Hac ve İlgili Konular ve Kadın ve Hac Forumundan Kadınların âdeti Ve Ibadeti Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Kadınların âdeti Ve Ibadeti

    Reklam




    KADINLARIN ÂDETİ VE İBADETİ

    ADETLİ KADININ TAVAFI

    ADETLİ BİR KADININ SA’Y YAPABİLİR Mİ?.

    KADIN KONUSUNDA HÜKÜMLER..


    1. Dokunma konusu:

    2. Okuma konusu:

    HAYIZ VE TAHARET KONUSUNDA..

    CAMİLERE ABDESTSİZ GİRİLEBİLİR Mİ?.

    Soru: Camilere abdestsiz girilebilir mi?.

    Soru: Âdetli kadınların camilere girmeleri caiz midir?.

    AÇIK SAÇIK OLARAK CAMİLERE GİRMEK CAİZ MİDİR?.

    Soru: Müslüman kadınların tesettüre riayet etmeksizin açık saçık olarak camilere girmesi caiz midir?.

    Soru: Gayr-i müslimlerin turistik amaçla camilere girmeleri caiz midir? Delili nedir?.

    HANIMLARDAN GENİTAL YOLDAN GELEN AKINTI

    DİŞ DOLDURMAK..

    EVDE CEMAATLE NAMAZ VE KADIN İMAM...

    CEMAATTE KADINLAR..

    Kadınların Yolculuğu.

    Günümüzde kadının yolculuğu:


    KADINLARIN ÂDETİ VE İBADETİ

    Müslüman kadınlar ihtilam ve cinsî münasebet sebebiyle cünüp olurlarsa bu durum oruç tutmalarına (bu durumda oruca başlamalarına) engel olmaz, namazlarını da usulüne göre yıkandıktan (guslettikten) sonra kılarlar.

    Lohusa olan veya âdet gören kadınlara, bu halleri devam ettiği müddetçe bazı sınırlamalar getirilmiştir. Bunların son günlerde tartışılan ikisi namaz ve oruçtur.

    Âdetli ve lohusa kadınlar namaz kılamaz ve oruç tutamazlar. Bu süre içinde geçen namazlar onlar için bağışlanmıştır. Daha doğrusu bu süre içinde namaz kılmakla yükümlü bulunmadıklarından sorumlu da değildirler. Oruçlarını ise bu halleri geçtikten sonra imkân bulduklarında kaza ederler. Lohusalık ve âdetli olmak bir bakıma hastalığa benzediği ve bu durumdaki hanımlar, maddî ve manevî (psikolojik) bakımdan normal durumlarından farklı oldukları için kendilerine namaz kılmak ve oruç tutmak yasaklanmış, bu halleri geçtikten sonra namazı değil, orucu kaza etmeleri istenmiştir. Namaz ve orucun bu durumlarda tutulmayacağı; namazın değil, yalnızca orucun sonradan kaza edileceği konularında sahih hadisler ve bu hadisler üzerinde oluşmuş icma (alimlerin, mezheblerin ittifakı) vardır. Kur'ân-ı Kerim'de "hayızlı ve lohusa kadınların oruç tutmayacakları ve namaz kılmayacakları yazmıyor" diyerek bu ittifaklı hükme karşı çıkmak ve "kadınları ibadetten mahrum etmeye hakkımız yok" diyerek duygu istismarı yapmak, İslâmî ilimlerde yeri olmayan bir yaklaşımdır. Çünkü bu ilimlere göre İslâmî hükümlerin kaynağı yalnızca Kur'ân değildir, bunun yanında Sünnet, ictihad ve icma vardır. İslâm'ın tek kaynağını Kur'ân kılan anlayış ve yaklaşım "muteber ve sahih İslâm'ın dışında kalan" bir anlayıştır; buna mezheb demek caiz ise "ehl-i Sünnet dışında kalan" bir mezhebdir, sünnî Müslümanları bağlamaz.

    Hiçbir kimsede "kadınları ve erkekleri ibadetten mahrum etme" hakkı bulunamaz; hiçbir Müslüman da böyle bir niyet ve eylem içinde olamaz. Mazeretli hallerinde kadınların namaz kılamayacakları ve oruç tutamayacakları hükmü ilahîdir: Allah'ın, Resûlü aracılığı ile yani Sünnet delili ile bildirdiği bir hükümdür, emirdir, talimattır. Hanımlar bu emre itaat ettikleri müddetçe Allah'a kulluk etmektedirler. Ayrıca ibadet namaz ve oruçtan ibaret de değildir. Hayızlı ve lohusa hanımlar daha başka birçok ibadet yapabilirler; bu cümleden olmak üzere namaz vakitlerinde ve başka vakitlerde kıbleye dönerek oturur, Allah'ı tefekkür eder, anar (zikreder) ve dua edebilirler. Resulullah (s.a.) Efendimiz "Bayram namazlarına hayızlı kadınların da namazgâha gelmelerini, ancak namaza katılmadan safların gerisinde oturmalarını, tekbirlere, dualara ve zikirlere katılmalarını, günün bereketinden faydalanmalarını istemiştir".

    Lohusa ve âdetli hanımların mescitlere girmeleri, Kâbe'yi tavaf etmeleri, Kur'ân'ı ellerine almaları ve/veya okumaları gibi konularda icma (müctehidlerin görüş birliği, ittifakı) yoktur; bu konularda hanımlar, tâbi oldukları mezhebe, fetva aldıkları âlime uyarlar.

    Yahudilikte olduğu gibi İslâm, âdetli ve lohusa kadınları pislik saymaz, yakınları ondan uzak durmazlar, ona karşı rahatsız ve hassas günlerinde olduğunu düşünerek daha şefkatli ve dikkatli yaklaşırlar. Bu durumda olan hanımların eşleri onlarla aynı yatağı paylaşırlar, cinsî münasebette bulunmamak şartıyla (bu haramdır) onları severler, okşarlar...

    Müslüman hanımlar asırlardan beri bu hallerinde, yukarıda zikredilen sınırlara riayet etmişlerdir ve bu durumdan da şikayetleri yoktur. Yeni müctehidler (!) hayızlı ve lohusa kadınları namaz kılmaya ve oruç tutmaya sevketmeden önce, hiçbir mazeretleri yok iken namaz kılmayan ve oruç tutmayan milyonca Müslüman kadın ile meşgul olsunlar, onlara İslâmî hayatı ve ibadeti talim ve telkin etsinler; İslâm'ı onların heva ve heveslerine değil, onları İslâm'ın şekil, ruh, mâna ve maksadına yaklaştırsınlar; eğer niyetleri halis ise.



    ADETLİ KADININ TAVAFI
    Soru:

    Hacca veya umreye giden, tavaf edeceği zamanda âdetli (hayızlı, kanamalı) olan kadınlarımız, orada temizlik günlerine kadar bekleme imkânları varsa beklerler, temizlenince gusleder sonra da tavaflarını yaparlar. Ancak temizlik günlerine kadar bekleme imkanı olmayan kadınlarımız ne yapacaklar?



    Cevap:

    Devamlı başa gelen ve sorulan bir soru olduğu, ellerde dolaşan fıkıh ve ilmihal kitaplarında da çözümü bulunmadığı (veya zor çözümler ileri sürüldüğü) için, İbn Kayyim el-Cevziyye'nin (v.751/1350; Hanbelî mezhebinde yetişmiş, müctehid derecesinde bir fıkıh âlimidir) bu konudaki yazısını (İ'lâmu'l-muvakkı'în, Kahire, 1955, C., s.25-41) özetleyerek aktarmayı faydalı buldum.

    İbn Kayyim hayızlı kadının tavâf meselesini, "dinin hükümlerinin değişmesi" konusunu açıklarken misal olarak ele alıyor. Ana konunun başlığı ve girişi levhalık bir ifadedir. Başlık şöyle:

    Âdetlerin, niyetlerin, durumların, mekanların ve zamanların değişmesi sebebiyle dinin hükümlerinin (kural ve uygulamalarının) da değişmesi.

    Giriş:

    Bu bölüm çok önemli bir konuyu ihtiva etmektedir; bunun bilinmemesi şeriatın büyük ölçüde yanlış anlaşılması, bu yüzden, insanlara faydalar getiren yüce şeriatta bulunması mümkün olmayan birçok zorluk, güçlük ve uygulanamaz hükümler getirmesi (getirdiğinin sanılması) sonucunu doğurmuştur. Şeriat böyle hükümler getirmez; çünkü onun dayandığı temel, insanların dünya ve ahiret hayatında geçerli olan hikmetler ve maslahatlardır (faydalı olanın elde edilmesi, zararlı olandan uzak durulmasıdır). Şeriat bütünüyle adâlettir, rahmettir, faydadır, hikmettir. Her bir hüküm ki adâletten zulme, rahmetten zıttına, faydadan zarara, hikmet ve yerindelikten saçmalığa ve anlamsızlığa geçmiştir -çeşitli yorumlarla şeriata sokulmuş olsa bile- ondan değildir, şeriat dışıdır. Şu halde şeriat kullar arasında Allah'ın adâletidir, yarattıkları için rahmetidir, arzında O'nun gölgesidir, O'na ve elçilerinin doğru söylediklerine delalet eden en doğru ve en eksiksiz hikmetidir. Şeriat, görenlere O'nun ışığıdır, doğru yolu izleyenlere O'nun kılavuzudur, her hastanın ilacı olan tam şifasıdır. O, devamlı izleyenlerin tam ortasında oldukları "Allah'ın doğru yolu"dur. O gözlerin nurudur, gönüllerin hayatıdır, ruhların lezzetidir. Hatadan, günahtan korunma, hayat, gıda, ilaç, şifa, nur ona bağlıdır. Varlık âlemindeki her iyilik (hayır) ondan gelmiştir, her kötülük (eksiklik) de onun zayi edilmesinden hasıl olmuştur. Eğer ondan bazı kırıntılar (izler, parçalar) kalmış olmasaydı dünya harap olur, evrenin defteri dürülürdü. O (şeriat) insanların korunmasını, evrenin ayakta durmasını sağlamaktadır. Allah göklerin ve yerin kayıp gitmesini onunla engellemektedir. Allah dünyay harap etmek ve evreni de bitirmek istediğinde onun izlerini huzuruna kaldıracaktır (bizden alacak, biz onu kaybedeceğiz). Şu halde Allah'ın, Elçisi ile gönderiği şeriat (din kuralları) dünyanın direğidir, dünya ve âhiret saadetinin eksenidir.

    Bu girişten sonra İbn Kayyim, âdet gören kadının tavâfı konusunda -özetle- şunları söylemektedir:

    Peygamberimiz (s.a.), Hz. Âişe'ye hitaben, "Kâbe'yi tavaf etmeksizin hac ibadeti yapanın bütün yaptıkların yap" buyurarak âdetli kadının, temizleninceye kadar Kâbe'yi tavaf etmesini yasaklamıştır. Bu yasağı bazı kimseler, orada kalma ve bu yasağa uyma imkânına bakmaksızın genel zannetmişler, nassın (yasaklayan hadisin) lafzından anlaşılan (dış) anlamını esas almışlar, hayızın tavâfa engel olmasını, namaza engel olması gibi görmüşler, böyle değerlendirmişlerdir. Bunlara karşı iki gurup müctehid vardır:

    Hanefîler ve Hanbelîlere göre tavaf için temiz (olmak) namazın şartı gibi bir şart değildir; kurban kesilerek telafi edilebilecek bir ödevdir (vâcib). Bunlara göre hayızlı kadın böylece tavaf yapar ve bir büyükbaş hayvan kurban ederek eksiği giderir.

    İkinci guruba göre tavaf için temizlik şartı, namaz için örtünme vb. şartlara benzer; imkân bulunduğunda bu şartlara uyulur, imkân bulunmadığında şartlar terk edilir ve namaz yine kılınır. Bu müctehidlere göre Peygamberimiz ve ona yakın zamanlarda hac yöneticileri, hayızlı kadınları beklerler, onlar da temizlenip tavaf yaptıktan sonra kafile Mekke'den ayrılırdı. Sonra durum değişti, kafileler hayızlı kadınları beklemez oldular. Bu durumda teorik olarak sekiz çözüm düşünülebilir:

    1. Kadın gurubunu terk eder, Mekke'de kalır, temizlenince tavafını yapar ve tek başına veya yabancılarla memleketine döner. Bunun ne kadar sakıncalı olduğu açıktır.

    2. Temizlik şartı bulunmadığı için tavaf da düşer; hac tavafsız tamam olur. Bunu söyleyen bir fıkıhçı yoktur, böyle bir çözüm doğru da değildir; çünkü tavaf haccın temel farzlarından biridir.

    3. Hayız günlerini biliyorsa ve bunun vakfeden döndükten sonra tavaf günlerine rastlayacağını hesap ediyorsa haccın tavafını öne alır; yani Arafat'a çıkmadan, farz olan tavafını yapar. Bu da mesela vakfe gibi bir rüknün (temel parçanın) yerini değiştirmek demektir ve doğru değildir.

    4. Hayız günleri devamlı olarak tavaf günleri ile çakışıyorsa, hayızdan kesilinceye kadar kadına hac farz olmaz. Bu da birçok kadından hac farzını kaldırmak demektir ve isabetli değildir.

    5. Haccın diğer kısımlarını yapar -orada bekleyip temizlenince yapma imkan yoksa- tavafını yapmadan memleketine döner, tavaf yapmadıkça kocası ile cinsel temas yapması yasak olduğu için bunu da yapamaz, sonra imkan bulduğunda tekrar Mekke'ye gider ve temiz olduğunda tavafını yapar. Şeriat böylesine fıtrata aykırı ve zor bir teklif (yükümlülük) getirmemiştir, getirmez.

    6. Yolda kalmışlar gibi ihramdan çıkar, memleketine döner, sonra imkan bulunca yeniden haccını yapar. Yolda kalmış, engellenmiş olanlar Mekke'ye ulaşamamışlardır; âdetli kadın ise Mekke'dedir; bu ikisi birbirine kıyas edilemez.

    7. Acizler için olduğu gibi bir başkası onun yerine haccını yapar. Hastalık, sakatlık gibi sebeplerle yerine başkasını gönderme ruhsatı burada kullanılamaz; çünkü hayızlı kadının durumu farklıdır.

    8. Diğer ibadetlerde nasıl, yerine getirilmesi imkânsız veya zor olan şartlar ve kısımlar düşüyor, muaf hale geliyor, geri kalan (mümkün olan) yapılıyorsa, hacda da -bu durumda- temizlenme şartı kalkar ve kadın hayızlı olarak tavafını yapar, kasten bir eksiklik veya aykırı davranış bulunmadığı için kurban kesmesi de gerekmez. Dinin genel kuralları bizi bu sonuca ulaştırmaktadır.

    "Bu çözüme göre hem hayızlının mescide girmesine hem de temizlenmeden tavaf yapmasına imkân veriliyor; hâlbuki bunlar Peygamberimiz tarafından yasaklanmıştır" şeklindeki itirazın cevabı şudur:

    Hayızlı kadın, güvenlik vb. zorunlu durumlarda veya orada kalmadan girip öteye geçme niyetiyle mescide girebilir. Burada da tavaf zarureti için mescide girer. Tavaf için temizlenmenin şart olması konusunda -başta açıklandığı gibi- ihtilaf vardır. "Hayızlı olarak tavaf eder ve bir kurban keser" diyenlere göre temizlenme, tavafın sıhhat şart olmuyor. Burada temizlik kasten terkedilmiyor, bir mazeretten dolay terk ediliyor. Bekleme imkânı olmadığı için de Peygamberimizin (s.a.) yasağına aykırı hareket edilmiş olmuyor. Bu çözümde şeriatın dışına çıkılmıyor; şeriatın -normal şartlara ait olan- bir kuralı, diğer kurallar ile birlikte değerlendirilerek sınırlandırılıyor, mesele bundan ibarettir.


    ADETLİ BİR KADININ SA’Y YAPABİLİR Mİ?
    Soru:

    Adetli bir kadın Safa ile Merve tepeleri arasında kalan bölüme girebilir mi, sa'y yapabilir mi? Bu bölümler Mescid-i Haram'dan mı sayılır, yoksa direk olarak bu bölüme açılan kapılardan girip sa'y yapmakta bir mahzur yok mudur?

    Cevap:

    Temiz ve abdestli olmak sa'yin sünnetlerinden olduğu için, âdetli veya abdestsiz kadının da sa'yi sahih olur.

    KADIN KONUSUNDA HÜKÜMLER
    Kadının özel hallerinde (âdet ve lohusalık hallerinde) mescide girmesi, tavaf yapması, Kur'an'a dokunup onu okuması konularında karara geçen ifadeler de tartışma konusu yapıldığı için bu üç meseleyi Gerçek Hayat'ta biraz açmaya çalıştık. Bu yazıda son konuyu ele alacağız.

    1. Dokunma konusu:

    İbn Rüşd Mushaf'a dokunma konusunda özetle şunları söylemiştir: Cünüp olanın Mushaf'a dokunmasını bazı fıkıhçılar caiz görmüş, çoğunluk ise menetmişler; yani caiz olmadığı hükmüne varmışlardır. Bunlar abdesti olmayan kimselerin de Mushaf'a dokunmalarının caiz olmadığın söyleyenlerdir. Bu ihtilafın (farklı ictihadın) sebebi, "Ona tertemiz olanlardan başkası dokunamaz" (Vâkıa: 56/79) mealindeki âyettir. Abdest bahsinde bu âyetle ilgili farklı anlayışlardan söz ettik. Hayızlı kadınların Mushaf'a dokunmasını caiz görmeyenler de yine aynı delile dayanmaktadırlar (31).

    İbn Hazm de Mushaf'a abdestsiz veya cünüp ve hayızlı olanın dokunmalarının caiz olduğunu savunurken Hz. Peygamber'in (s.a.) Herakliyüs'e gönderdiği mektupta âyetin de bulunduğu, mektubun bir gayr-i müslime verildiği ve onun âyete dokunmasında sakınca görülmediği vâkasına dayanmaktadır. Çoğunluğun dayandığı "Mushaf'a abdestsiz ve cünüp olanların dokunamayacağını ifade eden" rivayetin ise sahih olmadığını, sahih olanın ise mürsel olduğunu (Hz. Peygambere kadar raviler zincirinin kesintisiz olmadığını) ileri sürmektedir. Yukarıda meali geçen âyete gelince İbn Hazm'in onunla ilgili yorumu şöyledir: Allah Teâlâ "...dokunmasınlar" demiyor, "...dokunmazlar diyor. Biz vâkıa olarak Kur'an'a herkesin (temiz, pis, müslüman, kâfir...) dokundukların görüyoruz; şu halde bu âyette geçen kitaptan maksat Mushaf değil, 78. âyette açıklanan "meknûn; yani gizli, saklanan" kitaptır, Kur'an'ın levh-i mahfuzdaki aslıdır ve ona ancak melekler dokunabilir.... (81-84).

    2. Okuma konusu:

    İbn Rüşd konuyu şöyle özetliyor: Bu konuda fıkıhçılar farklı hükümlere vardılar. Çoğunluk cünüp ve hayızlı olanın Kur'an'ı okumasını caiz görmezken bazıları caiz gördüler. İhtilaf sebebi "Hz. Peygamber'i, Kur'an okumasını, cünüplükten başka hiçbir şey engellemezdi". mealindeki rivayettir. Caizdir diyenlere göre bu rivayet bir şey ifade etmez; Hz. Peygamber "Cünüplük yüzünden okuyamıyorum" demedikçe rivayetten bu sonuç çıkarılamaz; cünüp olduğunda okumamasının başka sebepleri de olabilir. Caiz değildir diyenlere göre bu sözü rivayet eden sahâbî kendiliğinden bunu söyleyemez, bir bilgisi olmaldır. Çoğunluk hayızlı kadın konusunda da iki guruba ayrılmışlardır. İmam Malik, hayızın uzunca bir müddet sürdüğünü göz önüne alarak "az miktarda okur" derken diğerleri hayızlı ile cünübü birbirinden ayırmamışlardır (31-32).

    İbn Hazm "Kur'an'ı okumak, tilavet secdesi, Mushaf'a dokunmak ve Allah'ı anmak; bunların hepsi abdestli olana ve olamayana, cünübe ve hayızlı olana caizdir" diye başlık attıktan sonra genel delilini şöyle açıklıyor: "Bunlar hayırlı işlerdir, teşvik edilmiş, sevap vadedilmiş fiillerdir; bunların bazı hallerde yapılamayacağın söyleyenlerin delil getirmesi (delil ile isbat etmeleri) gerekir". İbn Hazm karşı tarafın ileri sürdükleri delilleri ise ya sahih olmayan rivayetlerden ibaret oldukları veya hükme delalet etmedikleri gerekçesiyle reddetmekte, sahabe ve tabiûn müctehidlerinden kendi ictihadını destekleyen örneklere de yer vermektedir (77-81).

    Fıkıhçıların ihtilaf ve ittifak ettikleri hükümleri açıklayan iki kaynaktan konumuz ile ilgili ictihadları aktarmış olduk. Görülüyor ki "kadınların özel hallerinde namaz kılamayacakları ve oruç tutamayacakları" konularında ittifak (icmâ) var; "mescide girme, Kur'an'a dokunma ve onu okuma, gerekli tavâfı yapma" konularında ise ihtilaf edilmiş; çoğunluk bunları caiz görmemiş ama bazı fıkıh alimleri caiz görmüşlerdir. İstişare toplantısı kararlarında da söylenen bundan ibarettir.

    Fıkıhta icmâ bağlayıcıdır, ama çoğunluğun görüşü bağlıyıcı değildir. Meşhur dört mezhepte de bazan biri, diğerlerinin tamamına (bu manada cumhura, çoğunluğa) muhalif olduğu halde mensupları -çoğunluğun ictihadını değil- tek kalmış olan mezhebin ictihadını uygulamaktadırlar.

    Özel hallerinde kadınları kimse mescide girmeye, Kur'an okumaya... zorlamıyor; ama onlar farklı (caiz diyen) ictihada uyar da bunları yaparlarsa yine kimsenin onları engellemeye veya kınamaya hakları olamaz.


    HAYIZ VE TAHARET KONUSUNDA
    Soru:

    Size hayız ve taharet konusunda danışmak istiyoruz. Kuzenim 20 yaşında tedavi görmesine rağmen adetleri oldukça düzensiz. Son 2-3 aydır 10 günde bir adet olmaya başladı. Biz ilmihallerde temizlik süresinin en az 15 gün olduğunu biliyoruz. Daha kısa olduğunda bu özür konusuna girip normal adet günleri dikkate alınarak ibadetlere devam edilir diye biliyorduk. Temizlik ve hayız üzerinde çok uzun zamandır araştırma yaptığını söyleyen bir hocaya (ismini bilmiyorum) ne yapalım diye konuyu iletmişler. O da fıkıhta temizlik süresi (en az 15 gün) diye bir şey olmadığını, aradaki 10 günde temiz, diğer günlerde abdestsiz olduğunu, ilmihallerde de 15 konusunun geçmediğini söylemiş. Nurul İzah'a ve Mürşide - Asım Uysal'ın ilmihaline- baktık temizlik süresi en az 15 gün yazıyor. Nurul İzah'ta Hanbeli görüşü olarak 1 gün dahi temiz olsa namaza ve oruca devam edileceğini belirtmiş. Sorum şu bu durum ne kadar devam eder bilmiyoruz, ama şimdi 10 günde bir adet gören kızımız ibadetlere nasıl devam edecek. Özürlü mü sayılacak? 10 günde bir adet olmuş kabul edilip namazı bırakacak mı? Tutarsızlıktan psikolojisi de bozulmaya başladı. Bizi aydınlatırsanız memnun olacağız.

    Cevap:

    İslam, insanların tabîî olarak veya örf âdet gereği bildikleri, uygulayageldikleri konuları, eğer değiştirmeyecekse ve gerek yoksa tanımlamaz, sınırlamaz, kayıt ve şartlara bağlımaz; insanların bilgi ve uygulamalarını esas alır.

    Kadınların âdetlerinin ve iki âdet arasındaki temizlik süresinin ne kadar süreceği konusu da böyledir; esasen bu konuda sabit bir süre de bulunmadığı, çeşitli sebeplerle sürelerde değişikliklerin meydana geldiği bir gerçek olduğu için İslam'ın, tabîata aykırı olarak bir süre belirlemesi uygun olmaz, onun fıtrata uygun oluş vasfına aykırı düşerdi.

    Fıkıhçıların süreler konusunda kaydettikleri rakkamlar, naslara değil (bu konuda bazı hadisler rivayet edilmiş ise de bunlar sağlam kaynaklarda yoktur ve hadis alimleri tarafından sahih bulunmamıştır), kendi bölge ve çevrelerinde yaptıkları araştırma ve soruşturmaya dayanmaktadır( İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, Beyrut, 1987, C., s. 38).

    Yılardan beri yapılan çalışmalar ve elde edilen veriler sonucunda ;

    -İdeal sürenin 28 ± 7 gün olduğu yani bir kanamanın ilk gününden, sonraki kanamanın ilk gününe kadar geçen sürenin en az 21 en fazla 35 gün olmasını normal kabul etmekteyiz.

    -Ortalama menstürel kanama süresi de 5 ± 3 gün olarak kabul edilmektedir. Yani en az 2 gün, en fazla 8 gün süren adet kanaması normal sınırlar içindedir.

    Bu konu ile ilgilenen tıp bilim dalına bakıldığında şu bilgileri buluyoruz:

    Adet kanamasının birinci günü, kadın peryodunun birinci günüdür. Gelecek kanamadan bir önceki gün ise son gündür. Bu sınırlarla adet peryodu kadınların %65'inde 28±3 gündür. Tüm kadınlar dikkate alındığında periyot 18 gün kadar kısa, 40 gün kadar uzun olabilmektedir. Adet kanamasının süresi ise ortalama 5±2 gündür. Ancak herhangi bir hastalığa bağlı olmaksızın, daha kısa ve daha uzun kanama süreleri de görülmektedir. Kadın peryodu genellikle aynı sürelerde devam etmekle beraber 1-2 günlük oynamalar da normaldir. Ancak gün oynamalarının beş günü geçmesi seyrektir. Kanama müddeti de yine her kadın için belirli süre devam eder. Kadınlar ne zaman, ne miktar kanamaları olacağını tahmin edebilirler. Ergenlik dönemi başlangıcında, hem peryodun toplam süresi hem de kanama süresi düzensizdir. Keza menopoz öncesinde de adetler düzensizleşir (Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Cinsel Eğitim Merkezi).

    Hayızın müddeti ve hükümleri konusunda fıkıh kitaplarından bir özet vermek gerekirse:

    1.Hanefî mezhebinde yazılmış ilmihal kitaplarının önemli kaynaklarından biri olan el-Muhtâr ve şerhi el-İhtiyar'dan:

    Hayız (âdet, regl) kadının ergenlik çağına girdiğini gösteren kanamadır. Hayızın en az süresi geceli gündüzlü üç gün, en fazlası da tam on gündür. En azından az ve en çoğundan çok sürelerdeki kanamalar ile hamile kadınların kanamaları hayız değildir, rahatsızlık (istihâza) kanamasıdır. İstihâza namaza, oruca, cinsel temasa engel değildir. Âdet gören kadının, süresi içinde kanamalarının bütün renkleri -akıntı beyaza dönüşünceye kadar- hayız sayılır. Süre içinde geçici kanama kesilmeleri de hayız süresine dahildir. Hayız kadından namaz yükümlülüğünü tamamen düşürür, oruç tutmasını haram kılar, ancak bunu sonra kaza eder. Âdet gören kadınla cinsel temas yapılamaz, İmam Muhammed'e göre cinsel organ dışında, diğer iki İmama göre göbeğin yukarısında kalan kısımlar yasak değildir. İki hayız arasındaki en az temizlik süresi onbeş gündür, temizlik süresinin en çoğuna dair bir sınırlama yoktur.

    Diğer mezheplere göre:

    Hayızn en az süresi Mâlik'e göre yoktur; bir defalık kanama bile hayızdır, en uzun süresi ise onbeş gündür.

    Şâfi'î'ye göre en az geceli gündüzlü bir gündür, en çoğu ise onbeş gündür.

    İki hayız arasındaki en az temizlik süresi konusunda İmam Mâlik'ten farklı rivayetler vardır; bunlardan biri olan onbeş günde Şâfi'î ve Ebû Hanîfe ile birleşmektedirler. Sekiz, on, onyedi gün diyenler de vardır.

    İlk defa âdet görmeye başlayan kadın, âdetin en uzun süresine kadar kendini hayızlı sayar ve buna göre hareket eder, en uzun süre geçince kanama durmazsa artık hayızlı değil, hastadır.

    Daha önce âdet görmüş ve belli bir âdet düzeni bulunan kadının âdeti değişirse, Şâfi'î'ye göre âdetine göre hareket eder, Mâlik'e göre ise buna -en uzun süreyi aşmamak şartıyla- üç gün daha ekler.

    Sahih bir hadise göre âdeti aşan kanamalar hastalık sayılır, bu durumda kadın yıkanır ve hayız yasakları kalkar (İbn Rüşd, s. 37-43).

    Bu genel bilgilerden sonra soru sahibinin kuzeni olan genç kızımıza şunları söylemek mümkündür:

    Din, âdetin ve aradaki temizliğin süresini belirlememiş, bunu her kadının kendi durumuna ve düzenine (âdetine) bağlamıştır. Kadın doktora muayene olarak veya kendi tecrübesine dayanarak gelen kanın hayız kanı olduğunu anlarsa süre ve âdet geçersiz olur; kan geldiği sürece hayız da devam etmiştir. Gelen kanın hayız kanı mı, başka kan mı olduğunu -kan muayene ettirerek veya başka bir yoldan- bilmenin mümkün olmadığı durumlarda önümüzde üç ihtimal vardır:

    a) Henüz âdeti bulunmayan genç kadın, yukarıda açıklananlar içinden tercih edeceği bir ictihada göre hayızın ve aradaki temizliğin en az ve en fazla sürelerine uyar, fıkhın verdiği süreler tıbbın verdiği sürelerin dışına çıkarsa tıbbı esas alır, hayız ve temizlik sürelerini buna göre ayarlar. Mesela hanefî mezhebine göre hareket edecekse, aradaki temizlik onbeş günden az olamayacağı için, bu süre geçinceye kadar kendini hayızlı değil, hasta sayar. Tıpçıların verdiği bilgiye göre âdet peryodu 18 gün bile olabilmektedir; bu peryoddan üç gün süren kanama çıkarılırsa temizlik süresi onbeş olur ki, bu da Hanefî, Şâfi'î ve Mâlikîlerin verdikleri rakkama uygun düşmektedir.

    b) Âdeti (âdet düzeni) bulunan kadın bu düzene uyar. Daha azını ve çoğunu âdet saymaz. Hadis bunu ifade ettiği için ben de bunu tercih ediyorum. Bu durumda değişme uzun süre devam eder, eski düzene dönmezse, âdet düzeni değişmiş sayılacağı için artık yeni düzene göre davranır.

    c) Düzeni bozulan kadın, tercih ettiği mezhebe göre sürelere riayet eder.

    CAMİLERE ABDESTSİZ GİRİLEBİLİR Mİ?
    Soru: Camilere abdestsiz girilebilir mi?

    Cevap:

    Müslümanların bir zaruret bulunmadıkça içeride kalmak, belli bir zaman geçirmek üzere abdestsiz olarak camiye girmeleri caiz değildir. Bir ihtiyaç, iş ve zaruret sözkonusu olduğunda camiye abdestsiz olarak girilip çıkılabilir, bir müddet kalınabilir. Meselâ cami içinde bir iş gören, tamir vs. yapan müslüman ustanın girmek için abdest alması gerekmez. Kezâ ihtiyaca binaen camide yatıp kalkan müslümanların da her zaman abdestli olmaları gerekli değildir.

    Soru: Âdetli kadınların camilere girmeleri caiz midir?
    Cevap:

    İçeride kalmak, oturmak, vakit geçirmek üzere müslüman ve âdetli kadınların câmilere girmeleri caiz değildir. Bu konuda ittifak vardır. Ancak iş, ihtiyaç, geçiş, çaresizlik gibi sebeplerle böyle kadınların da camiye girip çıkmaları caiz görülmüştür. Hz. Peygamber (s.a.) zamanında Hz. Âişe (r.a.) ve daha başka kadınlar, âdetli iken, başörtülerini almak üzere camiye girip çıkmışlardır.

    AÇIK SAÇIK OLARAK CAMİLERE GİRMEK CAİZ MİDİR?
    Soru: Müslüman kadınların tesettüre riayet etmeksizin açık saçık olarak camilere girmesi caiz midir?
    Cevap:

    Müslüman kadınların hangi şartlarda, kimlere karşı, ne kadar açılabilecekleri konusu Kur'ân-ı Kerîm'de, Sünnet'te ve ilgili dînî kaynaklarda en ince teferruâtına kadar açıklanmıştır. Bu sınırların dışına taşan, açılmaması gereken yer ve zamanda avret yerlerini (kapatılması gereken uzuvlarını) açan müslüman kadın böylece camiye de girse, çarşı pazara da gitse, evinde de otursa günah işlemiş olur. Örtünme bakımından camiin özel bir şartı yoktur; ancak câmî âdâbı ve camide daha ziyade erkeğin bulunacağı gözönüne alındığında kadınlarımızın buraya girerken kendilerine çekidüzen vermelerinin daha gerekli (uygun, yakışır) olduğunda şüphe yoktur.

    Soru: Gayr-i müslimlerin turistik amaçla camilere girmeleri caiz midir? Delili nedir?
    Cevap:

    Hz. Peygamber (s.a.) zamanında gerek müşrik ve gerekse ehl-i kitap olan gayr-i müslimler camiye girmiş, O'nunla görüşüp konuşmuş ve hatta orada kalmışlardır. Buradan hareketle İsâm müctehidlerinin bir kısmına göre gayr-i müslimlerin cünüb ve abdestsiz olarak -ki onlar zaten gusül yapmaz ve abdest almazlar- camiye girmelerinde sakınca görülmemiştir. Giriş maksadına gelince burada titizlik gösterilen husus, camiye saygısızlık, müslümanları rahatsız etmek, camiyi kirletmek vb. kötü bir maksadın bulunmamasıdır. Turistik maksat, camiyi görme, bilgi edinme, merak giderme maksadıdır; bu ise ne camiye, ne de müslümanlara zarar verir. Bu maksatla camiye giren, orada müslümanların ibâdetlerini seyreden gayr-i müslimlerin İslâm ile ilgilenmeleri, ibâdete imrenmeleri, hidâyete yönelmeleri de mümkündür. Muhtemel mahzuru ve zararı önleyici tedbirler alınmak şartıyla bunlara camilerimizi görme imkânı verilmelidir.



    HANIMLARDAN GENİTAL YOLDAN GELEN AKINTI
    Soru:

    Bu soru mahrem bir hususta olduğu için affınıza sığınırım. Beni sevgili Peygamberimizin Ensar kadınlarını, dinlerini öğrenme noktasında utanmalarının bir engel teşkil etmemesini övmesi cesaretlendirdi. Hocam elimdeki tüm kaynaklar taramama rağmen konuya direk temas eden bir delile rastlamadım ve size sormaya karar verdim. Hanımlardan genital yoldan gelen akıntı doktorların ifadesiyle bir sağlık işareti ve buluğ çağından başlayarak menopoz dönemine kadar devam etmesi de (sık veya seyrek) gayet normal. Fıkıh kitaplarımızın "özür" bahsinde ise bir namaz vaktini aşan tüm arızî hallerin özür sayılacağı belirtilmiş ve ibadetlerini ona göre düzenleyebilmesi için bu şahıslara bazı kolaylıklar sağlanmış. Fakat bizim içinden çıkamadığımız durum şu, şayet bu ifrazat normal ise ağız ve burundan çıkan ve alışılmış sıvılar gibi mi algılanmalı? Bir ömür boyu devam edecek olan özür hali mi? Özür kapsamına girmediğinde abdesti muhafaza son derece zorlaşıyor, veya tampon ile önlenmek istendiğinde bir takım allerjik veya mikrobik hastalıklar oluşuyor.

    Cevap:

    Klasik fıkıh kitaplarında bu akıntılar hakkında genel olarak şu hükümler yazılmıştır:

    "Kadınların cinsel organlarından gelen devamlı akıntı, kan olmadığı sürece ay hali ile ilgili olamaz. Beyaz, sarı vb. renklerdeki akıntılar, organın dışına çıktığı, kilota bulaştığı zaman abdest bozulur. Eğer organın çıkışını tıkayan bir nesne kullanılırsa, gelen akıntı veya bunun ıslaklığı tamponun, tüpün, pamuk yumrusunun dışına çıkmadıkça, dışardan bakıldığında görülmedikçe abdest de bozulmaz. Eğer akıntı bir namaz vaktinin tamamında (abdest alp namaz kılmaya yetecek bir sürede kesilmeksizin), diğer vakitlerin de bir kısmında bulunmak suretiyle hep devam ediyorsa kadın özürlü sayılır ve bu durumda, her namaz vaktinde bir kere abdest alır ve bu vakit içinde akıntı -dışarı çıksa bile- abdesti bozmaz, onunla -akıntı bulaşmış giysi çıkarılarak- istendiği kadar namaz kılınır; sonraki namazın vakti girince abdest bozulmuş olur ve yeniden alınır."

    Bizim kadın doğum uzmanı kırk kadar hanımla yaptığımız iki seminerde tespit ettiğimiz gerçek duruma göre, kadının cinsel organından gelen akıntıyı ikiye ayırmak gerekiyor:

    a) Necis olanlar,

    b) Necis olmayanlar.

    Sağlıklı bir kadının organından devamlı olarak gelen ve gelmediğinde bazı problemler oluşan vaginal salgı temizdir; gözyaşı ve tükürük gibidir, bunun dışarı çıkması, kilota bulaşması abdesti bozmaz ve onu yıkamak da gerekmez. Bu normal akıntı dışında kalan ve bir arızadan (mesela enfeksiyondan) kaynaklanan akıntı ise pistir, dışarı çıktığında abdesti bozar ve elbiseye bulaşırsa yıkanması gerekir.



    DİŞ DOLDURMAK
    Soru:

    Diş dolgusu hakkında sizin görüşünüzü almak istiyorum. Bu konu hakkında bir çok cami imamı ile görüştüm ve farklı farklı cevaplar aldım. Hatta birçok ilmihali de okudum. Konu biraz sizin için basit olabilir fakat konuya bir açıklık getirebilirseniz memnun olurum. Ben hanefi mezhebine riayet eden bir kişiyim ve dişime dolgu yaptırmak istiyorum. Dolgu yaptırdıktan sonra belli mevzularda Şâfiî mezhebini taklit edeceğini okudum. Sizce dolgu yaptırdıktan sonra [gusül, abdest gibi konularda] başka mezhepleri taklit etmem gerekir mi? Dolgu yaptırmam mı uygun olur, dişi çektirmem mi? Şimdiden teşekkür eder, böyle bir konuda rahatsız ettiğim için özür dilerim.

    Cevap:

    Diş doldurmak bir tedavidir. Tedavi edilen uzvun üstünün -sargı, dolgu, alçıya alma gibi- geçici veya devamlı olarak kapatılması gerekiyorsa (tedavi bunu gerektiriyorsa) kapatılır. Kapatılırken (dolgu, sargı, alçı yapılırken) hastanın abdestli ve gusüllü olması da gerekmez. Abdestli olmak, yaranın, çürüğün, kırığın üstünü kapatırken değil, sağlam ayağa, üzerine meshetmek üzere mest giyerken gereklidir.

    Diş doldurulduktan ve dolguyu korumak için üstü de kaplandıktan sonra dolgu ve kaplamanın dışı, dişin dışı yerini alır. Bu sebeple ağız yıkanırken kaplı dişler de yıkanmış sayılır. Sargı gibi kabul edenlere göre, ağza su alınca diş de meshedilmiş olur.

    Bu hükümde mezhepler arasında bir ihtilaf olamaz ki siz başka mezheplere uyasınız. İhtilaf, abdest ve gusülde ağzı yıkamanın farz olup olmaması ile ilgilidir. Bizim meselemizde ağız yıkanmaktadır. Kaplamanın üstünün yıkanması veya meshedilmesi, dişin kendini yıkama yerine geçtiğine göre -ki bu konuda da ihtilaf olamaz; çünkü hüküm zarurete dayanmaktadır- kaplı dişlerle abdest alan ve gusledenin bu amelleri bütün mezheplere göre sahih olacaktır.

    Eğer yaptığınız amel (abdest, namaz...) bir mezhebe göre sahih, diğerine göre bâtıl (hükümsüz, bozuk) olsaydı -müctehid değilseniz- sizin yükümlülüğünüz, aldığınız fetvaya göre amel etmekten ibaret olurdu. Bir müftü (âlim) size, "kaplı veya dolgulu dişlerle alınan gusül ve abdest sahihtir" der, siz de böyle yaparsanız artık başka mezheplere de riayet etmek gibi bir yükümlülüğünüz olmaz.

    EVDE CEMAATLE NAMAZ VE KADIN İMAM

    ...amcam, eşi ve ninem evde cemaatle namaz kılıyorlar. Kadının cemaatle namaz kılışının tek kılmasına oranla sevabını sordular, ben de "erkeğin cemaatle aldığı sevabı onlar tek kılarak alır diye hatırlıyorum" dedim. Hadis ansiklopedisinden araştırdım, kadınlar özellikle fitne meselesinden dolayı camiye gelmemeyi(özellikle yatsı) salıklayan hadisler okudum. Doğrudan "cemaata gelme" diye yazsa da metin içinde cemaatle caminin kastedildiği hadislerde açık. Fitneyi önlemek için camiye gitmese (ki bugün gitmiyorlar), evinde cemaat yapsa...tek kıldıkları namazın cemaattan daha sevaplı olduğuna dair net ifade var mı? Veya kendileri tek kıldıkları namazdan alacakları sevabtan feragatta bulunup erkeğe bir cemaat tesisinde vesile oldukları için zaman zaman o erkeğin (tek erkeğin) cemaat sevabı kazanması adına böyle bir uygulamaya gitseler olmaz mı?

    Cevap:

    Peygamberimiz (s.a.) cemaatle namazı teşvik etmiş, kendisi bütün farz namazları cemaatle mescitte -veya gerektiği zaman açık yerde- kılmış ve kıldırmış, ön ve son sünnetler ile diğer nafileleri kimi zaman mescitte ama çok kere evinde eda etmiştir. Cemaatle namazı teşvik eden, onun yirmi yedi kat daha fazla sevap kazandıracağını söyleyen hadislerde Allah Resulü kadınları istisna etmemiştir, ayrıca mescitte kadınların da namaza ve derslere katıldıklarına dair pek çok hadis vardır. Ancak başka hadislerde kadınların evlerinde, hatta evlerinin özel bölmelerinde kılacakları namazın daha sevaplı (efdal) olduğu ifade edilmiştir. Müctehidler bu farklı açıklamalar ve uygulamalar karşısında, ya hadislerin bir kısmını görmedikleri için veya farklı açıklamayı değişik sebeplere bağladıkları için farklı sonuçlar çıkarmışlardır. Kadınların mescitte değil de evlerinde namaz kılmalarını tavsiye eden hadisler ile fıkıhçı açıklamalarının, ibadetin özüne ve gereğine değil, kadınlarla erkeklerin bir arada bulunmalarının doğurması muhtemel olumsuz sonuçlara (fitneye) dayandığı anlaşılmaktadır.

    Kadının mescitte ve evinde, tek başına ve cemaatle, imam olarak ve cemaat olarak namaz kılması ve kıldırması konusunda ortaya çıkan farklı ictihadlara bakarak şöyle bir özetleme yapılabilir:

    1. Mescitte (camide) kılınan cemaatle namaza kadınların katılmaları -yukarıda işaret edilen çekince de göz ününe alınmak ve tedbirli olmak kaydıyla- en azından mübahtır, serbesttir, bu manada meşrudur. Kadınların mescide gitmek üzere kocalarından izin istemeleri durumunda onlara izin verilmesini de Peygamberimiz tavsiye etmişlerdir.

    Hz. Aişe ile bazı müctehidlerin, kadınların cemaatle namaz kılmak için evlerinden çıkıp camilere gitmelerine olumsuz bakmaları (mesela mekruh demeleri) kendi zamanlarındaki sosyal ve kültürel durumla alakalıdır. Bugün kadınların, özellikle makyaj veya dikkat çekici başka bir şey yapmadan cemaatle namaz kılmak için camilere gitmeleri, kadın erkek ilişkisinde günaha sebep olması bakımından etkili değildir; çünkü sokaklar her çeşitten kadınla dolup taşmaktadır. Ayrıca kadınların camiye gitmelerinde bilgi edinme, dini duyguların tatmini ve geliştirilmesi bakımından faydalar vardır. Zarar ihtimali her kese göre ve kesin olmadığına göre bunun takdiri ve tedbiri de kadınlara ve erkeklere (yükümlü ve sorumlu olanlara) bırakılmalıdır.

    2. Evlerde kılınan namazlarda eğer erkek, bilgi ve okuma becerisi yönünden imamlığa elverişli ise o imam olacaktır. Evin ehalisi içinde bilgisi ve okuma becerisi bakımından uygun bir erkek yoksa kadının, erkeler de dahil olmak üzere evde cemaate imam olmasını caiz görmeyen alimler yanında caiz görenler de vardır; caiz görenler, Hz. Peygamber'in (s.a.) Ummu-Varaka isimli bir hanıma bu durumda izin vermesini hükme dayanak kılmışlardır. Mescide uzakça bir yerde oturan bu hanımın evini Peygamberimiz ziyaret etmiş, hatta kendisine yaşlı bir erkek müezzin de tahsis buyurmuşlardı.

    3. Kadının, evde kılınan cemaatle namazda kadınlara imam olması Mâlikî mezhebine göre caiz değildir, Hanefîlere göre mekruh olmakla beraber namaz geçerli olur. Hanbelî ve Şâfiîlere göre ise evde kılınan cemaatle namazda kadının kadınlara imam olması ve böylece cemaatle namaz kılmaları yalnızca caiz değil, ayrıca tavsiye edilir (müstehab) görülmüştür. Hz. Âişe ve Ummu-Seleme validelerimizin kadınlara imam olup namaz kıldırdıklarına dair sağlam rivayetler vardır.

    Kadın imamın, cemaat olan kadınların önünde değil de ortada ve aynı hizada durması uygun bulunmuş, uygulama da böyle olmuştur.

    4. Yukarıda verilen bilgiler göz önüne alındığında, eğer erkekler farz namazları evde kılacaklarsa ve kendileri imamlık yapacak kadar bilgi ve beceriye sahip iseler imam olmaları ve kadın erkek ev ehalisi ile birlikte namazı cemaatle kılmaları şüphesiz daha sevaplıdır.

    CEMAATTE KADINLAR

    Cemâat kelimesine "İslâm'ın kardeş kıldığı ve özel bir dayanışma çerçevesinde topladığı küçük büyük insan topluluğu" mânasını verirsek bu cemaat ilişkilerinde kadın ile erkeğin yeri, durumu, sınırları gibi konular önümüze çıkar. Bunların önemli bir kısmını biz İslâm'da Aile ve Kadın isimli kitabımızda inceledik.

    Burada cemaatten maksadımız "namaz ibadetinde cemaattir". Beş vakit namaz, Cuma ve bayram namazları, cenaze namazı, teravih namazı gibi cemaatle kılınan namazlarda kadınların vazifeleri ve durumları fıkıhçıları meşgul etmiştir. Kur'ân-ı Kerim'e ve Sünnet kaynağına bakıldığında kadınları cemaate katılmaktan meneden bir nassa rastlamak mümkün değildir. Aynı kaynaklar mü'minlere cuma namazının farz, beş vakit namazda cemaatin en azından müekked (güçlü) Sünnet kılındığını ifade ederken erkekleri muhatap almaktadır. Kadınlara Cuma ve cemaat farz kılınmamakla beraber yasaklama da bulunmadığına göre geriye iki ihtimal kalmaktadır: Ya teşvik edilmişlerdir, onlar için de namazı cemaatle kılmak efdaldir, daha sevaplıdır; yahut da cemaate katılmaları caiz olmakla beraber namazlarını evlerinde kılmaları evlâdır. İslâm müctehidleri delilleri farklı değerlendirerek bu iki şıktan birini tercih etmişlerdir. Mesela Zahiriyye mezhebinin imamlarından biri olan İbn Hazm'e göre kadınların farz namazları cemaatle kılmaları, evlerinde tek başlarına kılmalarından efdaldir; cemaati teşvik eden hadisler hem erkeklere hem de kadınlara hitap etmektedir, kadınların namazlarını evlerinde kılmalarının daha üstün olduğunu ifade eden rivayetler sabit değildir. (Muhallâ, III, 129 vd.) Diğer müctehidlerin çoğu ise hadislerden ziyade "fitne"; yani "cinsel duygu, düşünce, fiil günahına girme ihtimali" gerekçesine dayanarak genç kadınların namazlarını evlerinde kılmalarının daha iyi olacağı hükmünü benimsemişlerdir. Bize göre bu fitne gerekçesi, şartlara bağlı ve değerlendirilmesi izafi (göreceli) bir gerekçedir; iyi niyetli, edepli ve hayâlı İslâm kadınlarının bugün camilere gitmesinde, cemaatle namazlara katılmalarında, yer müsait olduğu takdirde cuma ve bayram namazlarını erkek saflarının arkalarında saf tutarak kılmalarında önemli faydalar vardır.

    Hz. Aişe'nin imamlığında kadınların cemaatle akşam ve teravih, Ümmü Seleme Validemizin imamlığında da teravih namazı kıldıkları, Hz. Peygamber'in (s.a.) hayatı boyunca, beş vakit namazda, cemaate -mecbur kılınmamakla beraber- kadınların da katıldıkları, cenaze namazına kadınların da erkeklerin arkasında katılabilecekleri, erkeklerin bulunmaması halinde cenaze namazını kılma vazifesinin kadınlara düşeceği, hanımların bayram namazlarına katılmalarının Efendimiz tarafından teşvik edildiği, hatta hayızlı ve lohusa olanlarının bile -namaza katılmamakla beraber- namazgâha geelmelerinin, dua ve niyaza iştirak etmelerinin istendiği sahih hadislerle sabittir, bilinmektedir.

    Kadınların, içlerinden birini imam yaparak kendi aralarında cemaat olup namaz kılmaları -bazı müctehidler mekruh olur demişlerse de- caiz kılan, hatta teşvik eden hadislere dayananlarca caiz görülmüş, iyi olur denilmiştir.

    Kadınların erkeklere imam olmalarının caiz olmadığı konusunda ittifak vardır. Ümmü Varaka isimli bir sahâbî hanıma Hz. Peygamber'in (s.a.) izin verdiği ve kendisine bir müezzin de tahsis ettiği sabit ise de bu iznin, Peygamber Mescidine uzakça bir yerde oturan o hanımın "kendi aile efradına imam olması ile sınırlı bulunduğu" bilinmektedir.

    Cemaatle namaz kılarken kimlerin hangi safta ve sırada duracakları konusu Hz. Peygamber (s.a.) tarafından belirlenmiştir. İmamın arkasında yaşlı, bilgili, saygı gören erkekler, onların arkasında yaşlılardan gençlere doğru diğer erkekler, arkada kadınlar dururlar. Bu düzenin bozulması, kadınların erkeklerle aynı hizada ve yanyana cemaat olmaları Sünnet'e aykırıdır, mekruhtur, caiz değildir. Hanefî mezhebi müctehidleri bu hususta daha da ileri giderek "aynı imamın arkasında aynı namazı kılmak üzere kadınlarla erkekler -aralarında bir ayırıcı rahle vb. bulunmadan- yanyana dururlarsa kadının iki yanındaki erkek ile arkasındaki erkeğin namazları sahih ve muteber olmaz" demişlerdir.

    Maksadı üzüm yemek (ibadet etmek) olan kadınlarımız için camiye gitme, camide veya evde cemaatle namaz kılma, Cuma, bayram ve cenaze namazlarına -onlara ayrılan yerde ve saflarda- katılma konularında bir engel bulunmadığı -eskiden beri ilgili kitaplarda açıklandığı gibi- yukarıdaki özet açıklamalardan da anlaşılmış olmalıdır. Maksadı bağcıyı dövmek olanlara gelince küçük bir uyarımız olacak: Bağcı o eski bağcı değil, dayak yiye yiye uyandı, tedbirini aldı, dövmeye giden dövülebilir, başkasına kuyu kazan kendisi düşebilir!

    KADINLARIN KABİR ZİYARETİ

    Soru:

    Geçenlerde kabir ziyareti yapan kadınların Peygamber (as) tarafından lanetlendiği şeklinde bir hadis okudum. Sorum böyle bir şeyin olup-olmadığı. Ayrıca kabirlerde bir şey okunup okunmaması ve yine ölen kişinin arkasından Kuran-ı Kerim okunup-okunmaması konusunda; bilgi verirseniz sevinirim. Bir de ölen kişi için bağışlanma dilenip-dilenmeyeceği ve de onun faydasına hayır hasenat yapılıp-yapılmayacağı.

    Cevap:

    1. Peygamberimiz (s.a.), İslam'ı tebliğ ederek, bir topluluk içinde onu uygulayarak, aynı zamanda büyük bir inkılab olan İslam'a insanları alıştırmak/intibak ettirmek üzere tedbirler alarak yaklaşık 23 yıl yaşadı. Tabîî kendisi de bir beşer/insan idi, her söylediği, her yaptığı -meşru olmakla beraber- herkesi bağlayan, bütün müminlerin uyması gerekli olan davranışlar değildi. Onun davranışlarını bağlayıcılık bakımından sınıflandırma işi sahâbe devrine kadar uzanır. Biz de bir kitabımızda bu konuyu ele almıştık (İslam'ın Işığında Günün Meseleleri, 1 vd.). Yukarıdaki soruda O'nun, kadınların kabir ziyaretleri ile ilgili bir sözü nakledilmektedir. Bu örnekte olduğu gibi, aynı konuda birbiri ile çelişir gözüken birden fazla hadisin rivayet edildiği de az değildir. Bu durumda ehli ve uzman olanlar inceleme yaparlar, ya hadislerin bir kısmının sahih olmadığını (rivayet edilen şekliyle Peygamberimize ait bulunmadığını) tesbit ederler veya çeşitli yollardan çelişkiyi ortadan kaldıran yorumlar ve açıklamalar yaparlar. Burada bir uygulama olsun diye kabir ziyareti konusunda rivayet edilen ve muteber kaynaklara girmiş bulunan başlıca hadisleri aktaralım:

    a) Size kabirleri ziyaret etmeyi yasaklamıştım, Muhammed'e anasının kabrini ziyaret izni verildi, artık siz de kabirleri ziyaret edin; çünkü bu size âhireti hatırlatır. (Tirmizî)

    b) İbn Ebî Müleyke anlatıyor: Bir gün Hz. Âişe kabristan tarafından çıkageldi, kendisine sordum:

    - Ey müminlerin anası! Nereden geliyorsun??

    - Kardeşim Abdurrahman'ın kabrinden geliyoorum.

    - Resûlullah (s.a.) kabir ziyaretini yasakklamadı mı?

    - Evet, kabirleri ziyaret etmeyi yasakllamıştı, fakat sonra izin verdi. (Sünenü'l-Esram).

    c) Resûlullah durmadan kabirleri ziyaret eden (işleri güçleri kabirleri ziyaret etmek olan) kadınları lanetlemiştir. (İbn Mâce, Tirmizî).

    d) Hz. Âişe sevgili eşi Efendimize soruyor:

    - Kabirleri ziyaret ettiğimde ne diyeyim yyâ Resûlallah?

    - Şöyle de: "Bu yerlerin mümin sakkinlerine selam olsun! Biz de Allah dilerse size katılacağız. Size de bize de Allah'tan âfiyet (af ve iyilik) diliyorum! (Buhârî, Müslim).

    e) Hz. Fâtıma her Cuma günü amcası Hamza'nın kabrini ziyaret eder, orada namaz kılarak Rabbine ibadet ve amcası için dua eder, ağlardı. (Hâkim)

    Konu ile ilgili olup yukarıdakileri bir şekilde tekrarlayan, destekleyen başka rivayetler de vardır.

    Bu hadislerin bazları, rivayetleri sağlam olmamakla tenkit edilmiştir. Sağlam olanlar arasındaki çelişki de "önce şu sebeple yasaklandı sonra şu sebeple izin verildi" denilerek giderilmiştir.

    Kadınların kabir ziyaretleri konusunda lânet hadisi bulunmakla beraber Hz. Fâtıma, Hz. Âişe gibi büyüklerimizin kabir ziyaretlerine dair sağlam rivayetler de vardır. Bunların karşısında lanet hadisi, "ziyaret konusunda aşırı gidenler, diğer vazifeleri aksatanlarla ilgilidir, genel değildir" şeklinde yorumlanmıştır.

    Sonuç olarak kadınların ve erkeklerin normal ölçülerde kabir ziyaretleri meşrudur; buna İbn Hazm gibi, "Hayatta bir kere olsun ziyaret vacibdir" diyenler bile olmuştur (Şevkânî, Neylü'l-evtâr, V, 117-120).

    Kabir ziyaretinin asıl amacı ibret almak, ölümü ve âhireti hatırlamak olmalıdır. Ölüler için selam vermek, dua etmek, sevab onların olsun diye çeşitli ibadetler yapmak da meşrudur.

    Kabristan'da, özellikle mezara karşı namaz kılmak, ölü kim olursa olsun ondan bir şey istemek caiz değildir. Bunların dışında yapılacak ve yapılmayacak şeyleri, yukarda adı geçen kitabımın birinci cildinde "Ebediyet Yolcusunu Uğurlarken" başlığı altında yazdım. Bu uzun yazı küçük bir kitap olarak Diyanet Vakfı tarafından da bastırıldı.



    Kadınların Yolculuğu

    Aslında soracağım çok soru var ama şimdilik tek soruyla yetineceğim. Yakında Gerçek Hayat Dergisi'nin verdiği kitabınız elime ulaştığında belki diğer sorulara gerek kalmaz. Cevabınızı yine aynı dergide yayınlarsanız sevinirim. Oradan izleyeceğim.

    Sorum şu: Ben bekar bir bayanım. Bazen görev gereği, bazen de gezmek amacıyla bayan arkadaşlarla şehirlerarası yolculuklara çıkıyoruz. Ama kafamda hep 90 km. meselesi var. Birçok ilahiyatçı farklı şekilde yorum getiriyor. Bu konuda bir açıklama getirebilir misiniz? Teşekkür ederim.

    Cevap:

    Bu soruyu, hac ve umre için kutsal topraklara gitmek isteyen ama yanlarında mahrem (nikah düşmeyen, birbiriyle evlenmeleri haram olan) akrabaları veya eşleri bulunmayan bayanlar da çok soruyorlar. Bu sebeple konuyu, kaynaklarına da işaret ederek açıklamayı yararlı buluyorum.

    İslam aileye önem verdiği, aile de ancak -diğer şartlar yanında- eşlerin birbirine sadık kalmaları ve doğacak çocukların kendilerinden olduğu konusunda bir şüphelerinin bulunmaması şartına bağlı olduğu, ayrıca insan haysiyetine yakışan da bu olduğu için zinayı yasaklamıştır. Yalnızca zinayı yasaklamakla onu engellemek mümkün olmayacağından İslam, kadın erkek ilişkilerinde zinaya götüren yolları tıkamış, daha baştan eğitim ve tedbir yoluyla bu çirkin ve -aile hayatı için yıkıcı, toplum hayatı için çürütücü- fiili engelleme yoluna gitmiştir.

    Birbirine yabancı ve evlenmeleri caiz olan kadınlarla erkeklerin, kimselerin olmadığı ve görmediği yerlerde başbaşa kalmalarını (halveti), kadın ve erkeklerin vücutlarından belirlenen yerleri açmalarını, tenleriyle temas etmelerini, kadınların tek başlarına uzak mesafelere yolculuk etmelerini... yasaklaması da bu tedbirler arasındadır.

    Kadınların tek başlarına uzak mesafelere yolculuk etmelerini yasaklamak, onların iffetlerini koruma, tecavüze uğramalarını engelleme hikmetine (sebebine, amacına) yöneliktir.

    Kur'an- Kerim'de, kadınların tek başlarına yolculuk etmelerini yasaklayan bir âyet yoktur.

    Hadislere gelince, bu konuda rivayet edilen hadisler, yasaklama hikmetine de bağlı olarak, hem mesafenin tayini hem de kadının yanında mutlaka onu koruyacak bir mahreminin bulunması gerektiği hususlarında kesin ifadeli değildir. Tek başına yolculuk yapamayacağı mesafe konusundaki hadislerde, bir "berîd"den (1 fersah yaklaşık 5541) metre; iki fersah olan bir berîd ise yaklaşık 11 Km. dir) evet bir berîdden üç günlük mesafeye kadar farklı ölçüler vardır (Şevkânî, Neylü'l-evtâr, C. V, s. 305-306). Üç günlük yolculuk denildiği zaman, deve kervanlarıyla günde yaklaşık altı saat yürünerek gerçekleşen yolculuk kastedilmektedir. Buna göre bir kadının, bu kadar mesafelik bir yolculuğa çıkması demek, yanında mahremi bulunmadan bir deve üzerinde veya yaya olarak üç gün yolculuk yapması, geceleri konaklama yerlerinde istirahat etmesi ve diğer ihtiyaçlarını gidermesi demektir. Bütün bunlara rağmen, üç günden az süren yolculuğa kadının mahremsiz çıkabileceği hükmünü benimseyen mezheplere göre -yukarıda zikredilen şartlarda bile- üç güünden az sürecek yolculuğa çıkabilecektir.

    Öte yandan, yine "yalnız yolculuğun yasaklanmasının güvenlikle ilgili olduğunu, bu şarta göre değişebileceğini gösteren başka hadisler de var; bunlardan bir şöyle:

    Adiy b. Hâtim anlatıyor: Ben Peygamber'in(s.a.) şehrinde iken ona birisi gelip yokluktan yakındı, sonra bir başkası gelip yol kesme (haydutluk) olayından yakındı. Bunun üzerine Hz. Peygamber bana dönerek sordu:

    -Adiy, Hîre şehrini gördün mü? (Hîre, Irakk'ta, Kûfe'ye üç mil mesafede eski bir şehirdir).

    - Hakkında bilgiler aldım ama onu görmedimm.

    - Eğer ömrün uzun olursa, devesine binmiş bir kadın yolcunun, Allah'tan başka hiçbir kimseden korkusu olmaksızın Hîre'den kalkıp, Kâbe'yi tavaf etmek üzere yolculuk edeceğini kesin olarak göreceksin!

    -Kendi kendime "Tay kabilesinin, ortaalığı kasıp kavuran haydutları ne olacak" dedim...

    Hadisin devamında Peygamberimiz, İran hükümdarının hazinelerinin, müslümanlar tarafından ele geçirileceğini, insanların verilen altını (zekat) kabul etmeyecek kadar zenginliğin artacağını haber vermekte, elde imkan varken insanları hayır işlemeye teşvik buyurmaktadır.

    Adiy, "Ben Hîre'den yalnız başına yola çıkan bir kadının Allah'tan başka korkacağı bir şey olmaksızın gelip Kâbe'yi tavaf ettiğini ve İran hazinelerinin ele geçirildiğini gördüm, yaşayanlar diğerlerini de göreceklerdir" diyor (Buhârî, Menakıb, 25; Hac, Kadınların haccı bölümü).

    İşte bu farklı hadisler karşısında fıkıh âlimlerinin hangi sonuçlara vardığını ve Hanefî müctehidlerin ne dediklerini, her birinin dayandığı delilleri de inceleyen Tahâvî'den öğreniyoruz. Tahâvî, Ş. Ma'âni'l-âsâr isimli eserinde (Kahire, 1968, C. , s. 112-116) bu konuda birbirinden farklı beş yorum ve ictihadın bulunduğunu naklediyor.

    1. Kadın, yanında mahremi bulunmadıkça uzak veya yakın hiçbir yolculuğa çıkamaz.

    2. Bir berîdden kısa mesafeye gidebilir, daha uzağına gidemez.

    3. Bir gün ve daha fazla süren yolculuğa çıkamaz.

    4. İki gün ve daha fazla süren yolculuğa çıkamaz.

    5. Üç gün ve daha fazla süren yolculuğa çıkamaz, ama daha az süren yolculuğa çıkabilir.

    Tahâvî bu son ictihadın Hanefî müctehidlere ait olduğunu ve bunların delillerinin daha güçlü olduğunu söylüyor.

    Hac yolculuğuna gelince, farz olan hac yolculuğu için Ahmed b. Hanbel yine mahrem erkeği şart koşarken Mâlik, Şâfi'î, Evzâ'î gibi müctehidler, güvenilir kadınlarla (hatta bir kadın bile olur diyeni var) beraber hac yolculuğunun caiz olduğunu ifade etmişlerdir (İbn Kudâme, el-Muğnî, Kahire, 1968, C. , s. 229).

    Günümüzde kadının yolculuğu:
    Kadınların, yanlarında mahremleri olmadan yolculuğa çıkmalarını yasaklayan hadislerin hükmü teabbüdî değil, ma'kulü'l-ma'nâdır; yani yasaklama, "niçin, faydası ne demeden yapılacak" bir ibadet değil, dünya hayatının İslam'a göre düzgün yürümesi, kötülüklerin önlenmesi için alınmış bir tedbirdir. Hadislerde yolculuğun süresi konusunda farklı ölçüler verilmesi de bu hikmete dayanmaktadır; soranların yolculuk şartlarının durumuna göre risk göz önüne alınmış, farklı sürelerden söz edilmiştir. Yolda ve yolculukta can, mal, namus için bir tehlike bulunmadığında kadının, yalnız başına veya güvenilir bir kadın yahut kadınlarla yolculuğa çıkabileceğini ifade eden hadisler ve ictihadlar da bizi aynı sonuca götürmektedir.

    Günümüzde üç gün üç gece süren bir yolculuk yok denecek kadar azdır. Mesela hac yolculuğu hava yoluyla gidildiğinde üç saat sürer, kara yoluyla gidildiğinde de üç günden az çeker.

    Bir kadın, oturduğu yerleşim yerinden çıkıp varacağı yere üç günden önce varabiliyorsa, başta Hanefîler olmak üzere birçok müctehide (mezhebe) göre, mahremsiz olarak yola çıkmasında bir sakınca yoktur.

    Daha uzun süren bir yolculuk yapacaksa bu takdirde de yolun ve yolculuğun güvenli olup olmadığına bakılır. Güvenlik varsa, yukarıda Adiy'den nakledilen hadis bunun da caiz olduğunu açıkça ifade etmektedir.
    hayrettin karaman



    Paylaş
    Kadınların âdeti Ve Ibadeti Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Kadınlar iddetli oldukları zaman hac vazifelerine ifa edemezler. İddet süreleri bittikten sonra farz olur. Adet gördükleri zaman ise hacın bazı hükümlerini yapamadıkları için adetleri bittikten sonra tamamlarlar.



  3. 3
    Adet olan bir kadın bazı ibadetlerini yapamaz camiye giremez,tavaf yapamaz,Kuran okuyamaz vs bunların dışında ezan zamanı seccadede dua edebilir,dini kitaplar okuyabilir,zikir çekebilirler.



adetliyken taharet alınır mı,  adetliyken umre nasıl yapılır,  adetliyken camiye girilir mi diyanet,  adetliyken camiye girilir mi,  adetliyken taharet,  adetliyken ihrama girilir mi,  kadınlar özel günlerinde nasıl ibadet eder