bir derecede iptal-i his etmiş ki, bu elim elemin acısını ehli medeniyet hissetmiyor




gaflet ile ilgili ayetler,  gaflet ile ilgili hadisler,  gaflet ile ilgili sohbetler,  gaflet ile ilgili ayet ve hadisler,  gafletle ilgili hadisler,  gaflet ile ilgili hikayeler,  gafletle ilgili sohbet