İslam Dini ve İman Bölümü ve Kaza-Kadere İman Forumundan Kadere İman ve Tevekkül Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Kadere İman ve Tevekkül

    Reklam




    Kadere İman ve Tevekkül


    Bazı kimseler tevekkülü tembellik zannederler Bilhassa batılı kaynaklar, İslam'da tevekkülü kasten böyle göstermekte ısrar etmektedirler Bu sebepten, kadere iman ve tevekkülü ayrı bir başlık olarak ele almak ve açıklamak faydalı olacaktır
    Tevekkülün manası; Cenab-ı Hakkı vekil edinmektir Kişinin sebeplere yapıştıktan sonra, neticenin yaratılmasını Allahtan beklemesi ve hakiki tesiri Allah'tan bilmesi tevekkülün esasıdır
    Mesela, bir çiftçinin tevekkülü; tarlayı kazdıktan, ekinleri suladıktan ve yapılması gereken diğer işleri yaptıktan sonra meyveyi ve ekini Allah'tan istemesi ve çıkan meyveyi Cenab-ı Hakkın malı ve kendisine bir ihsanı olduğunu bilmesidir
    Yada bir savaşta tevekkül; düşmana karşı en tesirli silahlarla donandıktan ve harp kaidelerine harfiyen uyduktan sonra zaferi Allah'tan beklemek ve O'na güvenmektir
    Yada bir öğrencinin tevekkülü, derslerine iyice çalıştıktan sonra, imtihanda kendisini başarılı kılması için Allah'a dayanmasıdır
    Yoksa, tarlayı ekmeden, savaşa hazırlanmadan ve derse çalışmadan yapılan tevekkül, İslamın emrettiği ve güzel bulduğu tevekkül olmamakla birlikte tembellik ve atalettir
    Demek Tevekkül; dünyaya ve ahirete ait işlerde, sünnet-i ilahiye denilen kanunlara hakkıyla uymak ve neticeyi Allah'tan beklemektir
    Bediüzzaman hazretleri de tevekkülü şöyle ifade etmektedir: "Tevekkül, sebepleri bütün bütün reddetmek değildir Belki sebepleri, dest-i kudretin perdesi bilip, riayet ederek; sebeplere teşebbüs ise; bir nevi fiili dua kabul ederek, neticeyi yalnız Cenab-ı Haktan istemek ve neticeleri ondan bilmek ve ona minnettar olmaktan ibarettir"
    Biz de tevekkülle ilgili açıklamaları bu tarifin ışığı altında yapacağız
    İlk önce "sebep" ve "netice" tabirleri üzerinde kısaca duralım:
    Sebep; vasıta ve şart manasına gelmektedir Cenab-ı Hak, dünyaya ve ahirete ait her neticeyi bir takım şartlara ve sebeplere bağlamıştır Bu şartların her birine "sebep" denilir
    Sebeplere takılan eşyaya ise "netice" denmektedir
    Mesela ibadetler sebeptir, cennet ise neticedir
    Koyun sebeptir, süt neticedir
    Arı sebeptir, bal neticedir
    Veya güneş, toprak, su birer sebeptir, ağaç ise neticedir
    Yada başka bir açıdan bakıldığında ağaç sebep, meyve ise neticedir
    Sebepleri de, neticeleri de yaratan Allah'tır Sebeplerin, neticenin yaratılmasında tesirleri olmamakla birlikte, sebepler; Allah'ın kanunları olup, bunlara riayet etmeyenler neticelerden mahrum kalırlar
    İşte tevekkül: "Sebeplere riayet ettikten sonra neticeyi Allah'tan beklemek, O'na itimat etmek ve O'ndan gelecek her şeyi, arzusuna uysun ve uymasın, rıza ve memnuniyetle karşılamak" demektir
    Nitekim Cenab-ı Hak, Kur'anı Keriminde: "Azmettiğin zaman Allah'a tevekkül et" buyurmaktadır Bu ayetin işaretiyle; ilk önce azmetmemiz ve daha sonra tevekkül etmemiz emredilmektedir Yoksa çalışmayıp oturarak tevekkül etmemiz emredilmemektedir



    Paylaş
    Kadere İman ve Tevekkül Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    İnsanların bir işi azmetmeleri, itimadı gerektirir Allah'a güvenmeyen kimse ise, ya kendisine yada sebeplere itimat edecektir Oysa hem kendisi hem de sebepler son derece acizdir Kendisinin ve sebeplerin gayet aciz olması cihetiyle, insan, ancak ve ancak, bütün sebepleri yaratan ve o sebeplerin eliyle kendine lütuf ve ihsanda bulunan Allah'a dayanmakla kalben huzur bulabilmektedir
    Cenab-ı Hak, insanı maddesi ve manasıyla bu alemden süzmüş ve onu kainat ağacına bir meyve hükmünde yaratmıştır Bu yaratılış sebebiyle, insanın kainatla her bakımdan alakası vardır Hangi işi yapmak istese, önce nefsiyle o işe teşebbüs edecek, daha sonra da bu alemde kendisine yardımcı olacak sebeplere riayet edecektir Nefsi teşebbüsle, harici sebeplerin bir araya gelmesi, neticeyi Allah'tan istemek için fiili bir duadır Neticeyi yaratacak olan ancak O'dur
    İşte tevekkül bu noktada başlar Buğday elde etmek isteyen çiftçi, tarla ile el ele verir, onu sürer, eker ve sular Böylece nefsi teşebbüsle birlikte sebeplere de riayet ettikten sonra Allaha tevekkül eder ve kalb rahatlığıyla buğdayı Allah'tan beklerBu misalden anlaşıldığı üzere sadece insanın teşebbüsü neticenin yaratılmasına kafi gelmediği gibi, insan teşebbüs etmeksizin tarla, su, tohum gibi sebepler de neticeyi meydana getirememektedirler Bu, Cenab-ı Hakkın bir kanunudur Ondan buğday isteminin yolu, ferdin o işe teşebbüsü ve sebeplere uymasıdır
    Şimdi İslamın tevekkül esasına karşı gelenlere şunu soralım: Misaldeki adamın, elinden gelen her şeyi yaptıktan ve her şartı yerine getirdikten sonra tevekkül etmeyip evinde bir kış süresince merak ve endişe ile rahatsız olması mı daha iyidir?Yoksa, "Beni benden daha iyi bilen, bana benden daha şefkatli olan Rabb-i Rahimimden ne gelirse hoştur Ana rahminde, o karanlık menzilde, beni şefkatle besleyen, dünyaya geldiğimde ise baba ocağını ve anne kucağını benim imdadıma gönderen, dağları madenleriyle, bağları meyveleriyle, denizleri balıklarıyla bana hizmetkar eden, O Halik-i Rahim, benim için ne takdir ederse onda hayır vardır Benim kuvvetim ve kudretim gibi fikrimde kısadır Hangi azaları almamın hakkımda hayırlı olacağını ana rahminde bilemediğim gibi, hangi neticenin öteki alemde lehimde olacağını da bu alemde bilemiyorum O halde, Ona tevekkül ve itimat ediyorum" deyip neticeyi sabır ve rıza ile beklemesi mi daha hayırlıdır? Veya bir hastanın, doktorun verdiği ilaçları kullandıktan sonra Allah'a tevekkül ederek, sabır içinde şifa talep etmesi mi, yoksa tevekkül etmeyerek neticeyi aşırı bir merakla beklemesi ve manen perişan bir vaziyete düşmesi mi daha iyidir?Kur'an'ı Kerim'in her emri ve nehyi gibi, tevekküle teşviki de insanlara dünya ve ahiret saadeti bahşetmektedir Bir mümin kendi iktidarı dahilinde olan bütün imkanları kullandıktan ve bütün şartları yerine getirdikten sonra neticeyi Allahtan bekler Eğer netice kendi arzusu istikametinde olursa, Cenab-ı Hakka şükreder; aksi istikamette tecelli ederse, "Rabbim bana, benden daha şefkatlidir, benim iradem gibi şefkatim de cüzidir O halde o nihayetsiz rahmet sahibine tevekkül ediyorum Ondan gelen her şey güzeldir Onun verdiği dert de derman olur" Diyerek hem huzurunu muhafaza eder, hem de ahireti için mühim bir hayır kazanmış olur Bu hakikate arif olan mümin şöyle der: "Ya rabbi, benim irade ve arzu ettiğimi bana ihsan buyurursan sana hamd ve şükrederim Eğer arzu ettiğimin aksini tecelli ettirirsen, senin irade buyurduğunu memnuniyetle kabul eder ve onu benim arzumdan bin kat daha fazla rızayla ve neşeyle karşılarım"




  3. 3
    güzel paylaşım için teşekkürler zehra kardeşim=)