Diğer Kategoriler ve İslamda ve Dünyada Kadın Forumundan Doğunun kadını,batının bayanı ve aradaki açıkara bariz farkı Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Doğunun kadını,batının bayanı ve aradaki açıkara bariz farkı

    Reklam




    Doğu ve Batı; Kadın ve Bayan

    Belki de bu yazacaklarımı çok evvelden yazmalıydım, yazmış olmalıydım. Zira bu yazıyı yazmama sebep olan metinler en evvelinden içimi rahatlatmıştı benim. Aradığım suçluyu bulmuştum, onun dahi zaafını çözmüş, kör noktasını sezmiştim işte. İçimin neden rahatladığını ya da en başında neden sıkıldığını anlatacağım sana, merak etme kâri. Lakin evvela bir başka şeyden bahsedeyim sana şayet dinleyecek vaktin varsa.

    Bu yazıda kadını anlatacağım sana, ki farkındasın. Lakin diyeceğim başka; bilerek ve isteyerek, ısrar ederek ve hatta inat ederek kadın diyorum, bayan değil. Zira kadın asil bir kelime, bayan? Bilmem ki nasıl bir kelime? Açıkçası benin zihin dünyamda ne bir asalet ne bir letafet, ne de bir başka duygu uyandırıyor. Demem o ki “bayan” kelimesi içimi “bayıyor” yani. Hem neyce olduğunu yani hangi lisana uyduğunu ya da kimin uydurduğunu da bilmiyorum. Esasında birkaç bilgi kırıntısı da yok değil zihnimde; bir taraftan eski Türkçe’de bir erkek ismi olduğunu ya da “bay-an” olarak zenginliği azaltan anlamına geldiğini hatırlıyorum az biraz. Ama olmamış, olamamış. Kadının o asil ve asli vasfını yansıtmaktan ve temsil etmekten vazgeçtim iğreti duruyor.

    Sanıyorum (aslında biliyorum) batılı bir ahenk katabilmek için getirilip kondurulmuş, daha amiyane tabirle uydurulmuş bir kelime bayan… Kadın ise bizden, asil ve onurlu, iffetli ve namuslu bir kelime… Bilir misin bilmem lakin hatun kelimesinin zaman içinde değişmesiyle oluşmuş bir kelimedir kadın. İşte bütün bu sebeplerle bu yazı boyunca batılıların anladığı ve anlattığı kadına “bayan”, doğunun anladığınaysa “kadın” diyeceğim.

    Bize senelerden beri inandırılmış bir koca yalan vardır kâri; bayan batıda onurlandırılmış, kıymet verilmiş ve kıymeti bilinmiş varlıktır. Doğuda ise itilip kakılmış, alınıp satılmış bir varlıktır. Çok fazla malumat vermeyi sevmem, ekseri duygularımı yazarım, hissettiklerimi anlatırım bilirsin. Lakin bu defa biraz malumat vereceğim sana, bütün bu herzeleri geldikleri yere gerisin geri göndermeye niyet edeceğim ya da belki yalnızca çocukluğumda sineme çökmüş bir uru orta yere dökeceğim.

    Hani bu batılılar hep demişler ve derler ya “Doğulular (ki Müslümanlar demektir bu) kadına değer vermemiş” diye. Sanki “Cennet anaların ayaklarının altındadır diye bizim Peygamberimiz söylememiş gibi… Hani hep belden aşağı vururlar da öyle mutlu olurlar ya, işte şimdi ben de bütün hicabımı unutarak biraz öyle yapacağım. Hep söyledikleri bir şey vardır “Doğulular harem kurarlar, çok kadınla evlenirler” falan, bir sürü terane. Bak bir sayı vereyim sana 1848 yılında Kahire’de çokeşli erkeklerin oranı yüzde 2,7, aynı sene İstanbul’da oran yüzde 2’dir. (Ki bunlar nikâhlıdır. Aynı dönemde de bir batılının kaç bayanla nikâhsız yaşadığını saymak için ise matematik denen ilimde en azından bir doçentlik sahibi olmak icap eder) Başka şeyler de söyleyeyim sana 1884’e kadar İngiliz bayanının kanun önündeki sıfatı “köle” ya da “mal” anlamına gelen “chattel”dir. Sonra bu batılı “medeni”ler kadına boşanma hakkını 1923 yılında ki o da şartlı olarak vermişlerdir. Aynı hakkı İslamiyet bundan on dört asır evvel vermiştir zaten kadına. En berbatını, en kötüsünü, sertini, en ahlaksızını ve insanlık dışı olanını en sona sakladım kâri; bilir misin bilmem Katolik mezhebinde boşanmak yasaktır. Bir erkek karısından boşanmak isterse şayet bu mümkün değil lakin bunun da bir çaresini bulmuş bu “aydın” ve “insan” topluluğu. Bunun Frenkçesi “Wife-selling”, lisanımıza tercümesini de söyleyeyim; eş satma. Diyelim ki bir batılı “insan” karısından boşanmak istiyor lakin bu yasak işte o vakit gazeteye karısını satmak istediğini beyan eden bir ilan veriyor. Sonra en çok para verene hemencecik satıveriyor “malını” ve böylece boşanmış oluyor. Ve bu olayın bilinen en eski örneği 1073 yılına kadar gidiyor. Şaşırma kâri, zira onlar “medeni”, onlar “aydın”, onlar “düşünür” ve “bilir” onlar. Daha böyle çok örnek veririm ki sana taaccübüne sen dahi şaşar kalırsın. Lakin vermeyeceğim, bu kadarı kâfi. Anlatacağım başka, bambaşka bir şey.

    İşte bu yukarıda anlattığım ahlaksızlıklara inanan insanların çocukluğumun en masum tarafına kondurdukları ve benim hiç unutamadığım bir kara leke var. Şimdi söyleyeyim sana neden içimin daraldığını ve neden rahatladığını kâri. Belki sen de benim bu anlatacaklarımı, bu yaşadığımı, hissettiğimi yaşamışsındır. Yaşamamışsan eğer inan ki bahtiyar olan kullar taifesindensin sen zira bu denli kötü bir ahval içine düşmemişsin demektir ki şükretmelisin. Anlatayım da dinle; sanırım dokuz ya da on yaşlarımda, o vakitler ismine ilkokul denen okulda talebe idim ve mavi önlük üzerine beyaz yakalık taktığım zamanlardı. O dönemlerden herkesin olduğu gibi bir yığın hatıra var benim de zihnimde lakin ben acı bir hatıra anlatacağım sana.

    Anadolu’nun kara yağız delikanlılarının ve karakaşlı kara gözlü ve yaşmaklı kadınlarının yaşadığı bir şehrinden sırtına bütün bir gurbeti yükleyip de gelen ailelerden biriydik biz de. Babamın evinin iaşesini kazanabilmek için akşamın alacalığına değil de gecenin karanlığına kadar çalıştığı zamanlarda ben ve kardeşimle en çok ilgilenmesi gereken hep annemdi. Ama Anadolu’nun bir köyünden henüz gelmiş ve şimdikilerin tabiriyle belki de çocuk denecek yaşta bir kadındı o vakitler. Görmemişti, öğrenmemişti, bilmemişti ve hatta bilmemeliydi ve iyi ki bilmiyordu. Ve doğal olarak da bilmedikleri, bildiklerinden, görmedikleri gördüklerinden daha fazlaydı. Neyse israf-ı kelam etmeyeyim. Babam devamlı çalışmak ile meşgul olduğundan okulda yapılan veli toplantılarına annemin gelmesi icap ederdi. Ki normaldi de bu, her talebenin annesi gelirdi zaten.

    Lakin burada acı olan şu ki ben annemin veli toplantısına gelmesini hiç istemedim. Hiçbir zaman isteyemedim. Nedenini söyleyeyim kâri; çarşaf giyerdi annem. Ve bana okulda öğretilen “bayan”a hiç uymuyordu bu anne dediğim “kadın.” Ve ben bütün bir ilkokul hayatım boyunca annemin okula gelmesini hiç istemedim. Şimdi utanıyorum evet ve şimdi üzülüyorum. Bilir misin ki bir çocuğun annesinden utanması ne acı şeydir. Lakin o zamanlar neden böyle hissettiğimi ya da bana neden böyle hissettirildiğini anlamaya çalışıyorum şimdi. Söyler misin bana kâri; bir çocuğu annesinden utandırmak kadar haince, habisçe bir başka davranış var mıdır?

    Bir çocuğun büyüyünce utançla hatırlayacağı bundan daha kara bir anı var mıdır? Cevap verme kâri! Zira cevabı ben de biliyorum. İşte belki de bu sebeple bayan kelimesi bana hiçbir anlam ifade etmiyor. Lakin anlamı yok, böyle söylemem hiçbir şeyi düzeltmiyor. Ben sadece o küçük halime dönüp belki annemin ellerinden tutup da o okula tekrar ve tebessüm ederek gidebilmiş olmayı diliyorum. Ve şimdiki yaşlarımdan geriye dönüp de çocukluğumdan özürler diliyorum.

    Kadın annemdir benim, eşimdir, kardeşimdir. Bayan… İnan ki onu hiç tanımıyorum.

    Fatih Duman



    Paylaş
    Doğunun kadını,batının bayanı ve aradaki açıkara bariz farkı Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    İslamın doğduğu yer Doğu olmasına rağmen Batıda kadına verilen önem daha fazladır. İslam dininin kadınların hak ettiği şekilde davranılması gerektiğini bildirdiği halde insanlar kendi nefislerine göre davranmışlardır.