Soru ve Cevaplarla İslam ve Konudışı Soru ve Cevaplar Forumundan Allah’ın her isminin Allah’ın sıfatlarına, sıfatlarının şuunatına dair Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Allah’ın her isminin Allah’ın sıfatlarına, sıfatlarının şuunatına dair

    Reklam




    Kâinatta, dünyada ve insanda yapılan bütün işler, tasarruflar, değişimler ve dönüşümler; hepsi Allah’ın halk ve icadı ile, tedbir ve tasarrufu iledir. Hiçbir işte hiçbir mahlûkun icat ve yaratmada müdahalesi söz konusu değildir. Ancak insan gibi şuurlu, akıllı ve irade sahibi ise o zaman iradesi ile tercih hakkına sahiptir. İş yapan kudret-i ilâhiyedir. Bunun için yüce Allah,
    “Allah her şeyin yaratıcısıdır. Her şeyin vekili, görüp gözeteni de O’dur. Her şeyin hazinesi ve anahtarları O’nun elindedir. Göklerin ve yerin ve içindeki her şeyin tedbir ve tasarrufu O’na aittir.” (bk. Zümer, 39/62-63) buyurur.

    Peygamberimizin (asm) Beraet Gecesi'nde secdeye kapanarak Allah’a yaptığı ve vitir namazlarında okuduğu tesbih ve ta’zim duası, yüce Allah’ın Zât, sıfat, esma ve şuunâtının tamamını kapsamaktadır. Tesbih budur:

    “Allahümme İnnî eûzü bi-rızâke min sahatike, ve bi-muâfâtike min ukûbetik. Ve bike minke. Lâ uhsî senâen aleyke ente kemâ esneyte alâ nefsik.”
    “Allahım! Öfkenden rızana, azabından affına, Senden yine Sana sığınırım. Biz seni nasıl övebiliriz ki, Sen kendini senâ ettiğin gibisin. Biz ancak buna inanırız.”(bk. Nevevî, Kitabu’l-Ezkâr, (1991-Beyrut) s.81)

    Bu hadis-i şerif ve tesbih-i Nebevîde birinci cümle sıfata, ikincisi esmâya, üçüncüsü zata, dördüncüsü ise şuunâtı-ı İlâhiyeye delâlet etmektedir.

    Bu isim, sıfat ve şuunata dair Bediüzzaman Hazretlerinin şu tespitine yer vermekte fayda vardır:

    “Bir eserde kemâl, o eserin menşe ve mebdei olan fiilin kemâline delâlet eder.
    Fiilin kemâli ise, ismin kemâline,
    ve ismin kemâli, sıfatın kemâline,
    ve sıfatın kemâli, şe'n-i zâtînin kemâline,
    ve şe'nin kemâli, o zât-ı zîşuûnun kemâline, hadsen ve zarureten ve bedâheten delâlet eder."

    "Meselâ, nasıl ki kusursuz bir sarayın mükemmel olan nakış ve tezyinatı, arkalarında işin ehli olan bir ustanın fiillerinin (işlerinin) mükemmeliyetini gösterir. Ve o fiillerin mükemmeliyeti, o fâil / iş yapan ustanın rütbelerini gösteren unvanları ve isimlerinin mükemmeliyetini gösterir. Ve o isimler ve unvanlarının mükemmeliyeti, o ustanın sanatına dair sıfatlarının mükemmeliyetini gösterir. Ve o sanat ve sıfatların mükemmeliyeti, o sanat sahibinin "şuûn-u zâtiye" denilen kabiliyet ve istidad-ı zâtiyesinin mükemmeliyetini gösterir. Ve o şuûn ve kabiliyet-i zâtiyenin mükemmeliyeti, o ustanın mahiyet-i zâtiyesinin mükemmeliyetini gösterir."
    (Sözler, Yirmi İkinci Söz, Onuncu Lem'a).

    Başka bir misal verecek olursak; bir mimarın yaptığı mükemmel bir saray onun işlerinin mükemmelliğini; bu mükemmel işleri ise, onun mimarlık vasfının mükemmelliğine; bu vasıflar ise, onun kendine layık mükemmel isim ve unvanlarının sahibi olduğuna; bu mükemmel isim ve sıfatlar ise, o mimarın -şuunat denilen- mimarlık kabiliyet ve maharetine sahip olduğunu gösterir.
    “Aynen bunun gibi, şu kusursuz olan ve bil-müşahede görülen evrenin harika nizam ve intizamı, onun harika bir sanat eseri olduğunun belgesidir. Bu harika ve mükemmel sanat ise, tereddütsüz olarak sonsuz ilim ve kudret sahibi bir sanatkârın mükemmel fiillerine delâlet eder. O fiillerin mükemmelliği ise, -çok açık bir şekilde- bu fiillerin sahibi olan Zat-ı Zülcelâlin unvanları olan isimlerinin mükemmelliğine delâlet eder. O kemal ise, tartışmasız, o isimlerin ve o unvanların sahibi olan Müsemmâ-i Zülcemâlinin sıfatının kemâline delâlet ve şehadet eder. O sıfatların mükemmelliği ise, bilyakîn / kesin olarak, bu mükemmel isim ve sıfatların sahibi olan Zât-ı Akdesin şuunatının kemâline delâlet ve şehadet eder. O kemâl-i şuûn ise, hakkalyakîn derecesinde, o şuunatın sahibi olan Allah’ın kemâl-i Zâtına öyle delâlet eder ki, bütün kâinatta görünen bütün envâ-ı kemâlât, Onun kemâline nispeten sönük bir zıll-i zayıf / zayıf bir gölge suretinde âyât-ı kemâli ve rumûz-u celâli ve işârât-ı cemâli olduğunu gösterir.”(a.g.e).

    Sanatlı bir yazıdaki üstünlük, hattatlık fiilinin kemâlinden gelir. Yazma işi mükemmel olacaktır ki onun ürünü olan yazı da mükemmel olsun. Harika bir yazıyı överken, “Bunu yazan ne mükemmel bir hattatmış.” deriz. Yani, hattatlık fiilinin kemali "hattat" ismindeki mükemmelliği gösterir. Bu ismin kemali ise o zatın sahip olduğu hattatlık vasfının, sıfatının kemalini gösterir.

    Her ne kadar, sıfat kelimesi, genellikle, “hayat, ilim, irade, kudret ...” için kullanılsa da, burada geçen sıfat kelimesini, bir mesleği icra etme özelliği olarak anlamak daha yerinde olur.

    Sıfatın kemâli ise ondaki şe’nin, yani hattatlık kabiliyetinin kemâlini gösterir. Bu kabiliyet mükemmel olmasa ne sıfat, ne fiil, ne de eser mükemmel olur.

    Şu varlık âlemini dolduran bütün İlâhî eserlerin tefekküründe de bu sıra geçerlidir. Şu var ki, şe’n ve çoğulu olan şuunat, insanlar için “kabiliyet, istidat” diye Türkçeleştirilmekle birlikte, bu ifadeler Cenab-ı Hak için kullanılamaz. Hâlıkıyet, Rezzakiyet, Rububiyet,.. Allah’ın şuunatındandır. Yani Allah’ın zatında yaratıcılık vardır, rızık vericilik vardır, terbiye edicilik vardır. Bunlar sonsuz kemâliyle Allah’a mahsustur.

    Bir mahlukun mükemmelliği, halk etme, yaratma fiilinin mükemmelliğini, o ise Hâlık isminin mükemmelliğini, o da Hâlık olma vasfının (sıfatının) mükemmelliğini, o da halıkıyetin (yaratıcılık şe’ninin) mükemmelliğini gösterir.

    Bütün bu mükemmellikler, sonsuz kemâlde olan bir Zatın varlığından haber verirler.

    Bu konudaki bilgilerimizi tazeledikten sonra sorudaki hususları şöyle açıklayabiliriz:

    Hayat: Kâinat çapında -özellikle yeryüzünde- görülen hayat yansımaları, ortada mükemmel bir ihyanın / hayat verme fiilinin söz konusu olduğunu; bu ise, hayat veren zatın hayat sıfatının bulunduğunu; hayat sıfatı ise, bu sıfatın sahibi olan Allah’ın hayatla ilgili “HAY” olarak ifade edilen bir isim ve unvanının bulunduğunu; bu ise, “HAY” olan Allah’ın Zat-ı Akdesinde hayat şuunatının bulunduğunu göstermektedir.

    İlim: Kâinatın harika nizam ve intizamı alîmâne / ilmî bir fiilin / bir işin söz konusu olduğuna; İlmî olan fiillerin varlığı, bu işleri yapan Allah’ın ilim sıfatının olduğuna; ilim sıfatı ise, Allah’ın “ALÎM” olan bir isim ve unvanının bulunduğuna;Alîm ismi ve ilim sıfat ise, Allah’ın şuunat-ı ilmiyesine işaret etmektedir.

    İrade: Evrenin her tarafında yer alan farklı şekillerdeki farklı varlıklar, bu farklılığın arka planında tercih edici bir irade fiilinin bulunduğunu; bu irade fiili ise, bu işi irade eden bir yaratıcının olduğunu; bu iradeye sahip olan Allah’ın irade sıfatına sahip bulunduğunu; irade sıfatı ise, sahibinin Mürid ismine ve unvanına sahip olduğunu; bu isim ve sıfat ise, Mürid / İrade eden Allah’ın bir iradenin şuunatı arasında yer aldığını göstermektedir.

    Kudret: Keza, kâinatta mevcut harika nizam, bu varlıkların sonsuz bir kudretin fiilleri olduğunu; bir kudretin yansıması olan bu fiillerin kudretli bir yaratıcısının var olduğunu; bu kudretli yaratıcının ise sonsuz kudret sıfatına sahip olduğunu; bu sıfata sahip olan yaratıcının Kadîr ismi ve unvanına sahip bulunduğunu; bu isim ve sıfat sahibi olarak Allah’ın kudret gibi bu şe’n-i zatîsinin bulunduğunu göstermektedir.

    Son olarak şu noktaya da işaret edelim ki; şuunat sözcüğü -Allah’a ait olarak- mutlak bir şekilde ifade edildiği zaman, genellikle Allah’ın dışa yansıyan fiilleri kastedilir. Kayıtlı olarak “Şuunat-ı zâtıye” şeklinde kayıtlı olarak ifade edildiği zaman, Allah’ın Zât-ı akdesinde var olan kabiliyet-i mukaddese ve maharet-i kutsiye manasına gelir. Yukarıda da işaret edildiği gibi, Allah hakkında “kabiliyet, istidat” gibi ifadeleri kullanmak edebe uygun olmadığı için “şuunat / şe’n”sözcükleri kullanılmak zorundadır.

    Sorularla İslamiyet


    Paylaş
    Allah’ın her isminin Allah’ın sıfatlarına, sıfatlarının şuunatına dair Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Allahu teala yaratığı her şeyde isminin sıfatlarının tecellileri görünmektedir. Dünyada yaratılan her şeye bakıldığı zaman onu görmeye çalışmak bir zikirdir.