Mumine Ahlak ve Kötü Ahlak / Kötü huy ve Sıfatlar Forumundan Dinimizin Aslında Olmayan Yanlış İnanış Ve Hurafeler, Sihir, Kehanet Ve Falcılık Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Dinimizin Aslında Olmayan Yanlış İnanış Ve Hurafeler, Sihir, Kehanet Ve Falcılık

    Reklam




    DİNİMİZİN ASLINDA OLMAYAN YANLIŞ İNANIŞ VE HURAFELER, SİHİR, KEHANET VE FALCILIK

    عَنْأَبِىهُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّٰهُ #1593;َنْهُ قَالَقَالَرَسُولُ#1575;للّٰهِصَلّٰىاللّٰهُ
    عَلَيهِ وَسَلَّمَمَنْ عَقَدَ عُقْدَةًثُمَّ نَفَثَ فِيهَا فَقَدْ سَحَرَ، وَمَنْ سَحَرَ فَقَدْ أَشْرَكَ،
    وَمَنْ تَعَلَّقَ شَيْئًا وُكِلَ إِلَيْهِ

    Ebû Hureyre (ra) anlatıyor: "Rasûlullah (sav) buyurdular ki:
    "Kim sihir maksadıyla bir düğüm vurur sonra da ona üflerse sihir yapmış olur Kim sihir yaparsa şirke düşer Kim bir şey asarsa, o astığı şeye havale edilir"
    (Nesâî, Tahrîm 19)

    Sihir

    Sihir; sözlükte, sebebi gizli ve ince olan şey demektir Din örfünde ise, sebebi gizli olan ve gerçek olmadığı kabul edilen şeye denir ki, gözbağcılık ve hilekârlık şeklinde cereyan eder Türkçemizde ‘büyü ve efsun’ manalarında kullanılan sihir, muskacılık ve cincilik başta olmak üzere kişilerin maddî-manevî araçları kötüye kullanarak bazı gayeleri gerçekleştirme çabasını da içine alır Bunu sanat edinene de ‘sihirbaz’ adı verilir Ezherî sihri; "Bir şeyi hakikatinden başka bir şeye çevirmektir", Kurtubî de; "Hile ile bir şeyi örtmektir Çünkü sihirbazlar hile ile bir takım şeyler yaparak sihir yapılan kimseye, bazı şeyleri olduğundan farklı gösterir” diye tarif etmişlerdir

    Sihirde hakkı batıl, batılı hak; hakikati hayal, hayali hakikat göstermek vardır Kur'ân-ı Kerîm’de, Hz Musa (as) ile yarışmaya kalkan Firavun'un sihirbazlarının yaptıkları sihirler bu aldatmaca çeşidine girer

    Bununla beraber sihir, ruhlar üzerinde hâsıl edilen müspet tesir için de kullanılır Mesela; Rasûlullâh'ın; "Güzel ifadede sihir vardır" hadisinde ifade edilen sihir, dinleyenleri ikna edip tesiri altına alan hitabet ve güzel konuşma manasında kullanılmıştır

    Sihrin tarihi çok eskidir, ilkel topluluklara kadar dayanır Keldânîler'de, Mısır'da, Uzak Doğu’da, Antik Yunan ve Roma'da, Yahudilikte ve cahiliye devrinde sihir vardı

    İslâm toplumlarında, İslâmî bilgisi ve inancı zayıf olan bazı kimseler de Yahudilerden, Suriyelilerden, İranlılardan, Keldânîlerden ve Yunanlılardan etkilenmişlerdir Tütsü, tılsım, muska, cadılık, fala bakmak gibi inanışlar hep onlardan intikal etmiştir

    Batı Dünyası’nda, bütün milletlerin arşivleri tetkik olununca, sihirle ilgili türlü inançlara rastlanır Keltler, Tötonlar, İskandinavlar, Finler, Doğu Milletleriyle bu konuda esaslı birçok benzerlikler göstermektedirler

    Sihrin pek çok çeşidi olmakla birlikte Fahrettin Râzî’nin tefsirinde sekiz çeşit sihirden bahsedilir Bu sekiz çeşit sihrin de özü iki kısımdır Birincisi; gerçekle ilgisi bulunmayan ve sırf gözbağcılıktan ibaret olan sihir, diğeri ise; az da olsa bir gerçeğin kötüye kullanılmasıyla ortaya konan ve insanlar üzerinde etkileri olan sihirdir

    Dinimiz sihri yasaklamış, sihirbazların kötü ruhlu insanlar olduklarını, dünyada ve âhirette perişan olduklarını ve olacaklarını bildirmiştir Kur’ân-ı Kerîm’de; “Büyücü nereye varırsa varsın iflah olmaz”(1) buyrulmuştur

    Rasûlullah (sav) hadîs-i şeriflerinde, sihrin büyük günahlardan ve helak edici yedi şeyden biri olduğunu belirterek, "Bir düğüme üfüren, sihir yapmış olur Sihir yapan da şirke girer"(2), "Her kim falcıya, gaipten haber verene ve sihirbaza giderek onlardan bir şey sorar, söylediklerine inanır ve tasdik ederse kâfir olur"(3) buyurmuşlardır

    Ehl-i sünnet âlimleri, sihrin varlığının ve tesirinin bulunduğunu belirterek sihri öğretmenin, öğrenmenin ve bir sorunun çözümü için sihirbaza gitmenin haram olduğu hususunda ittifak etmişlerdir İmam Nevevî; "Sihir yapmak haramdır, kebâirden (büyük günahlardan) olduğu hususunda icmâ vardır” demiştir

    Bununla beraber şunu da belirtmek gerekir ki; sihir, küfrü gerektiren söz ve fiillerle yapılırsa büyük günah olmaktan çıkar, sahibini küfre götürür
    Bazı âlimler, küfür olan sihirle, küfür olmayan sihri ayırmışlar; kendisine sihir yapılmış olan bir kimseden sihri kaldırmak ve onu tedavi etmek amacıyla sihir öğrenmeye cevaz vermişlerdir

    Âlim, takva sahibi ve güvenilir bir kimse sihir mağdurlarına yardımcı oluyorsa ondan yararlanmak da mümkün görülmüştür

    Kehanet ve Falcılık

    Gelecekte olacak bir olayı önceden haber vermeye kehanet ve bunu yaptığını söyleyen kimseye de kâhin; bazı alet ve vasıtalarla veya bazı yöntemlerle insanların kişilikleri ve gelecekleri hakkında haber verme işine de falcılık denir

    Kur’ân-ı Kerîm’de; “De ki: Göktekiler ve yerdekiler gaybı bilmezler, ancak Allah bilir…”(4), “…ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı”(5), “
    Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir Onlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz”(6) buyrulmuştur Hz Peygamber (sav) Efendimiz de; “Büyücüye, müneccime, gaipten haber veren kimseye inanan kişi Kur'ân’ı inkar etmiştir", "Kim, çalıntı veya yitik bir malın yerini haber veren kimseye (arrâfa) gidip ondan bir şey sorar, söylediğini de tasdik ederse, o kişinin kırk gün hiçbir namazı kabul olunmaz"(7), "Kuşları ürkütüp isimlerinden, seslerinden ve hareketlerinden manalar çıkarmak, uğursuzluğa inanmak, kum üzerine çizgiler çizerek geleceğe yönelik hükümler çıkarmak bir çeşit sihir ve kehânettir"(8), "Yıldızlardan bir bilgi edinen, bir parça sihir elde etmiş olur Bilgisi arttıkça günahı da artar"(9) buyurarak kehanet ve falcılığın İslâm’da olmadığını, bunu yapanların yalanla meşgul olduklarını ve haram işlediklerini ortaya koymuştur Böylelikle kâhinlik ve yıldız, kahve, bakla, iskambil kâğıdı vb araçlarla yapılan falcılık günah olduğu gibi bunlara inanmak da büyük günahtır

    Okuyarak Tedavi

    Hastalıkların maddî olduğu kadar manevî sebepleri de vardır Peygamber Efendimiz (sav); “Göz değmesi (nazar) gerçektir”(10) buyurarak, hastalıkların manevî sebeplerinden birisi hatta en önemlisi sayılabilecek nazarın gerçek olduğunu ifade etmiştir Günümüzde, zihnî ve ruhî hastalıkların maddî sebepleri yanında manevî sebepleri de araştırılıp, hastalar her iki yönüyle tedavi edilmeye çalışılmaktadır

    Okuma suretiyle tedavi Hz Peygamber (sav) ve sahabe efendilerimiz tarafından icra edilmiş ve etkili olduğu görülmüştür Hadis kitaplarımızda bu çeşit tedavilerde Fâtihâ, İhlâs, Felak ve Nâs sûreleriyle özel bazı duaların okunduğu rivayet edilmektedir Bu sûre ve duaların, nazar değmesi gibi manevî sebeplere dayalı hastalıklara ve bazı durumlarda yılan ve akrep sokması gibi maddî sebepli hastalıklara da okunduğu ve netice alındığı bildirilmektedir

    Okuma ile tedavinin caiz olması için; okunanın âyet, hadis veya manası anlaşılan bir dua olması, şifa verenin yalnız Allah olduğunun bilinmesi, gayr-i meşrû bir maksada hizmet edilmemesi, tıbbî tedavinin önünü kapatmaması gibi şartlar ileri sürülmüştür

    Tedavisi yapılamadığı için çaresizlik içinde çırpınan veya maddî sebeplerle tıbben tedavi imkânı bulamayan insanların bu sıkıntılı durumunu fırsat bilip onlara nazarlık ve muska yazan, tütsü ve sihir yapan ve böylece onların umutlarından maddi çıkar sağlayan kimseler, dinen haram olan bir iş yapmış olurlar

    Rasûlullah (sav), bir hastanın yanına girdiğinde şöyle derdi: "Gider o sıkıntıyı, ey insanların Rabbi! Ona şifa ver, Sen’sin şifa veren, Sen’in şifandan başka şifa yok, (Sen’in şifan öyle) bir şifa ki dert bırakmaz"

    Rasûlullah (sav), Hz Hasan ile Hz Hüseyin için; "İkinizi de Allah'ın tam kelimelerine sığındırırım, her şeytandan, kötü kazadan ve kötü gözden" der ve "Babam İbrâhim de oğulları İsmail ve İshak'ı böyle sığındırırdı" buyururdu

    Rivayet edildiğine göre sahâbeden Osman b Ebi'l-Âs es-Sakafî; “Rasûlullah’a vardım, bende ağrı vardı ki beni az daha öldürecekti Rasûlullah (sav) buyurdu ki: "Sağ elini ağrıyan yerin üzerine koy ve yedi kere şöyle de: ‘Allah'ın adıyla, ben bulduğum şeyin şerrinden Allah'ın izzet ve kudretine sığınırım’ Ben de yaptım, Allah bana şifa verdi" demiştir Bu rivayette görüldüğü üzere Rasûlullah (sav) ona okumayıp bizzat kendisine okutmuştur

    Rasûlullah’ın üflediği ve sıvazladığı da sabittir Rasûlullah (sav) her gece İhlâs, Felâk ve Nâs sûrelerini okur, ellerine üfler, yüzüne ve vücuduna mesh ederdi

    Şifa veren ancak Allah Teâlâ olduğuna ve O’nun, sünnet-i seniyyeye muvafık olarak yapılan uygulamaları şifaya sebep kıldığına inanan kimselerin bu tür tedaviye yönelmelerinde bir sakınca yoktur fakat üfleme ile tedavi halkın pek çoğunun zannettiği gibi dinin bizatihi emrettiği bir şey olmayıp, bir izindir

    Toplumda İslâmî konulardaki temel bilgi ve kültür eksikliğine paralel olarak büyücülük, muskacılık, falcılık, astroloji, kâhinlik ve medyumluk gibi İslâm’ın onaylamadığı birtakım hayalî ve karanlık yöntemlere talep artmaktadır

    Maalesef bu talep, önemli bir pazar oluşturmakta ve bu pazar, bu tür karanlık işlerden çıkar sağlayanların işini kolaylaştırmaktadır Hâlbuki İslâm Dini; falcılık, kehanet, sihirbazlık, medyumluk ve benzeri faaliyetleri şiddetle yasaklamıştır Zira faydalı şeylerin celbi ve zararlı şeylerin def'i ancak Allah'tan bilinir, O'ndan istenir Ondan başkasından istenen her şey batıldır

    Allah Teâlâ bütün Müslümanlara maddî ve manevî yönden sıhhat, afiyet versin! Hasta olanlarımıza da “Şâfî” ismiyle şifalar ihsan etsin! Hiçbir işimizde zâtından başkasına yöneltmesin! Bizleri dinimizin koyduğu hudutları koruyanlardan eylesin! Ölünceye kadar itaat yolundan ayırmasın! Âmin!

    Kaynakça

    1 Tâhâ, 20/69
    2 Nesâî, Tahrîmü’d-Dem 19
    3 Tirmizî, Tahâre 102; İbn-i Mâce, Tahâre 122
    4 en-Neml, 27/65
    5 el-Mâide, 5/3
    6 el-Mâide, 5/90
    7 Müslim, Selâm 125
    8 Ebû Dâvûd, Tıb 23
    9 Ebû Dâvûd, Tıb 22, 51
    10 Buhârî, Tıb 36



    Paylaş
    Dinimizin Aslında Olmayan Yanlış İnanış Ve Hurafeler, Sihir, Kehanet Ve Falcılık Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    İslamın yasaklamış olduğu bazı uygulamalar zamanla çok normal bir şeymiş gibi görünmesine ve insanlar arasında yayılmasına neden olmuştur fakat büyük günahlardan sayılmaktadır.



dinimizde yeri olmayıp da yapılmakta olan batıl inançlar nelerdir,  dinimizde yeri olmayıpta yapılmakta olan batıl inançlar,  dinimizde yeri olmayıpta yapılmakta olan batıl inançlar nelerdir,  dinimizde yeri olmayan batıl inançlar,  dinimizde yeri olmayan batil inançlar ve nedenşeri,  dinimizde yeri olmayıp yapılmakta olan batıl inançlar,  dinimizde yeri olmayıp da yapılmakta olan batıl inanışlar nelerdir