Mumine.com ve Konu Dışı Başlıklar Forumundan Said Nursî, "Cübbeli", İslamoğlu... Ne yani? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Said Nursî, "Cübbeli", İslamoğlu... Ne yani?

    Reklam




    Said Nursî, "Cübbeli", İslamoğlu... Ne yani?



    "Cübbeli" bir hocamızın Üstad hakkındaki birkac olumsuz görüşlerini Moral Fm programcıları izale ettiler. Siz de bu konu hakkında yazı yazmıştınız. Cübbeli Hocamızın Mustafa İslamoglu hakkındaki görüşleri aşikar, sizin de Mustafa hoca ile olan diyaloğunuzu biliyoruz. Velhasıl, Cübbeli hocanın dediklerine inanıyorum, Kuran ve Hadis referans gostererek açıklamalar yapıyor. M. İslamoglu ile neden ilişkinizi kesmiyorsunuz?

    Bu soruyu daha önce sorulmuş/bundan sonra da sorulacak yüzlerce sorunun örneği olduğu için sizinle sansürsüz paylaşıyorum.
    Bu tür sorular gündemimiz oluyorsa, hele de uzaktan gelmiş bir "ağabey"i, "konferans yorgunu" bir "hoca"yı bir kenara çekip soracak kadar gündemimiz oluyorsa, geriye dönüp bir düşünelim, aynaya bakıp kendimizle bir yüzleşelim. Hele de Kur'ân'ı anlama/anlatma/yaşama yolunda bunca yolda kalmışlığımız ortadayken, Kur'ân'ı anlamada bize yol açan, yeni bakışlar kazandıran büyüklerimizi meşgul, mahzun edecek ve yoracak bir öncelikle yürüyorsak, körlüğümüzü, aymazlığımızı bir kez daha görelim.
    İslam'ı öğrenmek için değil, Kur'ân'la tanışmak için hiç değil, nefsiyle yüzleşmek için asla değil ama "reyting kapmak" ve para kazanmak için, dilerlerse kıyafetiyle ve hatta ünvanıyla karikatürize edebilecekleri her hocamızı programlarına çağıranların tam da planladığı, tam da hesap ettiği artçı reytinglerin fay kırığında yürüdüğünüzün farkında değil misiniz?
    "Beriki hoca öteki hocaya böyle söylemiş" diye Hucûrat'ı ihlal eden "hafıze" kardeşler, "muttaki" ağabeyler, bir hocanın verdiği fetva ile, bir başkasının fısıldadığı dedikodu ile o güzelim aklını, o kıymetli zamanını maç fanatikleri gibi orada burada "malayaniyat"a harcayan "sofu" kardeşler, siz beriki hoca kadar seher zikri yaptınız mı, öteki hoca kadar bir ayet karşısında alın teri, akıl teri döktünüz mü?
    Ömrümüz çok mu uzun da, onun en önemli anlarını, tasarlanmış "dedikodu tezgahları'na "ateş"li laflar taşımak için harcıyoruz? İlmi çok hocamız var da sırf birini "cübbeli" diye, dili sürçtü diye harcamaya kalkıyoruz? Elimizde öyle çok sayıda, böyle çok emek verilmiş bir sürü meal mi var da "İslamoğlu'nun meali"ni boykot etmeye kalkıyoruz? Okuduğumuz meal, Kur'ân'ın mealidir; ayetleri anlatır, anlaşılır kılar; Mustafa İslamoğlu'nun sözlerinin meali değil ki! Şu ya da bu bir meal okuduğumuzda Kur'ân'ı anlama yolunda yürürüz; şu ya da bu mealciyi yüceltmeyiz ki... Yoksa öbür türlü okuyanlar ve dahi yazanlar mı var?
    Hem sonra biz nefsimizle cedelleşmeyi, şeytanımızla çekişmeyi bitirdik de, beriki hocayı öteki hocayla çekiştiremeye ve tokuşturmaya vaktimiz ve mecalimiz mi kaldı? Kendi hatalarımızın istiğfarını tamam eyledik de, kendi kusurlarımız için af dilemeyi bitirdik de, kendi ayıplarımızın hesabını kendimize yeterince sorduk da, ve hatta istiğfarımız, af dileğimiz ve hesaba çekmemiz sayesinde affedildiğimizin haberini aldık da, başkalarının hem de Kur'ân'a hizmet ettiği aşikar büyüklerimizin günahlarını, ayıplarını, kusurlarını gündemimize alacak vakit ve yüz mü bulabildik?

    Bir de...
    "Said Nursî'yi "gayri müslimlerin ‘İslam fıtratıyla doğmuş' çocuklarına ve dahi yetişkin de olsa mazlum ve mahzun öldürülen masumlarına şefkatle bakışını çok görenler, aslında "Allah'ın rahmeti"ni ceplerinde saklamak gibi, şefkat-i İlahi'yi taraftarlıklar arasında ezmek gibi ağır bir suç işlerler. Burada öncelenmesi gereken Said Nursî'den ve/ya talebelerinden özür dilemek değil. Kendi bakışımızdaki "özrü" fark etmektir. O satırlar bütün gerçekliğiyle ortada dururken, o satırların yazarının kalbine taşıdığı/kalbinden taşırdığı o merhamete "bizim de kalbimiz niye değmiyor?" demek varken, çok "sayılan" Bediüzzaman'ın "rahle-i tedrisi"ne diz çöküp oturmak varken, kendi bildiğini okumaya devam etmek, canlı satırları "metruk" ve "mehcur" eyleyip arkasını dönüp gitmek, yetersizliktir, duyarsızlıktır, biganeliktir. Kalbimizi bu hakikatlere açmaksızın, "sen özür dile!"/"ben de üzgünüm!" maçında her iki taraf da kaybetmiştir. Özür dilenmesi gereken Said Nursî değil, kendi kalbimizdir, insanlıktır, insanlık adına yüklendiğimiz "alemlere rahmet"-"müslümanlara rahmet" değil-Peygamberin mirasıdır.

    Bir şey daha...
    Herkes Said Nursî'den alıntı yapmak zorunda değil... Bunu dert edinen Nur talebeleri, M. İslamoğlu kadar dakik okudular mı acaba İşaratü'l İ'caz'ı? Sadece anektodal alıntılar yapmak, sadece kategorik bağlantılar yapmak değildir Risale'ce meal yazmak... Risale'nin ruhuyla okumaktır, yazmaktır... M. İslamoğlu ya da bir başkası, Risale-i Nur'un elçiliğini yaptığı Kur'ân'ın ruhuna dair yeni bir şeyler söylüyorsa, "Nur Talebesi"dir.

    Bir şey daha....
    Her Nur talebesi de her sözünü Said Nursî'ye bağlamıyorsa, hain değil... Ben Sözleri kendi kitabım olarak görüyorum, öyle okumaya çalışıyorum. "Kendi kitabım"dan alıntı yapmıyorsam, ne korktuğumdan ne gocunduğumdandır. Zaten sürekli "Risale okumak/okutmak" ile Risale'ce yaşamak, Risale'ce bakmak farklı şeylerdir. "Nur Talebesi" sürekli kitaplardan alıntı yapan değil, Risale'nin bakışını, yürüyüşünü, duruşunu kendi bakışı, yürüyüşü ve duruşu eyleyendir. Bu durumda alıntı yapmasanız da, her cümleniz "alıntı"dır. Aksi halde alıntı yapsanız bile yaptığınız "montaj" kalır.

    Bence "imanına şahit" olduğumuz kimseyle ilişki kesmek, hele de cübbeli ya da cübbesiz bir hoca dedi diye ilişki kesmek bir mümine yakışmaz, hele hele bir Nur talebesinin bir Nur talebesine falanca böyle diyor o halde falanca ile ilişkini kes demesi hiç yakışık almaz. (Nerede en fazla onbeş gün aklımızda kalan İhlas Risalesi, nerede muhabbete muhabbeti, adavete adaveti emreden Uhuvvet Risalesi?) Üstad'ın cübbeli/cübbesiz hocaların sözleriyle düzelecek bir hatırası, birinin özür dilemesi ile tashih edilecek bir imajı yok ki... Üstad bir başkasının sözleriyle de karalanmaz. Bir kaç olumsuz görüşü, hele de duydum dediği görüşü, cevaptan ne anlayacağı bilinmeyen, soruyu sorma amacı da fitne çıkarmak olan kişilere söylemek, söyleyenin sorunudur. Benim sorunum değil, Üstad'ın ve Kur'ân talebelerinin sorunu hiç değil

    <Senai Demirci>


    Paylaş
    Said Nursî, "Cübbeli", İslamoğlu... Ne yani? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    bir senai demirci kalmıştı cevap vermeyen



  3. 3
    Katiliyorum Senai Demircinin düsüncelerine.
    Derlerki dogru olan bir fetvanin sahibine Allah(c.c) 10 Sevap yazarmis.
    Yanlis olan bir fetvaynin sahibine ise 1 Sevap yazilirmis. Burda dikkatleri yanlis fetva veren Hocalara yönlednirmek istiyorum. O Alim calismis, cabalamis, arastirmis ve alin teri dökmüs bir konuda görüsünü bildirmek icin. Niyeti bozuk olmadikca, Allah yolunda iyi tavsiye etmek icin cabalayan bir Hocanin arkasindan nasil olurda dedikodu yapilir, yada onun ismini duyunca yüzler eksilir. Hocalar müslüman kardeslerine yardim etmek icin bu yola baslarini koymuslar. Bizim ne hattimize onlarin üzerine öyle cirkince konusmak. Her Insan hata yapabilir. Bu Peygamberler icin de gecerlidir. Hocalar da zaman zaman hatalara düsmüs olabilirer. Bize düsen ancak bize sunulan fetvalarin icinden dogrulari almak ve hayatimiza gecirmektir.

    Allah bizi birbirimize kirdirmasin.
    Hatamizi düzeltmeyi nasip etsin .
    Ve basimizdan dogru yolu gösteren Hocalari eksik etmesin.
    Amin!



  4. 4
    Bunu dert edinen Nur talebeleri, M. İslamoğlu kadar dakik okudular mı acaba İşaratü'l İ'caz'ı? Sadece anektodal alıntılar yapmak, sadece kategorik bağlantılar yapmak değildir Risale'ce meal yazmak... Risale'nin ruhuyla okumaktır, yazmaktır... M. İslamoğlu ya da bir başkası, Risale-i Nur'un elçiliğini yaptığı Kur'ân'ın ruhuna dair yeni bir şeyler söylüyorsa, "Nur Talebesi"dir.

    Allah razı olsun senai abi bunu çok güzel açıklamış aslında



  5. 5
    Allah bizi birbirimize kirdirmasin.
    Hatamizi düzeltmeyi nasip etsin .
    Ve basimizdan dogru yolu gösteren Hocalari eksik etmesin.
    Amin!
    RABBİM razı olsun doğruyu görenlerden doğruyu söyleyenlerden eylesin amin ecmain