Mumine Ahlak ve Kötü Ahlak / Kötü huy ve Sıfatlar Forumundan Müslüman’ın Emanete Ihaneti Olamaz! Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Müslüman’ın Emanete Ihaneti Olamaz!

    Reklam




    MÜSLÜMAN’IN EMANETE İHANETİ OLAMAZ!

    “Bir peygambere, emanete ihanet yaraşmaz Kim emanete (Müslümanların ortak malına) ihanete ederse, kıyamet günü, ihanet ettiği şeyin günahı boynuna asılı olarak gelir Sonra herkese -asla haksızlığa uğratılmaksızın- kazandığı tastamam verilir”(Al-i İmran: 161)

    Zikrettiğimiz bu ayet-i kerime, Ebu Davud’un ibni Abbas’tan rivayet ettiğine göre, Bedir günü kaybolan kırmızı bir kumaş parçası ile ilgili olarak nazil olmuştur Bazı insanlar, “Belki Hz Resulullah aleyhissalatu vesselam almıştır” demişlerdi İşte bunların bu iddialarıyla ilgili ayet inmiştir

    Kaybolan bir kumaş parçasıydı, fakat bu kumaş parçası Müslümanların ortak malındandı! İşin ciddiyetini henüz kavramamış bazı insanlar, Hz Resulullah aleyhissalatu vesselam’ın almış olabileceğini söyleyivermişlerdi Hz Resulullah aleyhissalatu vesselam ile ilgili ileri sürülen bu iddia, Allah (cc)’ın gayretine dokunmuş olacak ki, hemen semanın kapıları ilahi vahiyle açılır ve şu ilahi ferman meseleyi vuzuha kavuşturur: “Bir peygambere emanete ihanet yaraşmaz!” Rabbi Zülcelâl, o tertemiz olan peygamberini bu yakışıksız iddiadan beri kılıyor ve bu işin de, “emanete ihanet” olduğunu beyan buyuruyor
    Kaybolan kumaş parçası maddi olarak belki çok kıymetsiz ve değersizdir, buna rağmen malikü’lmülk olan Allah (cc), bu konuyla ilgili vahyini indiriyor İşin ciddiyetine Müslümanlar’ın dikkatini celbederek, ahlaki yapılarıyla ilgili temel bir mihveri de yerleştirmiş oluyor Hem de büyük bir hikmetle ve eğitici bir üslupla, bu ahlaki ilkeyi Müslümanlar’ın dimağına kazımış oluyor
    Bugün İslam ümmeti olarak, belki en önemli handikaplarımızdan bir tanesi de bu tür önemli meseleleri basit ve önemsiz görmemiz ve fazla kâle almayışımızdır İşte bu garip durumumuzdan dolayı ümmet olarak olmamız gereken yerde olamadık ve insanlığın kurtuluşunu sağlayan o asli misyonumuzu bir türlü yerine getiremedik… Çünkü şeriatın hududunu muhafaza etmedeki hassasiyetimiz zayıf ve reflekslerimiz işlevsiz kalmaktadır Müslümanların ortak malından bırak bir kırmızı kumaş parçasına bu denli hassasiyet göstermeyi Allah (cc) korusun belki deveyi havuduyla beraber hallediyoruz da hiç umursamıyoruz…
    Kul hakkı, yetim hakkı, akrabalık hakkı, arkadaşlık hakkı vb haklar, İslam dininin hassasiyetle üzerinde durduğu konulardır Bu tür haklara riayet etmeyen ve üzerinde titremeyen insanlar için Rabbimiz: “Karınlarını ateşle doldurmuşlardır”(Nisa: 10) tehdidinde bulunmaktadır Evet, o bir türlü doymayan karnın, ateşle doldurulması! Yani her yutulan bir lokmanın ateş olarak mideye inip yerleşmesi… Hakikaten korkunç ve dehşetengiz bir durum




    Bu konunun vahametiyle ilgili olarak Hz Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurur ki: “Nefsim elinde olana yemin ederim ki, eğer bir adam Allah yolunda öldürülür sonra dirilirse, tekrar Allah yolunda öldürülür ve sonra dirilirse ve tekrar Allah yolunda öldürülürse, borcunu/kul hakkını ödemeden cennete giremez”(Müslim)


    Bizim burada söz konusu ettiğimiz emanet, bütün bu hakları içerdiği gibi, diğer tarafta da büyük bir davanın hakkını ve hukukunu tazammun etmektedir Bu öyle aziz bir davadır ki, bütün insanlığın kurtuluşunu ve onların dünya ve ahiret selametini hedeflemektedir Müslümanların, bu amaç ve hedefe matuf olarak en temel ve zaruri ihtiyaçlarından kısarak ve hatta ferağat ederek infakta bulundukları ve emen ellere teslim ettikleri emanetleri, elbette üzerinde titremeyi ve kuruşun dahi hesabı ciddiyetle yapılarak ihtimam göstermeyi gerektirmektedir Harcamalarda kılı kırk yarmayı, sermayeden en yüksek geliri çıkarmayı icab ettirmektedir Zira bu söz konusu olan mal, Müslümanların ortak malı ve onların tevdi ettikleri emanetleridir
    Vahyin sıcaklığı an be an yaşayan ve bu vahyin talimini bizzat Hz Resulullah aleyhissalatu vesselam’dan alan ashab, diğer tüm konular gibi bu emanet konusunu da iyi kavramış, hayatlarında ve uygulamalarında da titizlikle riayet etmişlerdir Kisra’yı, Bizans’ı, Mısır’ı, Kudüs’ü vb birçok bölgeyi fethedip hazinelerini İslam ümmetinin hazinelerine katan Hz Ömer (ra), bir gün cuma hutbesinde iken cemaatten biri ayağa fırlayıp:
    “Ey Müminlerin Emiri! Üzerinde giydiğin ridanın hesabını vermeden seni asla dinlemeyeceğim Zira beytu’lmaldan payıma düşen kumaştan seninki gibi bir rida çıkmadı” demesi üzerine Hz Ömer (ra), oğlu Abdullah’a “Oğlum! Kalk bu ridamın kaynağını beyan et” der




    Abdullah b Ömer(ra): “Beytülmalden payıma düşeni babama verdim, ikimize düşen kumaştan babamın üzerindeki rida çıktı” diye cevap verir Bunun üzerine hesap soran Müslüman: “Şimdi hutbene devam edebilirsin, seni dinleyeceğim” demiştir
    Yine bir gün Hz Ömer (ra)’in hanımı kendisine bir bardak bal şerbeti getirir Hz Ömer (ra): “Bu bal şerbetinden bütün Müslümanlar içebiliyorlar mı?”der Hanımı: “Beytülmalden bize verilen maaştan artakalanla bunu aldık” der Hz Ömer (ra): “O artakalan demek ki fazladır” deyip, o miktarın derhal kesilmesini emreder!




    Bu tür hadiseler ve misaller günümüz Müslümanlarına çok garip gibi gelebilir, hatta hayatımızda bu tür hassasiyetlerin esamesine tanık olmak bile çok olağanüstü bir durumdur Ancak unutmamak gerekir ki, Müslümanlara dünyanın kapılarını açan, büyük fetihler gerçekleştiren ve zamanın süper güçlerine boyun eğdirip üstünlükler sağlayan da hiç kuşkusuz bu sahih ve sarih İslami anlayıştı Allah (cc)’ın o muazzez şeriatını, büyük bir hassasiyet ve olağanüstü bir titizlikle uygulamaları ve hududullahı en üst derecede muhafaza edip sınırı aşmamaları neticesinde bu büyük başarıları elde etmişlerdir Zira “…Nusret/zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah katındadır”(Al-i İmran: 126)
    Bu asrın Müslümanları olarak, içinde bulunduğumuz bu hazin ve perişan durumdan kurtulmanın yolunun, şeriat’ın esaslarına bir bütün olarak sarılmamızdan geçtiğini asla hatırdan çıkarmamamız gerekir İslam ümmeti olarak, eğer bugün dava yolunda ciddi başarılar elde edemiyor, büyük atılımlar gerçekleştiremiyorsak; tağuti tiranların sistemlerini darmadağın edemiyor ve yeryüzünün zorba, kan içici, zalim süper güçlerini tarihin karanlık sayfalarına gömemiyorsak… bütün bunlardan öte, muazzez İslam’ımızı hatta kendi şahsımızda ve aile ortamımızda dahi kamilen uygulayamıyorsak bunun sebebini, ilahi düsturlara ve esaslara hakkıyla riayet etmeyişimizde aramamız gerekir Bunun başka bir sebebi olamaz…

    Müslümanların emanetini üstlendikleri halde hakkını vermeyenler için Rabbimizin şu tehdidini asla unutmamak gerekir: “Kim emanete ihanet ederse, kıyamet günü, ihanet ettiği şeyin günahı boynuna asılı olarak gelir” Zira Müslümanlar o emaneti, davaları aziz olsun, İslam’ın hâkimiyeti sağlansın, İslam ümmetinin zillet ve esareti son bulsun, İslam’ın tevhid kelimesi en yücelerde dalgalansın ve küfrün sancağı yerlerde sürünsün diye teslim etmişlerdi Bunun hakkının verilmemesinin neticesi, ruz-i mahşerde nedamet, hüsran ve yüzleri bürüyen bir zillet olacağı muhakkaktır

    Görüldüğü gibi Müslümanların emanetini tahmil etmek büyük bir hassasiyet ve sorumluluğu gerektirmektedir: ancak bu durum, sorumluluğu üstlenmekten kaçınmayı gerektirmez Hem sorumluluk üstlenilecek hem de işin hakkı verilecektir inşaallahür rahman…
    Faruk HAMZA



    Paylaş
    Müslüman’ın Emanete Ihaneti Olamaz! Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Müslümanların en temel özelliklerinin başında gelen güven duygusunu hiç kimseye karşı etkisizleştirmeden insanların kendisine daha doğrusu Müslüman vasfına uygun hareket etmesi lazım.