Mumine.com ve Konu Dışı Başlıklar Forumundan Sohbet Sitelerinden Insan Manzaraları Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Sohbet Sitelerinden Insan Manzaraları

    Reklam




    SOHBET SİTELERİNDEN İNSAN MANZARALARI
    Teknolojinin hızla geliştiği bu zamanda, bizde teknolojinin nimetlerinden nasibini alanlardanız. Bu gelişmeye sevinmeli mi, üzülmeli mi orası tartışılır. Ancak teknoloji deyince ilk akla gelen odalarımıza kadar giren internet. İnternet insan hayatında bulunan en ileri düzey teknoloji gelişmesi. Aradığınız her şeye evinizden, elinizin altında ki internetle ulaşabilirsiniz. Artık hayatınızı ikiye ayırabilir, sosyal ilişkilerinizden soyutlanıp internetle arkadaş olabilirsiniz. Bu dünyada yaşayamadıklarınızı sanal dünyanızda yaşayabilirsiniz. Çevre edinme güçlüğü çekenler, internet aracılığıyla diledikleri çevreleri edinebilirler. Evlenmek isteyip fakat; uygun kısmet bulamayanlar, internetten münasip kısmetler bulabilirler.
    Orada kota yok. Kim olmak istiyorsanız öyle olabilirsiniz. Yeter ki elektirikler kesilmesin ve siz sanal alemden gerçek aleme göç etmeyin.
    İnternetten tanışanlar, arkadaşlık kuranlar, birbirlerini görmeden internetten konuşup evlenenler birbirine kaçanlar, karısını-kocasını internetten bulduğu kişiyle aldatanlar veya terk edenler...
    İş o kadar çığırından çıktı ki, artık televizyon programlarında bu konu ele alınmaya başlandı. Hangi kanalı zaplarsanır, bir internet mağduru/ mağduresiyle karşılaşıyorsunuz. Hatta bir olay vardı, izleyenler iyi hatırlarlar. Ana haber bültenlerinde neredeyse birinci haber olarak yayına girecekti. Evli bir adam sabah- akşam internette oyun oynuyor, haliyle eşi bu durumdan epey bir rahatsız ve en sonunda dayanamayıp evi terkediyor. Tabi bu adamın ne kadar umurunda, hatta bu durum onu memnun bile ediyor. Neticede artık başında dır dır eden bir kadından kurtulmuş bulunuyor. İnternetle arasındaki engellerin tümü kalkmış gözükürken... Kapı çalar, adam kapıyı açar, karşısında haber muhabirleri… Adam neye uğradığını şaşırır ilkin. Sonra hiçbir şey olmamış gibi içeri girer ve tekrar bilgisayar önündeki yerine oturur. Muhabir işin peşini bırakmaz. Adamın evine, hatta odasına kadar girer ve mikrofonu uzatır. "Efendim eşiniz sizi terk etti, siz hala bilgisayar başında oturuyorsunuz, rahatsız değil misiniz bu durumdan?" Bizim net müptelası, giydiği beyaz atletle, öne fırlamış göbeğini biraz adama doğru çevirip,sağ elini tehdit edercesine havaya kaldırıp şu akıl almaz cümleleri söyler: "Size ne kardeşim, ben burada oyun oynuyorum, karı da defolup gitsin oh be!" Artık ne denir bilemiyorum, hatta bu noktadan sonra ne yazacağımı da bilemiyorum. Ancak şu bir gerçek habere konu edilen adam, henüz daha olanların bilincinde değil. Bu bilinci yakalaması için önce bilgisayarı kapatıp, sanaldan reele bir transfer süreci geçirmesi gerekiyor.
    Çok yakın bir arkadaşımla evlilik üzerine kurduğumuz bir sohbet esnasında, nişanlısıyla nerede tanıştıklarını sordum. İnternette tanıştıklarını duyunca, önce şaşırdım sonra da durumu kabullendim. Bu olaylardan ziyade, vukuu bulan birkaç olay daha vardı ki; onlarda insanın nutkunu donduracak cinsten. Bende merakıma yenik düştüm ve soluğu sohbet sitelerinden birinde aldım. Orda soluğu almakta zannettiğiniz kadar kolay olmadı. Benim gibi interneti sınırlı alanlarda kullanan biri için epey zordu. Bir takım prosedürler, onu indir, bunu yükle derken epey bir vaktimi aldı.
    Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; o sitede tanıştığım ve gerçekten bana bu konuda çok fazla yardımı dokunan Eyüp Sultanlı abime şükranlarımı sunuyorum. Hakikaten verdiği bilgilerin bu yazıyı yazmamdaki emeğini inkar edemem. Allah kendisinden razı olsun. Orada tanıdığım en düzgün insana, verdiği bilgi ve nasihatler için ne kadar teşekkür etsem azdır.
    Şimdi gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim. Sapıklık diz boyu. Konuşmalar seviyesiz. İnsanlar çığırından çıkmış.
    Evli bayan ve erkekler mi ararsınız, dullar mı, bekârlar mı, eşcinseller mi, sapıklar mı? Ömrünüzde göremeyeceğiniz kadar değişik türde ve yaşayışta insanlar var. Ve bu insanlar gündelik hayatta konuşamadıklar (bulundukları çevre, kültür vs. gibi sebeplerden ötürü) mevzuları burada konuşuyorlar. Ve bu insanlar vakitlerinin büyük bir kısmını hatta hemen hemen hepsini desem abartmış olmam, burada geçiriyorlar ne yazık ki... Ancak buraya giriş nedenleri sadece bu sebepler olsa yine de şükür denilebilirdi. Sigara tiryakileri bilirler ki, sigara içmeyi düşündükleri vakit içmeden edemezler, başka bir işle meşgul olamazlar, konsantrasyonları sıfırın gölgesinden seyre dalar.
    İşte nasıl ki sigara tiryakisi insanlar varsa, nasıl ki insanlar sigaraya müptela olabiliyorlarsa, burada ki insanlarda aynen o şekilde buraya müptelalar, buraya bağımlılar... Buraya girmeden edemiyorlar...
    Neredeyse bütün günlerini evde ve yahut da başka yerlerde sohbet sitelerinde bitiren bu insanlar, bir de vaktin geçmesinden şikâyet ederse, işte o zaman asıl fiiliyatla fikriyatın ters düştüğü nokta başlıyor. Ve bu nokta sabah ezanının okunmasıyla ancak son bulabiliyor.
    İddia ediyorum ki, orada harcanan zamanı daha başka yerlerde, mesela ilm öğrenmede harcamış olsalardı, bir çok alim, bilim adamı, prof. yetişmiş olurdu ülkemizde.
    Bu tür sitelerde odalar var. (İslam, edebiyat, sağlık ve müstehcenlik vs. gibi)Sohbetin daha seviyeli olması için tercih ettiğim İslam odasında da durum diğer odalardan farksız değil ne yazık ki.
    Hangi odada olursanız olun, buna İslam da dahil, merak edilen, er ya da geç sözün uzatıldığı yer cinsellik... Bir şeyin ucunu gösterip, ardını saklarsanız, bu bir o kadar fazla merak uyandırır insanda.
    İnsanoğlunun fıtratı gereği var olan merak duygusu ve o merakını giderme ihtiyacı oluşur. Ancak var olan milli hassasiyetler bu tür mevzuları ayan konuşmayı, edep ölçüsünün dışında tuttuğu için, halkta ki bastırılmış merak bu sitelerde gün yüzüne çıkıyor.
    (Hayâ ibaresini özellikle kullanmıyorum. Zira 'el-hayâ-ü, minel iman' , 'haya imandandır' haya sahibi olmayan birine hayadan bahsedemezsiniz. Çünkü o imanın getirisidir. İmana vakıf olan bir yürek, eşittir hayâ sahibidir. Haya sahibi olmayan birine, ashaptan birini Efendimiz(s.a.v) hayadan bahsederken görür, ve;'bırak anlatma, zira; haya imandandır' der. O nedenle topluma hayâdan önce aşılanması gereken en ulvi makam imandır. İman sahibi birinin hayâ ve edep ölçüleri dışına çıkması imana ters düşer. Allah'tan hakkıyla hayâ eden kişi her nerede olursa olsun, önce düşüneceği ilk şey Cenab-ı Hakkın yapılan her şeyi gördüğü, duyduğu ve bildiğinin bilincidir. Bu işin sanalı, 'reeli' de yoktur üstelik. 'Utanmadıktan sonra dilediğini yap' hadisine uyarak yaparsan, o hadisin hayâ duygusunu yitiren(hayâ eşittir iman) insanlara hitap ettiğini anlamak gerekiyor.)
    Özelime "s.a"(bu konuya daha sonra deyinicem) ile başlayıp sonra ne tür iğrenç mevzuları konuşmaya teşebbüs eden insanlar gördüm. Daha evvelden zannederdim ki, bu tür sitelerin amacı; insanların sohbet edecekleri ortamlar temin etmek ve insanların ilgi alanları denk olan insanlarla sanal ortamda bir kısım şeyleri paylaşmaları, fikir alışverişinde bulunup, kendilerine fikren destek sağlaması olduğunu sanardım. Ancak ne yazık ki gördüğüm manzara; fikir alışverişinden ziyade, fikir kirlenmesi, kişilik bozukluğunun inşası, özbenlik yitirimi, kişisel saygının ayaklar altına alınması... Tüm bunlar asimilasyonun sohbet sitelerine yansıyan çirkin çocuğunun sureti gibi. Genel konuşma bölümünde, tartışmaya alınan bahisler, bahsi geçen konuda ne rütbesi, ne mevkisi, ne bilgisi, ne ilmi, ne de hilmi olan kimselerin çarpık düşüncelerinin yer bulduğu, İslami konularda bilgisiz, cahil cüheylenın çıkıp ahkam verdiği, (sohbet odalarında İslam Nizamının tartışmaya açılması, ki bu zaten başlı başına bir olay) ve bu gibi seviyesiz ortamlarda İslamın yüce ahkamlarının yalan yanlış söylemlerle söz konusu edilmesi, beni tüm bu ahlaki yozlaşmadan daha fazla yaraladı.
    Evli bir erkeğin gecenin bir vaktinde yatağından kalkıp, çölün ortasında suya hasret bedevi gibi, sohbet sitelerine girmesi, bir yandan eşinin uyanıp uyanmadığını kontrol ederken, öte yandan karşısındakiyle aşağılık sohbetlere,( aşağınında seviyesi var üstad bilirim, bunlar çukur adamlar)girmesi neyle izah edilebilir. Ve yahut da evli bayanların kocasının haysiyetini paçavraya çevirip, kirli elleriyle klavyeye parmaklarını uzatması neyle izah edilir. Ve yahut da gencecik bir delikanlının bir medet serzenişiyle, bu kadına yaranma çabalarını hangi ahlak ölçüsü, hangi ölçü tanımayan vicdan açıklayabilir. Genç kızların bu tür sitelerde nasıl bir açlıkla kısmet avına çıktıklarını açıklayabilecek vicdan var mı? Hani şu ölçüsünü belirleyemediğimiz, değişken, duruma ayak uyduran, kaptan olan gemisini yürütür hesabıyla işleyen paslı vicdanlarımız. Zaman değişir, mekan değişir, insan değişir, insanın dışındakiler değişir ama değişmeyen, eskimeyen ve eskimeye asla yüz tutmaması gereken vicdanlar. Bana tüm bunları hoş gören bir ahlak kitabı gösterin. İlahi buyruklar bir tarafa, ilahi yaratıcının birer yaratığı olan ancak; yaratıldığını inkar eden insanların koyduğu ahlak ölçülerinin bile tepesinin tasını attıracak, bu kadar da olmaz dedirtecek türden bir ahlaksızlık.
    İslami bir takım söylemlerin bile, sadece kendi pisliklerine davetiye çıkarması için kullanıldığı bir yer.
    Merak edilenlerin, utanmadan, sıkılmadan, en ufak bir tereddüde meydan bırakmadan cesurane(!) bir dille söylenildiği(ki nasılsa karşıdaki insanı tanımıyor, görmüyor cesaretinin diline dökülmesinin sebebi budur)soysuz yer. İnsanın en mahrem anlarının yaşandığı yatak odası maceralarını bu sitede tanımadığı insanlara anlatan, kendi kişiliği dahil hiç bir mahremiyet tanımayan bu sınırsız açık sözlü insanların, içlerinde barındırdıkları vicdanı hangi ölçülere, hangi kitaplara sığdırabilirsiniz?
    Konuştuğum bir genç adamdan dinlediğim evlenişinin öyküsü, akıllara durgunluk verecek düzeyde. Hiç görmediği, yalnızca bir zaman telefonda konuşup, 'gel seni kaçırayım' deyip ve onun bu sözüne ayakları yerden kesilip, onaylayan bir kızla hayatının en ulvi temellerinden birini atıyor. Evlenip, yuva kuracağı, soyadını taşıyacağı, çocuklarını doğuracağı ve o çocuklarını yetiştireceği insanı kaçırdığı gün görüyor ancak. Sonra tabi bir sürü olay peydahlanıyor. Zaten çürük temeller üzerine bina edilen bu yuva, çok fazla yaşamıyor ve bu iki ne yaptığından bi haber insan, sadece bir heves, bir çılgınlık uğruna kurdukları bu yuvayı bozarken, heveslerinin kurbanı olduklarından haberdar mıdırlar acaba? Ve yahut da nasıl bir beklentiyle o evliliği kurdular?
    Bu şekilde rızasız ve şuursuzca yapılan bir evlilikten ne hayır umdular? Ve yahut da nasıl bir yuvanın hayalini kurup, nasıl evlatlar yetiştireceklerini umdular? Asıl merak konusu olan gerçekten bu evlilikten beklentileri var mıydı?
    İşte öyle fütursuzca kurulan yuva, bir o kadar fütursuzca yıkılıp gidiyor. Ve şeytanı memnun eden, göktekileri gazaplandıran ve lanet ettiren bu fütursuzluğu ne kadar basite indirgiyorlar. Onları tek hayrete düşüren, tüm bu olanlardan öte, senin şaşkınlığın oluyor. Ve başına gelenlerden, hiç ders almayan bu adam, halen daha bu sitelerden niçin kopamıyor? Tertemiz ve daim bir yuva kurup, tertemiz bir hanımla hayatını birleştirmek yerine neden bu sitelerde sabahlıyor? İzahını kendi bile yapamıyor. Kurduğu cümlelerin, mantıkta hiçbir değeri yok. Neymiş efendim; canı sıkılıyormuş, vakit geçiriyormuş muş muş muş.
    Bir de yukarıda özellikle sanal ve reel diye bir tabir kullandım. Çünkü oradaki insanlar bu tabiri çok kullanıyorlar. Reelde böyleyim, reelde şunu yaparım, bunu yapmam gibi.
    Artık burada ki insanların hayatları ikiye ayrılmış. Sanal ve reel... Hayatları kaç parça olan insanlar gördüm, ki bende buna dahilim, sanal ve reel parçaları olmadı hayatlarımızın. Hepsi gerçeğin kısımlarıydı. Bir de bunlar için sanal kısımlar var. O da farklı bir yaşayış ve düşünüş. Hayatlarını sanal ortamda, sanal ilişkiler ve arkadaşlıklara açan bu kimseler, onların tabiriyle 'reelde', arkadaş ve ilişki zorluğumu çekiyorlar. Acaba her şeyi sanala döken bu insanlar imanı, ahlakı, ihlası, hayâyı ve zamanı da sanal mı zannediyorlar? Evlilik programları hepinizin malumudur. Ancak şimdi yeni moda siteler peydahlanmaya başladı.Bir kaç yerde reklamına rastladım. İslami evlilik siteleri... Allah Allah dedim kendi kendime. Evlilik siteleri varda, İslami olanları ilk kez duydum. İnsanlar artık nerden rant elde edeceklerini şaşırdılar. Denenmemiş şeyler bulayım derken, kendi içlerine taktıkları çelmeden haberdar değiller.
    Bir de kıdem mes'elesi var ki, bu mes'eleden ötürü insanların duyduğu övünç çok şaşırtıcı. Sürekli bu sitelerde olanlar artık sene yarışına girmişler. Kimi beş senedir bu sitede olduğu için övünür, kimi yedi sene. Birbirlerine fark atma yarışıda cabası tabi. Doğal olarak yedi yıldır o siteye girenle, bir hafta o siteye giren arasında ayırım olmalı. Ve yedi yıllık olan bunun cakasını atmalı.
    Ve arayış... Ne aradığından bile bi haber binlerce insanın her gün akın akın girdiği bu siteler toplumumuzda filizlenen ahlaksızlığın ve cehaletin emsalsiz bir numunesi gibi. Ve bu emsalsiz numune ardından gelecek olan nesle tedbirsizce uzatılan ve tüm üretimin bozuk yetişmesine sebebiyet verecek ve bunun idrakini vücudunun hiçbir organında yapamamış, fikri bozukluğunu algılayamadan geleceğe taşıyan bir emsal-i numune. Bir gerçek ki; insanın içini lime lime eden, bu sosyal ve ahlaki çöküntünün peydahladığı zinanın masumhane maskeli piçi. Artan zinanın tek mümessili olarak bilinenler, sadece bu sitelerde vuku bulan vahşete bakarak memnuniyetlerini katmerlememeleri mümkün mü? Ahlaksızlığın belimize ulaşmasını engelleyen tüm setler güle oynaya, alalede bir şekilde ortadan kaldırılmış. Kaldırdığımız ahlakın yerine bina ettiğimiz eserle övünür hale getirildik veya geldik. Kah isteyerek, kah istemeyerek. Şikayet etmekten, 'illa edep' ölçüsünü bilemez olduk.
    Bu ölçünün dışında yaşamayı bir ayrıcalık ve özgürlük gibi nimetten sayıp halimize şükreder olduk. Dinimiz, dilimiz, ahlakımız, edebimiz teknoloji vesilesiyle yerle bir ediliyor.
    Ve bizler; 'bu nedir' sorusuna cevap aramaktan, etrafımızdaki tahribatı, harabeyi göremez olduk. Teknoloji ilerledikçe kendimize yeni açılımlar getirdik ve onun sarhoşluğundan kurtulup etrafımıza bakamadık.
    Bakamadıkça göremedik, görmedikçe tanıyamadık, tanıyamadıkça yabancı kaldık. Kendimize, inancımıza, etrafımıza…
    Ve vakit geçirmek... İnsanoğlu neden vaktinin bir an evvel geçmesini ister ki. Her lüzumsuz geçen saniye hayatımızın sol tarafına atılan koca bir çeltik. Ve her saniyenin hesabı, şu topraklar üzerinde hesaplayamayacağımız, senelere tekabül eder. Ve bu zaman o kadar uzundur ki; insan artık her kötü durumu yeğler hale gelir.
    Zaman insana verilen en büyük nimettir. Zamanın olmadığı çağda yaşamıyoruz ancak; üzülerek ifade ediyorum ki, çağsız bir zamanda yaşıyoruz. Ve o kapatıp açtığımız bütün çağları, açılmamak için dua ederken görüyorum.
    "Allah israf edenleri sevmez, Allah müsrifleri sevmez" ayet-i celilesini sadece maddiyata döküp, kör bir zihniyetle okuyoruz.
    Halbuki; insanın oynadığı en büyük kumar zaman üzerine döner. Öyle bir kumardır ki bu, bir defaya mahsustur.
    Ne geri dönüşü olur, ne de ahlar, vahlar para eder. Ancak; bu cimri insan, zamanı harcamaya gelince kendini Karun sanmaktan geri durmaz. Ne denir, ne denilir, ne denilebilir... Bütün yeterlilik fiilleri bile yetersiz ve suskun bu durumun karşısında...
    Binayenaleyh; temennimiz ve duamız o yöndedir ki, bir an evvel bu gidişata son verecek, bu günahkar bedenlerimizin doğuracağı, günahsız evlatlar yetişmesidir. Teknolojinin hoyratça, kirli ellerde parçalandığı şu devirde, tüm bilimselliği, teknolojiyi Rabbinin varlığına yoran ve bunları o kirli ellerden çekip alan bireylerin mevcut olması, vücuda gelmesidir.
    Vesselam...
    Nesibe


    Paylaş
    Sohbet Sitelerinden Insan Manzaraları Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Allah razı olsun yazan güzel tespit etmiş malesef gerçek nasıl bi insanlık yetişiyor bilmiyorum sonumuz hayr olsun



  3. 3
    RABBİM razı olsun çok doğru tespit bir yazı sağolasınız