İslam Dini ve İman Bölümü ve Kaza-Kadere İman Forumundan Her şey mukadder olduğu halde, neden özellikle ecel ve rızık mukadderdir deniliyor? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Her şey mukadder olduğu halde, neden özellikle ecel ve rızık mukadderdir deniliyor?

    Reklam




    İnsan hayatında en çok önemli olan ve insanı en fazla meşgul eden iki mesele vardır. Birincisi: Hayatı idame ettirme yani devamını sağlama, hayata lazım olan ihtiyaçları temin etme.

    İkincisi: Hayatı koruma. Her türlü tehlikelere karşı hayatın korunması.

    Bu iki husus rızık ve ecel ile alakalıdır. Bu meselelerin insanı gereğinden fazla meşgul etmemesi için "mukadderdir" diye özellikle te'kid edilmiştir.

    Rızık konusunda: İnsanın, fazla hırs gösterip, hayatı çekilmez hale getirecek aşırılıklardan korunması için rızk mukadderdir denilmiş. Ta ki bütün mesaisini bu yolda harcamasın.

    Ecel konusunda: Yine hayatın hıfzı, korunması için fazla endişe edip hayatı çekilmez hale getirmemek için, insanı psikolojik olarak rahatlatmak için ecel mukadderdir denilmiş.

    KADERİN CAY-I İSTİMALİ

    “Kader, nefsi gururdan ve cüz’-i ihtiyarî, adem-i mes’uliyetten kurtarmak içindir ki, mesail-i imaniyeye girmişler.” (Sözler)

    Bu cümlede iki ayrı hakikat birlikte sunuluyor: Birisi, “Kader, nefsi gururdan kurtarır.” Diğeri, “insan cüz’i irade ile, sorumluluğu üzerine alır ve günahlarının cezasını çekmeyi hak eder.”

    Dünya işlerindeki başarılarımız gibi ibadetlerimiz de birer İlâhî lütuftur. Bunlarda da bizim hissemiz çok azdır. Mesela, namazı Allah emretmiş, nasıl kılınacağını Allah Resulü (asm) öğretmiştir. Dünyayı döndürmekle namaz vakitlerimizi getiren O olduğu gibi, namazda okuduğumuz âyetleri de O inzâl buyurmuştur. İnsana, sadece “namaz kılmaya yahut kılmamaya karar vermek” kalır.

    O halde insan, yaptığı ibadet ile övünemez, ancak bu şerefe mazhar olduğu için Rabb’ine şükreder.

    “Manen terakki etmeyen avam içinde kaderin cây-ı istimali var. Fakat o da maziyat ve mesaibdedir ki, ye’sin ve hüznün ilâcıdır. Yoksa maasi ve istikbaliyatta değildir ki, sefahete ve atalete sebeb olsun.” (Sözler)

    Manen terakki eden ermiş insanlar, evliya ve asfiya, lütufla kahır arasında fark görmezler; Allah’ın her türlü takdirine karşı tam bir teslimiyet ve rıza içindedirler. Bu özel bir durumdur. Bediüzzaman, geniş halk kitlelerine, musibetlerde ve maziye gömülmüş olaylarda kaderi hatırlamalarını tavsiye eder ve bunun faydasını da ümitsizliğe düşmemek ve gereksiz yere üzülmemek şeklinde belirler.

    Mazide kaçırdığı fırsatlar için bir ömür boyu üzülüp dövünmenin insana hiç faydası yoktur, ama zararı kesindir. Böyle bir insan, maziyi kadere havale etmeli, “Bunda da bir hayır vardır!..” diyerek hayatını çileden, azaptan kurtarmalıdır.

    İstikbâle gelince, insan, kaderinin ne olduğunu bilmediğine göre, cüz’i iradesini kullanmak mecburiyetindedir. Üzerine düşen görevi yaptıktan sonra, tevekkül yoluna girebilir. Yoksa tembelce oturamaz.

    LEVH-İ MAHV İSPAT

    Eşyanın yazılıp silindiği zaman sayfası. Bediüzzaman’ın ifadesiyle:

    “Levh-i Mahv-İsbat ise, sabit ve daim olan Levh-i Mahfuz-u A’zam’ın daire-i mümkinatta, yani mevt ve hayata, vücud ve fenaya daima mazhar olan eşyada mütebeddil bir defteri ve yazar bozar bir tahtasıdır ki, hakikat-ı zaman odur.”

    Cenab-ı Hak, ilmindeki manalardan bir kısmını zamanın sayfasında yazmakta, daha sonra ölüm kanunuyla bunları silip yenilerini göstermektedir.

    Eşyanın Allah’ın ilmindeki halinde zaman söz konusu değildir. Ezel-ebed beraberdir. Bunların vücuda gelmeleri belli bir tertip ve sıra iledir, böylece zaman ortaya çıkmaktadır.

    Ezbere bildiğimiz bir şiirin başı ve sonu ilmimizde beraberce bulunur. Ama bunu söylemeye veya yazmaya başladığımızda belli bir sıra ortaya çıkar.

    Bir insanın ömrü boyunca geçireceği devreler, nutfede mevcuttur; ama Kitab-ı Mübîn dediğimiz bu alemde daha geniş ve ayrıntılı görüntüler var ayrıca Levh-i Mahv ve İspat dediğimiz levhada şartların yerine gelip gelmediği de kontrol edilmektedir; yani bir adamın başına gelecek şeylerin tayin ve tespiti Levh -i Mahv ve İspatta gerçekleşir.

    İlm-i İlâhî'nin değişmesi muhaldir. Ezelden ebede kadar olmuş ve olacak bütün hâdiseler gibi, Ata kanununun tatbikatı da o ilmin şümûlündedir. Bu kader değişmez. Değişiklikler sabit ve derin olan Levh-i Mahfûz'un daire-i mümkinatta bir defteri ve yazar bozar tahtası hükmündeki Levh-i Mahv ve İsbat'ta olmaktadır. Önce takdir edilen nice cezalar, daha sonra tövbe vesilesiyle ve ata kanunu ile afvedilmekte, Levh-i Mahv ve İsbat'tan silinmekte ve kaza edilmemektedir. Nitekim bir âyet-i kerîmede şöyle buyurulmaktadir:

    "Allah dilediği şeyi mahveder ve dilediğini isbat eder. Nezdinde kitabın aslı olan Levh-i Mahfuz vardır." (Ra'd, 13/39)

    Levh-i Mahv ve İsbat niçin var?

    Levh-i Mahfuz ezel ilmidir, zamansızdır. Levh-i Mahv ise insanların anlayışına daha yakın olan şimdiki zamanda vucut bulur. Yani Levh-i Mahfuz'un şimdiki zamanda kaydediliyor olması da diyebiliriz. Levh-i Mahv ve İsbat, hadiselerin ortaya çıkışının aynı zamanında oluşur. Levh-i Mahv ve İsbat, zamanla kayıtlı olup Levh-i Mahfuz'u insanların anlaması için bir basamak gibidir. Hadiselerin oluşuna, şartlara göre şekillenmektedir. Burada her türlü değişikliğin olması insanın, iradesinin varlığını anlaması için önemlidir.

    Sorularla İslamiyet


    Paylaş
    Her şey mukadder olduğu halde, neden özellikle ecel ve rızık mukadderdir deniliyor? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Ölüm dışına olan bir çok şeyin değişimi insanların iradesine çabasına bağlı olarak değişebilirken ecel ise kaderdir. Allah istediği vakitte kulunun canını alır.