İslam Dini ve İman Bölümü ve Kaza-Kadere İman Forumundan Kader soruları ve cevaplar Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Kader soruları ve cevaplar

    Reklam






    Allah (cc) neden savaşların olmasına izin veriyor?

    Bir düşünelim! Bir komutan askerlerini en son sistem silahlarla donatsa, daha sonra bu askerler düşmanla karşılaşsalar fakat askerler ellerindeki bu silahları kullanmasalar ya da kullanmayı beceremeseler, sonunda düşmana mağlup olsalar suç komutanın mıdır? Askerler; “Komutan bize niçin yardım etmedi, etmiyor?” Demekte haklı olabilirler mi?
    Belki de sorulması gereken asıl soru; “Neden dünyada 1,5 milyar Müslüman varken, Gazze’de ve birçok yerde milyonlarca insan vahşice öldürülüyor?” değil midir?
    Şu an apaçık görüyoruz ki, inançsızlar ahlaksızlıklarında Müslümanlar’dan çok daha fazla çalıştıkları için neticeyi onlar almaktadırlar. Buradan anlıyoruz ki; Allah’ın dünyadaki bir kanunu da çalışana vermesidir. Fakat elbette Adil olan Allah (cc), zalimlerin bu zulümlerine kayıtsız kalmaz. Onlara sadece mühlet verir, asla ihmal etmez.
    Ayrıca, dünya cennet değildir. Savaşlar, zulümler, haksızlıklar, ölümler, bela ve musibetler de dünyayı, dünya yapan kanunlardır.
    Savaş gibi bazı musibetler insanlara “bedel” olarak gelir. Allah (cc), bu şekilde Müslümanlar’ı ikaz eder. Bu durum, mü’minlerin günahlarına bir nevi kefarettir hatta şahadet makamını dahi kazanmaya vesiledir.
    Allah (cc) neden insanlar arasındaki savaşlara karışmıyor? adlı makalemizden bu konu hakkında daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.
    ***
    Allah (cc) Niçin Kullarını Eşit Yaratmadı?
    “Bununla berâber Allah, kullarına (herbirine) rızkı bol bol verse idi, elbette yeryüzünde azgınlık ederlerdi; fakat (O, rızkı dilediğine) dilediği mikdarda indirir. Şübhesiz ki O, kullarından hakkıyla haberdâr olandır, (onları) hakkıyla görendir.” (Şura, 27)
    Allah (cc) insan için en hayırlı olanı bilendir
    “Bununla berâber Allah, kullarına (herbirine) rızkı bol bol verse idi, elbette yeryüzünde azgınlık ederlerdi; fakat (O, rızkı dilediğine) dilediği mikdarda indirir. Şübhesiz ki O, kullarından hakkıyla haberdâr olandır, (onları) hakkıyla görendir.” (Şura, 27)
    Bir kudsi hadiste de şöyle buyrulur:
    “Bazı mümin kullarımın imanını fakirlik korur. Onu zengin etsem ahlakı bozulur.
    Bazı mümin kullarımın imanını zenginlik korur. Onu fakir etsem kalbi bozulur.
    Bazı mümin kullarımın imanını sıhhat korur. Onu hasta etsem edebi bozulur.
    Bazı mümin kullarımın imanını hastalık korur. Onu sıhhatli etsem hali bozulur.”

    Şüphesiz ki Allah ezeli ilmiyle kimin hakkında neyin daha hayırlı olduğunu bilir ve kulu için en hayırlı olanı verir.
    Herkesin imtihanı bulunduğu şartlara göredir
    Dünyada herkes içinde bulunduğu şartlara göre imtihan edilir. Mesela; zengin olan fakirlere ne kadar yardım ettiği, malını nerede ve nasıl harcadığıyla imtihan edilirken, fakir olan sabır ve kaderine rıza göstermesi ile imtihan edilir.
    Çekilen sıkıntıların ahirette mükafatı yüksek olacaktır
    Bizlerin eşitsizlik olarak yorumladığı farklı hayat koşullarının en mühim hikmeti kulun ahiretteki mükâfatın artmasıdır. Bu dünyada fakir ya da sakat yaşayan bir insan, eğer bu imtihanını güzel bir şekilde verirse ahirette sağlıklı ve zengin insanlardan daha yüksek bir makam kazanır. Mesela çaresiz bir hastalığa yakalanmış bir insan sıkıntılı hayatının neticesinde herkesin özendiği manevi şehitlik makamını elde edecektir.
    Diğer bir kutsi hadiste Allah-u Teâla buyurdu ki:
    “Ben kullarımdan herhangi birine; bedeninde, malında veya evladında bir musibet verdiğim vakit, onu güzel bir sabırla karşılarsa, kıyamet günü onun için mizan ve hesap kurmaktan hayâ ederim.”
    Farklı hayat koşulları ile yardımlaşma ve dayanışma ortamı sağlanır
    İnsanların farklı hayat koşullarına sahip olmasındaki diğer bir hikmet de; yardımlaşma ve dayanışmanın elde edilmesidir. Mesela; zenginler fakirlere yardım ve merhamet etmekle onların dua ve hürmetlerini kazanır. Sağlıklı insanlar hastaların yardımına koşmakla onların ihtiyacını görürler. Böylelikle yardımlaşma, hürmet, merhamet gibi duygularla herkes birbirinin yardımına koşarak toplumda birlik ve beraberlik sağlanmış olur.
    Allah (cc) verdiği farklı, imtihanlarla kullarını şükre sevk eder
    “Allah Adem’e kıyamete kadar yaratılacak zürriyetini gösterdi. Sağlam, hastalıklı, peygamber olan hepsini durumlarıyla arz etti. Adem “Ya Rab! Hepsine afiyet verseydin” dedi. Allah (cc): “Ben bana şükredilmesini severim” buyurdu.” (Eddürrül mensur)
    ***
    Allah madem kullarını çok seviyor, niçin hepsini cennetine almıyor?
    Cehennemlik insanlar, Allah (cc) onları sevmediği için cehennemlik olmadılar. Onlar cehennemi kendileri isteyip seçtiler.
    Allah (cc) kullarını çok sever ve onlara çok merhamet eder. Fakat kul, kendi iradesiyle yaptı kları neti cesinde cehennemi hak ediyorsa, bu durumu “Allah (cc) kulunu sevmiyor” diye değerlendirmek Allah’ın rahmet ve adaleti ni suçlamak olur.
    Allah cehennemi yaratmıştı r. Çünkü dünyadaki -hem günahkâr hem de masum- tüm insanların cennete gitmesi adalet değil adaletsizlik olacaktır.
    Bir devlet dairesinde işinin hakkını veren, çalışkan ve alnının teriyle para kazanan bir adamla, tembel ve başkalarının üzerinden geçinen hatta ve hatta hırsızlık yapan bir adama aynı ücret verilip, aynı güzel imkânların sağlanması adalet olabilir mi?
    Şükür ve ibadet içinde Allah’a kulluk borcunu ödeyen bir insanla Allah’ın nimetlerini yiyip-içip gafl et ve inkâr içinde Allah’a olan kulluk borcunu ödemeyen bir insanın cennette aynı lezzetler içinde olması ne kadar adalet sayılabilir?
    Adalet, hem cezayı hem de mükâfatı gerekli kılar. Cehennem Allah’ın adaleti ndendir. Cennet ise Allah’ın rahmetindendir.
    ***
    Kader Değişir mi?
    “Allah, (o yazıdan) dilediğini siler, (dilediğini de) sabit bırakır. Ana kitap (olan Levh-i Mahfuz) ise O’nun katındadır.” (Ra’d, 39)
    Allah’ın (cc) Zatı, ezeli ve ebedi olduğu gibi Zatına ait bir sıfat olan ilim sıfatı da ezeli ve ebedidir. Allah (cc), ilmiyle bizlerin neler yapacağını ezelden bilip Levh-i Mahfuz’a yazmıştır. Bu levha değişikliğe uğramaz.
    Bazı hadislerde kaderin bir takım şartlarla değişebileceği ifade edilmiştir. Bu değişiklik hakiki manada Levh-i Mahfuz’da olan bir değişiklik değildir. Çünkü Allah’ın ezeli ve ebedi ilminde değişiklik olmaz. Allah (cc) her şeyi son şekliyle bilir.
    Bir de bir takım şartların yerine getirilmesi ile değişebilen bir kader vardır. Buna Levh-i Mahv ve İsbat ya da Levh-i Muallâk yani kesin olmayıp değişebilen levha denilir. Bu levhanın değişebilmesi mümkündür.
    Mesela Levh-i Muallâkta, kişi evden çıktığında sadaka verirse başına gelecek trafik kazasından kurtulacak, eğer vermezse trafik kazası geçirecek şeklinde yazılmıştır. Burada kulun sadaka verip o kazadan kurtulmasıyla kaderi değişmiş olur.
    Allah’ın “ata” “kaza” “kader” namında üç kanunu vardır. Kader bir şey hakkında verilen karar, Kaza bu kararın yerine getirilmesi, Ata ise verilen kararın yerine getirilmeyip hükmün iptal edilmesidir. Mesela; bir kişinin suçu dolayısıyla 10 yıl ceza alması kader, bu kişinin on yıl hapiste kalması kaza, hâkimin hükmü iptal ederek o kişiyi affedip kurtarması ise atadır.
    Yapılan dualar, verilen sadakalar veya Allah’ın razı olduğu bazı haller, insanı musibetlerden ve sıkıntılardan korur. Böylece ata kanunu gerçekleşmesiyle kader değişmiş olur.
    Kaderin değişebileceğine dair güzel bir misal olarak Hz. Ömer ve Hz. Ebu Ubeyde bin Cerrah arasında geçen bir mesele:
    “Hz. Ömer Şam’a gitmişti. Ebu Ubeyde bin Cerrah (ra) Yermuk yakınlarında onu karşıladı. Biraz sohbetten sonra Ebu Ubeyde (ra) halifeye Şamda veba olduğunu haber verdi. Ömer (ra) bunu duyar duymaz orduyu derhal Medine’ye dönme emri verdi.
    Ebu Ubeyde bu emrin hikmetini anlayamamıştı. “Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun?” Diye sordu.
    Hz. Ömer’in (ra) bu suale verdiği cevap manidardı.

    “Evet,” dedi. Allah’ın bir kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz. Ne dersin? Eğer senin develerin olsaydı, onları iki yamacı olan vadiye indirselerdi, o yamaçlardan birinin yaylım otu fazla, diğeri ise çorak olsa ve sen develerini otlak yerde gütsen Allah’ın kaderiyle gütmüş, otsuz yerde gütsen yine Allah’ın kaderiyle gütmüş olmaz mısın?
    Bu arada Abdurrahman bin Afv geldi ve şöyle dedi:
    “Bu hususta ben bir şey biliyorum onu Rasulullah’dan (asm) işitmiştim.” Şöyle buyurmuştu:
    “Bir yerde veba hastalığının bulunduğunu işittiğiniz zaman oraya gitmeyiniz. Eğer hastalık bulunduğunuz yerden çıkarsa kaçmak için sakın oradan ayrılmayınız. Bunu duyan Hz. Ömer Allah’a hamd etti.” (Buhari, Müslim)

    ***
    Kaderimizde günahkar olmak varsa, bizim ne suçumuz var?
    Takvimde, bugün Güneş’in kaçta doğacağı bir sene önceden yazılmıştır. Güneş bugün doğduğunda “Takvimde yazdığı için doğdu, yazmasaydı güneş doğmayacaktı ” diyebilir miyiz?
    Biz, yaptıklarımızı Allah (cc) bildiği için yapmayız. Bilakis biz yapacağımız için Allah (cc) bunu ezelî ilmiyle bilir ve kaderimize yazar. Şayet insan günahı seçmeseydi, kaderinde o günahı işlemeyeceği yazılı olacaktı . Mesuliyet, bilen ve yazanda değil, günahı işleyen ve yazdırandadır.
    Hem insan vicdanen kesin olarak bilir ki; yaptı ğı her şeyi kendi iradesiyle yapmaktadır. İsterse içki içer, istemezse içmez. Namazı kılmak ya da kılmamak tamamen kişinin kendi seçimidir. Fakat bazı gafil kimseler sorumluluktan kaçmak istedikleri içindir ki; kendilerini düzeltmek yerine kaderi suçlamak isterler. Allah’ın sonsuz ilim ve adaletine karşı büyük bir ayıp ve haksızlık ederler.
    ***
    İntihar eden ecelinden önce mi ölmüş oluyor?
    “Çünkü Allah, bir kimseyi eceli geldiği zaman asla ertelemez.” (Münafıkun, 11)
    “Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden (hak ettikleri şekilde) yakalayacak olsaydı, (yeryüzü) üzerinde hareketli hiçbir canlı bırakmazdı; fakat onları belirli bir vakte kadar te’hir eder. Artık ecelleri geldiği zaman, ne bir saat (bir an) geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” (Nahl, 61)
    Allah (cc) her canlının hayatının sona ereceği vakti tayin etmiştir. Buna ecel denir. Ne intihar eden ne de birisini öldüren kimse Allah’ın belirlemiş olduğu eceli değiştirmiş olamaz.
    Allah’ın ilmi ezeli olup, bütün zamanları içine aldığından intihar edenin intihar edeceğini bilir ve ecelini buna göre tayin eder. Bu sebeple ölen kişi için henüz eceli gelmemişti, intihar etmeseydi daha uzun yaşardı demek doğru değildir.
    Akaid imamları da, öldürülen kimse de, eceliyle ölür, ömrü ortadan kesilmiş olmaz. Ecel birdir demişlerdir.
    ***
    Allah (cc) şeytanı ve kötülükleri niçin yarattı?
    Kötü olan kötünün yaratılması değil kötülüğün yapılmasıdır.
    Mesela çok faydalar düşünülerek bıçak gibi kesici bir alet icat edilmiş. Bu faydalı aletle aklını kullanamayan biri tutup kendini öldürmüşse “bıçak kötüdür ve icadı boşunadır. Neden icat edilmiş!” denilebilir mi?
    Allah’ın şeytanı, nefsi ve kötülükleri yaratmasındaki maksat insanoğlunun makamını yükseltmek içindir. Bir çekirdek ağaç olana kadar birçok kademelerden geçer ve sonucunda meyve verir. İnsanlığın da çok mertebeleri var. Nefis ve şeytana uymadığı müddetçe insanın mertebesi artar ve Allah’ın kendisine yerleştirdiği yüksek kabiliyetler mertebesi yükseldikçe ortaya çıkar. Cehaletin babası Ebu Cehillerden, insanlığın şerefi olan Hz. Ebu Bekirler’e kadar insaniyette çok mertebeler vardır.
    Hem şeytanlar ve kötü şeyler yaratılmasaydı insanların makamı melekler gibi sabit olacaktı. Oysa Allah (cc) insana meleklerden daha üstün olma kabiliyetini vermiştir. Nefis ve şeytan insana musallat olmalı ki insan yükselsin.
    İmtihan için açılan bu dünyada insan ya nefsine uyarak hayvandan daha aşağıya düşecek ya da nefis ve şeytana uymaksızın meleklerden daha üstün bir dereceye çıkacaktır.
    ***
    Müslüman bir memlekette doğan çocuklar imanlı ölmek açısından daha şanslı değil mi?
    “Kul cüzî iradesini hidayet yolunda sarf ederse, Allah (cc) onun için hidayeti yaratır. Dalalet ve küfür yolunda sarf edenler için de dalaleti yaratır. Ayrıca kuluna seçtiği yolda gitmesi için imkân verir. O yolu kendisine kolaylaştırır.” (Müslim)
    İnsanın dünya imtihanına nerede ve ne şekilde başladığı, Cenab-ı Hakk’ın adaletini değerlendirmede bir ölçü olamaz. Çünkü; Müslüman olmak için, dini İslam olan bir devlette ve Müslüman anne-babadan dünyaya gelmek şart değildir. Kişi hidayeti istediği takdirde, hangi durumda ve şartta olursa olsun Allah (cc) bu imkânı verir ve ona hidayet yolunu kolaylaştırır.
    Eğer kişi iradesini dalalet yolunda sarf ederse Allah (cc) onun için de bu yolu kolaylaştırır. Nitekim Müslüman bir ülkede doğup Müslüman aileler içinde yetişmelerine rağmen gayr-i Müslimler gibi yaşayan çoktur.
    Ayrıca şunu belirtmeliyiz ki; bütün gayr-i Müslimler için cehennem ehlidir diyemeyiz. Peygamber Efendimiz’in (asm) çağrısını hiç duymamış ya da yanlış duymuş olanlar için durum farklıdır. İslam âlimleri bu iki sınıfın cennet ehli olduğunu söylemişlerdir.
    Allah’ın adaleti nerede? adlı makalemizden bu konu hakkında daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.
    ***
    İnsan evleneceği kişiyi kendi iradesiyle mi seçiyor, yoksa Allah (cc) mı belirliyor?
    Hadis-i Şeriflerde eş seçimine dikkat edilmesi tavsiye edilir
    Eş seçiminde kişinin iradesinin belirleyici olduğunu Peygamberimiz’in (asm) eş seçiminde dikkatli davranılmasını tavsiye eden hadislerinden de anlıyoruz. Eğer evlilik meselesi kendi seçimimizle olmayıp, kaderde yazılı olduğu için zorla olsaydı, eş seçiminde dikkatli olmayı tavsiye eden bu hadislere gerek duyulmazdı.
    İnsan sarf ettikleri söz ve davranışlarıyla kaderine fetva verebilir
    Bazı evlilikler sanki evlenen şahısların hiç etkisi olmaksızın tamamen nasip işi olarak görülse de aslında altında yine insanın iradesi yatmaktadır. Çünkü insanın geçmişinde yapmış olduğu hata ya da güzel davranışları ve ağzından çıkan sözleri, geleceğine bir zemin hazırlamaktadır. Mesela; Hz. Yusuf (as) su üzerinde kendi güzelliğini görünce “acaba köle olsam kaça satılırdım?” demiştir. Onun bu sözleri ise; kaderine fetva vermiş ve gelecekte köle olarak satılmasına sebep olmuştur. Bundan anlaşılıyor ki insanların söz ve davranışları sadece evlilikte değil tüm geleceğinde belirleyici olmaktadır.
    Mesela; komşumuz olan bir karı-kocanın kavgasına şahit olduğumuzda veya buna benzer bir haber duyduğumuzda hemen yorumlar yapmaya başlarız. Ve “Ben o adamın yerinde olsam şöyle yapardım” veya “benim kocam bana asla böyle bir şey yapamaz, ben kendime laf söyletmem!” gibi neticesi düşünülmeden sarf edilen cümleler dua hükmüne geçtiği için başa bela bir koca ve başa bela bir kadının kaderde karşımıza çıkmasına sebep olabilir.
    İnsanın iradesi bulunmayıp, Allah’ın iradesiyle gerçekleşen evlilikler de vardır
    Bununla beraber kesinlikle insan iradesinin etkin olmadığı ve birçok hikmetler için tamamen Allah’ın iradesiyle gerçekleşmiş evliliklerin olması elbette mümkün. Bu durumda olan insanlar “Ben bu evlilikten sorumlu değilim.” düşüncesine girmeden eşlerine olan vazifelerini hakkıyla yerine getirmeye çalışmalıdırlar. Bunun bir imtihan olduğunu unutmayıp hikmetleri ve güzel neticeleri düşünmelidir . Mesela; Hz. Asiye annemiz Firavun olan eşini kendisine Allah’ın bir imtihanı görerek güzel bir sabır ile sabretmiştir. Bunun neticesinde ise cennette Peygamberimiz’e (asm) eş olmak gibi bir makama layık görülmüştür.alıntı


    Paylaş
    Kader soruları ve cevaplar Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Bazen büyük bir felaket gerçekleştiğinde insan kader diyerek geçiştirir. Halbuki insanın yaşayacakları seçimleri bir kaderdir. Bunu ne de olsa yazılmış olarak düşünmek doğru değildir.



kaza ve kader ile ilgili sorular ve cevapları,  kader ile ilgili soru ve cevaplar,  kader ile ilgili sorular,  kader ve kaza ile ilgili sorular ve cevapları,  kaza ve kader şıklı sorular,  kader ile ilgili sorular ve cevapları,  kaza ve kadere iman ile ilgili sorular