Mumine.com ve Konu Dışı Başlıklar Forumundan Şeriat nedir, nasıl yaşanır, bu asırda şeriat geçerli midir? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Şeriat nedir, nasıl yaşanır, bu asırda şeriat geçerli midir?

    Reklam




    Şeriat Kuralları


    Okuduğum kitaplarda da şeriat geçtiği için bu konuyu araştmaktayım.Şeriat kanunları maddeler halinde nelerdir bulamadım. Bulursanız ekleyiniz. Ama hadis destekleyici olsun lütfen.
    Cevap

    Değerli kardeşimiz;

    İslam dini diğer konularda olduğu gibi idari mekanizma hususunda da görüş belirtmiştir. Devlet yönetimi ile ilgili belli ilkeler koymuştur. Ayrıntı kısımlarda bu ilkelere bina edilerek uygulanır. Adalet, hukuk, insanların haklarını ihlal etmemek, devlet yönetimini kötüye kullanmamak vs. gibi ilkere sadık kalınmak suretiyle devlet yönetilmelidir.

    Şeriat islamın getirdiği hükümlerin genel adıdır. Devlet yönetimi de bunun içine girmektedir.

    Doğru islamiyeti ve İslama uygun doğruluğu anlatmak ve yaşamak zorundayız. Bu nedenle İslam adına yapılan ama islama uymayan bazı uygulamalar islamiyete ve müslümanlara zarar vermektedir.

    Birisiyle karşılaşıyorsunuz. Namaz kıldığından, oruç tuttuğundan söz ediyor. Sohbetiniz sürüyor ve sonunda, şeriatın en önemli iki emrini yerine getiren bu adamın, şeriata karşı olduğunu görüyor ve hayret ediyorsunuz.

    Bir başkasıyla görüşüyorsunuz. Şeriatı hararetle savunuyor. İç âlemine, ibadet dünyasına iniyorsunuz, İslâm’ın ceza hükümlerinin tatbiki için gösterdiği heyecanın yüzde birini, ibadet hayatında göstermediğine şahit oluyorsunuz. Yine hayrete düşüyorsunuz.

    Bu iki farklı adam hakkındaki kanaatiniz aynı oluyor: Bunlar şeriatı bilmiyorlar!.Doğru islamiyeti ve İslam layık doğruluğu anlatmak ve yaşamak zorundayız. Bu nedenle İslam adına yapılan ama islama uymayan bazı uygulamalar islamiyete ve müslümanlara zarar vermektedir.

    Birisiyle karşılaşıyorsunuz. Namaz kıldığından, oruç tuttuğundan söz ediyor. Sohbetiniz sürüyor ve sonunda, şeriatın en önemli iki emrini yerine getiren bu adamın, şeriata karşı olduğunu görüyor ve hayret ediyorsunuz.

    Bir başkasıyla görüşüyorsunuz. Şeriatı hararetle savunuyor. İç âlemine, ibadet dünyasına iniyorsunuz, İslâm’ın ceza hükümlerinin tatbiki için gösterdiği heyecanın yüzde birini, ibadet hayatında göstermediğine şahit oluyorsunuz. Yine hayrete düşüyorsunuz.

    Bu iki farklı adam hakkındaki kanaatiniz aynı oluyor: Bunlar şeriatı bilmiyorlar!.

    Şeriat nedir, ne değildir?

    Şeriat: “Din”, “Allah’ın emri”, “İlâhî emir ve yasaklar” gibi mânâlara geliyor.

    İnsan, bir kavramı reddederken de, kabul ederken de anlamını bilmeli, diye düşünüyoruz. Taraftar olmak veya olmamak ayrı mesele.

    En çok tartışılan kavramlardan biri de “şeriat.” Bu konuda bir çok kişinin kafası bir hayli karışık. Anlamını bilen de konuşuyor, bilmeyen de.

    Önce, Şemseddin Sami Efendinin, dilimizin en esaslı lugati olarak bilinen “Kamus”una bakalım:

    Şeriat, “evamir ve nevahi-yi İlahiyye ve ayet ve hadis ve icma-ı ümmet esasları üzerine müesses kanun-u İlahi” diye tarif ediliyor.

    Tarifte iki unsur dikkat çekiyor. Biri, şeriatın “İlahi emirler ve yasaklar” oluşu. Diğeri, bu İlahi kanunların “ayet, hadis ve icma” denilen temeller üzerine kurulu bulunduğu.

    Ömer Nasuhi Bilmen ise, “Hukuk-u İslamiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu” adlı mükemmel eserinde bu ıstılahı ayrıntılı biçimde şöyle açıklıyor:

    “Şeriat, din lisanında, Cenab-ı Hakk'ın, kulları için vazetmiş olduğu dini, dünyevi ahkamının heyet-i mecmuasıdır. Bu itibarla şeriat, din ile müradif olup, hem ahkam-ı asliye denilen itikadiyatı, hem ahkam-ı fer'iye-i ameliye denilen ibadet, ahlak ve muamelatı ihtiva eder.”

    “Şeriat, umumi manasına nazaran bir peygamber-i zişan tarafından tebliğ edilmiş kanun-u İlahi demektir. Ahkam-ı şer'iye denilince, bundan kanun-u İlahi hükümleri manasını anlamak lazımdır. Ve bununla asıl Kur'an'a, Hadise, İcmaa sarahaten müstenid olan hükümler kastedilmiş olur.”

    Bu ayrıntılı tarifte şu temel noktalar ustalıkla sıralanmış:

    1. Şeriatı, kulları için Allah koymuştur.

    2. Şeriat, dini ve dünyevi hükümlerin tamamıdır.

    3. Şeriat, “din” kelimesiyle eşanlamlıdır.

    4. Şeriat kavramının içinde, imani hükümlerin yanında ahlaka, ibadete ve günlük hayattaki işlere dair hükümlerin hepsi vardır.

    5. Genel anlamda, her peygamberin getirdiği İlahi kanunlara da şeriat denilir.

    6. Şeriat kelimesiyle, açıkça Kur'an'a, Hadise ve İcmaa dayanan hükümler kastedilmiş olur.

    Asrımızın en büyük müfessirlerinden olan Elmalılı Hamdi Efendinin, “Hak Dini Kur'an Dili” isimli pek kıymetli tefsirindeki şeriat tarifi de şöyledir:

    “Lugatte bir ırmak veya herhangi bir su menbaından su içmek veya almak için girilen yol demektir. Bunda, insanların hayat-ı ebediyeye ve saadet-i hakikiyeye ulaşması için, Allah Tealanın vaz u teklif ettiği ahkam-ı mahsusaya ve mezheb-i müstakime bilistiare ıtlak edilmiştir ki, din demektir.”

    Bu tarifte de bazı önemli noktalar dikkati çekiyor:

    1. Şeriatı Allah koymuş ve kullarını sorumlu tutmuştur.

    2. Allah, şeriatı kullarının ebedi hayata ve hakiki saadete ulaşması için göndermiştir.

    3. Şeriat, müstakim, yani doğru yolun adı olup, hususi hükümlerden ibarettir.

    4. Şeriat, din demektir.

    Asrımızın büyük alim ve mütefekkiri Bediüzzaman ise, şeriatı tarif ederken şunları söylüyor:

    “Şeriat ikidir. Birincisi, alem-i asgar olan insanın ef'al ve ahvalini tanzim eden ve sıfat-ı kelamdan gelen bildiğimiz şeriattır. İkincisi, insan-ı ekber olan alemin harekat ve sekenatını tanzim eden, sıfat-ı iradeden gelen şeriat-ı kübra-yı fıtriyedir ki, bazan yanlış olarak tabiat tesmiye edilir.”

    Bu tanımda da önemli noktalar vardı. Şeriatı ikiye ayırarak tarif ediyor, tabiat mefhumuna da açıklık getiriyordu Bediüzzaman.

    1. “Küçük alem” olan insanın fiillerini ve işlerini düzenleyen ve Allah'ın “kelam” sıfatından gelen bildiğimiz şeriat.

    2. “Büyük insan” olan alemin hareketlerini ve durumlarını düzenleyen şeriat.

    3. Maddi alemdeki kanunlara “tabiat” demek yanlış. Çünkü, bu kavram Allah'ı hatıra getirmiyor. Oysa, bu “fıtri” kanunları koyan ve tatbik eden O'dur.

    Bu izah, başka bir manayı da hatırlatıyor: Kainattaki varlıklar, Allah'ın “fıtri” kanunlarına isyansız itaat ettikleri için bu alem muntazam ve mükemmel. Hiçbir yerde en küçük bir karışıklık yok. Demek insanlar da yaşayışlarında İlahi kanunlara isyansız itaat etseler, özlenen ahenge kavuşacak ve aradıkları saadete erecekler. Uyumsuzluğun ve huzursuzluğun sebebi, isyan ve tuğyanlarıdır. Ahiret saadeti gibi, dünyevi huzurun da çaresi İslam'dadır.

    Bütün bu tanımlara göre, “şeriat” diyen birisi, “din kuralları” demektedir. İnsan ise, hür bir varlıktır.

    Kabul de edebilir, red de... “Dinde zorlama yoktur.”

    Şeriat nasıl yaşanır?

    Bir çekirdeğe ağaç olma kâbiliyeti yükleyen, onu meyve verebilecek şekilde programlayan Allah, bu gayenin tahakkukunu birtakım şartlara bağlamış. Bu şartlar manzumesine şeriat-ı fıtriye deniliyor. O çekirdek, toprağını bulacak, suyuna kavuşacak, güneşle sohbet edecektir ki ağaç olabilsin.

    İnsanın mahiyeti de o çekirdek gibi. Cennet hayatını netice verebilecek bir çekirdek. İşte şeriat, bu insan mahiyetinin rıza beldesi olan cennete lâyık olabilmesi için uyması gereken kanunlar manzumesi.

    Akıl, O’nun koyduğu sınırlar içinde düşündüğü takdirde, mârifetullaha eriyor. Dil, hayır söylediği ölçüde o ebed ülkesinde ulvî sohbetler yapmaya aday oluyor. Beden, Allah için yorulduğu nispette o saadet beldesinin maddî nimetlerinden faydalanmaya hak kazanıyor.

    Sevgi, korku, şefkat, merhamet gibi hislerden, göze, kulağa, ele, ayağa kadar her şey ancak Allah’ın emir dairesinde çalışmaları hâlinde terakki ediyor, ulvîleşiyor ve ulvî âlemlere yöneliyorlar. Şeriat, hakikate giden yolun ismi. Lügat mânâsı, “Su membaından su almak için girilen yol.”

    Hakk’a ermenin ve hakikati bulmanın yolunu, Yunus’umuz ne güzel özetler: Şeriat, tarikat yoldur varana, Hakikat meyvesi andan içerü.

    Yola girmeden, menzile erişilemez. Şeriatsız, hakikate erme iddiaları, sahibini oyalamaktan öte bir işe yaramayan kuruntulardır.

    Tarikat, nâfile ibadetlerin simgesi. Şeriat yolunda sağlam yürüyebilmek, nefis ve şeytana karşı daha güçlü olabilmek için konulmuş bir terbiye ameliyesi. Kulu, Rabbine daha fazla yakınlaştırmaya vesile. Nefsini daha tesirli bir şekilde terbiye etmesine yardımcı.

    Kısacası, hakikate ulaşmak için öncelikle İlâhî emirlere harfiyen riayet etmek ve bu vadide kalbini daha sağlam, ruhunu daha güçlü kılmak için de nâfile ibadetlere devam etmek gerek. Büyük müceddid İmam-ı Rabbani’yi dinleyelim:

    “Dilin yalan söylememesi ve doğru konuşması şeriattır. Kalpten yalan düşüncesini uzaklaştırmak, eğer zorlayarak ve çalışarak olursa tarikat, eğer zorlanmaksızın müyesser olursa hakikattir.”

    Büyük İmamın bu güzel misalinden şunu anlamıyor muyuz? Doğru sözlü olmak, Allah’ın razı olduğu güzel bir ahlâk, yâni hakikat. Kul, bu hakikate ermek için, ilk olarak, şeriatın “yalan söylemeyiniz” emrine uyar; dilini bu günahtan uzak tutar. Daha sonra kalbine yalan söyleme arzusu gelmemesi için ruhunu tedavi etmeye başlar. Bu vadide bir gayretin, bir faaliyetin içine girer. Sonunda kalp hiçbir zorlamaya, çalışmaya lüzum kalmaksızın yalan söylemekten nefret eder hâle gelir. Artık o kalbe, yalan yanaşamaz olur. Konuştu mu mutlaka ve büyük bir rahatlıkla doğruyu söyler. İşte bu adam doğru söylemenin hakikatine ermiştir.

    Büyük imamın bu ifadelerinden hakikate ermenin, bu mutlu neticeye kavuşmanın tarikatsız da olabileceği anlaşılıyor. İnsan, doğrudan, şeriattan hakikate geçebilir. Ama, bu ermenin, bu varmanın şeriatsız olmayacağı muhakkaktır.

    Burada bir tasavvuf tahlili yapmak istemiyorum. Bunları sadece şunun için yazdım. Şeriat denilince, sadece, İslâm’ın ceza hukukuna dair hükümlerini anlamak eksik olur.Yalan söylememek de şeriattır. Yalan söylemeyen, gıybet etmeyen, başkasının malına, canına, ırzına, namusuna kötü nazarla bakmayan, helâl kazanç peşinde olan bir insan da şeriat üzeredir ve hakikat yolundadır. Böyle birinin şeriata karşı çıkması, kendisiyle tenakuza düşmesi demektir.

    Dinin temeli, şeriatın esası, insanın yaratılışına dayanır. Karşımızda bir cansızlar âlemi mevcut. Bu âlemde her zerre, her yıldız, hava, toprak, su, ziya her şey Allah’ın küllî iradesine tâbi. O’nun koyduğu İlâhî kanunlara uygun hareket etmede. Ama bu uymada, irade söz konusu değil. Her şey O’nun emrine, yine O’nun iradesiyle boyun eğiyor. Melekler âlemi de bu hakikatin bir başka görüntüsünü sergiliyorlar. İbadet için, tesbih için, hamd için yaratılan bu varlıklarda da insandaki mânâsıyla bir irade mevcut değil. Onlar, Allah neyi emrederse onu işliyorlar.

    İnsana gelince o, hilkat tablosunda apayrı bir manzara sergiler. Her şeyiyle Allah’ı tesbih eden şu kâinatın bu şuurlu meyvesinin de her hücresi, her organı daima tesbihte, daima ibadettedir. Zaten bunların idaresi ona verilmiş değil. Ne ciğerini kendisi çalıştırıyor, ne kanını kendi iradesiyle deveran ettiriyor. İşte, hepsi Allah’a itaat üzere bulunan bu beden ülkesine, bir sultan tayin ediliyor: Ruh. Bu ruha, büyük bir lütuf ve yine büyük bir imtihan olarak irade takılıyor.

    İnsan ihtiyar ve irade sahibi bir varlık. Parmağıyla dilediği yöne işaret edebiliyor, yüzünü istediği tarafa dönebiliyor. Kendisindeki bütün duyguları dilediği gibi kullanabiliyor. Nereye isterse oraya gidiyor, neyi arzu ederse onu yiyor, neden hoşlanmazsa ondan kaçıyor.

    Bu iradenin önüne teklif çıkarılmış, bu iradenin önüne imtihan çıkarılmış ve netice itibariyle bu iradenin önüne cennet ve cehennem çıkarılmış.

    İşte, şeriat insan iradesinin Allah’ın razı olduğu sahalarda dolaşmasını emreden ve O’nun razı olmadığı sahalardan kaçınmasını ikaz eden bir emir ve yasaklar zinciri. Kul bu İlâhî ipe sımsıkı sarılmakla emrolunuyor.

    İnsan iradesinin önünde iki ayrı saha var. Biri dünya, diğeri ise Âhiret işleri. Ama şu var ki, İslâm’da dünya işlerinin hepsi için de getirilmiş kanunlar, kaideler mevcut. Kul, bunlara uyduğu takdirde hem ibadet etmiş, hem de dünya hayatını daha rahat, daha mesut yaşamış oluyor.

    Şeriat üzerinde yapılan münakaşaların daha çok bu ikinci grupta merkezleştiğini görüyoruz. Bu ikinci kısım da ikiye ayrılıyor. Biri muamelât, diğeri ceza. Ve şeriat üzerindeki tartışmaların ağırlık merkezi, bu son kısım. Elbette, ceza hukuku yönünden de İslâm’ın koyduğu birçok hükümler mevcut. Bunlar da şeriat ve bunlara da inanmak farz. Her emir gibi bunlara riayet etmeyen de mesul olmakta. Böyle bir emre uymayış, ona karşı bir vurdumduymazlık, bir isyan mahiyeti taşıyorsa sahibini günahkâr eder. Şayet, o İlâhî emri, o Kur’anî hükmü inkâr etmek, onu reddetmek tarzında ortaya çıkıyorsa küfre sokar. Ama, İslâm sadece bu hükümler değil ve din sadece bunlardan ibaret değil. Meseleyi yalnız bu sahaya çekmek, kısır bir değerlendirme, yanlış bir anlayış olur.

    İslâmî hükümler şu üç ana gruba ayrılırlar. Biri, ferdin kendi nefsine karşı vazifeleri. Diğeri, ailesine karşı vazifeleri. Üçüncüsü de cemiyet hayatındaki vazifeleri. Şeriatın bunların her üçüne de getirdiği ölçüler, hükümler var. Her birinin inkârı küfür ve her birine karşı isyan etmek günah. Ama bunlar arasında öncelikli olanlar, ferdin kendi nefsine ait vazifeleri. Bunların başında da ibadet geliyor. İnsanın kendi nefsine ve ailesine ait mükellefiyetleri hususunda, bütün semâvî kitaplarda hükümler mevcut. Hepsinde ibadet emredilmiş, hepsinde günahlardan sakınma esas tutulmuş.

    Bu ibadetlerin şeklinde, vaktinde, miktarında farklılıklar var, ama ibadeti emretmeyen, ahlâkı emretmeyen bir hak din göstermek mümkün değil. Lâkin, sosyal kaideler, hele devlet yönetimine dâir hükümler, dinlerin en mükemmeli ve en sonuncusu olan İslâm’da kemâliyle yer almış.

    Şunu özellikle ifade etmek isteriz: İnsanın yaratılış gayesi, bütün dinlerde müşterek. Bu gaye, Kur’an-ı Kerim’de: “Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” âyetiyle ifade buyurulmuş. Bir de belli şartların tahakkukuna bağlı emir ve yasaklar var. Bunlardan biri de ceza hukukuna dair hükümler. Bu hükümler şarta bağlı. Bugün Almanya’da, İngiltere’de, Fransa’da yaşayan Müslümanların bu emirleri tatbik güçleri yok. Ve bunlardan sorumlu da değiller.

    Bu konuda yapılan tartışmalarda, muhatabı olan mü’mini İslâm’ın bir kısım emirlerini kabul etmiyormuş gibi göstermek ve onu insafsızca tenkit etmek, tek kelimeyle zulüm olur. İslâm kardeşliğini baltalayan ve âhirette cezası pek büyük olan bu tarz ithamlardan hassasiyetle kaçınmak gerek.

    Bütün insanları fakir bir ülke hayal ediniz. Siz bu ülkenin fertlerini, İslâm’ın zekât farîzasını yerine getirmemekle suçlayabilir misiniz? Elbette ki hayır. İslâm’ın ceza hükümlerine inandığı halde bunu tatbike gücü yetmeyen bir Müslüman da böyle değil midir? Bunları tatbik etmek devletin vazifesidir, ferdin değil. Dolayısıyla da ferde herhangi bir sorumluluk terettüp etmez.

    İslâm’ın temel hükümleri, hangi beldede olursa olsun, ferdin uymak zorunda olduğu İlâhî emirlerdir.

    Devlet yönetimiyle ilgili hükümler de İlâhîdir, onlara inanmak da her mü’mine farzdır; ama onların uygulanmasından sorumlu değildir.

    “Şeriatta; yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nispetinde siyasete mütealliktir. Onu da ulûl-emirlerimiz düşünsünler.” Bediüzzaman.

    İslâmî hükümler hakkında getirilen bir sınıflandırmayı da burada nakletmek isterim. İlâhî hükümler iki kısma ayrılıyor: Bir kısmı sadece Müslümanlara uygulanan hükümler, diğeri ise bir İslâm beldesinde yaşayan herkese tatbik edilen hükümler. İşte bu ikinci kısım, “muamelât” ve “ceza” hükümleri. Bir gayr-i müslim cizye vererek İslâm beldesinde yaşıyorsa, o beldenin bir vatandaşı olarak bütün muamelat ve ceza hükümlerine muhatap olur. Hırsızlık ederse eli kesilir, birisine zina iftirasında bulunursa cezalandırılır. Bazı çevreler meseleyi ters değerlendirerek, İslâm’ın ceza hükümlerinin uygulanmadığı bir ülkede namaz kılmanın, oruç tutmanın da bir mânâ ifade etmeyeceği gibi çok saptırıcı ve bir o kadar da mesuliyetli sözler söylüyorlar. Kendilerine karşı çıkan mü’minleri de Allah’ın hükümlerinden bir kısmını dikkate almamakla suçluyorlar.

    Halbuki bu iddia asıl kendileri hakkında geçerli oluyor. Şeriatın yüzde doksan dokuzunu teşkil eden ve dinin temeli olan hükümleri hafife almak ve dinde sadece müslim - gayr-ı müslim herkese uygulanan ve cemiyetin huzur ve saadetini temin eden muamelât ve ceza hükümlerine ağırlık vermek gibi bir hatanın içine düşüyorlar.

    Namazın her rekâtında Fâtiha’yı okuyan ve Rabbinden “sırat-ı müstakime” hidayet talebinde bulunan bir mü’minin, çok dikkatli olması gerek. Aşırılığın her türlüsü, yâni ifratı da tefriti de insanı istikametten uzaklaştırır.

    Asrımızda Şeriat geçerli midir?

    Bu noktada düşülen iki aşırılığa kısaca temas edeceğiz: Bazı insanlar, bu asırda İslâmî hükümlerle hükmetmenin mümkün olmadığını iddia ederken, diğerleri de İslâm hükümleriyle hükmetmeyen herkesi, niyetlerine bakmaksızın, hemen küfürle itham ediyorlar. Bunların biri ifrattadır, diğeri tefritte. Yâni ikisi de aşırı, ikisi de istikametten sapmış.

    Önce birinci yanılmadan söz etmek isteriz. Meşhur bir kaide vardır. “Bir şey sabit olursa, levazımıyla sabit olur.” El dendi mi, parmaklar onun lâzımıdır. Eli, parmaksız düşünemezsiniz. Ve böyle bir elden istifade edemezsiniz. Yüz dendi mi, gözü ondan ayıramazsınız. Gözsüz bir yüzün önemli bir yanı eksik demektir. Gözün de akını karasından ayıramazsınız. Parmak elin, göz yüzün, gözbebeği de gözün lâzımıdır. Ondan ayırır ve tek olarak düşünürseniz bir fayda elde edemezsiniz. İslâmî hükümler de öyledir. Bir bütün olarak düşünülmelidir. Ve ancak o zaman, ferdi ve cemiyeti terakki ettirir; huzura, saadete kavuşturur.

    İslâm’ın temel şartlarının ihmale uğradığı, ferdî ve ailevî hayatın yanlış esaslar üzerine bina edildiği bir cemiyette, sadece muamelât ve ceza hükümlerinin tatbiki fazla bir fayda sağlamaz. Yahut bu hükümlerin, böyle bir cemiyete tatbiki mümkün olmayabilir. Olsa bile, birçok kimse, bunlara, inanmadan ve istemeyerek uymakla nifaka düşer. Müslüman görünür, ama bir İslâm düşmanı olarak yaşar.

    Şeriatın bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğine bir misal vermek isterim. İslâm’da faiz haramdır, yasaktır. Bu yasağı getiren âyet-i kerimeyi “Müminler ancak birbirinin kardeşidirler” âyetiyle birlikte düşünmek gerekir. O zaman şu hakikat ortaya çıkar: “Bir mü’min, ihtiyaç içinde kıvranan ve kendisinden borç isteyen bir kardeşine borç verirken, şer’î ifadesiyle ona karz-ı hasende bulunurken, bu parayı fazlasıyla geri alma talebinde bulunamaz. Bunun kardeşlikle bağdaşması mümkün değildir.”

    İslâmî kardeşliğin son derece zayıfladığı, kişinin kendi öz kardeşine oyunlar oynadığı, tuzaklar kurduğu, devlet malının acımasızca yağmalandığı bir cemiyette, İslâm’ın faiz yasağı icra edilemiyorsa, kabahat o bozulan bünyenindir; ilâcın, yahut gıdanın değil.

    Gelelim, istikamet sınırlarını aşan ikinci iddiaya. Bir cemiyette, İslâm’ı tam tatbik etmeyen, hükmünü ona göre vermeyen veya veremeyen bir insana hemen kâfir damgası vurmak da insaf değildir. Zira, iman küfre zıttır. Bir insan İslâm’a zıt bir hüküm veriyor, bir icraat yapıyorsa, bunu İslâm’ı reddederek yapacaktır ki küfre girsin. Aksi halde onun küfründen değil günahından, isyanından söz edilebilir. İman gibi küfürde de niyet ve irade şartı vardır. Bir adam ancak, “İslâm’ın şu husustaki hükmü şöyle ama, ben onu kabul etmiyor ve şöyle hareket ediyorum” derse küfre girer. Böyle bir niyeti ve iradesi yoksa, işlediği hata, verdiği yanlış hüküm tamamen bilgisizliğinden yahut irade zaafından kaynaklanıyorsa, yaptığının da yanlış olduğunu biliyorsa bu adama kâfir demek Ehl-i Sünnet itikadınca mümkün değildir. Bunu ancak, büyük günah işleyenin kâfir olduğuna hükmeden “Haricîler”, yahut böyle bir kimsenin imanla küfür arasında kalacağını savunan “Mûtezile” iddia edebilir. Bunların ise ehl-i dalâlet olduklarında bütün Ehl-i Sünnet âlimleri müttefiktir.

    Çok dikkatli olmamız gerekiyor. İslâm’ı savunuyorum derken, bilmeden dalâlet ehlinin yoluna girebiliriz


    Ben çevremdede gözlemlediğim kadarı ile şunu anlıyorum şeriattan

    Laiklikle tamamen ters düşen bir anlayış. Kadınlar çarşafa girmek ve peçe takmak zorundalar. Çalışmamalılar. Eşlerinin eline bakmalılar yani. Eş isterse 3 ,4 hatta 5 eş alabilir. Kadının söz söyleme hakkı yoktur. Seçimlere bile katılamaz zaten seçim olacak bir devlet ortada olmaz. Kadınlar tokalaşmaz.(Bunu ben namahrem olduğunu düşündüğüm için evlendiğimden beri
    yapmıyorum)kadınlar kendi akrabaları da dahil hiçbir erkeğin yanına çıkamaz.Dini suç olan her şey şeriata göre cezalandırılır. Kadın zina yaptıysa taşlanıp öldürülür hırsızlar ise elleri kesilerek. İdam vardır. İRAN gibi..........

    şeriat bumudur?Lütfen sorumu ciddiye alıp cevaplayınız. Ama ben AMİRAnın cevaplamasını tercih ediyorum. Önce o eklesin sonra siz devam edin.....



    Paylaş
    Şeriat nedir, nasıl yaşanır, bu asırda şeriat geçerli midir? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Bacim ilk önce sunu söyliyeyim..Seriat Allahin kanunudur..Ve heryerde olmasi uygulanmasi gereken tek kanundur..seriat hakkindaki dusuncelerin cogu yalnis bacim..Kesinlikle mesela herkes pece takacak diye birsey olmaz ama bol elbise sart..kadinlarin söz hakki yok diye birsey de yok..Allahin kanununa uyan erkekler kadina aksine cok kiymet verir.

    Ama diger söylediklerin evet laiklik islamda yoktur..zina yapan kadin(evli kadin ) idam edilir dogru..ancak bu hukumleri kim veriyor ? insanlarmi ? alimler mi ? hayir ALLAH kuran-i kerimde bizzat bunu uygulamamizi ve merhamet etmememiz gerektigini emrediyor..

    Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun Eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız onlara Allah'ın dini(ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın; onlara uygulanan cezaya mü'minlerden bir grup da şahit bulunsun (24/2)


    neyse teker teker hukumlere gececek olursak..uzun surer..burce bacim benim sana söylemek istedigim..ilk basta irandaki seriat evleti degil..seriat adi altinda kendi sapikliklarina göre haraket eden bir devlet..bunuda anlayalim..ve asil seriat Allahin emirlerine uymak yasaklardan uzak olmak..ve gercekten bu olsaydi hepimiz ferahlik icinde olurduk..dinimizi yasardik.. o yuzden kisaca suanda tr de veya herhangi bir ulkede islenen kanunlar gecersizdir Tek kanun Allahin kanunudur.. digerleri ise taguttur buradan da ögrene bilirsin genis bilgi.

    http://www.muminem.net/konu-disi-bas...ir-onemli.html

    ..seriati sadece verilen cezalar ile tanimlamak yanlis..
    seriatin nedir birde burdan okuyalim bacim
    '
    Şeriat' ın islam ile alakası olmadığını söylemeden önce, gerçekten şeriat' ın ne olduğunu bilmemiz gerektiğine inanmaktayım son olarak. şeriat, kol, kafa ve bacak kesmek değildir. zaten şeriat' ı yalnızca bu temeller üzerine ilişkilendiren birinin, şeriat kavramı ve müslümanlığın arasındaki derin ilişkinin üzerine sağlıklı bilgileri, fikirleri yoktur. şeriat, ilahi emir ve yasakların toplamına denir. bahsi edilen cezalar şeriat değil, şeriat hükümleridir. yalnızca hükümleri alarak şeriat' ın islam ile alakası olmadığını söylemek, düpedüz bilgisizlik, fikirsizliktir. bir namaz kılmak ve oruç tutmaktaki farz, hacca gitmek ve kelime - i şehadet getirmekte ki yükümlülük ile beraber, zina yapmamak ve adam öldürmemekteki haram ve yasak, birer şeriat' tır. yani müslümanlığın getirdiği tüm yükümlülük, yasak, haram ve helaller, müslüman yaşayış biçiminin genel adı ile beraber islam ahlakının tamamını kapsayan kavrama şeriat denir.

    kişi, mevkisi ne olursa olsun '' elhamdülillah şeriatçıyız '' deme hakkına sahiptir. bu bir başbakan, bir öğretmen veya bir mühendis dahi olabilir. çünkü zaten yaşayarak ve müslüman olarak bunu teyit etmiştir. bunun siyasi çıkar veya maddi rant ile alakası yoktur. ayrıca sadece islam şeriatı yoktur. şeriat kanun, mezhep, yol anlamına gelir ve sadece islam' la kısıtlı değildir. musa' nın şeriatı, zerdüşt şeriatı da, bu toplum ve kimselerin koyduğu kanunlar için de kullanılabilir. kullanılmıştır.

    şeriat bir yaşam biçimi olduğu gibi, hiç bir zorlama veya yaptırım yoktur. sahabe dönemi ve osmanlı hanedanlığından bu yana, dünya üzerinde hiç bir ülke şeriat ile yönetilmediğinden, sahabe ve osmanlı döneminde de hiç bir insana bir zorlama ve yaptırım uygulanamadığından ve şeriat kısaca ırmak kadar berrak bir yolun tasviri olarak nitelendirilen bir yaşayış biçimi olarak tanımlandığından, şeriat' a siyasete girer demek ve islam' la alakası yoktur demek boştur. çok afedersiniz ama cahilliktir.

    "sonra seni bu işte apaçık bir şeriat sahibi kıldık. sen ona uy. hakkı bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma" (el-câsiye, 45/18).

    "allah dini doğru tutmanız ve onda ayrılığa düşmemeniz hususunda nuh'a tavsiye ettiği, sana vahyettiğimiz, ibrahim'e, musa'ya ve isa'ya tavsiyede bulunduğumuz dinle ilgili hususları size şerîat olarak koydu” (eş-şûrâ, 42/13)
    aynı sûrenin 21. âyetinde de inançtan yoksun olanlara hitaben; "yoksa onların, allah'ın izin vermediği hususlarda kendileri için dinden şerîat koyan ortakları mı var?" buyurulmuştur.

    bu ayetlerden ve şeriat' ın eş anlamlısı olan kelimelerden yola çıkarak şeriat, allah' ın ( cc ) insanlar için koyduğu bütün hükümleri kapsarken, islam ile şeriat' ın alakası yoktur ve islam' da şeriat' a yer yoktur demek, çok afedersiniz denyoluktur.

    cımbızla çekilen, kaynağı ve boş olup olmadığı bilinmeyen ve her yöne çekilebilecek pozisyonda olan hadisler ile bu şekilde düşünmek ve konuşmak saçmadır.

    " ilim cinde bile olsa ona gıdeceksın" kaynağı olmayan bu hadis, şüphesiz ki insanları ilime ve pozitif bilimlere, okumaya yöneltmektedir. bunun şeriat ile ne alakası vardır. hangi şeriat hükmünde okumaycaksın, ilimden uzaklaşacaksın yazmaktadır ki, gerçek olup olmadığı bilinmeyen bu hadis ile şeriatın insanları cehalete sürüklediği saçmalığı vurgulanmaya çalışılır ?

    "yarın kıyamet kopacak bıle olsa fıdan dıkeceksın" yine kaynağı ve gerçek olup olmadığı bilinmeyen bir hadistir. şeriat doğaya saygılıdır. insanı, fıtratına uygun olarak yaşamasına götüren yol olarak adlandırılan şeriat' ı, ağaç düşmanı olarak nitelendirmekte, pek tabi saçmalıktır. doğaya saygı göstermek ve fidan dikmek, bireysel bir güzel ahlak davranışıdır. şeriat ile ne alakası vardır ?

    "bır saat adaletle hukmetmek bır sene ıbadet etmekten daha hayırlıdır" - ornek serıat adaletlı bır sıstem ve esıtlık ıcermez - yine gerçek olup olmadığı bilinmeyen ve kaynağı belirtilmemiş bir hadis. şeriat' tan, adaletsiz bir sistem diye bahsetmek, kişinin tarih bilgisinin ve bu tür yüzeysel bilgilerinin sıfır olduğunu kanıtlar. şeriat hükümleri geldiği dönemde toplum, ebu cehl kanunları, yani cahiliye dönemi ile yönetiliyordu. bu dönemde kız bebekleri diri diri gömülür iken, erkekler onlarca kadın ile evlenip, bu kadınlardan canları istediğini boşayıp sokağa atıyorlardı. faiz, haram ve fuhuşun getirdiği zülüm, ebu cehl' in adaletsiz kanunları ile yönetim biçimi nedeni ile olmuştu. ancak, şeri hükümlere geçildiğinde insanlar rahat bir nefes alabildi, kız bebekleri ölümden, kadınlar sokağa atılmaktan, toplum fuhuştan kurtulabildi.

    padişahların dahi yargılanabildiği, hatta gerekli cezaların onlara da uygulanabildiği ve dokunulmazlık hakkı gibi tamamen ebu cehl dönemine ait kanunların olmadığı bir sistemden adaletsiz diye bahsetmek, yine söylüyorum, bir şeyleri körü körüne savunmak için uğraş veren bir cühelanın içine düşeceği en büyük yanlışlardan biridir.

    bir göL lalesi deyişi veya maymun repliğinden ziyade, müslümanlık bilincinde olan insanların, hiç bir şey dahi yapmasalarda müslüman olmakla kabul ettikleri, içine girdikleri beton gibi bir gerçektir bu. müslüman olmak yalnızca sözde değil, olduğunuz taktirde size bir çok yükümlülükte getiren bireysel bir inanç kimliğidir. bunlardan biri de, şeriat' tır. şeriat' ı yalnızca ortadoğunun yaşam biçimi sanmakla kısıtlı bir bilgiye sahip olan ve seküler devlet adamlarının kötülediği ve bu şekilde bir yönlendirmeye tabi tutulan insanların, bu konuda olumlu veya olumsuz, ciddi bir temeli olan fikirlerinin olması tabiki beklenemez. bu yüzden, bilgi sahibi olmadığı halde sulanmış beyinleriyle cümle kurmaya çalışan ve kurduğu cümlenin altının dolu olduğu, gerçekten bir bilginin yattığını düşünen omurilik tepkimelerinin, öncelikle şeriat nedir, müslüman olmakla neler kabul edilir gibi temel ve en yüzeysel bilgileri öğrenmesi gereki ki, bu bilgilerin ışığında kurduğu cümlenin doğruluk boyutu veya eleştiri kısmı gerçekten etik olabilsin.




  3. 3
    AMİRA o zaman peçe takmak ya da çok eşli evlilik yoksa yapan neden yapıyor?Sakın yanlış anlama seni bildiğim için söylüyorum. Yani sen istediğin için mi takmaktasın eşin arap olduğu için mi?
    Birde arabistanda cahiliye devrinde kadınlar dansöz gibi mi giyiniyorlarmış?Buyüzden mi RABBİMİZ onlara başörtüsü ayeti getirmiş?Ben öğrenmek istiyorum. Bilmek istediklerimden yargılamayın beni



  4. 4
    hayir bacim seni yargilamam ben ben sorularina cvb veriyorum islamda cok esklilik var 5 degil ama 4

    herseyin sarti oldugu gibi onunda sarti var.. Allah söyle buyuruyor:
    Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdir de) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.( Nisa suresi 3.ayet)

    yani adaletli olmak sartiyla..

    pece konusuna gelince ben evlenmeden önce girdim carsafa ve peceyide taktim..beni esim böyle görup secti..yani tamamen kendi istegimle..kimse bu konuda zorlanmiyor..burdaki arkadaslarimda kendi iradeleriyle takiyorlar..burada kadin 50 yasinda peceli iki atne kizi takiyor digerleri takmiyor kimsede zorlamiyor ama tavsiye ediyorlar onlarda zamanla takarim diye dusunuyorlar mesela..yani hep yalnis gösteriliyor anlatliyor herkese burce bacim.. bir iki tane zorla takan ile karsilasinca hemen herkes ayni saniliyor ama öyle degil..ayrica birsuru turk aileler var böyle yani es arap diye degil istanbul dolu..pece konusundaki hukumleri ise ayri bir konu bacim ihtilaf oldugu icin takmayana gunah olmuyor diyor kimi alim kimi oluyor diyor fitne zamaninda bulundugumuzdan dolayi..ben uzerime farz olarak göruyorum algidim fetvalardan dolayida takiyorum Allah rizasi icin yapiyorum bunu..ama kimse buna zorlanamaz..

    bas örtusu nin hikayesi baska onu bir derste dinlemistim..hz halife Ömer bin hattab bir gun peygamberimize gidip kadinlarin bir sekilde bu hallerine care bulunmasini taleb etmis yani disariya cikiyorlar yuz göz oluyor lar erkeklere gibicesine..bu talebin ardindan da bunu sebeb kilarak Allah basörtu hukmunu vermis..

    böyle bir cok emirlere sebeb olmus halifemiz..Allah ondan razi olsun




  5. 5
    Anladım. Saygı duyuyorum bu snin hayatın. Ama ben normal kapananlara bayılıyorum. Yani eşarplı ve bol giyinen gösterişsiz olanları. Beyaz giyseniz olmaz mı?Siyah çok korkutuyor beni. Neden siyah?



  6. 6
    bas örtusu soruna cvb verdim yukarid abacim gec gördum yazdim..nasil ciktigina dair..


    bacim siyah en efdal olani sonucta koyu renkler secilmesi gerekiliyor..en koyuda siyah ama bende kahve rengide var miavi giyende var sadece koyu olmasi lazim..tabiki olmasi gereken o bol giyinmek vicud hatlarini göstermemek..ve benim yaptigimda bu hatlari belli etmeyecek her turlu kiyafet uygundur bol uzun koyu renkli bu carsaf ta olabilri cunki en cok uygun tariflere carsaf ama sart degil..ben onu tercih ettim yani sadece pecede takiyorum birde eldiven hepsi bu.. ve bööyle inanilmaz huzurlu ve mutluyum




  7. 7
    Mavi olsa?Mavi gördüm evet........ama bu afganistan burkası mı?Anlamıyorum?Elbette bu senin tercihin. Huzur duyuyorsan.....huzur ne hissetmekteysen onu yapmalısın çünkü. Ben şimdi açığım. Ama normal açık. İnşallah kapanacağımda.....ama ne zaman ALLAH bilir?Tüm sorularıma içten cevap verdiğin için ALLAH RAZI OLSUN....Ben ÜMİT MERİÇ in sözüyle bu konuyu kapatacağım.Ona sormuşlar ki kendisi prof 50 yaşında kapanmış.
    -Hocam neden kapandınız çevreniz ne der?
    -Ben kabre girdiğimde bana vatandaşlık sorularımdan sorumlu olmayacağım. Kul haklarımdan sorulacağım. Önce kulum sonra vatandaş. Gerisi hiç önemli değil......

    Ben de böyle düşünüyorum belirtmek istedim.



  8. 8
    yok burka degil normal carsaf ama mavi peceside filan öyle yani Allah senden de razi olsun bacim herzaman acigim sorabilirsin elimden geldigince cvblarim Allahin izniyle..



  9. 9
    zaten bıkana dek soracam merak etme. Laf aramızda okulda da din hocasının başını yiyorum. ))Bıkmadan usanmadan soruyorum soruyorum..........ALLAH RAZI OLSUNNNNN



  10. 10
    amin cumlemizden bacim sor tabi bilmemek degil ögrenmemek ayip diye kalisk bir cumle kurdum ama yerinde oldu



şeriat kanunları maddeleri,  iran şeriat kanunları nelerdir