Soru ve Cevaplarla İslam ve Konudışı Soru ve Cevaplar Forumundan Şüphe nedir ve bir kısım kimselerin endişe ettiği kadar korkulacak bir şey midir? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Şüphe nedir ve bir kısım kimselerin endişe ettiği kadar korkulacak bir şey midir?

    Reklam




    Cevap: Şüphe imanı peyderpey kemiren ve aheste aheste ölüme götüren korkunç bir hastalıktır. İnsan, inanç, düşünce ve tasavvurlarıyla kendini bu hastalığa kaptırdı mı artık hayati bütün fonksiyonlarıyla ruhi bütün melekeleriyle felç olmuş demektir.

    Şüphe ve şüpheciliğin iki esasa ircaı mümkündür: 1- iradi olarak benimsenen, eskilerin reybilik ve hisbanilik (1) dedikleri şüphecilik; 2- İç idrak ve dış müşahede muvazenesizliğinden; niyet ve nazar inhirafından; bilgide terkib kabiliyetine sahip bulunamayışından doğan diğer bir şüphecilik..

    İkinci şık şüphecilik, hemen hemen her yerde üzerinde durduğumuz bir mevzudur ve kanaatimce izalesi de mümkündür. Birinci şık şüphecilik ise; o, bir mizaç inhirafı, bir cinnet ve bir marazdır. Bu kabil şüpheciler için (spinoza Hakiki reybi (şüpheci) nin vazifesi susup oturmaktır. demişti. Keşke bu nasihati dinlemiş olsalardı; hiç olmazsa zararları başkalarına dokunmaz ve nefislerine münhasır kalırdı.

    Vakıa şüphenin, bir de ilmi maksad ile şartlandırılmış ve muvakkat olanı vardır ki, o türlü şüpheye kimsenin diyeceği birşey yoktur. Ne var ki, bizim burada hastalık dediğimiz şüphe, (Dr. Paul Sollier) in de ifade ettiği gibi halle iktiran etmeyen ve bir çözüme tabi tutulmayan şüphedir, böyle bir şüphe ise şuurumuza hakim olarak devam eder. Sonra bütün ahval-i ruhiyemizi baskı altına alır ve bütün zihni faaliyetlerimizi felce uğratır. Bu hale gelmiş bir insan ruhu, binbir tereddüdün nokta-i mihrakiyesi olduğu gibi, binbir kararsızlığın iç içe kesişip durduğu karmaşık ve içinden çıkılmaz yollara benzer.

    Şüphelerini aşamamış ve onlara söz dinletememiş bir insan için, bedeni iktidarsızlık, zihni ve ahlaki teşevvüş ve inhiraflar önüne geçilmez cebri hadiselerdendir.

    Şüphe insanın tavırlarında katılık, rubunda sıkıntı ve beceriksizlik hasıl eder. Binaenaleyh şüpheci kimseler, bedene mütevakkıf işlerde hep kaçmak arzusu, yorgunluk getiren şeylere de nefret izhar ederler. Bu türlü iş görmeden yorulmuş tiplere. Psikiyatrinin koyacağı başka teşhisler ne kadar iddialı olursa olsun, bunlar hakkında iç yetmezliğin fonksiyonunu inkar etmek kabil olmayacaktır.

    Şüphenin zihin üzerindeki tesirine gelince, bu maraza mübtela olanlar, devamlı ve ciddi zihni faaliyet gösteremezler. Az- çok dimağı uzun süre şüphe dalgalarıyla sarsılmış bir insanın salim düşünebilmesi bir hayli müşküldür.

    Böylelerin en bariz yanları, dikkatlerinin zafa maruz kalması, zihinlerinin cevvaliyetini kaybetmesi ve hafızanın dumura uğraması gibi hallerdir. Artık, böyleleri için, herşey gitgide gayrimümkün bir şekle girer ve önlerine (olmazlardan) aşılmayan tepeler dikilir. Onların önünde birtek açık kapı ve yürünebilir bir yol vardır; oda başkalarını tenkid yolu. Bununla yaşar ve bununla varlıklarını sürdürürler.

    Bir de şüphenin ahlakı baskı altında tutması bahis mevzudur ki; bana göre en tehlikelisi de budur. .Arzu ve isteklerin: ihtisas ve temayüllerin; hülasa şahsiyetin en batını ve samimi esasını teşkil eden şeyler maruz kaldıkları sarsıntılar ve zıd dalgalanmalar, şüpheli insanların zihinlerinde meydana getirdikleri neticelerin bir aynını da ahlaki sahada meydana getirirler.

    Hareketlerindeki beceriksizlik, sıkıntı ve harekete geçirici fakültelerinde (vaso rnoteurs) teşevvüşler hasıl olan kimselerde, ürkeklik, merdumgirizlik gibi şeyler baş gösterir. Böyleleri, eğlence ve zevk u safaya talip oldukları halde, herkesten kaçmak ve uzlet hayatı yaşamak isterler. Bu itibarla da bir türlü hüzün ve kederden kurtulamazlar. Hür bir fikirden mahrum, manevi mukavemet itibariyle de alabildiğine zayıftırlar.

    Hele ileri safhadaki büyük şüphecilerde, bazen hiçbir şeyden müteessir olmama gibi camidlik (2)hükmettiği gibi, bazen tamamen alt-üst olan manevi şahsiyetleri itibariyle (toplum insanı) olma imkanını bütün bütün kaybederler.

    Şüphe, içtimai neticesi itibariyle de diğerlerinden çok daha tehlikeli ve menfi yönden çok daha tesirlidir.

    Eşya ve hadiselerin bazı ahvalinde şüpheye düşmüş bir kimse, gerek menfaatları, gerek vazifesi itibariyle gelecek adına ve ümitleri açısından emniyette sayılamaz. Mütereddid ve şüphelere mübtela olanların, mesuliyet endişesiyle hareket etmenin gerekli olduğu yerde geri çekilmeleri veyahut hareket vaktini kaçırma gibi durumları o kadar çoktur ki, hemen hemen herkesin bildiği bir misal bulunabilir. Bilhassa ehemmiyetli ve büyük işlerde, siyaset ve harblerde, başı tutanların tereddüd ve şüpheleri milletleri ve orduları batırmaya yeter ve artar.

    Aslında kendinden şüphe edenin başkalarına emniyet telkin etmesi de düşünülemez, zira kendinden şüphe edenin nasıl hareket edeceği belli değildir. Kendi hesabına hareket edemeyen, hiç başkaları hesabına hareket ve başkalarını tahrik edebilir mi? Her yeni şeyden korkan ve ona uymakta acze düşen birisinden maddi, manevi terakkiye yardım etme beklenebilir mi? Mamafi, şüphecilerin büyük bir kısmının (olduğu gibi) kalma eğiliminde olmalarına karşılık, az bir kısmında ileri gitme, hamle yapma gayretleri de görülmektedir.

    Hasılı şüphecilerin ne düşüncelerinde ne de iş ve davranışlarında itidal ve muvazene yoktur. Onlar içinde, mevkilerini, mesleklerini, memuriyetlerini mesuliyet korkusuyla terk eden o kadar çok kimse vardır ki,(maazallah) kritik bir dönemde bir millet ve bir devleti felç edebilir. Bunların atılganlıkları bir macera olduğu gibi, vehim uzantısı tedbirleri de bir humûdettir. (3)

    Bazılarına göre bu hal bir iradesizlikten kaynaklanıyor gibi görünse bile aslında hiç de öyle değildir. Bana göre bu, metin ve seri karar verememeden, hayatla alakalı umum ahval ve hadiselerin bize ifade ettiği çeşitli çözüm yollarından birini tercih edememeden doğmaktadır. Hayatın başlarına açacağı müşkilat endişesiyle onun içine girmeden korkan nice (reybi)ler vardır ki evlenme çoluk çocuk sahibi olma gibi şeyler hep onların uzak kaldıkları meselelerdendir. Nice kadınlar vardır ki, bu mevzudaki tereddüdlerinden ötürü bütün bir hayat boyu bekâr kalmaya mahkum olmuşlardır. Böyle bir tavır ve hareketin neticesi ise tenâsüle (4) ve nevin muhafazasına mani olacağından zararı gün gibi aşıkârdır.

    Tereddüd ve tercih edememe keyfiyetiyle şüpheci olan atılgandan daha zararlı ve daha tehlikelidir. Hareket edenin yönlendirilmesi ve davranışlarının kanalize edilmesi gibi bir problemi olsa bile, hiç olmazsa o, hareket etmektedir. Şüpheciye gelince, onun hareketi durma, durması da hareket gibi bir garabet arzettiğinden ne hamlesine ne de geriye çekilmesine bel bağlama kar-ı akıl değildir.

    Hele atılganlığındaki çılgınlığı cesaret, vehim ve korkaklık içindeki durumunu da itiyad ve tedbir sayıyorsa artık. 0, bu maraz-ı ruh haleti ile kendine bağlı olanları da mahveden bir veba halini almıştır.

    Tehlike anında cepheyi terk eden nice idareci veya kumandanlar vardır ki, bütün bir milleti böyle bir reybîliğe kurban etmişlerdir. Açtıkları gediklerde sadece kendileri helak olsalardı dayansın ehli-kubur demekle iktifa edecektik. Ne acı ki; bu birkaç şüpheci sergerdan, refakat ve maiyetlerindeki bir sürü zavallının felaketine sebebiyet vermektedirler.

    Burada reybiliğin çeşitlerini, delilleriyle red ve cerhetmeye durumumuz musaid değildir. Onu felsefe kitaplarında ki tenkidleriyle baş başa bırakarak bir tek hususu belirtme de fayda mülahaza ediyoruz. Oda her teşebbüsün başında, aksine ihtimali olmayan bir iman ve o imandan kaynaklanan kararlılığa ve sönmeyen bir azme ihtiyaç olduğu keyfiyetidir. Bunların birinde şüphe ve tereddüt, diğerlerinin de tesirini kırar ve akim bırakır.

    Mükâfat ve cezaya kati inanç, tekâmül ray ve rotasında, ferd içinde cemaat içinde ilk şart ve en ehemmiyetli unsurdur. Bu inanç istikametinde teklif edilen yolu yaşamaya gelince, o, en akıllıca bir davranış ve en çarpıcı hamledir. Kanaat, tasavvur ve davranışlarındaki zikzaklar gulyabaniler ülkesine kabus ısmarlama gibi bir şeydir.

    Modern reybilerden, milleti temsil makamında küfrünü izhar edecek kadar mertler olduğu gibi, menhus mahiyetini setredebilen felaketli günlerin mütereddidi namert firariler de vardır:

    Ben ki hepsinden iştibah ederim.
    Kime sorsam diyor ki yok haberim.
    Kim bilir belki hepsi vehmiyyat.
    Belki aldanmak ihtiyac-ı hayat.
    Kim bilir belki kepsi doğru da ben
    Bîhaber kendi sehvî hissimden
    Var yok bilmek istedim, yoku var
    İştibah işte töhmetim, ne zarar...
    Kim bilir belki aslımız toprak
    Bunu bir muzdarib çamur yapmak
    Hangi hain tesadüfün işi bu
    Bunu bir Halik irtikab etmez
    Halk eden mahveder harab etmez.

    Zavallı Fikret.. Küfründeki gulüvvü (5) utandıracak, günümüzün ne ettiğini bilmeyen reybîlerini görseydin, mir-i liva (6) saydığın tereddüt ve teşevvüşlerinin geriye kalışı karşısında tahammül edemeyecek ve kederinden ölecektin.
    Ama yine de sen, şüpheci, bedbin ve karamsar düşüncelerinle tenasüh görmüş gibi, günümüzün şüphecilerinin içinde yaşıyorsun.

    _____________________

    (1) Reybilik ve hisbanilik: Şüphecilik ve
    (2) Câmidlik: Ruhsuzluk, sertlik, katılık, cansızlık.
    (3) Humûdet: Sönüklük, donukluk.
    (4) Tenasül :Türemek nesil yetiştirmek, üremek.
    (5) Gulüv: Taşkınlık, ayaklanma.
    (6) Mi r-i liva: Devlet bayrağı, sancağı.


    Paylaş
    Şüphe nedir ve bir kısım kimselerin endişe ettiği kadar korkulacak bir şey midir? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Ben süpheli vesveseli biriyim... Buraya bir kac dua yaza bilirmisiniz?!



  3. 3
    “Eğer şeytandan (gelen) bir vesvese seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın!”

    “Bununla beraber şeytandan (gelen) bir vesvese seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın! Çünkü Semi (her şeyi işiten), Alim (hakkıyla bilen) ancak O’dur.” (Fussılet, 36)

    “(Allah’dan) gerçekten sakınanlar, kendilerine şeytandan (gelen) bir vesvese dokunduğu zaman, (Allah’ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp derhâl (hakikati) gören kimselerdir. (A‘râf, 201)”
    “Ve de ki : “Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım. Rabbim! (Onların) yanımda bulunmalarından dahi sana sığınırım.” (Mü’minûn, 97-98)

    İbnu Abbas (ra) anlatıyor:

    “Resûlullah (asm) buyurdular ki:
    “Şeytan insanoğlunun kalbinin üzerinde tünemiş vaziyette bekler. Allah'ı zikredince siner, çekilir, gaflet etse vesvese verir.” (Buhârî)

    İbnu Abbas bana dedi ki:
    “Eğer içinde herhangi bir vesvese bulursan şöyle de: “O (Allah), hem evveldir, hem ahirdir, hem zahirdir, hem batındır. O her şeyi bilendir” (Hadid, 3)

    Vesvese, ehemmiyet verdikçe artar, ehemmiyet verilmezse azalır
    Cenab-ı Hak şu âlemde çok hikmetlere binaen vesveseyi şeytanın eline vermiştir. “Vesveseye ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür; küçük görsen, küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder; korkmazsan hafif olur. Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir; mahiyetini bilsen, onu tanısan, gider.” (Sözler)
    Delile dayanmayan vesveseler, imanımıza zarar vermez

    Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor:

    Hz. Peygamber'in (asm) ashabından bir kısmı ona sordular:
    “Bazılarımızın aklından bir kısım vesveseler geçiyor, normalde bunu söylemenin günah olacağına kâniyiz.”

    Hz. Peygamber (asm):

    “Gerçekten böyle bir korku duyuyor musunuz?” diye sordu. Oradakiler “Evet!” deyince: “İşte bu (korku) imandan gelir (vesvese zarar vermez)” dedi.”

    İmani mevzularda (Allaha iman, ahrete iman vb.) şeytan insanın aklına ve hayaline şüphe ve kuruntularla vesvese verebilir. Vesveseli kişi korkarak “Eyvah, kalbim bozulmuş, inancım sarsılmış” zanneder. Halbuki, akla vesvese gelmesi tasdik etmek demek değildir.

    Örneğin; güneşin bugün batmaması veya yarın doğmaması mümkündür. Hâlbuki kesin olarak bilinir ki güneş batacak, yarın doğacak. Bu halden kimse şüphe edemez. Aklımıza şüphe getirmez.
    İşte bunun gibi, imanla alakalı konularda delile dayanmayan vesveseler, imanımıza zarar vermez.
    Kalbe gelen vesvese hüküm değil hayaldir

    Şeytan ilk vesveseyi kalbe fısıldar. Bazı edebe zıt halleri hayale getirir. Vesvese eden kişi Rabb’ine edepsizlikte bulunduğunu zan eder. Hâlbuki o çirkin sözler kalbe ait değildir. Şeytanın vesvesesidir. Kalbin verdiği hüküm değil, hayaldir. Çünkü insan ibadet ederken bir sebep dolayısıyla alakasız çirkin şekiller hayaline gelebilir. Nasıl içimizdeki necaset temizliğimize zarar vermez. Namazı bozmaz. Öylede ibadetteki tefekkürlerimiz o çirkin şekillerin ortalarından geçerler. Birbirlerine bulaşmazlar.
    Hayale gelen vesveseler, ibadetin kutsiyetini bozamaz

    Kişi ibadet ederken bir hastalık bir sıkıntı (açlık veya def-i hacet vs.) sebebiyle o ihtiyaçlarının devasını hayalinde şekillendirebilir. Fakat bu hayaller ibadetin yüceliğine zarar veremez.

    Namazda iken hayale gelen boş düşüncelere, karşı “Aman ne kusur ettim” deyip, inceleyip meşgul olunmamalı, fark edildiği an dönülmelidir. Ta ki o zayıf düşünce dikkat etmekle kuvvetlenmesin. Bununla beraber vesveseler adeta balona benzer. Üfledikçe, yani ehemmiyet verdikçe büyür, ehemmiyet verilmezse küçülür ve sönerler.
    “Amelim sahih oldu mu” demek yerine “ Kabul oldu mu” denilmelidir

    İbadet eden kişi amelinin sahih olup olmadığını düşünerek, ibadeti tekrarlaması şeytanın verdiği vesveselerdendir. İşlediğimiz amellerimizde “Acaba sahih olmuş mu?” diyerek vesvese etmek yerine “Acaba kabul oldu mu?” denilmelidir. (Ancak fıkhi hükümlere uyularak amel edildiğinde bu kural geçerlidir.)
    “Dinde, harec yoktur” (Buharî)

    Bir kişinin ibadetini olmadı vesvesesi ile tekraren iade etmesi kişiye usanç verir. İbadetlerinde muvaffak olamama düşüncesi ile umutsuzluğa düşer. Bu durum kişiye büyük bir zorluktur. Hem başta zaman olmak üzere pek çok israfa girebilir. İsraf ise haramdır. Ayrıca insan aciz olduğu için ibadetteki kusuru pek çoktur. Tövbe ve dua ile o günahlardan temizlenir.
    Evham ve vesvese için şu dualar okunabilir


    Evham ve vesvesesi olan bir hastayı ve hasta kendisine sabah, akşam en az 3 gün, en fazla 7 gün sabah 7, akşam 7 olmak üzere günde 14 kere okursa biiznillah şifa bulur.
    Bir kimse devamlı bir vesveseden kurtulmak için aşağıdaki duayı okumaya devam ettiğinde Allah’ın izniyle kurtulur.




    Her sabah Müminun suresinin 97 ve 98. Ayetleri okunur.
    Bu duayı okuyan aynı zamanda bütün şerlerden Allah’ın izniyle emin olur. (Münâcât Duaları)
    Besmele çekmekle şeytanın vesvesesinden emin olunur
    100 kere “” deyince, şeytanın şerrinden ve vesvesesinden emin olur, rızkı bereketlenir. (Dualar)
    Kuran okumak, euzü besmele çekmek vesveseyi izale eder
    İbn-i Abbas: “Nefsinde vesvese hisseden kimse:
    “” sözünü tekrar ederse vesveseden kurtulur.” demiştir.

    Şeytanla karşılaşma halinde "Euzü Besmele" çekmek Kur'an-ı Kerim'den kolaya geleni okumak da iyidir. (Müslim)

    Ezan okuyunca şeytan dönüp kaçar

    İmam-ı Nevevi şöyle demiştir: "Şeytanla karşılaşma halinde, ezan okumak uygun olur. Çünkü Süheyl'den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

    Babam beni Harise oğullarına gönderdi. Yanımızda da bir arkadaşımız vardı. Arkadaşımıza bostandan biri adını vererek seslendi. Yanımdaki arkadaş baktı ama bir şey göremedi. Ben bu olayı babama anlattım. Babam şöyle dedi: "Senin böyle bir şeyle karşılaşacağını bileydim, seni göndermezdim. Ancak sen böyle bir ses işitirsen, ezan oku. Çünkü Hz. Peygamber (asm) şu hadis-i şerifini Ebu Hureyre'den duydum:
    "Şeytan ezan okunduğu zaman dönüp kaçar." (Müslim)

    Vesveseye kapılan insan eûzü besmele çekmelidir
    Allah Teâlâ buyurur:
    "Şeytandan bir dürtüş seni dürterse, hemen Allah'a sığın. Allah, her şeyi işitendir; her şeyi bilendir." Allah'ın bize emrettiği ve edeb olarak öğrettiği en güzel Allah'a sığınmadır bu... (Euzü billahi mineşşeytânirra-cîm).
    Ebû Hüreyre'den (ra) rivayet edildiğine göre demiştir ki, Resûlüllah (asm) buyurdu:

    "Şeytan birinize gelip der ki: Şunu kim yarattı, bunu kim yarattı; hatta Rabbmi kim yarattı? diyesiye kadar... (Şeytanın vesvesesi bu duruma ulaşınca, o insan, şeytandan Allah'a sığınsın (Eûzü billahi mineşşeytânirracîm, desin) ve bu düşünceden kaçınsın," Sahîh'deki diğer bir rivayet şöyle: "İnsanlar birbirlerine sorup dururlar: Bu yaratıkları Allah yarattı, Allah'ı kim yarattı? denilinceye kadar... Kim, kendinde böyle bir hal sezerse:

    "Amentü billahi ve rusulihi" desin. (Ben Allah'a ve Peygamberlerine îman ettim, desin)."
    Hazreti Aişe'den (ra) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah (asm) buyurdu: "Kim bu şeytandan bir vesvese kendinde bulursa, üç defa:
    "Amenna billahi ve birusulihi."
    (Biz, Allah'a ve Peygamberine îman ettik) desin. Çünkü bunu söylemek, ondan vesveseyi giderir.
    Şeytan Lâ ilahe illallah zikrini işitince geri çekilir
    Alimlerden biri de şöyle demiştir: Abdest, namaz yahud bunlar gibi işlerde vesveseye düşmüş olan bir kimsenin:
    "" demesi müstahabdır, çünkü şeytan bu zikri işitince, geri çekilip uzaklaşır. Zira:
    "Lâ ilahe illallah" zikrin başıdır. Bundan dolayıdır ki, hak yola girmeyi isteyenlerin terbiye-cisi olan bu ümmetin seçkinlerinden büyük şahsiyetler, "Lâ ilahe illallah" sözünü, zikir ehline tavsiye etmişler ve buna devam etmeyi emretmişlerdir.

    Ayrıca demişlerdir ki:

    Vesveseyi gidermekte en faydalı ilâç, Allah'ı zikre yönelmek ve bunu çok yapmaktır.
    Büyük alim, Ahmed b.Ebû'l-Havarî demiştir ki, ben vesveseden, Süleyman Darânî'ye şikâyette bulundum. Bana şöyle dedi: Eğer vesvesenin senden kesilmesini istiyorsan, hangi vakitte kendinde onu hissediyorsan ferahlanıp rahat et. Zira sen ferahlanınca o hal senden kesilir. Çünkü müminin sevinmesinden daha çok şeytanı kızdıran şey yoktur; eğer vesvese edip kederlenirsen, sana keder ve vesveseyi çoğaltır.

    Bu söz, bazı alimlerin söylediği şu sözü kuvvetlendirir: İmanı kemale eren kimse, vesvese ile müptelâ olur; çünkü hırsız, harab bir eve girmez. (Dualar ve Zikirler)



  4. 4
    Şüpheye düşen insan kendini bile bile kuyuya attığı söylenebilir. Şüphe duyan kimse hem kendine hem de çevresindekilere zarar vermeye çalışır.



evham ve vesveseden kurtulmaya dua,  şüphecilikten kurtulma duası,  şüphecilik için dua,  şüphe duasi,  endişe ve vesvese için okunacak dua,  sahip olma duası,  ezan duası