Diğer Kategoriler ve İslamda ve Dünyada Kadın Forumundan Semavi Kitaplara Îmân, İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Semavi Kitaplara Îmân, İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir?

    Reklam




    İlâhî Kitaplar Ve Semavi Kitaplara Îmân
    Semavi Kitaplara Îmân, İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir?
    İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir ?


    Hak Teâlâ'nın insanlar arasından seçtiği «Peygamber» dediği-miz mümtaz ve seçkin şahsiyetlere, yalnız kendi milletlerine [1] veya bütün insanlığa tebliğ etmek üzere [2] vahyettiği kitaplara, «İlâhî Kitaplar» veya «Semavî Kitaplar» veya «İnzal olunan Ki-taplar», (Kütüb-i Münzele) adı verilir
    Bu kitaplar, lâfız ve mânâ bakımlarından Allah Kelâmı olup, herşeyden önce insanları her türlü dalâlet ve sapıklıktan, kötü ve karanlık yollardan çıkararak, onları doğru ve güzel yollara sev-ketmek suretiyle Hak ve hidâyet nuruna kavuşturmak için gönde-rilmiştir Gerçi insan, bütün yaratıklar arasında en kuvvetli ve en şerefli mahlûk olarak yaratılmış, kâinattaki her çeşit varlık ve ya-ratık onun emrine ve hizmetine verilmiş [3] ona bu dünyayı îmâr ve ıslâh etme kuvvet ve kabiliyeti bahşedilmiştir Fakat insan, nef-sine ve tabiatta bulunan bazı şer kuvvetlere karşı daima başarı sağlayamaz Hattâ çok defa onlara yenilir Zira insanın, bilhassa nefsine karşı, buyuk zaafı vardır Onun en buyuk düşmanı, şer kuv-vetlerinin başı sayılan Şeytan'dır [4] Nitekim, insanoğlunun ve beşeriyetin ceddi Âdem (as)'in nefsine ve Şeytana nasıl aldana-rak uyduğu, Cennet'ten nasıl çıkarıldığı, sonra hatasını anlayarak Allah'tan nasıl af ve mağfiret dilediği ve Cenab-i Hakk'm affına mazhar olduğu Kur'an-ı Kerîm'dc beyân edilmiştir [5]
    Evet, insan herşey karşısında kuvvetli ise de, nefsi karşısında zayıftır însan, ilâhî bir nur ve ihsan olan aklı ile, sahip olduğu beşerî kuvvetler ve eşya hakkındaki bilgisi sayesinde tabiatı ye-nebilir, bazı hakikatlara erebilir, birçok keşifler yaparak yüksele-bilir Fakat başarıların en büyüğü kendi nefsini yenmektir Kemâ-lin en yükseği ise, bu başarıya ulaşmaktır îşte bu başarı ve bu kemâl ancak ve ancak Hak Teâlâ ile yakın bir alâka kurmak, yâni ilâhî vahyin yardımına ermekle kaabildir
    Nitekim Kur'an'da, insana, nefsinin arzu ve ihtiraslarına kar-şı koyamadığı zamanlarda, ona Yüce Allah'dan «ilâhî bir sös» şek-linde yardım geldiği haber verilmektedir [6] İnsanların ilk babası Âdem (as)'a gönderilen ilâhî yardım ve vahiy, Âdem oğullarına da, ilâhî irşad ve rehber olarak gönderilmiştir Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de meâlen :
    Benden sise bir hidâyet gelecektir O'na tâbi olanlara ar-tık hiç bir korku yoktur Onî^r mahzun da olmayacaklardır» [7]
    buyur ulmaktadır
    Bu ve daha birçok âyetler, insanın ilâhî vahye muhtaç oldu-ğuna, vahye tabî olursa Şeytan'm tahriklerinden ve birçok kötü-lüklerden korunacağına, her türlü şer kuvvetleri yenerek huzur ve güven içinde kemâle doğru yükseleceğine delâlet etmektedir[8]

    İlâhî Kitapların Hepsine Îmân, Îmân Esaslarım) Andır


    İşte bu sebeple Hak Teâlâ, beşeriyeti hidâyete, yani doğru yola sevketmek için, ilâhî nizam, esas ve hükümlerini ihüva eden, «Mu-kaddes Kitaplar» indirmiş, bu kitapları insanlara tebliğ ederek on-lara öğretmek için de, kendi aralarından seçtiği b'ir kısım insanları Peygamber ve İlâhî Elçi olarak göndermiştir Peygamberler, bifij yüce vazifeyi noksansız olarak yapabilecek ve kendilerine vahyolu-nan ilâhî hükümleri insanlara aynen tebliğ edebilecek kudret ve: kabiliyette yaratılan mümtaz ve sâdık kullar, ilâhî elçilerdir
    O halde; Mukaddes Kitapları beşeriyete tebliğ etmek ve ilâhî hükümleri bildirmek için Peygamberlere, herhangi bir zâtı Pey-gamber olarak kabul edebilmek için de, kendisine vahyedilen ilâhî bir kitaba ihtiyaç vardır Bu sebebledir ki, müslüman olabilmek için, Allah'a ve Meleklerine îmândan sonra, İlâhî Kitaplara ve Pey-gamberlere îmân etmek şart koşulmuştur
    Çünkü insanlar, nefislerini ve şeytanı yenebilmek için daima Yüce Allah'ın yardımına, yani, vahye dayanan İlâhî Kitaplara, do-' layısiyle, bu kitapları kendilerine tebliğ edip, öğretecek Peygam-berlere muhtaçtırlar İlâhî Kitapların ve Peygamberlerin lüzumu-na inandıktan sonra da, insanlık tarihinin her devrinde yaşayan milletlerin bir Peygambere ve mukaddes bir Kitaba sahib olabile-ceğini kabul etmek ve bunlara da inanmak, akl-ı selimin ve sağ duyunun icâbıdır
    Nitekim Kur'an-ı Kerîm, vahyin ve Peygamberliğin muayyen bir şahsa veya millete mahsus olmadığını ve her millete bir Pey-gamber gönderildiğini şu âyetlerde açıkça bildirmiştir :
    «Hiçbir millet yoktur ki, kendi içinde (onları Allah azabıyhı) korkutan biri (yani bir Peygamber) gelip geçmiş olmasın» [9]
    «Her milletin bir Peygamberi vardır» [10] Yani, her millete mutlaka bir Peygamber gönderilmiştir
    Her Peygambere de, gönderildiği insanlar arasındaki ihtilâfı halletmek için bir kitap verildiği şu âyeti kerîmede bildirilmekte-dir :
    «Bütün insanlar bir tek ümmet idi (Aralarında ihtilâfa düş-tüklerinden) Allah, (rahjnetiyle) müjdeleyici, (azabı ile) korkutu-cu Peygamberler gönderdi İnsanların ihtilafa düştükleri şeyler hakkında hükmetmek için Peygamberle beraber hak (ve gerçek) kitaplar da inzal etti»[11]
    Kendisine müstakil bir kitap verilmeyen Peygamberler ise, daha önce indirilen ilâhî bir kitaba tabî olmuşlar ve onu gönderil-dikleri milletlere talim ve telkin etmekle, hükümlerini öğretmek ve anlatmakla emredilmişlerdir
    Bu sebeple İslâm dînî, yalnız Kur'an'a değil, daha önce dünya milletlerine gönderilen Mukaddes Kitapların hepsine îmân etmeyi emretmekte, bütün İlâhî Kitaplara inanmayı, îmân esaslarından saymaktadır[12]
    Her millete bir Peygamber ve her Peygambere de bir «Kitap* veya «Suhuf» verildiği Kur'an'da bildirilmiş ise de, bütün Peygam-berlere indirilen kitapların isimleri ayrı ayrı, zikredilmemiştir Bu bakımdan;
    , İcmali olarak : «Bütün İlâhî Kitaplara»,
    Tafsili olarak da : Kur'an'da isimleri zikredilen Mukaddes Ki-taplara ayrı ayrı inanmak, herbirinin Allah Kelâmı olduğunu kalb ile tasdik etmek lâzımdır
    Tevrat, Zebur ve İncil ile, en son ve en mükemmel İlâhî Kitap olan Kur'anri Kerîm'dİr Ayrıca yüz adet «Suhuf» (sabiteler) in-dirilmiş, bunların 10 adedi Hz Âdem'e, 10 adedi Hz İbrahim'e, 50 adedi Hz Şît'e ve 30 adedi de Hz İdris (Aleyhimesselâm)'a veril-miştir
    O halde, geçmiş milletlere gönderilen bütün Peygamberlere in-dirilen «İlâhî Kitaplar» m ve «Suhuf» un hepsine inanmak, her müslümana farzdır
    îmân edilmesi İslâm'a göre farz olan bu kitapların, mukaddes ve ilâhî vasfını kazanabilmesi için, iki şarta sahio olması lâzımdır :
    1- It&hî Vahye istinad etmelidir
    Yani, Allahu Teâlâ tarafından Peygamber olarak seçilen şa-hıslara indirilen vahyin, aynen yazılarak toplanmasından meydana gelen bir kitap olmalıdır Böyle olmayan ve insanlar tarafından daha sonraları yazılan şeyler Allah Kelâmı olmadığından, ilâhî bir kitap olarak kabul edilemez
    2- ilâhî vahye istinad eden ve ona dayanan Allah Kelâmı olduğu tevatür yoluyla bilinmeli, bu husus sabit görülmeli, ait ol-duğu Peygambere indirildiği hususu yine tevatür yoluyla zamanı-mıza kadar gelmelidir
    Bu iki şarta sahip olmayan kitaplar, aslında ilâhî de olsa, bu yüce vasfını ve ilâhî hüviyetini kaybeder Mukaddes kitap olmak-tan çıkar
    Müslümanlarca inanılması farz olan Mukaddes Kitaplar, işte bu ilâhî vasfa sahip olan Semavî Kitaplardır Halen ilâhî olduğu iddia edilen kitaplar arasında bu vasfı haiz olduğu tarihen sabit olan yegâne Mukaddes Kitap ise, yalnız Kur'an-ı Kerîm'dİr
    Tevrat, Zebur ve încil'in de, aslında vahye dayanan İlâhî ve Mukaddes kitaplar olduğuna her müslüman inanmakla mükellef-tir Fakat, halen mevcut olan Tevrat ve Incillerin nasıl tahrif ve tebdil edilerek değiştirildiğini ve ilâhî hüviyetlerini kaybettiğini [13] bir Tevrat ve bir İncil yerine, birbirine uymayan birçok Tevrat ve İncil nüshaları haline nasıl geldiğini biraz sonra özetleyeceğiz Bu; bakımdan, halen Yahudi ve Hıristiyanların elinde bulunan ve bir-birine uymayan Tevrat ve İndileri ilâhî ve mukaddes kitaülar ola-rak kabul edemeyiz[14]


    Paylaş
    Semavi Kitaplara Îmân, İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    3 — Vahyolunan Kitapların İsimleri :


    Kur'an-ı Kerîm'de; Hz Musa'ya [15] Hz Davud'a, Hz îsâ'ya
    ve en son Peygamber Hz Muhammed (sav)'e kitap indirildiği bil*dirilmiş ve bunlar, Tevrat, Zebur, înciî, Kur'an ve Furkân gibi çe*şitli isimlerle anılmıştır
    Bu kitaplardan Tevrat'ın îsrâil oğullarına [16] Zebur'un Hz Davud'a [17] incil'in Hz isa'ya [18] Kur'an-i Kerîm'in Hz Mu-hammed Aleyhisselâm'a [19] indirildiği açıklanmıştır
    Vahyolunan ilâhî kitaplar, Kur'an-ı Kerîm'de genel olarak şu üç isim altında zikredilmiştir :
    1- Kitâb'ın Cem'i (Çoğulu) Olan (Kütüb [20]
    Kitab, «yazdı» veya «bir araya topladı» mânâsına gelen «ke-te-be» kökünden gelir
    Başlı basma bir bütün olan yazıya kitap dendiği gibi, bir mek*tuba da kitap denebilir
    Kur'an-ı Kerîm'de kitap kelimesi, bizzat Kur'an veya her sû*resi için [21] o zamana kadar indirilen vahiylerin tamamını ifade için [22] Kur'an ve vahyedilen bütün Mukaddes Kitaplar için [23] ve bazan da, bazı ilâhî emir ve esasları ifade için [24]kullanıl*mıştır
    2- Vahyolunan Kitaplara ve Kur'an-ı Kerîm'e «Sahaf» adı da verilmektedir : [25]
    Suhuf, sahife'nin çoğuludur Sahife «sahf» kelimesinden alın*mış olup, «yazılmış bir şey» demektir Mushaf, «yazıl» sahifeler mecmuası» demektir Kur'an'a da bu mânâda «Mushaf» denmek*tedir
    3- Mukaddes Kitaplar, «Zebur» un çoğulu olan «Zübür» adıyla da zikredilin ektedir [26]
    Zebur kelimesi «Zebâra» dan alınmıştır Zebâra, «yazdı» veya «kat'iyetle yazdı», «maharetle yazdı» mânâlarına gelir Bu bakım*dan «Zebur» da, «bir yazı», «bir kitap» demektir Nitekim Hz Da*vud'un «İlâhîler Kitabı» na «Zebur» ismi verilmiştir
    Kur'an-ı Kerîm'de tekrar tekrar zikredilen ilâhî kitaplara ve-; rilen isimler, lügat bakımından birbirlerine yakın mânâları ifade etmektedir Bunlardan :
    a) Tevrat: Aslında İbrânice bir kelime olup, «Talim ve! Şeriat» manasınadır İslâm'a göre Tevrat, İsrail oğullarından Hz Musa'ya vahyolunan İlâhî Kitap'tır Fakat bu kelime Hıristiyan*larca, «Ahd-i Atik» adı verilen kitapların hepsine birden mecazî ola*rak söylenmektedir Kur'an-ı Kerîm'de Hz Musa'ya indirilen kita*ba «Furkan» (Hakkı, bâtıldan ayıran) adı da verilmektedir
    b) İncil lâfzı ise; asıl itibariyle Yunanca bir kelime olan «Evangelium» dan alınarak Arapça'ya nakledilen bir kelimedir «Beşaret ve talim» mânâsına gelmektedir încil lâfzı Kur'an'da, Hz îsâ'ya indirilen Mukaddes Kitaba verilen Özel isimdir Fakat Hıris*tiyanlar nazarında bu lâfız, «Ahd-i Cedîd» den yalnız «Matta», «Markos», «Luka» ve «Yuhanna» nın kitaplarına tahsis edilmiş ve ancak bunlara «îneü» adı verilmiştir Fakat, «Ahd-i Cedîd» deni*len kitaba ve risalelerin hepsine de mecazî olarak «tncil» adı veril*mektedir [27]
    c) Rur'an'a gelince; O, Hz Muhammed Aleyhisselâm'a indi*rilen ve okunarak ibâdet olunan Aîîah Kelâm'ına verilen isimdir O, en son ve en mükemmel ilâhî Kitaptır
    Kur'an kelimesi Arapça bir kelimedir «Gufran» ve «Şükran» kelimeleri gibi «Fu'l&u» vezninde olup, «Ka-ra-a» fiilinden masdar-Üır «Kıraat ve Tilâvet» yaıü «okumak» manasınadır Nitekim [28]
    âyet-i kerîmesinde Kur'an, kıraat ve tilâvet mânâsına kullanılmış*tır
    I «Kur'an» kelimesi dil bakımından : «Cem» ve «Zam» yani «Toplama» mânâsına da gelir [29]
    Sonra bu kelime, Hz Muhammed (sav)'e indirilen Mukades Kitaba özel isim olmuştur Kur'an-ı Kennrüii Furkan, Tema), Hak, Hüdâ, Zikrâ, Burhan, Nur, Azız ve Mübin gibi elliden fazlaisimleri vardır[30]

    4 - Vahîy Ne »Emektir, Nasıl Tekamül Ettîbjlmîştir?


    îlâhî Kitapları insanlara bildirmek, öğretmek ve telkin etmek*le vazifeli olan Pegamberîerin en açık vasıflan, vahyin en yüksek derecesine ermeleri ve «mû'eize» adı verilen fevkalâde (âdetler üstü) tecellilerle Cenab-ı Hakk'ın te'yidine mazhar olm&larıdır Bu ba*kımdan Peygamberler ve Peygamberlik için bir şart ve esas olan vahy'in dil ve din dilindeki mânâlarını, nevi ve derecelerini kitabı*mızın ikinci cildinde ele alarak, —inşâallah— etraflı bir şekilde izah edeceğiz
    Ancak, îlâhî Kitaplar da, en yüksek vahiy tarzının bir tecel*lisi olduğundan, zamanla gelişerek Kur'an-ı Kerîm ile en mükem*mel ve en yüksek seviyeye ulaşan mukaddes kitapların nasıl ve niçin geliştiğini anlamak gayesiyle, vahiy, ve tekâmülü, yani Hak Teâlâ tarafından geliştirilmesi hakkında burada kısa bir bilgi ver*meyi faydalı bulduk
    Dilcilere göre vahiy; yapılan anî, sür'atli ve gizli bir telkin, gizli bir söz, işaret ve iiham [31] mânâlarına gelir
    Vahiy, bu mânâda çok genel olup, yalnız Peygamberlere, hattâ yalnız insanlara mahsus değildir, insanlardan başka, meselâ «Bal Arısı» gibi canlı, «Yer ve gök» gibi cansız varlıkları, «Melek ve Şeytan» gibi maddî olmayan yaratıkları da şumûlu içine alan bu husus Kur'an-ı Kerîm'de birçok âyetlerde zikredilmiştir [32]
    Bu vahiy nevilerinden insanlara vâki olan vahy-i ilâhî'nin üç yoldan biriyle husule geldiğini, H^k Teâlâ «Şûra» sûresinde şöyle ifade buyuruyor :[33]
    «(Ya) bir vahiy ile, veya bir perde arkasından, veya bir elçi göndererek kendi izniyle dileyeceğini vahyetmesi olmadıkça, Allah'ın hiçbir insanla konuşması vâki olmamıştır»
    Bunlardan birincisi; Cestab-ı Hakk'm dilediklerini, dilediği ku*lunun kalbine ânî bir tesirle ilkâ etmesidir Bu tarz, ilâhî vahy'in bir nevi «ilham» dediğimiz en genel seklidir Buna «Vahy-i hafi (gizli vahiy) veya «Vahy-i gayr-i metluv» (yani, kelimeler halinde tilâvet olunmadan indirilen vahiy) denir
    Mânâsı ilâhî, lâfzı beşerî olan «Hadisler» bu nevi vahiyler*dendir
    Vahyin ikinci tarzı; «bir perde arkasından duyulan sözler» dir Bu, vahye mazhar olan zâtın, Hak Teâlâ'yı görmeden, yüce kelâ*mını işitmeğidir Musa Aleyhisselâm'm CebeM Tur'da ağaç arka*sından işittiği ilâhî nida (söz) gibi
    Vahyin üçüncüsü ve en yüksek olanı; İlâhî vahyin, Vahiy leği denilen Cebrail Aieyhisselâm vasıtasıyla kelimeler halinde Pey*gamberlere getirilmesi şeklidir Vahiy Meleği'nin geliş ve vahyi ge--tiriş halleri de çeşitlidir [34] Bu tarz vahye, «Okunarak kelimeler halinde indirilen» mânâsında «Vahy-i Metluv» adı verilir Kur'an-ı Kerîm, Peygamberimize bu şekilde nazil olmuştur Daha önce gön*derilen tlâhî Kitaplar da bu tarzda indirilmiştir Bütün ilâhî kitap*lar, aslında, en yüksek derecede olan bu tarz vahyin kaydeöilme-siyle meydana gelmiştir Bu balamdan, din dilinde vahiy denince; yalnız Peygamberlere mahsus olan bu vahiy, «Vahy-i Metluv» an*laşılır
    Bütün vahiy şekillerinde, vahiyde iki esas olarak kabul edi*len; «gizlilik» ve «sür'at» mevcuttur [35]
    tslâm itikadına ve Kur'an-ı Kerîm'in beyanına göre, ilâhî ;|jpa-hiy vasıtasıyla Hak Teâlâ'nm beşeriyete hidâyet yolunu gösterme*si, «Ebu'l-Beşer», ilk insan ve ilk Peygamber olan Hz Âdem ile başlar [36] Cenab-ı Hakk'ın büyük bir lütuf ve inayeti olan vahiy nimetinden hiçbir millet mahrum kalmamış, kendi zaman ve ihtiyaçlarına göre vahiy inmiş, ilâhî emir ve yasaklar bildirilmiştir Zamanın gelişmesi ve beşerî seviyenin yükselmesiyle mütenâsip (orantılı) olarak vahiy de geliştirilmiş, her devirde yaşayan insan*ların kaabiliyetlefine, idrâk ve anlayış seviyelerine uygun olarak her şey gittikçe açıklanmıştır
    İlk insanın idrâk seviyesi ve genel ihtiyaçları ile, daha sonra gelen ve asırlar boyunca gelişen insan topluluklarının anlayış de*receleri ve sosyal ihtiyaçları, şüphe yok ki değişmiş ve gelişmiştir, indirilen vahiyler de bu gelişme ve ihtiyaçlara muvazi (paralel) olarak geliştirilmiş, daha önce lüzum görülmeyen yeni emir ve ya*saklar konmuş, kapalı bırakılan hususlar açıklanmıştır Hak Teâlâ'-nın İlâhî Varlığı, Yüce Zâtı ve Mukaddes Sıfatları, insanın mebdei (başlangıcı) ve meâdı (sonu ve dönüşü) , ölümden sonraki halleri ve geçireceği merhaleler, Ahiret ve İkinci Hayat, Cennet ve Ce*hennem, ceza ve mes'uliyet, sevap ve ikap gibi ilâhî gerçekler hak*kında daha geniş ve açık bilgiler verilmiştir Böylece meçhul ve ka*palı kalan hususlar aydınlatılmış, insanların fert ve cemiyet ola*rak gelişmesi, refah ve saadetini sağlayan ahlâkî ve sosyal esaslar Öğretilmiştir
    Beşerî seviye, ilâhî gerçekleri kavrayabilecek bir idrâk sevi*yesine ulaştıktan sonra da, artık bütün insanların inanarak kabul edecekleri genel hükümler ve onları daima iyiye, güzele ve her yön*den ilerleyip yükselmeğe sevkederek refah ve saadetlerini sağla*yacak ilâhî esaslar, emir ve yasaklar bildirilmiştir Bu hükümler, en son ve en mükemmel gerçekler olduğu için, bütün insanların ona inanması ve uyması emredilmiştir
    İşte, her şeyi en güzel bir şekilde açıkladığını, Allah'ın dinini, en mükemmel haliyle insanlık âlemine sunduğunu, ilâhî kitaplar*dan yalnız Kur'an-ı Kerîm iddia etmiş, daha önceki kitapların nok*sanlarını tamamlayarak onların hükümlerini kaldırdığını ilân et*miştir
    Nitekim Hak Teâlâ Kur'an-ı Kerîm'de :
    «Bugün sizin dîninizi sizin için kemâle erdirdim Sizin üzeriniz*deki nimetimi (lütuflarımı) tamamladım ve size din olarak İslâm'ı
    seçtim» [37] (Yalnız İslâm'dan razı ve yalnız ondan hoşnut ol*dum)
    Buyurmakta ve diğer bir âyette de :
    islâm'dan başka bir din ararsa, ondan (seçtiği dini) ka*bul edilmiyecektir ve o, âhirette hüsrana (büyük zarara) uğra*yanlardan (olacak) dır» [38]
    Buyurularak, artık İslâm'dan başka hiçbir dinin Allah katın*da kabule şâyân olmadığı açık, kesin ve beliğ bir dille ilân olun*maktadır
    Aslında, bütün semavî dinler, Allah tarafından gönderildiğine göre, hepsinin kaynağı bir olup, ilâhî vahye dayanır Bu bakımdan bütün semavî dinler, tevhid âkidesine, yani Yüce Allah'ın birliği ve ibadete lâyık tek mâbud olduğu fikrine istinad eder Bütün ilâhî dinler getirdikleri dini inançlarda ittifak halindedirler
    Buna rağmen, zamanla bu dinlerin ilâhî olan asılları kaybol*muş, veya tahrif edilerek değiştirilmiş, yerlerine çeşitli kalemler*den çıkan, beşer aklıyla hatta birbiriyle çelişen kitaplar konmuş*tur
    Cenab-ı Hakk'ın beyan buyurduğuna göre, bu tebdil ve tahrif-den yalnız Kur'an-ı Kerîm masun (ve uzak) kalmıştır Kıyamete kadar da muhafaza edileceği [39]
    âyet-i kerîmesiyle bütün insanlığa ilân olunmuştur Bu husus tan-hen sabit olan bir gerçektir
    Müslümanlarca, aslında ilâhî ve mukaddes olduğuna inanılan bu kitapların ne zaman ve nasıl yazıldığı ve herbirinin bu günkü durumları hakkında kısa bir bilgi vermeyi faydalı görüyoruz[40]



  3. 3
    5- İlâhî Kitaplara Toplu Blr Bakış :


    A) TEVRAT:
    İslâm âkidesine göre inanılması gereken dört büyük ilâhî ki-taptan biri de, Tevrat'tır Tevrat, tsrâil oğullarından Musevilerin mukaddes kitabı olup, Hz Musa Aleyhisselâma nazil olmuştur
    Hıristiyanlar, Hz isa'dan önce gelen «Mukaddes Kitaplar Mec-muasına «Ahd-i Atik» derler ve sayısını altmışa kadar çıkarırlar
    Yahudi an'anesine göre ise, Ahdi Atik (Eski Ahid) üç kısma ayrılır : Tevrat, Sabiim (yani Peygamberlerin sözleri) ve Kütübin (Kitap, tarih, hikmet ve sâireye ait eserler) dir
    Kur'an-ı Kerîm'de adı geçen Tevrat, Hz Musa'ya nisbet edi-len beş kitap, yani «Esfâr-ı Hamse» dir Yahudilere göre bunlar-dan :
    Birinci Kitaba «Tekvin» adı verilir Bu kitap, Nuh Tufam'na kadar yaradılış destanından, insanların ilk suçundan (bab : 1 -11), Hz İbrahim'in ve oğullarının hikâyelerinden, Hz İshak, Hz Yâkub ve Hz Yusuf'un Mısır'da bulunmalarından (bab : 12 - 50) bahse-der
    İkinci kitap; «Huruç (Çıkış)» adıyla anılır Hz Musa ve îsrâil Oğullan'nm Mısır'dan çıkışından (bab: 1-18), Allahu Teâlâ'nın Tûr dağında Hz Musa'ya kanunlarını bildirmesinden (bab : 19 - 40) bahseder
    Üçüncü kitap; «Levililer», kurban, kâhinler, temizlik konuları-nı ve bayramların tanzimi gibi âyin ve merasime ait usullerden,
    Dördüncü bitap; «Sayılar», İsrail'in Tûr dağından kalkarak Erdem ülkesine girmesinden bahsetmektedir
    Beşinci kitab'a ise, «Tesniye» adı verilmektedir Bu kitap hak-kında bir Garp tarihçisi diyor ki :
    «622 senesinde Yehuda Kralı Yoşiya zamanında kâhinler tara-fından neşredilmiş bir eserdir ki, Musa'nın ölümünden bahsettiği ve Musa'nın zamanında henüz mevcut olmayan birçok âdetleri îmâ et-tiği için, o zamanki ilâhiyatçıların, bozulmuş dîni ıslâh etmek mak-sadıyla yazdıklarını söyliyebiliriz» [41]
    Görüldüğü üzere, Hz Musa'ya isnad edilen bu kitaplardan yaî-nız beşincisi üzerinde durmak bizleri de, A Schimmel ve Dinler Ta-rihiyle meşgul olan birçok tarihçiler gibi düşünmeye sevketmekte, Hz Musa'nın vefatından bahseden bir kitabın bizzat Hz Musa ta: rafından yazılamıyacağının muhakkak olduğu kanaatma vardır-maktadır Bu kitabın Hz Musa'nın vefatından sonra o zamanki bazı ilâhiyatçılar tarafından yazılarak, Hz Musa'ya isnâd edildiği anlaşılmaktadır
    Nitekim aynı yazar; «Bu dinîn en mühim vesikaları Eski Ahid'-de toplanmıştır Halbuki Eski Ahid, muayyen bir zamanda muay-yen bir zâtın tesbit ettiği bir eser değildir Onun tarihi yüzlerce yıl sürmektedir» [42] demektedir
    Esasen tarihçilerce bilinen bir gerçektir ki, İsrail Oğulları, Hz Musa'nın vefatından sonra yaptıkları birçok harpler neticesinde millî hâkimiyetlerini kaybederek, asırlarca esaret altında kalmış-lar, uğradıkları felâketler ve karşılaştıkları zorluklar sebebiyle ilâ-hî hükümleri, emir ve yasakları muhtevi bulunan Tevrat'ı ve «Mu-kaddes Sahifeleri» muhafaza edememişlerdir Çünkü o zaman, de-ğil ilâhî kitapları ezberlemek, yüzünden okuyabilmek bile çok az kimselere nasip olurdu Bütün bu sebeplerle Tevrat'ın aslî nüsha-sı kaybolmuş, Süleyman Aleyhisselâm'dan sonra gelen Yahudi hü-kümdarlarının ekserisi Hz Musa'nın dinini terketmişlerdi Daha sonra gelen Yahudi hükümdarlarından «Bûşiya» isimli zat tekrar Hz Musa'nın dinine dönmüş, bu hükümdar zamanında yaşıyan «Azrâ» adında bir kâhin, Milâttan 622 yıl önce, Tevrat'ın asıl nüshasını Kudüs'te bulduğunu ilân etmiştir
    Gerçekte ise, bunun bizzat «Azrâ» mn yazdığı ve Hz Musa'ya nisbet edilen «Beş Sifr» den başka birçok şeyler ilâve ettiği kanaati hâkim ve yaygındır
    ta Esasen, böyle bir tek kişinin sened ve isnaddan mahrum olan iddiası, kuru bir zandan başka bir şey olamaz Hz Musa'nın vefa-tından asırlarca sonra yazılan veya ortaya çıkarılan bir kitabın, Hz Musa'ya isnadı ilmî esaslarla sabit olmadan, değil Allah Kelâ-mı ve mukaddes kitap olarak, Hz Musa'nın hadisi olarak dahi ka-bul edilemez
    Çünkü bir kitabın mukaddes olabilmesi için, ilâhî vahye isti-nad ettiği tevâtüren sabit olması ve yine tevatür yoluyla zamanı-mıza kadar nakledilmesi lâzımdır Halen Yahudilerin ve Hıristiyan-ların ellerinde bulunan Tevrat ve Ahd-i Atik ise, böyle bir tarihî senetten mahrumdur Lâfız ve mânâ bakımından birbirini tutma-yan hadiselerle doludur Bu kitapların ekserisi çok basit ve fay-dasız mânâları ihtiva etmekte, aralarında fikrî insicam (uygunluk) bulunmamaktadır Hattâ bu kitaplarda, Hz İbrahim, Hz Lût, Hz Dâvud ve Hz Süleyman gibi büyük Peygamberler; yalan söylemek, gizli münasebette bulunmak ve zevcelerinin hatırı için puta tap-mak gibi «İsmet-i Enbiyâ (Peygamberlerin İsmet Sıfatı)» ile asla bağdaşmayan çirkin iftiralar ve hurafeler mevcuttur
    tşte, bugün elde bulunan Tevratların bazıları, Azrâ'nın, Tev-rat'ın aslı diye ilân ettiği kitaptan çoğaltılıp dağıtılan nüshalardır
    Buna rağmen, bugün İbranice, Yunanca ve Sâmirîce olmak üzere üç çeşit Tevrat bulunmakta, bunlardan İbranice olan; Yahudiler ve 'Protestanlar nazarında, Yunanca olan; Roma ve Şark kiliseleri nez-dinde, Sâmirîce olan ise; Sâmirîlerce muteber tutulmaktadır
    Hz Musa'nın vefatından asırlar geçtikten sonra müteaddid şa-hıslar tarafından yazılan ve birbirine uymayan çeşitli nüshaları, Tevrat'ın aslı olarak kabul ederek, bunlara mukaddes kitap olarak inanmaya imkân yoktur Fakat her şeye rağmen, bu nüshalarda asıl Tevrat'tan bazı sözlerin bulunabileceğini inkâr etmeyiz[43]
    Dâvud Aleyhisselâm'a indirilen «Zebur» un bugün elde mevcut bir nüshası bulunmadığı gibi, bu kitaba tabî olan belirli bir millet de bulunmamaktadır[44]

    B) İncil:

    Her Müslüman'ın inanması gereken ilâhî Kitaplardan biri de; Hz îsâ'ya indirilen ve Hıristiyanlarca hükümleri hâlâ ilâhî sanılan ve Mukaddes Kitap olarak kabul edilen «İncil» in Allah tarafın-dan vahyolunan aslıdır Çünkü bugün mevcut olan ve «İncil» adı verilen kitaplar, muharreftir Bunlara «Allah Kelâmı» olarak inan-mamız gerekmez
    Hıristiyanlar, yalnız Matta, Markos, Luka ve Yuhanna'mn kitaplarına «İncil» adım vermektedirler Bu dört kitaptan başka, Re-sullerin işlerini ve Pavlus, Petrus, Yuhanna ve Yahuda gibi Hristi-yan ilâhiyatçı misyonerlerin birçok mektuplarını ihtiva eden «Dînî mecmua» ya, «Ahd-i Cedîd» adını vermektedirler
    Bu kitap ve mektuplar, ilâhî emir ve yasaklan bildiren ve vah-ye istinad eden semavî bir kitap olmadığı gibi veya Hz İsa'nın ha-yatını/ ahlâk ve sîretini anlatan tarihî ve ilmî bir hal tercümesi bile sayılmaz Belki bu kitap ve risaleler; «Hıristiyanlığın mes'ele-lerine dokunan ve yeni Hıristiyanların inanıp kullanacakları bir Ma-nevî Tarih» dir [45]
    Zira, Ahd-i Cedidi teşkil eden dört İncil ile diğer çeşitli mek-tup ve risalelerden hiçbirisi, Allah Kelâmı olmadığı gibi, Hak Pey-gamber olduğuna inandığımız Isâ Aleyhisselâm'ın da sözleri değil-dir Hıristiyanlar da böyle bir iddiada bulunmamaktadırlar Bütün iddiaları; bu kitap ve risalelerin sahiplerinin de, ilâhî ilhama raaz-har olmuş, resuller olmalarıdır Hıristiyanlar a göre, Hz îsâ'nın Pey-gamberliği müddetince kendisine inanan ve Kur'an'da «Havâriyyûn» havariler adıyla anılan on iki şahıs da, ilâhî irşad ve ilhama maz-har olan ve Hz isa'dan manevî feyz alan «Resuller» dir
    Gerçekte ise bunlar, israil oğullarından Hz îsâ'ya inanan ve onun Peygamberlik nurundan faydalanan birer sâdık «Sahabe» ve «Hıristiyan Misyonerleri» dirler Zira bunlardan hiçbiri Peygamber-lik iddiasında bulunmamışlar, Eesulluk iddialarmı isbat için mû'ci-ze izhar etmemişler, bu husus tarihen tevsik edilerek sabit olmamış ve yalan üzere birleşmeleri kaabil olmayan- topluluklar tarafından zamanımıza kadar (Tevâtüren) nakledümemiştir O halde bu kitap ve mektuplar ne Allah Kelâmı, ne de bir Peygamber sözüdür Bu sebepledir ki; H?, İsa'nın hayatından, menkıbelerinden, duaların-dan ve acâip hallerinden bahseden bu incil'ler, yazarlarına isnad edilmekte ve Matta, Markos, Luka, Yuhanna İncil'i diye anılmak-tadır Hatta bugün gerçek şudur ki, Hıristiyanlarca muteber sayı-lan bu dört İncil'den hiçbiri, hangi tarihte, lıim tarafından ve han-gi dille yazıldığı ve diğer dillere kimler tarafından çevrildiği kesin olarak bilinememektedir
    İneiller üzerinde araştırma ve incelemelerde bulunan Hıristi-yan ve Batı yazarları, bu konularda ihtilâfa düşmüşler, kesin ve emin bir neticeye varamamışlardır Meselâ :
    1- Matta İncili : Tarihçilerin ekserisine göre, Hz isa'nın oniki «Havârî» sinden biri olduğu rivayet edilen «Matta» tarafın-dan İbrani, veya Süryânî diliyle Yahudilerden îmân edenler için ya-zılmıştır Fakat bu İncil'in ele geçen en eski nüshası İbrânice veya Süryânice olmayıp, Yunanca'dır Yunanca'ya kim tarafından ve hangi tarihte tercüme edildiği bilinememektedir
    Zayıf bir rivayete göre, tercüme eden Yuhanna'dır
    Diğer bir rivayete göre Matta, incil'ini Yunanca yazmıştır Fa-kat tarihçilerin ekserisi, bu İncil'in İbranî diliyle yazıldığını ve Yu-nanca'ya çevirenin bilinmediğini ifade etmektedirler
    İbrânice yazılan, daha sonra kaybolan aslî nüshanın yazılış ta-rihinde çok çeşitli rivayetler vardır Bu rivayetlere göre aslî nüs-ha, Milâdî 37, veya 38, veya 41, veya 43, veya 48, veya 61, veya 63, veya 64 senelerinin birinde yazılmıştır
    Görüldüğü üzere bu İncil'in ne vakit yazıldığı, Yunancaya kim tarafından ve ne zaman tercüme edildiği, tercüme edenin ilmî ehli-yeti, metne sadâkati ve bu iki dile vukuf derecesi bilinmemektedir Esasen asıl metin kaybolduğundan, mevcut Yunanca tercümenin aslî nüshaya uygun olup olmadığı da kontrol edilememektedir
    Bütün bu meçhuller sebebiyle, bu İncil'e Hz İsa'nın talebesi olan Matta'nın sözleri diye inanmak dahî mümkün değildir Değil Hz İsa'ya, talebesine dahî isnadı sabit olmayan böyle bir kitabı, Allah Kelâmı veya Mukaddes Kitap olarak kabul etmek ise, akla, mantığa ve tarihî gerçeklere uymaz
    2- Markos Incili'nin; Yunanca olarak yazıldığında ittifak varsa da, nerede ve hangi tarihte yazıldığı kesin olarak bilineme-mektedir Hattâ bu İncil'i, Kudüslü bir Yahudi aileden olan ve asıl ismi «Yuhanna» olduğu halde «Markos» lakabıyla tanınan zâtın yazdığında da ittifak yoktur Zira, ba^ı tarihçiler bu İncil'i, Havâ-rîler'in reisi Petrus'un Roma'da Markos'dan yazdığım, sonra Mar-kos'a isnad ettiğini iddia ediyorlar Halbuki gerçekte, Petrus Hava-rilerin reisi, Markos ise Petrus'un talebesidir
    Diğer bir rivayete göre ise Markos bu İncili, Petrus ve Pavhıs öldükten sonra yazmıştır İkinci ihtimal daha kuvvetli ise de, bu1 konuda ittifak edilememiştir
    Sonra Markos, İncil'ini hocası Petrus öldükten sonra yazdığına göre, yazdıkları hangi esasa dayanmaktadır? İncil'in aslına ne de-rece uygundur? Sözleri Hz isa'ya hangi yolla istinad etmektedir? Şayet yazdıkları Hz isa'ya istinad etmiyor da, sırf kendi anlayı-şına dayanıyorsa, bu anlayış vahye ve ilâhî gerçeklere ne derece uygundur? Bütün bunlar meçhuldür, tam olarak bilinmemektedir
    Bu İncil'in yazıldığı tarih üzerinde de ihtilâf vardır
    Rivayete göre, milâdî 56 senesiyle 65 senesi arasındaki yıllar-dan birinde yazılmıştır Fakat kuvvetli bir ihtimale göre 60 veya 63 senesinde, diğer bir rivayete göre de, 61 senesinde yazılmıştır
    3- Luka inciFini yazan zâtın; şahsiyeti, memleketi, san'atı, kimler için ve hangi tarihte yazdığı hakkında, tarihçiler çeşitli gö-rüşlere sahiptirler Yalnız, Luka'nın, Hz İsa'nın talebesinden (Ha-varilerden) olmadığı gibi, talebelerinin de talebesi olmadığı husu-sunda ittifak halindedirler
    Bir rivayete göre Luka, Antakya» bir tabibdir Yahudi değil-dir, Pavlus'a seyahatlarında ve işlerinde refakat etmiştir
    Diğer bir rivayete göre, Antakyah olmayıp, İtalya'da doğan bir Romalıdır San'atı da tabiblik değil, fotoğrafçılıktır
    Bir rivayete göre Luka, İncil'ini Yunanlılar için, diğer bir ri-vayete göre de Mısırlılar için yazmıştır
    Yazıldığı tarih hakkında da çeşitli rivayetler vardır:
    Bunlardan birincisine göre, Kudüs tahrip edilmeden ve Pavlus esir iken, 58 veya 60 senelerinde yazılmıştır İkinci rivayete göre, Luka İncilini, Markos yazdıktan yani Patrus ve Pavlus öldükten sonra yazmıştır
    4 Yuhanna İnciline Gelince : Hz İsa'nın «Ulûhiyyet» inden ve Hristiyanlığın şiân sayılan «Teslis akîdesi»nden gayet sarih olarak bahseden bu kitabın yazarı ve yazılış tarihi üzerinde de tarihçiler ittifak edememişlerdir
    Hristiyanların ekserisi, bu İncili, Havarilerden «Yuhanna» nın yazdığını iddia ederler Bunlara mukabil, bazı muhakkik hristiyan araştırıcılar, bu İncili Havarilerden olan Yuhannâ'nın değil, onun-la ruhanî bir ilgisi olmayan başka bir Yuhannâ'nm yazdığını söyle-mektedirler Bu iddia, şimdi değil, ta milâdî ikinci asırda başlamış-tır Bu fikirde olanların içinde, Havârî Yuhannâ'nın talebesi olan Polikarp'm talebesi Erinos da blunmakta ve hocasının hocası olan Fîavârî Yuhannâ'ya böyle bir kitap isnad etmediğini belirtmektedir
    İkinci asırda başlayan ve gittikçe kuvvetlenen bu fikri, 500 hristiyan âliminin iştirakiyle hazırlanan ingiliz Ansiklopedisi de benimsemekte ve bunu, Matta ve Yuhannâ gibi iki Havârî arasın-da bir tenakuz (çelişki) olduğunu gösterme gayreti güden, felse-fe ile meşgul bir zâtın tezviri olarak kabul etmektedir Mezkûr An-siklopedi'ye göre, bilâhare kilise bu hususu tahkik etmeden, kitabın üzerindeki iddiaya inanmış ve bu İncil'i Havârî Yuhannâ'nın incil'i olarak ilân etmiştir Halbuki onunla hiçbir ilgisi yoktur
    Bazı tarihçiler ise, bu incil'i yasanın Yuhannâ olmayıp, isken-deriye felsefe mektebinden bir talebe olduğunu, «Ukmım-i Selâse» nazariyesini kuvvetlendirmek gayesiyle bazı papazların arzusuna uyarak yazdığını, böylece bir kısım papazların -inandıkları «Teslis akidesi» nin Hristiyanlığa maksatlı olarak bu İncil vasıtasıyla yer-leştirildiğini iddia etmektedirler
    Bu rivayetlerin hangisi doğru olursa olsun, hepsi de bizi, ayni neticeye ulaştırmaktadır O da şudur:
    Yazan, kitabın muhteviyatı, yazılış tarihi ve yazılış sebebi et-rafındaki kuvvetli şüpheler ve bu geniş ihtilâf, böyle bir kitabı, ha-kîkî İncil'in aslı olarak kabul etmemize imkân bırakmıyor Bu kita-bın, değil Hak Teâlâ'ya, Hz îsâ'nın bir talebesine dahi isnadı ve önce hangi dille yazıldığı kesin olarak bilinememektedir
    Yazılış tarihi hakkında da çeşitli rivayetler dolaşmaktadır Ez-cümle; Milâdî 68 veya 69 veya 70 veya 89 veya 95 veya 98 inci yıl-da yazılmış olması muhtemel görülmüştür [46]
    Nitekim Kur'ân-ı Kerîm de, bu hususu teyid etmekte, Yahudi ve Hristiyanlann Tevrat ve incil'i tahrif ve tebdil ettiklerini (bozup değiştirdiklerini) birçok âyetlerde bildirmektedir [47]
    fnciller hakkında buraya kadar özetlediğimiz bilgilerden, bu kitapların hiçbirinin hakîkî tncil olmadığı gibi, Hz İsa'ya, hattâ Ha-varilerine isnadı, ilmî ve tarihî belgelerle sabit olmadığı anlaşıl-maktadır Esasen «Ahd-i Cedid»i teşkil eden 27 kitaptan ilk 23'ün-def bu indilerden hiç bahsedilmem ektedir Bu kitap ve risalelerin hiçbirinde mukaddes kitaplara mahsus olan yüce bir üslûp, ilâhî bir ifade ve manâ bulunmamakta, herbiri diğerini nakzeden îtikadları ihtiva etmektedir Meselâ bugün Protestanlar, Katolikleri ve Vati-kan'ı tanımazlar Her mezhep ehli, asırlardır, diğer mezhep ehlini, İnciFde tağyir ve tebdil yapmakla ve küfürle itham etmektedir
    Bu iddia ve itham yalnız biri için değil, tarihçilere göre hepsi için varittir Bu bakımdan, Ahd-i Atik ve Ahd-i Cedid adı altında toplanan ve müteaddid şahıslar tarafından uzun yıllardan sonra yazılan bu kitapların, Tevrat ve incil'in aslı olmasına imkân yok-tur Eğer -yle olsaydı, çeşitli dillerle, müteaddid ellerle yazılan ve birbirine uymayan bu kadar çok kitap bulunur muydu?
    Şu husus da tarihen sabittir ki, Milâdî 325 yılına kadar Hris-tiyanlar bu gün Hristiyan âleminde mukaddes kitap olarak inanı-lan kitapların hiç birini bilmez ve mukaddes olarak kabul etmez-lerdi Zira, her milletin elinde başka bir incil nüshası vardı ve yal-nız ona inanırdı Bu sebeple Hristiyan dünyasında bir çözülme baş-lamış, aralarında birlik ve dayanışma (tesanüd) kalmamıştı Bu ha! Hristiyanları telâşa düşürdü Durumun vahametini gören Konstan-tin müdahale ederek, Milâdî 325 senesinde «İznik» te büyük bir «Ruhanî Meclis» kurmaya muvaffak oldu Hristiyan âleminin her tarafından gelen en yetkili ruhanîler, Hristiyan akaaidini yeniden gözden geçirerek, înciller arasındaki ihtilâfı kaldıracak tedbirleri almak üzere toplandılar
    Konsile arz olunan yüzlerce incil arasından, Dört İncil ile, bu-gün Ahd-i Cedid'i teşkil eden risaleler seçildi Diğer înciller imha edildi Bu seçme işi, bini aşan Koıısil üyelerinden Hz îsâ'mn Uİû-hiyetine (yani ilâh olduğuna inanan yalnız 318 üyenin ittifakıyla yapılmıştır Bu rakama göre; seçme işi, Konsil'in üçte birini dabi bulmayan bir azınlık tarafından yapılmış oluyor İşte böylece yukarda kısa tahlilini yaptığımız «Dört tncil», Hz îsâ'nın Milâdından tam 325 yıl sonra «Mukaddes Kitap» olarak ilân edilmiştir
    Yukarıda Özetlediğimiz sebepler dolayısıyle bu kitaplar, müs-lümanlarca ilâhî vahye dayanan «Semavî Kitap», Hatta Hz îsâ'ya isnad edilen «Hadisler Mecmuası» olarak dahi kabul edilmemekte ve bunlara birer «Siyer ve Mev'iza» kitabı nazarıyla bakılmakta-dır [48]



  4. 4
    LÜGATÇE
    Abes: Bog, saçma şey, faydasız-Acz : Beceriksizlik, güçsüzlük Acz-ı Hâlıeyn : Var olduğu fafzettiien her iki ilâhın da, aciz ve güçsüz oî ması
    Âdâb : Edepler, bütün aoz ve hare-ketlerde terbiyeli davranışlar Aı'âleı-t İlâhîyye : İlâhi adalet Yüce Allah'ın şaşmax adaleti Adem : Yokluk, varlığın, vücudun zıddı
    Âdem : ilk yaratılan insan ve ilk pey-gamber (Nebi) Hz Âdem (asj Âdil-İ Mutlak : Mutlak adalet sahibi olan Yüce Allah (cc) Ağyarım mani : Yabancı unsurların girmesine engel (<Bir ilmin tarifi O ilimden olmayan yabancı unsurları tariften çıkarmalıdır* anlamında kul-lanılmıştır Mantık terimidir) Ahâd Hat'isler : Peygamberimizden bir veya birkaç emin kişi tarafından rivayet edilen hadisler Ahbâr : Haberler, ortada dönen söy-lentiler
    Ahd-ı Atik : İsrail oğullarına Hz İsa'-dan Önce gönderilen peygamberlere indirilen kitaplara verilen bir isim (Tevrat, Zebur ve Mezamir gibi) Ahd-ı Cedirî : Hz İsa'ya indirilen ilâ-
    hî kitap İncil ile sonradan yazılan ve İncil adı verilen kitaplar ve ekleri Ahfâ - min kesbi'l Eş'arî : îmam ı Eîş'arî'nin kaza - kaderdeki <kesp na-zariyesi>nden daha kapalı, daha zor Bu nazariyeye göre; kul ihtiyari fiil terinin kâsibh yani kazamcisı, Hak Teâîâ İse halikı (yaratıcısı)dır Âhir : Son sonraki, en sonra Âhirel : Öbür dünya, öteki dünya, kıyametten sonra kurulacak ebedi hayat yeri
    Âbiret Ahvali : Âhiret hayatına mah-sus olan haller; Hesab kitap, mizan sırat, cennet, cehennem ve sevab ikab gibi dinî gerçekler Kur'an âyet-leriyle sabit olan hakikatler Ahkâm : Hükümler, emirler Ahkâmı Akliyye : Akli hükümler Yani; akla dayanarak çıkarılan hü-kümler B i; Ahkâm-ı Ameliyye ; Ameli hükümler Dinin amel (işler ve fiiller) ile ilgili olan fer'î ve fıkhı hükümleri Ahkâm-ı Fer'iyya : Fer'i hükümler Dinir akaid gibi temel esasları dışın-da kalan fıkhî ve cüz'i mes'eleler Ahkâm-ı Hulukiyye : Ahlâk ile ilgili olan «ahlâkî hükümler, prensipler Ahkâm-ı İtikadiyys: İtikadı hüküm ler, itikad ile iman ve inançla İlgili dini hükümler
    Aitkâm-ı Şer'iyye : ger'i hükümler Kur'an ve hadise dayanan dinî hii kümler, emir vs yasaklar Ahvâl : Haller, durumlar, oluşlar Aka id : Akideler, dinî inançlar, ina-nılan şeyler Dinin esasını teşkil eder> îmanla ilgili inanılan şeylerin tamamı m içine alan ve onlardan bahseden ilme verilen îsimlerdan biri (Akidenin çoğulu) -
    Akıbet : Nihayet, son Akide : îman, itikad, inanç, dini ina-nış
    Akl-i Selim : Sağ duyu İyi ve doğru düşünüp isabetli kararlara ulaşabi -len akıl, kusursuz olan sıhhatli akıl
    Alâka : İlgi ilişki, münasebet Alâmet : İşaret, nişan, belge iz
    Âlem : Kâinat, dünya, cihan Allah' tan başka mevcut varlıkların hepsi Aleni : Açık, gizli olmayan
    Âlim : Bilgin, çok okuyan ve bilen kişi
    ÂÜm-i Mutlak : Mutlak âlim yani her şeyi bilen Yüce Allah (cc) Amel-i Salih : İyi, yararlı işler, di-nen yapılması emredilen güzel şeyler
    Âmeli İcma' : Azimet fkararlılık) yolu ile İslâm Müctehitlerinin yaptık-ları ve dinen kesinlik ifade eden sa-rih (açık) icma, yani kavli (sözlü) icma'
    Âmil : Yapan, işleyen, sebep olan Analiz : Tahlil, esas unsurlara ayır-ma, çözümleme Mantık ilmi dilinde is-tidlâî yollarından biri olan temsil» Araz : İşaret, alâmet, sonradan baş ka bir cevherle meydana gelen, hal keyfiyet
    Ânz obnak : Bir şeyin aslında yok-ken sonradan hâsıl olan, ortaya çıkan Arifin : Marifet ehli hakka1! - yakîn derecesine ulaşan, Allah dostu olan kişiler
    Ashab ; Hz Peygamberi gören ve O'nunla -sohbet eden mü'minler
    Asi : Karşı gelen, günahkâr, ahlâkı bûzuk
    Âsîm : Günahkâr, kabahatli Aslah : Daha iyi, daha sâlih, daha uygun (Bkz Salah - Aslâh, Kelâm il-minde meşhur bir konu) Aslî Rükün : Aal ve esas rükün, te-mel dayanak
    Ast'uî-usul: Asılların, köklerin aslı ■ Kitâbullah olan Kur'an-ı Kerîm, dini delillerin asl'ul usulüdür Asr : Yüzyıl, çağ zaman Bazı mü-fessirlere göre ikindi vakti Aşikâr: Belli, açık, meydanda, ba-riz
    Atalet : Tembellik, işsizlik, hareket-sizlik, durgunluk
    Ateist : Allah'ı inkâr eden Allah'a İnanmayan dinsiz, imansız kişi Âvâne : Tâbi olanlar, uyanlar, kafa darlar
    A'yân : Cevher, öz, âlemi teşkil eden esas varlıklar, asıl unsurlar Ayet-i Celile : Allab'm yüce âyetleri Ayne'l yakın : Gözlem ve deney yolu ile elde edilen bilgiler Azimet: Kararlılık, kararda titizlik takva ile amel ediş, gidiş, gitme
    Azrail : Dört büyük melekten birinin adı Ruhları almaya memur edilen clüm meleği
    — B —
    Bab : Konu mesele, mevzu, bölüm
    kısım
    Bahis : Konuşulan şey, konu söz
    Bakaa : Sonu olmamak Allah'ın Selbİ
    ve Tenzihi (olumsuzlukla ilgili, noksanı
    kaldıran) ilâhi sıfatlarından biri
    Baki : Dâima var olan (Allah (cc)
    m yüce isimlerinden biri)
    Baliğ : Buluğa eren, erişmiş, ergin
    Bârı : Yaratan, yaratıcı Yüce Allah'
    m güzel isimlerinden biri
    Bariz: Açık aşikâr, meydanda
    Ba's : Ölümden sonra dirilme

    Basar : Görmek Allah'ın subütî (yanı Zâtına ezelde sabit olan kemâl sıfat larından biri)
    Bâsıra : Görmek hassası, görme kuv veti, göz
    Basir : Gören, iyi görüp anlayan {Al-lah'ın yüce isimlerinden biri) Basiret : Seziş, İleriyi görüş, uyanık Uk
    Ba'sa Ba'del Mevt : Öldükten sonra dirilme, kabirlerden çıkarılıp Man şer'e, İlâhi Hesap yerine gönderilme Ba'sn Cismani: Cisimle dirilme Bâtıl : Hükümsüz, boş, çürük, yalan; yani doğru olmayan ve gerçeğe uy mayan, gerçek dışı Bedihî : Apaçık olan, delilsiz bilinen Belagat : İyi, güzel, pürüzsüz ve ye-rinde söz söyleme
    Beliğ : Fasih, düzgün söz söyleyen, durumun gerektirdiği şekilde konuşan
    Bereket : Bolluk, Allah'ın verdiği ni metleri ve rızkı arttırması
    Berzah : Dünya ile âhiret arasında geçen kabir hayatı Âhiret'in başlan-gıcı
    Beşaret ve Ta'lim : Müjde ve öğre-tim, müjde alâmetleri Beşer : însan, insanoğlu Beşeriyet : İnsanlık âlemi, bütün in sanlık
    Beyan : Bildirme, söyleme, açıklama Beyan etmek : Açıklamak, bildirmek
    Beyne'l ■ Havfi ve'r - Recâ : Korku ile ümit arasında olmak Allah'ın rah-metini umarken, azabından da kork-mak İkisi arasında olmak
    Bİd'at: Dinin aslında olmayan, son-radan ilâve edilen, ihdas ve icad olu-nan, yapılan yeni İşler
    Bid'at ehli : Dinin aslında olmayan, sonradan yapılan ve ihdas edilen şey-lerin peşinde giden kişiler, gruplar
    Bidayet: Başlama, başlangıç Bilâhare : Sonra, sonradan, sonunda

    Bil'akis : Aksine, tersine
    Bilfiil : Gerçekten, fiilen
    Bilhassa : Hususi olarak, özellikli1
    hususiyle, tahsisen
    Bil • vasıta : Vasıtalı, aracı ile
    Binaen ; der,, dolayı
    Binaenaleyh : Bunun özerine, buno göre
    Binnetice : Netice, sonuç olarak Bi'set: Allah'ın İnsanlara peygam-berler göndermesi Bizatihi : Kendiliğinden, zâtı ile Burhan : Kesin delil, kuvvetli delil Burhanı deliller : Kesinlik ifade eden akli, kuvvetli deliller Borhân-ı tatbik : Teselsülün bâtıl ve imkânsız olduğunu übat eden aklî vr mantıkî kuvvetli bîr delil Burhan-1 temana' : Allah'ın birliğini isbat eden aklî kesin bir delil (İki ilâhın —eğer varsa- aralarında çıka-cak ayrılığa, zıtlaşmaya dayanan mantıkî delil)
    Burhan-ı tevânıt : Allah'ın birliğini isbat eder, aklî kesin delil Farzedilen iki ilâhın anlaşırlarsa âciz olacakları esasına dayanan delil Butlan : Bâtıllık, boşluk, çürüklük Bühtan : Yalan, iftira, asılsız ve kötü bir şeyi bir kimsenin üzerine atmak, ona isnad etmek, dayamak
    Biiluğ : Erginlik çağına girmiş ol-mak
    Caiz ; Yapılmasında dinî bakımdan mahzur olmayan şey, sakıncasız Câizât: Caizler, sakıncasız olan ya pılmasına izin verilen şeyler Câiz-i akli : Akıl yönünden olabile-cek, aklen mümkün olan, muhal olma yan şeyler Cânib : Taraf, cihet, yan
    Cazibe : Alımlılık, sevimlilik, cezbe-den, çeken Cebbar : Kuvvet ve kudret sahibi
    Cebel-i tûr : Tûr dağı Ceberut ; Aşırı büyüklük, aşın pek ziyade kibir
    Cebrail : Vahy meleği, dört büyük melekten biri
    Cebr-i Mutavassıt : Vasai orta cebir, erta zorlama îtikâdî meşhur mezhep-lerden biri olan Cebriye mezhebinin • Mutlak cebir- fikrî ile, Kaderiyeci' leiin «mutlak ihtiyar» fikri arasındaki «ortak cebir> fikri Yani kul, ihtiyari fiillerinin kâsibi (kazanıcısı) Yüce Allah Yaratıcısı
    Cebriyye : İnsanın kudret ve irade-sini inkâr ederek, onu hayrı veya şer-ri yapmaya mecbur ve zorunlu gören ve yaptıklarından sorumsuz sayan bâ-Ul bir mezhep Ced : Dede, büyük baba Ccdel : Sert tartışma, zan ifade aden sözler Cehalet : Cahillik, bilgisizlik
    Çalışma, çabalama, gayret
    Bilmeme, bilgisizlik Toplama, bir araya getirme Gizledi, örttü (fiil-i mazi si-
    Cehd : etme Cehil :
    Cem : Cenne
    gası)
    Cevaz : İzin müsaade
    Cevher : Öz kendi kendine ayakta
    duran ara unsur
    Cihet ; Yan, yön, taraf, sebep, ilgi
    Cismâni : Bedenle ilgili
    Cismâniyet : Cisim, vücut, cisimlilik
    Cismî : Bedene, vücuda, cisme âit
    filan
    Cumhur : Halk, ahali, kalabalık, bü-yük çoğunluk
    Cumhur-u Fukahâ : Fakihlerin yani İslâm hukukçularının büyük çoğunlu-ğu-
    Cumhuru Muhakkıkiyn : İnceleme ve araştırma sahibi olan Ehl-i Sünnet âlimlerinin, yara Muhakkıkların bü-yük çoğunluğu Cumhuru Mu'tezile : tMu'tezile» adı
    verilen kelâmı (itikadı) mezhep âlim lerintn ekserisi (çcğunluğu) Cumhur-u ulema : Âlimlerin, bilginle rin büyük çoğunluğu Cünun : Delilik
    Cüz : Parça, bir bütünü meydana ge-tiren parçalar, zerreler Ciiz'i : Az miktarda küUTnin zıddı Cüz'iyyât : Cüz'i, basit olan ufak te fek şeyler, Önemsiz sayılanlar Ciiz'iyye : Az pek az az miktarda olan
    Cüz-ü lâ yetecezze' : Parçalanmadığı sanılan en küçük zerre —Bölünme-yen en küçük parça— (Yeni ilmî ge-lişmelerle atom parçalanmış, ilim ve tekniğin hizmetine girmiştir)



  5. 5
    _ D —
    Dalâlet : Sapıklık Hidâyet'in doğru yolun zıddı
    Delâlet : Yol gösterme, kılavuzluk Dercetmek : Sckmak, arasına koy mak, dürmek
    Delil : Yol gösteren, belge, tanık, şa-hit
    Delil-İ Hulf : Bir dâvanın (iddianın! aksini iptal e'derek, o dâva ve iddia-nın aslını isbat eden mantıkî bir delil
    Delil-i Kat'î : Kesin delil Zan ve
    şüpheden uzak olan delil, belge
    Delili Zannî : Zan ifade eden kesin
    olmayan delil
    Dinamik : Kuvvetli, hareketli
    Dünyevi : Dünyaya âit dünya ile il
    gili
    Dünyevi ahkâm : Dünya ile ilgili hü
    kümler
    Düstur : Kanun, kaide, anayasa
    — E —
    Ebert : Sonu olmama EbeCi : Sonsuz, sonu olmayan Ebedi saadet : Sonsuz mutluluk, Âhi-ret mutluluğu
    Ebediyyet: Sonsuzluk, sonu olma-mak
    Ebeveyn : Ana - baba Ebu'l Beşer : insanların babası ve en büyük ceddi olan ilk insan (Hz Âdem) Ecel : Bir şeyin bütün müddeti veya bir şeyin müddetinin sonu Ömrün' son ânı, ölümün geldiği an Ecir : Âhirete ait sevap, mükâfat, üc ret,
    Ecxâ ; Cüzler, parçalar, kısımlar Ed - dâıû'l - Âhire : Âhiret, ahim evi Edeb : Terbiye, güzel ahlâk Ediîli! : Deliller, esaslar Edilley-i Şer'iyye : İlâhî bir esasa da yanan dinî - nakli deliller Ef'âl : Fiiller, yapılan işler Ef'âl-i Hissiye : Hİ3se dayanan fiil-ler, işler
    Ef'âl-i İbad : Kulların yaptıkları fiil-ler, işler
    Ef'âl-i İhtiyariye : Kulların kendi iradeleri ile yaptıkları işler Efdal : En faziletli, en erdemli, ^fâaliyet : Daha faziletli, daha üs-tün olma
    Efrad : (Ferdin çoğulu), fertler
    Efradını cami : Fertlerini toplayan (Bir ilmin tarifi, o İlmîn bütün konu-larını içine almalı ve) Mantıkî bir tarifte aranan şartlardan biri (Cins) Ehad: Her yönden bir, tek (Allah ehaddır)
    Ehâdis : Hadisler, peygamberimizin sözleri, hadisin çoğulu
    Ehemmiyet : Önem mühim olma, kıy-met, değer
    Ehl-i Beyt : Peygamber efendimizin hane halkı, çocukları, torunları ve ya-kın akrabaları
    Ehl-i Ma'rjfet: Arifler, hakka'l yakın derecesine ^ulaşan seçkin zevat, seç-kin kişiler ■
    Ehlü'l Hak : Hakikat ehli îmanı bü-tün, doğru kişiler
    Ehl-i Sünneti Âmme : îtikadda «Ehl-i Sünnet Mezhebi» olarak bilinen Eş'a-riyye ve Matüridiyye mezheblerine verilen isim (Sünnet ehlinin umumu)

    Ehl-i Sünnat-i Hassa : •Selefiyye» mezhebi elarak bilinen ilk Ehl-i sün-net âlimlerine verilen özel ad Ekmel : En mükemmel, kusursuz, ek-siksiz
    Ekseri : Çek defa, çoğu zaman Ekvân-ı Erbaa : Dört clu§ : Harekeı sükûn, içtima (toplanma) vt iftirâu (ayrılma)
    El - emin : Güvenilen kişi Hz Mu bammed (savje Peygamberliğinden ence verilen isim, sıfat Elfâz : Lâfızlar, kelimeler, sözler Ei - Kaza; ve'l - Kader : Kader; her şeyin ezelde tesbit edilen ilâhî ölçü-sü, kaza ise; bu ilâhî ölçüye göre vak-ti gelince icad edilmesi îman esas-larından biri
    El - Kebire : Büyük günahlar, büyük fesada sebep olan, dinen sjddetli ce-zayı gerektiren kötü fiiller El - menziletü beyne'l menzÜeteyn : Mu'tezile'ye göre büyük günah işle-yenlerin kalacağı cennet ile cehen-nem arasındaki bir menzil, bir mekân bir yer
    Emin : Kendisine güvenilen, emniyet olunan kişi veya şey Emniyet : Eminlik, korkusuzluk, inan mak, güvenmek Emsal : Eşler, benzerler, örnekler
    Enbiyâ : Peygamberler, nebiler, ilâhi elçiler Allah'ın gönderdiği elçiler Erkân : Rükünler, bir bütünün par-çaları ■
    Ervâh-ı Ulviyya : Ulvi, yüce ruhlır fizik ötesi ruhanî varlıklar Ervâb-ı Süfliyye : Süfli, kötü ve âdi ruhlar
    Esas-ı îman : îmanın aslı Kalb İle tasdik, dil ile ikrar Esbâb : Sebepler, nedenler Esbaba Tevessül : Sebeblere sarılma Mü'minin tedbir almakta n kusur iste-memeye dikkat etmesi Esbabu'l - İlm : İlmin sebepleri, sağj lam beş duyu organı, akıl ve sâdık haberler
    Esfâr-ı Hamse : Beş büyük kitap Hz Musa'ya risbet olunan beş kitap : Tekvin, Huruç, Levüiler, Sayılar ve Tesniye
    Esîr : Kâinatı dolduran ve bütün ci-simlere nüfuz eden çok küçük zerre-cikler
    Esmâ-i Hiisnâ : Allah'ım Yüce Zâtına mahsus güzel isimleri olup >99> adet-tir
    Eş'ariyye : İmam, Ebu'l Hasan el -Eşarî'nin kurduğu itikadı mezheb Bu mezhepte olanların görüşleri Etüö : İnceleme, araştırma, çalışma Evham : Sanılar, zanlar, şüpheler kuşkular, kuruntular (Vehmin ço gulu)
    Evleviyyet : Üstün tutulma, üstünlük daha uygun
    Evliya : Erenler, Allah'a daha yakın olanlar, keramet sahipleri Evsâf: Kaliteler, vasıflar, sıfatlar, tâtelikler
    Evvelâ : İlk olarak, her şeyden önce ilk önce
    Ezelî : Evveli, öncesi, başlangıcı ol-mayan
    Fail : Yapan, İşleyen Fail ve Mûcid : Yaratan, icad eden Her şeyi yaratan Yüce Allah (cc) Fâil-i Muhtar : Dilediğini yapmakta serbest olan Yüce Allah
    Fakih : Fıkıh âlimi, İslâm hukukçu-su
    Fakru zaruret : Zaruret ve çaresizlik içinde olmak, yoksulluk, fakirlik Fâni : Ölümlü, geçici, muvakkat
    Dinen yapılması kesin olarak emredilen, yapılmaması yasaklanan, bu husus kesin bir dinî delil ile sabit olan hüküm
    Farz-ı Ayn : Her müslümamn yap-ması dini kesin delille sabit olan ilâhi emirler
    Farz-ı Kifâye : Bir kısım müslüman-
    lann' yapması ile diğerlerinden sakı! olan (düşen) dinî emirler Fâsık : Allah'ın emirlerine aykırı ha-reket eden, açıktan günah işleyen kimse, (Fısk'dan gelir) Fâsid : Bozuk, kötü, yanlış şey Fatihâtü'l — Kitab : Fatiha sûresine verilen isimlerden biri Fâzıl : Faziletli, fazilet sahibi, erdem-li, üstün
    Fazilet : Erdem, güzel vasıf, iyi huy Fazl : Fazla, ziyade, erdem, fazilet, lütuf
    Fedakâr : Kendini ve şahsî imkân ve menfaatlerini başkasından esirgemi yen, feda eden, cömert Fena : Son bulma, ölüm, yok olma Fer : Dal, budak, şube Feragat: Vaz geçme, başkası adına kendi yararından vazgeçme Fer'î : Asıl olmayan, ikinci derece-deki ferde, cüz'e, şubeye mensup olan Şey
    Fesahat : Güzel ve düzgün konuşma İyi söz söyleme yeteneği Fesat : Bozukluk, fitne Fetânet : Zihin açıklığı, akıllılık, ça-buk kavrayış
    Fetret Devri : İki peygamber arasın-da, peygambsrsız olarak geçen zaman Fevc : Bölük, cemaat, takım Feyiz : Bolluk, verimlilik, lütuf ve ih san
    Feyz-i İlâhî : Allah'ın verdiği bolluk, maddî, mânevi verimlilik İlâhi lütuf, nimet ve ihsan Feza : Uzay
    Fıkıh : Şeriat ilmi, şeriatın amel ile ilgili olan hükümleri, amelî ve şer'i mes'elelsrden bahseden ilim Fıkh-ı Ekber : En büyük fıkıh İslâm inançlarından bahseden akaid İlminin diğer bir ismi İmam-ı A'zamın akaid-de yazdığı meşhur kitabın adı Firak: Bölükler, fırkalar, takımlar £hl-i Sünnet ve cemaattan ayrılan fır kalar
    Firak-ı İslâmiye : İMmi fırkalar, iti kadi konularda ortaya çıkan fırkalar
    Fırlta : İnsan kalabalığı, grub Muay-yen bir inanç görüş ve prensipler et-rafında toplanan bir zümre Fısk : Hak yoldan çıkmak, Allah'a is yan
    Fısk-ı Fücur : İsyan, işret (içki iç-mek), sefihtik (akılsızlık, adilik), gü-nahkârlık ve ahlâka aykırı haller (içki içmek, zina etmek ve eğlence-lere dalmak gibi) Fıtri : Tabiî, yaratılıştan , Fıtrat: Yaratılış, tabiat, mizaç, huy Fiilî : İşe, eyleme âit Fİil-i Cevârih : Uzuvların, yani bir vücudun azalarının yaptığı fiiller FİİÎ-i Kalb : Kalbi fiil Kalbden çı-kan, kalbde olan fiil FİU-i Lisan: Dilin yaptığı iş, yani dille söylenen sözler Fiilî Sünnet: Peygamberimizin fiil ve hareketleri, davranışları FîiUyyât: Gerçekten yapılan işler, fiilen var olan şeyler Filhakika : Hakikaten, gerçekten, doğ-rusu
    Fİr'avn : Mısır'da M Ö yaşayan ve Hz Musa ile mücadele eden kâfir hü-kümdar
    Furkan: îyi ile kötü ve doğru ile yanlış arasındaki farkı gösteren, hak-kı bâtıldan ayıran Kur*an-ı Kerîm Ftinun : Fenler, san'atlar, hünerler
    — G —
    Gafur: Affedici, bağışlayıcı Yüce Allah'ın bir sıfatı Gâib : Görünmeyen, hazır olmayan Galebe : Galib gelme, yenme, üstün-lük, çokluk
    Garb: Güneşin battığı taraf, batı gün batısı (Batı; Memleketimizin yö-nüne göre, Avrupa) Gaybi : Göze görünmeyen şeylare âit, görünmezlik dünyasına âit Gayhiyyât: Göze görünmeyen şeyler, görünmezlik dünyasına mensup var-lıklar
    Gaye-i Hilkat : Yaratılıştaki gaye, a maç
    Gazab : Kızma, hiddetlenme Öfkelen-me
    Gazve: Akın, cenk, din düşmanları üzerine yapılan sefer Gufran : Affetmek, merhamet etmek, bağışlamak
    Günâh-i Kebâir: Büyük günahlar Ehl-i Sünnet ile Mu'tezile arasında tartışılan itikadı Önemli bîr konu
    — H —
    Haber-i Meşhur : Meşhur haber, Pey gamberimizden bir veya birkaç râvi tarafından rivayet edildiği halde, da-ha sonra 2 ve 3 asırlarda şöhret bu-lan hadis Hadis nev'ilerinin ikincisi Haber-İ Mütevâtır: Yalan üzerine birleşmeleri aklen mümkün olmayan büyük bir topluluğun bildirdikleri ha-ber Hadis nevilerinden biri (üçüncü nev'i)
    Haber-i Resul: Peygamberlerin ver-dikleri haber Mu'cîze ile peygamber ligi sabit olan Enbiyâ'nm verdiği ha-ber
    Haber-i Sâdık: Sâdık, doğru haber, bir hakikatin ifadesi olan gerçek ha ber
    Haberi Vahic1: Bir veya bir kaç râvi (emîn kişi) tarafından peygamberi-mizden nakledilen haber ki, «zan» ifade eder Hadis nev'il erinden biri Hadd-i zâtında : Zaten, esasen, yara tıhşta, aslında Hadis : Sonradan olan Hâdise: Vakıa, olay, yeni bir $ey ilk defa çıkan $ey Hatfs : Zan, tahmin, se/gi Hafaza : Kur arı'da «Kiramın Kati; ; bin» adı verilen insanların yapi^ı H leri yazmakla görevli melekler Koru yucu bekçiler (Luğat mâıâsO Hafıza: Görüler, işitilen ve okuman şeyleri zihinde saklayan hasse, tisi lek
    Haham : Yahudilerin din adamı Hakâık : Hakikatlar, gerçekler Hakikat : Gerçek, doğru olan şey Hakikat'ül - İslâm : îslâmın hakikati Hakikî : Gerçek, doğru, hakikat Hakim : Hikmetli söz söyleyen, âlim kişi, düşünen bilgin, filozof Yüce Al-lah'ın güzel isimlerinden biri Hakka'l - Yakın : Gerçekliğinden hiç şüphe olunmayan, kalb ile sezilip, biz-zat duyulan ve fiilen yaşanarak bili-nen kesin bilgi CKelâmcüarca; ilmin en yüksek derecesi kabul edilmiştir) Hali hazırda : Şu anda, şimdi Hâlık : Yaratıcı, Yüce Allah (cc) Hâlıkıyyet t Yaratıcılık Hâlık-ı Zülcelâl : Celâl sahibi olan Yüce Yaratıcı Allah'u Teâlâ Halkı Efali İbad : Kulların yaptık lan işlerin yaratılması Hamd,: Şükür, sena etmek, Allah'a şükran duygularını bildirmek Haram : Yapılması dinen kesin nass-larla (delillerle) yasaklanan şeyler Haram: dinen mükellef olan müslü-manlarla ilgili dinî hükümlerden biri-dir Yalan söylemek, içki içmek gibi Harici : Harice, dışarıya mensup, Hz Ali'ye karşı çıkan ve isyan eden ce-maatın bir Terdi
    Harikulade : Âdetin üstünde, haricin-de, fevkalade
    Hasebiyle: Sebebiyle, itibariyle, do-layısiyls
    Hasenat : İyilikler (Hasen'in çoğulu) Hâsıl olan : Meydana gelen, olan, tü-reyen, ortaya çıkan Hasım: Düşman, düşmanlık duyulan kişi, rakib
    Hatabî : Zan ifade eden, kesin olma-yan
    Hatabi deliller : Zan, tahmin ifade e den aklî deliller
    Hâtera-i Nübüvvet : Peygamberlik mührü
    Havâriyyûn: Hz İsa'nın oniki kişi-den ibaret yardımcıları, yakın arka-daşları
    Havass-ı selime-: Sağlam duyu or-g anları
    Havi : İhtiva eden, içine alan, topla yan
    Hayât-ı İnsâniyye : İnsanlık hayatı Hayrat : Sevap kazanmak için yapı lan hayırlı şeyler, işler Hayy : Hayat sahibi, diri Yüce Al-lah'ın güzel isimlerinden biri Hayvân-ı Nâtık : Konuşan düşünebi-len hayvan, yani insan Mantık ilmin de insanın tarifi
    Hayyiz : Mekân, mevki, meydan Felsefede; uzam, boşluk Hazer etmek: Sakınmak, gocunmak, kaçınmak, çekinmek Hazf : Yok etmek, ortadan kaldırmak, aradan çıkarmak, silmek Helak : Mahvolma, yok olma
    Hicret-t Nebeviyye : Peygamber aley-hisselâm efendimizin Mekke'den Me-dine'ye göç etmeleri Hidâyet: Hak yoluna, doğru yola kılavuzlama
    Hikmet: Anlamlı söz, bir şeyin akla uygun olması
    Hikmet-i İlâhiyye: Ancak Allah'ın
    bilebileceği şeyler, Allah'ın fiillerinde
    ki gaye, amaç ve yüce hikmetler
    Hilaf : Karşı, zıt, yalan
    Hilkat : Yaratılış
    Himmet: Gayret etmek, çalışmak,
    çabalamak
    HÎS5-İ Bâtıni: Kalb ile sezmek, altın
    cı his
    Hiss-i Müşterek : İç âlemde duyulan
    ortak his, kalb ile sezgi, buna hissi
    bâtını de denir
    Hurius : Sonradan var olmak
    Huief â-i Râşİdln : Peygamberimizin
    dört büyük hâlifesi : Hz Ebu Bekir
    Hz Ömer, Hz Osman ve Hz Ali (R
    Anhun)
    Huruç : Çıkış, çıkmak
    Huruf : Harfler
    Husul: Üreme, türeme (bkz hâsıl a
    lan)
    Hususiyet: Bir kişinin özel hayatı ite
    ilgili şey özellik
    Hutama : Cehennemin beşinci katı,
    kırmak, dökmek
    Hüccet : Delil, senet, vesika
    Hülâsa : Bir şeyin kısası, bîr sözün
    Özü
    Hüsün : Güzellik Dünyada medhe,
    âhiretie sevaba vesile olan
    Hüsün Liaynihi: Zâti güzellik, zâti
    bakımdan güzel olan
    Hüsün Lİgayrihi : Zâtı ile değil, zâtı dışındaki bir şeyle güzel olan Hüsün ve Kubiıh : Güzellik ve çirkin-lik Dinen emrolunanlar güzel, ya-saklananlar da çirkindir
    Hüviyet : Mahiyet, bir şeyin aslı, ha-kikati, bir kişiyi tanıtan kimlik
    — I —
    Idlâl : Dalâlete düşürme, saptırma, azdırma, doğru yoldan çıkarma, kötü-lüğe sevk etme
    T'kab : Ceza, azap, eziyet Inkıyad etmek: Boyun eğmek, itaat etmek
    Islâh : tyi hale koymak, düzeltmek Israr : Ayak direme, direnme, diret-me
    Istılah: Tâbir, terim, bir kelimenin bir ilimdeki karşılığı
    Itlak : Salıverme, koyuverme Izdırari : Mecburi, irade ve istek dışı
    -I —
    İbadât : İbadetler Allah'ın emirlerine uyarak, ilâhi rızasını kazanmak ve O'na tapmak gayesi ile, bedenle, mal la yapılan taatlar
    İbadet re taat : Allah'ın emirlerine uyarak, O'na tapmak, tapınmak; Al-lah'ın her emrini yerine getirmek O'na itaat etmek
    İbarede Vücud : Zihinden geçen bir anlamı sözle ifade etmek İbda' : Eşi, benzeri vs örneği olma-dan yaratmak
    İbda' ve İUet-i Gâiyye : Allah'ın var-lığını, yaratmadaki eşsiz ve üstün ga-yeye dayanarak isbat eden bir delilin ismi
    İblis : geytan, hilekâr İcabet : Kabul etmek, uymak îcâbiyye : Mutlak cebir fikrine daya-nan ve maddî cebircilik (determinizm) adı ile tanınan felsefî ve sapık bir mezhep



  6. 6
    îcma* : İttifak, toplanma, bir araya gelme (Terim olarak ise; aynı asırda yaşayan İslâm müçtehidlerinin şer'î bir hüküm üzerine birleşmeleri) İcmâ-ı Ümmet : Ümmetin, yani İslâm âlimlerinin ittifakı Peygamber Aley-hisselâmın vefatından sonra herhangi bir asırda, o asırda yaşayan İslâm müçtehidlerinin dinî bir hüküm üze-rinde birleşmeleri
    îemâlen : Kısaca, toplu olarak İcmâlî : Kısa, toplu, tafsilât olmaksı-zın, geniş olmayan
    İcmali îman: Peygamberimizin bil-dirdiği dinî esas ve hükümlerin tama-mına toplu olarak inanmak, îmân et-mek
    İcra : Yapma, yerine getirme icra etmek : Yapmak, bir İşi yerine getirmek
    İçtİhad : Fer'î olan dinî bir hükmü ana kaynaklarından çıkarma hususun-da bütün takat ve kudreti (daha faz-lasından âciz kılacak kadar) sarfet-mek
    fçtima' : Toplanma, biraraya gelme İçtimai : Topluma âit, sosyal, toplum-sal
    İçtima-i Nakizeyn : İki karşıtın bir-leşmesi Vücud ve adem gibi iki kar-51tan bir anda bulunması (Bu mantı-ken muhaldir, mümkin değildir) İdâme : Devamlı, daimî kılma, devam ettirme, sürdürme
    İddia : Haklı haksız bir hükümde di renme
    İdhal etmek : Dâhil etmek, içeri s m ak İdrak : Arlayıg akıl erdirme
    4YU
    İfa etmek t Yerine getirmek, bir işi -apmak
    îfrat : Aşırılık, İleri gitme, haddi aşma
    İftirak : Ayrılma, birbirinden ayrı olma
    Ihâtâ : Kavrama, anlama İhiâs : Kanşıfcsız, riyasız ve samimi inanç
    İhtilâf: Ayrılık, aykırılık, anlaşmaz-lık
    İhtimal: Mümkün olma, bir şeyin olabilmesi
    İhtimam : Dikkatle, gayretle sarılma, özenerek iş görme İhtira: tcad etme, benzeri olmayan bir şeyi meydana getirme İhtirak : Tutuşup yanma İhtisas : Uzmanlık, her hangi bir ko-nuda derinliğine bilgi sahibi olma İhtiva : tçine alma, içinde bulundur-,ma
    İhtiyaç : Muhtaç olma, gerek duy-ma
    İhtiyar : Seçme, seçilme, seçme gücü İhtiyar etmek: Seçmek, beğenmek, seçip yapmak
    İhtiyari: İsteğe bağlı olan, mecburî ve zarurî olmama
    thve-i selâse : Üç kardeş (bu isimle meşhur olan itikadı bir mes'ele)
    İhya: Diriltme, canlandırma, uyan-dırma Hayat verme İkame : Ayakta durdurma, yerine koyma İkna : Razı etme, kandırma
    İktila : Yeter bulma, aza kanaat et-me, yetinme
    İktisab : Kazanma, sahip olma Edin-me, cebretme, zorlama
    ikrah : Tiksinme, kötü görme, iğren-me
    İkrar : Kalb ile tasdik edilen şeyi dil ile söyleme, kabul etme,
    tîrtiza : Lâzım gelme, gerekme İlâhi Adalet: Allah'ın Yüce adaleti İlâhiyyât: Allah'ın Zât ve Sıfatların-dan ve Allah (cc) ile ilgili mevzu-lardan bahseden bir ilim, bir bölüm
    İlâhiyyûn : Yüce Allah'ın Zât ve Sı-fatları ile ilgili konulardan bahseden ilahiyat filozofları
    İlhâd : Allah'ın varlığını ve birliğini inkâr, gerçekten hak din olan İslâm'-dan dönme, cayma İlham : îçe doğuş, seziş Allah tara-fından insanın kalbine bir hayrın, bîr şeyin doğması
    İlhamcılar : Aklı değil, yalnız ilhamt esas alanlar, Allah'ın ilhamına daya-nanlar
    İllet : Sebep, gaye, hedef İİlet-i Gâiyye: Allah'ın varlığını is-bat etmekte, kâinatın yaradıhgındaki hikmet ve gayeleri esas alan aklî de-lil Gaye esasına dayanan delil Üliyyûn : Cennetin ve gök yüzünün r-n yüksek tabakası, Allah'a dâima ibadet eden melekler
    İltifat-ı İlâhî : İlâhi iltifat, Allah'ın Yüce iltifatına, lütfuna erme, erişme İlmııllah: Allah'ın ezelî ve herşeyi kuşatan ilmi
    îlm-i Ezelî : Allah'u Teâlâ'ya mahsus olan ezelî (Öncesi olmayan) ilâhî (mutlak, külli) ilim İlm-i İlâhî : Allah'ın Yüce Zâtına mahsus olan ilâhi, külîî ilmi îlm-i Nakli : Birinden diğerine geçen, intikal eden naklî ilim İlzam : Cevap veremez hale getirme, susturma
    îman : İnanç, inanma, bir şeyin doğ u ve gerçek olduğunu tasdik etme İslâm'ın bildirdiği bütün gerçekleri dil ile ikrar ve kalb ile tasdik etme İman-i Hükmî: Hakikî iman olmayıp, galip bir zanna dayanan tasdikler Ha kikî ve yakînî imanın karşıtı (Mu kallid'in İmanı gibi) İman-ı Şer'i : Şer'î İman Din dilinde-ki imanın mânâsı, iman edilmesi ge-reken şeyleri kalb ile tasdik, dil iîe İkrar etmek
    İmtina : Geri durma, çekinme, (men" den gelir) *
    İndî: Kendince, kendi görüşüne da-yanan
    udinde : Katında, yanında, nazarın-da
    jnâdiyye : Eşyanın hakikatim, mahiye tini inkâr eden sapık bir felsefî ekol (Sofistlerden bir kol)
    İnayet : İyilik etmek, bağışlamak İnâyet-i İlâhiyye : Allah'ın görüp gö-zetmesi
    înd-i İlâhi : Allah indinde Allah ka-tında
    înûiyye: Eşyanın hakikati, zâtı de-ğil nisbidir, indîdir diyen felsefî ekol (Sofistlerden ikinci kol) İnfial: Gücenme, darılma, feveran etme
    İnhisar : Tekel, bir şeyi bir maddeyi, bir işi, yalnız bir kişiye veya kuruma İnkâr : Kabul etmeme, reddetme (Al fah'ı Peygamberi veya Âhireti kabul etmeme gibi), verme
    İnkişâf: Meydana çıkma, açılma, gelişme
    İnsicam : Bir kararda uyumlu olma, bir düziye gitme, düzgün söz söyleme İnşikak : Yarılma, çatlama, ikiye ay nlma
    İnşirah : Açılma, açıklık, ferahlık İntikal: Bir yerden başka bir yere geçme, bir konudan başka bir konu ya geçme
    İntizar: Bekleme, beklenilme, gözle me, gözlenilme inzal : İndirme, indirilme İptidai : İlkel
    iptal etmek: Kabul etmemek, yaniı? lığını isbat etmek, çürütmek İrad : Getirme, söyleme, îrado-i İlâhİyye: Allah'ın iradesi, muradı
    İrade vf, ihtiyar : İstemek ve seçmek İrade-i Cüz'iyve: Her insanda bulu-nan seçme gücü İnsanın elinde olan kendi iradesi
    îrade-İ Knllİyye : Külli, tam, tüm irade Allah'ın mutlak, külli ve ilâhi iradesi Keîâm âlimlerînce insanlar arasındaki ortak iradeye de bu iti bara göre «Millî irade» adt veriliyor
    çevirme, geriye
    irca' : Eski haline döndürme
    İrşad : Uyarma, doğru yolu gösterme İrtifâ-i Nabizeyn : Karşıtların ikisi-nin birden kalkması ki aklen müm-kin değildir (Vücud ve ademin "yok-luğun" ayns anda kalkması gibi Man-tıkçılara göre bu imkânsızdır) İrîihâl : Göçme, göç etme ölme İrtikâb et'en : Kötü bir iş yapan, rüş-vet yiyen
    İsbat: Bir şeyin doğruluğunu delil veya sözle ortaya koymak İsbât-i Halâ: Boşluğun (bir mefhum, bir anlam olarak) isbatı
    İskâr : Sarhoş etme, sarhoşluk yerme İsrafil: Dört büyük melekten biri İstidat: Yetenek, kabiliyet Bîr şeyin kabulüne, kazanılmasına olan tabii meyil, anlayış
    İstidlal: Bir delile dayanarak, bir şeyden bir netice çıkarma, delil İle anlama
    İsmet-i Enbiya : Günahlardan uzak
    olma Peygamberlere vâcib olan bir
    sıfat
    İsm-t fail : İşi yapan, kendisinden iş
    çıkan kimselere verilen isim Cümlede
    geçen özne
    tsnad : Dayandırma, dayama
    İstihkak: Hakkı olma, hak kazam îan, hak edilen şey İstihsal: Hâsıl etme, meydana getir-me, üretme, elde etme İstihsan : Beğenme, güzel bulma İstikra' : Bir şey hakkında etraflı bilgi edinme Çoğu cüz'î ve özel olan hükümlerden, genel ve külü hüküm lere, önerilere varmak İstikrâ-i Nakıs : Noksan bilgi edinme Bazı cüzleri (nevi ve cinsleri) incele-yerek yapılan ve zan ifade eden nok-san bilgi Aklî istidlal yollarından biri İstikra-i Tam : Bütün cüz'îleri tetkik-le yapılan ve kesinlik ifade eden bil-gi edinme
    İstikrar : Karar bulma, kararlaştır ma

    İstilâ : Kaplama, kuşatma Bir yeri kuvvet kullanarak ele geçirme İstilzam : Gerektirme, gerekme, ge-rekli kılma
    İstinaf! : Dayanma, güvenme İstinbat: Bir söz veya bir işten giz-lenmiş mânâyı çıkarma İstiva : Denk olma, kaplama, kuşat-ma
    İtibar : Saygı gösterme, değer verme İtibari : Gerçek olmayan, var sayı-lan
    İtidal: Ölçülü olma, ağın olmama, orta yolda olma, mutedil olma İtikad : İnanma, iman etme, kalb île tasdik etme
    İtikâd-i Câzim: Kesin inanç, şüphe olmayan iman
    İtikat : İnanmaya âit, imanla İlgili İtimad : Dayanma, güvenme, emniyet etme
    İtiraz: Bir fikri, bir hükmü kabul etmeme, çürütmeye kalkma, karşı koyma, karşı çıkma İtiyad : Alışkanlık
    ■ İtmİ'nan : Güvenme, kalbteki huzur ve sükun
    İftihad : Bir olma, birleşme, aynı fi-kirde olma birlik İttihaz : Edinme, kabul etme İttikaa : Sakınma, Allah'tan korkma İttisal: Bitişme, kavuşma, ulaşma, birbirine dokunma
    İzafî: Bağlı bulunduğu şey ite bera-ber değişen
    izafî ve İtibari : Bağlı bulunduğu şey ile değişen ve gerçek olmayan, haki-kî olmayan
    izahat: Açtk anlatma, açıklama İzâle : Giderme, giderilme, yok etmp İz'an : Anlayış ve kavrayış İzhar : Gösterme, meydana çıkarma
    — K —
    Kaabil: Mümkin, olabilen, kabul edi-len (Hz Âdem'in bir oğlunun adı) Kaadir: Muktedir, güçlü Yüce Al-lah'ın bir kemâl sıfatı
    Kaadiri Mutlak : Mutlak kudret sa-hibi olan Yüce Allah (cc)
    Kaadiriyyet: Kudretülik, güçlülük
    Kaaim : Başka bir seyir, yerini tutan,
    ayakta duran
    Kabili : Çirkin, yakışıksız, kötü, fena,
    dinde yasak edilen
    Kadler: Allah'ın ezelde takdir ettiği
    ilâh! ölçü
    Kader-i Muallak : İnsan İradesine
    taalluk eden ilâhi ölçü
    Ka£er-i Mübrem : İnsan irade ve
    kudreti dışında olan ilâhi ve değiş-mez kader
    Kadim : Başlangıcı olmayan, ezelî Yüce Allah'ın zâtı ve selbi bir sıfatı Kâfir : Küfreden, küfredici, hakkı ta-nımıyan bilmeyen, Allah'ın varlığına ve birliğine inanmayan Kaide : Kural, esas, temel, usui, ni-zam
    Kâinat : Var olan şeylerin hepsi, ya-ratıkların tamamı, evren Kâmil: Olgun, yetişkin, gelişmiş Kasd-ı evvel: İlk istek, ilk amaç önceki kasıt
    Kasd-ı sânı : İkinci kasıt, ikinci is-tek, birinci derecede olmayan amaç, gaye
    Kâsib : Kazanan, kesb eden, yapan, işleyen
    Kasr : Kısa kesme, kısaltma, kısma Kaasır : Zorla işleten, kusurlu Kat'î : Kesin, tereddüde mahal olma yan şey
    Kat'iyyet : Kat'ilik, kesinlik Kavlî Sünnet: Peygamber Efendimiz (sav)'İn söylediği «Hadis-i Şerîf>ler Kayyûm : Baaki ve kaaim olan, ezelî Allah (cc)
    Kayyûmiyyet: Devamlılık Devamlı, baakî kalmak
    Kâzİb : Yalancı, yalan söyleyen Kaziyye : Mesele, dâva, teklif Man-tık dilinde önerme
    Ktbâir : Büyük günahlar, büyük fe-sada sebep olan ve dinen şiddetli ce-zayı gerektiren suçlar (Zina gibi) Kebîre : Büyük günah (Kumar gibi)
    Kelâm Binefsifi : Allah'ın Kelâmı, sözleri
    Kelâm Sıfatı: Allah'ın subutî, zâtına sabit ve mahsus olan kemâl sıfatla-rından bîri Yüce Allah'ın sese, harfle-re, telime ve cümlelere muhtaç olma-dan konuşması
    Kelâm-! İlâhî : Yüce Allah'ın ilâhî kelâmı, yüce sözü
    Kelâm-ı Lâfzı: Lisan ile, dil ile ifa-de olunan söz
    Kelâm-ı Lâfn-İ ilâhi : Yüce Allah'ın Zâtı ile kaaim, -Kelâm-ı Nefsi» yi idrâke vâsıta olan ve ona delâlet eden ibare ve işaretler, âyet ve sûrelerden meydana gelen ilâhî kelâmı, sözleri Kelâm-ı Nefsi : Nefiste bulunan ve nefis ile kaaim olan mânâ Kalbde mevcut söz
    Kelâm-ı Nefsî-î İlahî: Yüce Allah'ın Zâtında bulunan ve O'nunla kaaim (var ve sabit) olan ilâh! mânâlar Yüce anlamlar, sözler Kelâmullah: Allah'ın Kelâmı, Kur'an-ı Kerîm
    Kelâmuİlah-ı Kadim : Kadîm ve ezeli olan Allah'ın Kelâmı, Kur'an-ı Kadim gibi
    Kelîme-i Şehâdet: Şehadet Kelimesi Bu kelimeyi, yani Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Hz Muhammed'İn Al-lah'ın Resulü olduğuna kalbiyle İna-narak söyleyen kimse müsîüman olur Kelime-İ Tevhid : Allah'ı birleme sözü, yani «Lâ ilahe İllallah» demek Kelimetollah : Allah'ın Kelimesi, ilâ M sözü Allah'ın Kelimesi ki; Kur'an ile bildirilen Müslümanlığı yüceltmek, her müslümanın vazifesidir Kemâl: Olgun, yetkinlik, tamlık Kemâlât: İnsanın bilgi ve ahlâk gÜ zslliği bakımından olgunlukları Kemâlât-ı îlâhiyye : Allah'ın mükem mellikleri, Kemâl Sıfatlan Kemâl-i İman : İmanın kemâli, olgun luğu, en yüksek derecesi İbadetler ve sâlih ameller, imanın kemâlinden dır
    Kerâhiyyei : İğrenme, tiksinme, baskı ile yapma Kelâmcılara göre; irade-sizlik, acizlik, irade sıfatının zıddı Keramet : Evliyâ'nın, Allah'ın izniyle gösterdiği fevkalâde hâdiseler, kerem bağış
    Kerem : Cömertlik, lütuî, ihsan Kesb : Çalışıp kazanma, bir şeyi ira-de ve ihtiyar sarfederek elde etme Kesbi: Kesb etmeye, kazanmaya âit Kesb ve ihtiyar : Kendi isteğiyle, ira-desiyle seçme, kazanma Kevnî : Var olmaya âit, var varlık
    Keyfiyet : Nitelik, husus Bir şeyin iyi veya kötü olma cihati Kıdem: Evveli olmama Allah'ın sıfatı (Selbî sıfatlarından biri) Kıraat : Okuma, devamlı ve düzgün okuma
    Ktyam binefsihi : Kendi Zâtı İle kaaim olan Allah'ın- Selbî (tenzihi) Sıfatla-rından biri
    Kıyamet : Kâinatın nizamının bozul ması, her şeyin altüst olarak son bul-ması
    Kıyas : Dinî delillerden biri Bir veya daha çok noktalarda birbirine benze-yen şeyleri Ölçmek, bir şeyin hükmünü benzerine vermek Mantık ilminde kul-lanılan İlmî bir terim Kıyas-ı OH : Açık kıyas İlleti, yani sebebi açık elan ve Müctehid tarafın dan kolayca anlaşılan kıyas nev'i I Kıyas-ı Fukaha : Fakihlerin, yani Fi kıh âlimlerinin yaptıkları ilmî kıyas Ser'î bir delil ile daha önce sâbii olan bir şey hakkındaki hükmün mis lini, ortak bir illete (sebebe) dayana rak, diğer bir şeyde izhar etmek ve açıklamaktır
    Kıyas-ı Hafi : Kapalı kıyış İlleti ka | palı olan kıyas ki, buna «İstihsali* da denir
    Kinaye: Maksadı kapalı olarak an latma
    Kirâmen Kâtibin : Şerefli yüce yazı cılar, insanların yaptıklarım yazarı melekler
    Kitâbu'l - Hakk : Doğru ve gerçek o-lan kitap Kur'an-ı Kerîm'in bir ismi Kftabullafc : Allah'ın Kitabı, Mukad-des Kitabımız Kur'an-ı Kerîm Kitâbu'l ■ Münir : Kalpleri ve fikirleri aydınlatan ilâhî hitap; Kur'an-ı Ke-rîm
    Kitabede vücud : Zihinde geçen bir mânâyı yazıya dökerek ifade etme Kizb : Yalan, doğru olmayan Kubuh : Kötü, çirkin, Allah'ın yasak kıldığı
    Kubuh Liaynihİ : Zâtında bulunan bir sıfattan dolayı çirkin olan Kubuh Ligayrihi : Zâtı dışındaki bir şeyden dolayı çirkin olan Kudenıa : Kadimler, yani öncesi ol mayan şeyler Varlığının evveli olma-yan varlıklar «Kadim» olan yalnız Yüce Allah'dır
    Kudret: Kuvvet, takat, güç, Allah'ın ezelî gücü, Kemâl sıfatlarından birisi Kadref-î îlâhiyye : Allah'ın Yüce ve sonsuz olan kudreti Kudretullah : Yüce Allah'ın ezeli kud reti, ezelî gücü
    Kutsi : Mukaddes, ilâhî, Allah'tan ge-len ve indirilen kutsal şeyler Kutsiyet : Yücelik, ilâhhk, Kur'an-ı mesmu: Okunarak işitilen Kur'an-ı Kerîm
    Kuvve-i te'yidiye : Destekleyici kuv-vet
    Küfür : Allah'a ve dine âit şeylere i Banmama, Cenâb-i HaBr's orlak koş ma, dinsizlik, imansızlık, İslam dininin esaslarına uymayan davranışlarda bu-lunma
    Küllî : Bütün, umumî, tam, çok, pek çek
    Küllîyyat : Külli, umumi, genel oHn şeyler
    Künh : Bir şeyin ash, hakikati, te-meli
    Kütübin : Tevrat ve Ahd-İ Atikden bir kısım, özel bir terim Kütüb-Î Münzele: Allah tarafından Peygamberlere indirilen Mukaddes Ki-taplar
    Kütübü Sİtte : Altı Kitap En mute-ber en sağlam meşhur altı hadis ki-tabı
    Lâ Edriyye : Sofistlerden bir zümre, hiç bir şeyi kesin olarak bilmedikle-rini iddia eden felsefî sapık bir ekol (Sofistlerin üçüncü kolu) Lâfız : Söz, kelime, harf Lâfz-ı ilâhî : İlâhî söz, Allah kelâmt Kur'an-ı Kerîm ve âyetleri Lâhik : Yetişen, ulaşan, eklenen
    Lâmİse : Dokunmakla olan duyma
    duygusu Temas eden el ve vücud de-risi
    Letafet : Lâtiftik, güzellik, hoşluk
    nezaket
    Levh-i Mahfuz : Allah'ın ezelde tak
    dir ettiği, kaza ve kaderin yazıldığı
    ilâhi levha
    Lczâ : Ateş alevi, cehennemin bir
    ismi
    Lİzâtihi ve bizatihi : Vücudu, zâtı için
    vücudu zâtına vâcib, yani zaruri olan
    Yüce Zât
    Lütuf : îkram etma, istekle verme



  7. 7
    — M —
    Mâ bihi'l - İmtiyaz : Kendisiyle ayrı-lan ve temayüz olunan (seçilen) şey ki, buna -tfantık dilinde, «fasıl» de-nir
    Mâ bihi'l - İştirak : Kendisiyle iştirak, ortak olunan şey Buna Mantık ilmin-de «cins» denir
    Ma'bud: îlâh, kendisine ibadet olu-nan, tapılan Yüce Allah (cc) Maddiyyım : Maddeciler, yalnız mad deye inananlar
    Ma'dom : Var olmayan, yok olan şey Mağfiret: Affetmek, bağışlamak, ört bas etmek Allah'ın kullarım affetme-
    Mahdut : Sınırlı, belirli Mahiyet : Bir şeyin ash, hakikati Mahiyet-i Mahlâta : Karışık mahiya Bunlar, hariçte mevcut olan şeylerdir Mâhiyet-i Mutlaka : Mutlak mahiyet Kelâmcılara göre zihinde mevcut olan bu gibi şeyler, hariçte fiilen oîa-bilir de, olmayabilir de Mâhiyet-i Mücerrede : Mücerred, so-yut mahiyet, hariçte bulunmayan, fakat zihinde mevcut olan şeyler Mahluk : Yaratık, yaratılan her var-lık
    Mahlukât: Yaratıklar, yaratılmış bü-tün şeyler, varlıklar, canlılar Mahsusât: Hissedilen, gözle görü Ien şeyler
    Mahzun : Tasalı, kaygılı, hüzünlü Makâsıt: Maksatlar, niyetler, istek-lar, amaçlar, arzular (maksad'ın ço-ğulu)
    Makastarı Aslîye : Aslî maksatlar Bir ilimde hedef oîarak kabul edilen şeyler, esaslar, temel konular Makbul : Kabul olunmuş, alınmış şey, beğenilen, hoş karşılanan , Makîs : Kîyas erlilen, benzetilen, (Kı-yâs kelimesinden türetilmiştir) Maksat; Kasd olunan, istenilen §ey, amaç, hedef
    Maktul : Öldürülmüş, vurulmuş kini se
    Ma'kulât: Akıl ile bilinen, aktın >;>-gun bulduğu, hislerle görülmeyen şey-ler
    Mâlâyâni : Boş, faydasız, anlamsız, şey, mânâsız söz
    Mâlik: Sahip, bir şeye sahip olan, (Yüce Allah'ın ulûhiyyet afatlarından biri)
    Ma'lum : Bilinen, belli olan şey Malûmat : Malum olan, bilinen şey-ler
    Mâni : Engei, men eden, geri bira kan, alıkoyan
    Ma'rife* : Bitmek, biliş, hüner, usla tık
    Marifetutlah : Allah'ı bilmek (Her İnsan Allah'ı eserlerine bakarak aklı ile bilebilir, bitmekle mükelleftir) Ma'nıf : Herkesçe bilinen, tanınan Masdar : Bir şeyin çıktığı yer, kay-nak, membaa
    Ma*siyet: İşlenen bir günah, isyan, asilik, itaatsizlik
    Maslahat: İş, emir, husus, keyfiyet, ehemmiyetli iş, menfaata uygun olan Maslahat ve Mebsedet: Menfaat ve zarar, maksada uygun olan ve olma-yan
    Massetmek : Emmek Masun : Korunmuş, korunan Materyalist: Maddeci, her şeyin as hm maddeye dayayan kimse Matlub : Talep edilen, istenilen, ara nılan şey
    Matuf : îsnad olunmuş, yöneltilmiş Mâturidîyye : Ebû Mansur Muham-med b Muhammed, b Mahmut el-Ma-tûrîdî'nin kurduğu itikadda Ehl-i Sün-net'in ikinci hak mezhebi, itikadda mez
    nebimiz
    Mâ yüntefau bihi : Kendisinden fay
    dalamlan şey
    Mâzİ : Geçmiş zaman
    Mead : Sonunda dönülen yer âhiret
    Mçâl: Bir yazının, sözün anlamı, özü
    Mebâdi' : İlk esaslar, temel unsur
    lar, prensipler,
    Mebfc t Başlangıç, prensip, ilk üi>
    sur, ilmin ilk kısmi
    Mebde-i İlliyyet: İlliyet kanunu, İl-let ve ma'lul sebep ve müsebbeb üiş
    kişini gösteren kanun
    Mebde-i İştikak: Bir kökten gelen
    kelimelerin birbiri ile olan ilişkilerinin
    asîı
    Mebdei Tekvin: Var olmanın asft
    başlangıcı: Tekvin Sıfatının aslı
    Metmi : Bir şeye dayanan
    Mecburi : Zorunlu, mecbur, yapma
    zorunda olma ister istemez: zar al
    tında
    Mecelle : Kitap, mecmua, dergi İs-lâm Hukuku ve Kanunu ile ilgili ola-rak hazırlanan meşhur bir eserin is-mi
    Mecmu* : Toplanıp biriktirilmiş, tertip ve tanzim edilmiş şeylerin hepsi Mecûsî : Ateşe tapan Meçhul ; Bilinmeyen Medar : Bir şeyin üzerinde dönece ği, devredeceği, hareket edeceği yer Medih : Övme
    Medlul: Üzerine delil getirilmiş olan şey
    Mefhum : Anlaşılmış, sözden çıkarı lan mânâ kavram Mefsedet : Fesatlık, münafıklık, boz-gunculuk
    Mekârim-i Ahlâk : Övülmeye lâyık olan yüksek ahlâk, güzel huylar Mekkî : Mekke'ye ait, -Mekke'de Pey-gamberimiz (AS)'e indirilen âyet ve sûreler
    Meknuz : Yere gömülü, hazinede sak' h
    Mekruh : Hoşa gitmeyen, tiksinti ve ren, iğrenç İslâm dinînde haram de recesine varmayan ve zannî deliller-le sabit olan yasak şeyler Melâike : Melekler Meleke: Alışkanlık, tekrarlaya tek-rariaya meydana gelen bir hassa, bir huy
    Melekut : Melekler ve ruhlar âlemi Memat: Ölüm (Hayatın zıddı) Menba*: Kaynak
    Mendub : Yapılması iyi, uygun görü-len Dini emir ve yasaklardan olma yan, fakat yapılması iyi ve makbul olan şeyler
    Menfaat: Yarar, fayda Menfî : Olumsuz, sürgün edilmiş, her şeyin olmayacak tarafını, aksini dü-şünen
    Mcnkabe : Çoğu tanınmış veya tari he geçmiş kimselerin hallerine âit fık-ralar, hikâyeler
    Men lem yezak lem ya'rif : Bir şeyi tatmayan, onun ne olduğunu bilmez Menşe*: Bir şeyin çıktığı yer
    Kulsi : Kutsal, yüce ve ilâhi kaynak
    Menşe-i Tekvin : Tekvin (Var- etme, yaratma) sıfatının kaynağı Menzile : Mertebe, derece, yükseklik derecesi
    Mertebe : Derece, rütbe paye Merzuk : Rızıklanmış, rızık verilmiş Mesâil : Mes'eleler çözülmesi gere-ken işler
    Mes'ele : Sorun, çözülmesi ve karsı-lığı istenen şey, problem Meserret : Sevinç, sevinme Mesnet : Dayanak, dayanılan §ey Mesnetsiz : Dayanıksız, asılsız
    Mes'ul: Sorumlu, sual sorulmuş, ken-disinden sorulmuş Mes'ulîyet : Sorumluluk Meşhur : Şöhretli, şöhret kazanmış, ün almış
    Meşiat : Dileme, irade £tme, iiteme Meşru : Şeriatın, dinin müsade ettiği, toplumun uygun gördüğü, aklın ve vicdanın kabul ettiği şey
    Metafizik: Fizik ötesi, tabiat Ötesi Metodoloji : Metotlar ilmi Mevcudat: Var olan şeyler, mahluk lar, yaratılanlar
    Mevcudiyet : Mevcut olma, varlık Mevhibe : İhsan, bağış Mevhibe-i İîâhiyye : îlâhî vergi, Al-lah'ın lütfedip verdiği üstün yetenek Mcv'izs : Nasihat etme öğüt verme Mevzu : Konu bahis Mevzmıbahs : Söz konusu, bahis ko-nusu, bahsotunan
    Meze etmek : Katmak, katıştırmak Mezheb : Gidilen, tutulan yol bir di nin itikad veya ameli hükümleri etra-fında teşkil edilen ekol
    Mihver : Eksen
    Mikâil: Dört büyük melekten biri
    Misli: Benzeri, tıpkısı
    Muâhaze : Azarlamak, kusurlu gör
    inek, sorumlu tutmak
    Muamelât : Kayıt, takip ve saire gibi
    işler İnsanların aralarındaki işlerle ü
    gili dinî amelî hükümler
    Muasır : Çağdaş, bir asırda yaşa-yanlardan her biri Muattal : Tatil edilmiş, bırakılmış, kullamlmaz
    Muazzam : Çok büyük Mûcid : İcad eden Mu'cîze : Âdetler üstü, fevkalâde bir olay, benzeri yapıîamıyan bir şey, bir olay
    Mu'cizii'l-Beyan: Okuyan ve duyan lan âciz bırakan fevkalâde üstün be-yan Kur"an-ı Kerim, mu'cizü'l-beyan'-dır
    Mufassal: Uzun U2un anlatılan, taf süâtlı detaylı olarak bildirilen Mugayir : Aykırı, başka, uygun ol-mayan MııgayyebiU : Görülmeyen şeyler, gâ-
    ib âlemi
    Muğlak : Kapalı, çapraşık, özü anla-tılmayan
    Muhafaza: Saklama, koruma, hıfzet-me
    Muhakkak: Kesin Doğruluğu ve gerçekliği belli olan şey Muhakkikim : Tahkik eden inceden İnceye araştıran âlimler Muhal: İmkânsız, olmayacak bir
    şey
    Muhalefet: Muhaliflik, aykırılık, uy-gunsuzluk
    Muhalefettin H-1-Havâdis : Yüce Al-lah'ın hâdiselere, yaratıklara benze memesi (Yüce Allah'ı noksanlardan tenzih eden Selbî Sıfatlardan biri) Muhalif : Karşı çıkan, aykırı görüş sahibi, zıt görüş, aykırı, zıt Muhatab : Kendisine söz söylenen, hi tap olunan, dinleyen Muhayyile : Hayal etme gücü Muhdis : Yok iken var eden icad eden yaratıcı
    Muhit: Çevre, etrafını çeviren, kuşa-tan Yüce ALLAH (CC)'m isimlerin den biri
    Muhkem : Tahkim edilmiş, sağlam kılınmış, sağlam, kuvvetli Muhtasar : Kısaca, özetle Muhtelif : Birbirine uymayan, zıt çe-şitli, türlü
    Maliyi : Hayat veren, dirilten, can-landıran Yüce Allah'ın isimlerinden
    biri
    Mukabil: Karşı karşıya gelen, birse-yin karşısında bulunan, karşılığında Mukadder : Takdir olunmuş, kıymeti biçilmiş, alnında yazılı olan kaderi Mukadderat : Ezelde takdir olunan, Allah'ın takdir ve tesbit ettiği şeyler Mukaddes : Takdis edilmiş, mübarek kutsal, temiz, ilâhî Mukaddime : Önsöz, giriş, başlangıç, Mukallit: Taklit eden, başkasına ben-zemeye Özenen
    Mukarrebön: Allah'a yakın olan yaklaştırılan melekler Mukayese: Karşılaştırma, Ölçme, kt yaslama
    Muktedir: îktidarh, yapma gücüne sahip olan, güçlü kişi Mukt*za : Gereken, îcabeden Mukteza-i Hikmet: Hikmet icabı, Hik-metin gerektirdiği şey Muktezi : îcabeden, iktiza eden, lâ-zım gelen, icabettiren, gerektiren Murad : îstenen, irade olunan Murad etmek: İstemek, arzulamak Murad-ı İlâhi : İlâhî istek Allah'ın yüce isteği, ezelî iradesinin gereği Musahhar: Teshir olunan, emrine, iradesine verilen Mutabık : Birbirine uyan uygun
    uyumlu
    Mutasarrıf : Tasarruf eden, dilediğini yapan, tasarruf hakkına vs gücüne sahip olan Muteber : İtibarlı, şerefli, hatırı sayı-lır, saygın İnanılır, güvenilir Mu'tezile : Ehl-i Sünnet dışı sayılan itikadı bir mezhep Kaderi ve Allah'ın Subûtî sıfatlarını inkâr ederler Kur'-an'a mahlûktur derler Mutlak : Kayıtsız, şartsız Mutlak Hayır : Kayıtsız, şartsız ha-yır
    Mutlak Kemal : Kayıtsız kemal Al lah'a mahsus olan kemal, olgunluk yücelik Mutmain : Huzur içinde olan
    Muârrız : Ta'riz eden, dokunaklı sÖ2 söyleyen, taş atan, sataşan Muttali: Öğrenmiş, haber almış Ha-berli
    Muttasıf : Vasıflanan, nitelenen Mnvâcehe : Karşı karşıya, yüzyüze gelme, yüzleşme
    Muvafakat : Uygunluk, uyma uzlaş ma, razı olma
    Muvaffak : Başarılı, işi rast giden, beceren, Allah'ın yardımına erişen, mazhar olan
    Mnvaffık : Muvaffak eden, başarı ka-zandıran Yüce Allah Muvafık : Uygun, yerinde-Muzdar : Çaresiz, mecbur Mubah : Yapılması da, yapılmaması da dinen ca'iz olan şeyler Yemek, iç-mek gibi (Cezasız, sevapsız işler) Sa-kıncasız
    Mübahâse: Bir iş etrafında karşı lıklı konuşma, bahse girme, iddialaş ma
    Mübîn : Hayrı şerri, iyiyi ve kötüyü beyan eden açıklayan Mübrem: Lüzumlu, kaçınılmaz, aci-le yapılmasî gerekli olan zorunîu o!an §ey
    Mücâdele : Savaşma, uğraşma, bir konu etrafında çekişme Mücâzât : Ceza, karşılık verme, ce-zalandırma
    Mücbir ve muzdar: Mecbur, icbar olunan, zorlanan, yapmak mecburiye-tinde, zorunîuğunda olan Müceddid : Yenileştiren, yenilik ha-reketine girişen
    Mücehhez : Donanmış, donatılmış Ha-zırlanmış
    Mücerred : Diğer bir şeyle kanşik ve-ya beraber olmayan, sırf yalnız, so-yut
    Müctehid : İctihad eden Gücü yetti-ği kadar çalışarak, dinî hükümleri kaynaklarından (âyet vt ı> a dişlerden) çıkarmaya muktedir olan büyük din âlimleri, imamları
    Müdafaa: Karşı koyma, savunma, bir saldırışa karşı koyma Müdahale : Karışma, araya girme
    Müddet : Süre, belirli bir zaman Müdebbirât : Tedbirli, düşünceli Kâi nat nizamı ile görevli oîan melekler Müesses : Tesis edilmiş, kurulmuş Müessir : Tesir eden, etkin, etkili MÜeyy*d: Te'yid olunan, destekte' nen
    Miifret : Tek, yalnız, basit Müfsit: Bozan, ifsat eden, şartları-na uygun olan bir şeyi, bîr hükmü ve-ya bir ibadeti bozan şey Mühim : Önemli, gerekli, lüzumlu, ehemmiyetli
    Muhtedİ : Vaşaklardan kaçınan, hidâ-yete eren, doğru yolda olan Mükâfaat: îyi ve güzel bir hizmet karşılığında verilen şey Mükellef : Bir şeyi yapmaya mecbur olan vazifeli, (sorumlu) yükümlü Mükellefiyet : Yükümlülük, yapmak zorunluluğu (sorumluluk) Mükemmel: Olgun, kusursuz, kema-le erdirilmiş
    Mükevven: Tekvin olunan, yaratı-lan
    Mükevvin: Tekvin eden, yaratan Yü-ce Allah (cc) Mülâhaza : İyice düşünme Mülayim : Uygun, yumuşak huylu, uy-sal,
    Mülhid: Allah'ı İnkâr eden, dinsiz, imansız Mamaselet: Denklik, benzerlik
    Mümkün : Olabilen, olabilir, olması da olmaması da caiz olan şey
    Mümkinât: Olabilecek şeyler Münkinü'l-VÜcnt : Vücudu, varlığı başkasından olan, var olmak için bir
    yaratıcıya muhtaç bulunan şeyler
    Mümtaz : Seçkin, temayüz eden Mümteni' : Mümkün olmayan, im-kânsız
    Münafık : Kâfir olduğu halde kendi-sini müslüman gösteren, nifak sokan Mİtnâfi : Zıt aykırı, uymayan Münâkaşa : Tartışma, çekişme, atış-ma
    Münâsebet; İlgi alâka, yakınlık, uy-gunluk, vesile, sebep, ilişki
    Münazara : Kural'ava uygun olarak karşılıklı konulma, ilmî tartışma (Mantık terimi)
    Münevver : Aydır; kimse, aydınlatıl-mış, nurlandırılmış Mâneızeh : Temiz, kusur ve noksa m bulunmayan, hiç bir şeye muhtaç olmayan
    Münferid : Tek, yalnız olan, ayrı kendi başına
    Münkariz : Sonu gelen, son bulan Münkeşif : Keşf olunan Münker : İnkâr olunan Münkerât: İnkâr olunan şeyler (ço gul)
    Münker ve Nekir: Soru melekleri (Ölen bir kimseye dini belirli sorulan soran bu adla bilinen melekler) Münkir : İnkâr eden, İnanmayan Müreccih : Tercih eden, ihtimallerden birini seçen
    Müreccihsİz : Tercih edici olmadan Mürekkeh : Birleşmiş, karışmış, teş-kil olmuş, tertip olunmuş, cüzlerden meydana gelmiş olan şey
    Mürid : İrade eden emreden, buyu-ran, isteyen, irade sahibi (Allah'ın i-, simlerinden biri)
    Mürşîd : Doğru yolu gösteren, iyiliğe yönelten, rehber, önder Mürted : Dinden dönen îslâm dinin-den çıkan, irtidad eden Müsait: Elverişli, uygun, yardım eden
    Müsavi : Eşit,
    Müsellem : Teslim edilmiş, doğruluğu herkesçe kesinlikle kabul edilmiş Müstağni: Muhtaç olmayan Miisiiihii : İmkânsız, boş, mânâsız, saçma şey, var olması imkânsız olan Müstecab : Kabul olunan Müstehab : Peygamber (AS)'ın se-vap olduğunu bildirdiği ve kendisinin de bazen yaptığı şeyler Müstehak : Lâyık olan, hak eden Müstahilât : Var olması imkânsız olan şeyler
    Müstelâhu'l-Hadis : Hadis İstılahların-dan, hadisin nevilerinden, derecelerin-den bahseden Hadis Usuîü ilmi MüsteSzîm : İstilzam eden, icab eden, gerektiren
    Müstenid : îstinad eden, dayanan Müşabehet : Benzerlik Müşahede : Gözlem Müşkil : Zor, çetin, kolay değil, en-gel, mâni
    Müşkilât : Güçlükler, zorluklar, mâ-niler, engeller
    Müşrik : Allah'a eş, ortak koşan Müştakkât : Bir kelimenin kökünden türetilen yeni kelimeler, ism-i fail gi-bi
    Müşterek : Ortaklaşan, ortak olan -Mütalaa : Görüş, düşünce, okuma Müteaddit: Birkaç, birçok, bîrden çok, türlü türlü
    Müteahhirûn : Sonradan gelenler, da-ha sonra gelen âlimler Müteâref : Herkesin bildiği, ünlü meşhur
    Mütedeyyin : Dindar, dinî esaslara bağlı
    Mütefekkir : Düşünür, tefekkür sahi bi
    Mütekâbilât : Nakizler ve zıtlar MÜtekad^imûn : Önce gelen ilk âlim 'er
    Mütekâmil : Olgun, kemal sahibi, ka mil, kemale eren Mütekellîm : Kelâm âlimi MiUekellimım : îlm-i Kelâm âlimleri, kelâm ilminde bir terim, bütün kelâm âlimleri
    Mütemerrld : Dik başlık eden, inat eden, direnen
    Mütenâhî: Nihayet bulan, sona eren Mötenâkız : Birbirini bozan, birbiri-ne uymayan
    Mütenâsip : Uygun olan her bakım-dan birbirine uyan
    Mütevakkıf : Bir şeye bağlı olan, an-cak onunla olabilen, duran, bekleyen Mâtevassıt : Tavassut eden vasıta olan, orta vasat şey
    Mütcvntir : Ağızdan ağıza geçerek ge [en (Bkz tevatür) Müteveccihen: Yönelerek, niyetlene-rek, yönelenler
    Mütevetlidât : Yapılan bir İşten do-ğan, o iş dolayısıyla icab eden ve or ıya çıkan şeyler Kelâm ilminde bit-terim
    Müveeet» : Tevcih edilmiş, yüzü bir tarafa döndürülmüş, herkesin teveccüh ettiği
    Müyesser: Kolayı bulunup yapılan kolay gelen
    Nafile : Farz ve sünnetler dişindi yapılan ibadetler olup, yapılmasında sevab vardır Nafile, namaz ve sada-kalar gibi
    Nâfai : Nehyeden, yasaklayan, önle-yen, meneden
    Nakd-ı Rical : Hadis râvileri ile ilgi-li Hadis ilmi (Usûlü Hadisten, Hadis İlimlerinden biri Diğeri ise; Musta-lahu'l-Hadis'tir)
    Nakıs: Noksan, kusurlu, eksik, tam olmayan
    Nakîz : Zıt, karşı, karşıt Nakİ7İerin içtimai: îki karşıtın bir araya gelmesi Varlık Üe yokluğun bir anda bir araya gelmesi gibi ki bu aklen imkânsızdır
    NaJtîzlerin irtifâi : İki karşıtın bîr anda ortadan kalkması Bir şeyin ne var, ne de yok oîması gibi Nakli ; Akla değil, dinî metinlere, ya-ni nakle dayanan Nakz: Bozma, çözme, kırma
    Namütenahi : Sonsuz, ^sonu olmayan,
    uçsuz, bucaksız
    Nasib : Kısmet, pay, hisse
    Na*« : Sarihlik, açıklık, kat'ilik, mâ- ■
    nfisında kesinlik ve açıklık bulunan
    Kur'an âyetleri Dinde delil darak
    gösterilen dinî metinler
    Nazar ; Bakma, göz atma, düşünme
    Nazar-ı aklî : Akla dayanarak irice îemek, araştırmak, bir şeyi îsbat et-mek
    Nazarî istidlal : Nazar! ve aklî ola-rak düzenlenen delilden netice çıkar-mak
    Nazır : Nezaret eden bakan gö>e-ter
    Nazire : Örnek, karşılık, benzer Nazil: Yukarıdan aşağı inen, Allah tarafından indirilen Nebat : Bitki
    N^bî : Peygamber, Allah'ın elçisi Nebiyyi zişân : Peygamber efendimiz Hz Muhammed (sav,) Kadri yüce olan Nebi
    Nefsânî: Nefisle ilgili, nefse âit Nefs-i emr : Gerçek Vakıaya, gerçe-ğe uygun olan
    Nefs-i Natıka: însan ruhu İnsanın canlılar arasındaki yerini belli eden cevher, akıl veya aklın bir kuvveti Nefy : Sürme, sürgün etme, uzağa gönderme
    Nchiy : Bir şeyin yapılmasını yasak etme
    Neş'et: Doğuş, meydana gelme, çık-ma
    Neşretmek: Yazmak, dağıtmak, her-kese duyurmak „__ Neşvünema: Yetişip büyüme, canla-nıp var olma ve gelişme Nezâhet : Temizlik, paklık, incelik Nezih : Temiz, pak Nifak: Bozgunculuk, münafıklık, iki yüzlülük, arayı bozma Nihayetsiz : Sonsuz, uçsuz bucaksız Niyaz : Yalvarma, yakarma Nizâm : Düzen, zamanın şartianna göre konulan belirli esaslar Nizâm-ı âlem : Âlemin nizamı, düze-ni, Allah'ın varlığım isbat eden aklî bir delil, {i
    Nübüvvât : Peygamberler ve Peygam-berlikle İlgili mes'eleler bölümü Nübüvvet: Peygamberlik Nüfusu Mücerrede: Maddeden uzak olan soyut cisimler Nüzul: Aşağı inme, indirilme
    — P —
    Paye : Rütbe, mertebe Peygamber : İlâhî elçi, Allah'ın Re sulu, Nebîsî
    Protoplazma: Hücreyi dolduran kim-yevî sıvı madde (Stoplazma)
    — R —
    Rabb : Terbiye eden, yetiştiren ve kemâle eriştiren Yüce Allah Rabbu'l - Âlemin : Âlemlerin Rabbi, yani herşeyin yaratıcısı olan Allah (cc)
    Râcî : Âit, ilgili
    Rahim : Mü'minlere acıyan, merha met eden Yüce Allah (cc) Rahman : Bütün insanlara merhamet eden, merhameti sonsuz olan Yüce Al-lah
    Râvi: Rivayet eden, Peygamberimiz-den hadis nakleden kimseler Râzık : Rızık veren (Bkz Rezzâk)' Re'sen : Kendi kendine, kimseye da-nışmadan
    Resul: Peygamber, Allah'ın elçisi, ne-bi
    Resuîullah : Allah'ın Peygamberi, el-çisi Hz Muhammed (sav) Resul-ü Ekrem: Peygamber Efendi-miz
    Resnl-fi Zişân: Peygamberimiz Hz Muhammed (sav) Kadri, derecesi yüksek olan Allah elçisi Revaç : Sürüm, geçerlik Rey : Görüş
    Rezzâk : Rızık veren, her canlıya rız-kını veren Hak Teâlâ (Allah'ın yüce isimlerinden)
    Rezzâk-ı âlem: Âlemde mevcut her canlıya nzlunı veren Yüce Allah Rıdvan : Razı olma, hoşnutluk Rıza : Hoşnutluk, memnunluk Riza-ı ilâhi : Allah'ın hoşnutluğu, rı-zası
    Rizâ-İ Kalb : Kalb rızası, kalb hoş-nutluğu
    Rızk : Yiyecek, içecek şey, Yüce Allah'ın herkese verdiği nimet Riâyet : Gözetme, gütme, saygı Risale : Mektup, kısa yazılmış küçük kitap, mecmua, dergi Risalet : Peygamberlik, elçilik, nebî-Hk
    Rivâyat : Söylemek, bir haber, söz ve-ya hadisenin nakledilmesi, bildirilme-si
    Bîyazî : Hesap ile, matematik ile il-güi
    Rububiyet Sıfatlan :' İîâhlık, ulûhiyet sıfatları (Rab, Rahman, Rahim ve Mâ-lik)
    Ruhanî : Ruha âit, ruhla ilgili Gözle görülmeyen, cismi olmayan Ruhu't Emin : Vahiy meleği olan Cebrail (a'3)'ın diğer ismi Ruhu'l-Kadüs ; Kutsi ruh, vahiy me-leği (Hristiyanlıkta Hz Meryem kas-dedilir)
    Rnsul-i Kiram : Şerefli, keremli, pey-gamberler, Allah'ın resulleri, nebileri Rükn : Temel, esas, bir şeyin en sağlam tarafı, istinadgâh, dayanak Rü'yetullah : Mü'minlerin âhirette A1T lah'ı (c,c) görmeleri
    -s-
    Saadet: Mutluluk, huzur ve neşe için-de olma
    Sabim : Yıldızlara tapanlar Sabit : Hareketsiz, kımıldamadan ye-rinde duran
    Saded : Asıl mevzu, konunun Özü Sahih : Gerçek, doğru, hâlis kusur-suz, ayıpsız güzel
    Sahihân : Buhari ve Müslim adıyla meşhur olan iki sahih hadis kitabı Saik : Sevk eden, süren, yön veren, sürücü
    Sakıt: Düşen, düşücü, hüküm ve iti-bardan düşmüş, hükümsüz Salih: îyilik yapan, dindar, dinin icaplarını yapan, iyi insan Salih amel: İyi, güzel işler, dinin ya-pılmasını emrettiği şeyler

    Salim: Sağlam, sıhhatli, sakatı ve rksiği olmayan
    Sâmia : İşitme, işitme kuvveti, ku-lak
    Sarahat : Açıklık, ibare ve sözde açık-lık
    Sarih :: Açık meydanda, belli Sebat : Sözünde durmak, kararından dönmek, işine ve sözüne bağlılık Sebkat :: Geçme, ilerleme Sebkat etmek : Önceden gelmek, iler-lemek Önce meydana gelmek Sehv :: Yanlış, yanılma Sehven : Yanlışlıkla, yanılarak Sekenât : Durma, duruş, davranış (lar) (Sekne'nin çcğulu Dilimizde müf-ret gibi kullanılır) Sekr : Sarhoşluk
    Selb :■ ■ Kaldırma, giderme, olumsuz-iaştırma
    Selbî : Olumsuzlukla ilgili Allah'ın bazı sıfatlarına verilen isim Selef : Önce gelip geçenler Selefiyye :: Sahabe ve Tabiîlerin Kur'an ve Hadislere dayanarak ortaya koydukları yolda elan Fukaha, Muhad-dis ve ilk Kelâmcılar Bunlara Kelâm âlimlerince «Ehl-i Sünnet-i Hassa> adı da verilir
    Selim : Sağlam, kusursuz doğru Semavât: Gökler, semalar Semavî : Sema ve gök ile ilgili Sem'î : İşitilerek bilinen, işitmekle il-gili-
    Sem'iyyât : İşitilerek bilinen şeyler Dinî nasslarm metinleriyle bilinen hü-kümler
    Sem' : îşiten, işitme kuvveti olan Yüce Allah'ın Subûtî Sıfatlarından biri Sena : Övme, övüş, övgü Scneviyye :: Hayır ye şer ilâhı diye iki ilâha tapanlar (Bâtıl bir din) Serdetmek : Düzgün ve uygun söz söylemek
    Sevap ve İkap : Mükâfaat ve ceza, azab
    Sevk : Önüne katıp sürme, ileri sür-me, gönderme S&vk-i Tabii : İç güdü Sıtfk : Doğruluk, gerçeklik, kalb te-
    mizliği, P2ygamberlere vâcib olan sı
    Tatlardan biri
    Sıfât-ı Bârî : Allah (cc)'ın Mukad
    des Sıfatlan
    Sıfât-ı İkram : Allah'ın Subûtî Sıfat
    larıca verilen isimlerden biri
    Sıfât-ı Fiil : Yaratma, rızık verme
    diriltme ve Öldürme gibi ilâhî fiille
    rin râcî olduğu «Tekvin Sıfat» na ve
    rilen bir isim
    Sıfat-ı itibarî : İtibari sıfat, hakiki
    olmayan sıfat
    Sıfât-ı Kemal : Allah'ın Kemal sıfat-ları
    Sıfât-ı Meâni : Allah'ın Zâtına sabit
    olan Subûtî Kemal Sıfatları
    Sıfat-ı Nefsiyye : Allah'ın Zâtına
    mahsus olan «Vücud Sıfatı*
    Sıfât-ı Selbiyye: Allah'ın sânına ya
    kısmayan ve O'nu noksanlardan tenzih
    eden sıfatlar Kıdem, Bekaa ve Vah
    daniyet gibi,
    Sıfât-ı Subütiyye : Allah'ın Zâtına sâ bit olan Kemal Sıfatlan (Hayat, İlim, rade ve Kudret gibi)
    Sıfât-ı Tenzih : Yüce Allah'ın noksan
    lardan uzak olduğunu bildiren sıfatlar Sıfât-ı Zâtiyye : Allah'ın Yüce Zâtına sabit olan Selbî ve Tenzihi adı verilen sıfatlar
    Sifâtullah : Allah'ın mukaddes sıfat-lan (Selbî-Zâtı ve Subûtî sıfatlar) Sırat: Cehennem üzerinde uzanan son derece ince ve keskin bir köprü Silsile : Zincirleme, ard arda olan şeylerin meydana getirdiği sıra Siyer : Sîret'in çoğulu Hal, gidiş, gi-dişat, ahlâk ve yüksek vasıflar Pey-gamberimizin hayatını- anlatan kitap-lar
    latan kitaplar, ahlâk ve yüksek va-sıflar
    Siycr-i Nebi : Peygamberimiz (sav) in sîreti, güzel ahlâkı ve hayatı, bu-nunla ' ilgili ilmin İsmi Su^ûr : Meydana çıkma, olma Sahuf : Sahîfeler, Cenâb-i Hakk'ın bazı peygamberlerine indirdiği fcudsi sahifeler, Su-i zan : Kötü zan, kötü sanı
    Sukûti : Sessiz, suskun Sûr : Kıyametin kopmasını ilân eden ve mahiyeti bilinmeyen ilâhî boru Siibiiî : Sabit olma, gerçekleşme Söbutî : Sübut ile ilgili, Allah'ın Zâ-tına sabit olan sıfatlara verilen isim Süfli : Aşağı, aşağılık Sükûn : Durma, kımıldamama, hare ketsizlik
    Sükut : Susma, konuşmama, söz söy-lememe
    Sünnet : Peygamberimizin sözleri, iş: leri ve tasvip ettiği şeyler Sühnetullah : Allah'ın koyduğu ilâhi nizam, ilâhî esaslar SÜnnet-i İlâhiyye : İlâhî sünnet Al-lah'm koyduğu yüce esaslar SÖnnet-i gayrî müekkede : Peygam-berimizin bazan yapıp, bazan yapma-dığı fiiller Yatsı namazının ilk sün-neti gibi
    Stinnet-i Müekkede : Peygamberimizce çok defa yapılıp pek az terkedilen farz ve vâcib dışındaki işler
    jâhetii - Vücuh : Yüzleri kara olsun Şamanîst: Şamanizme inanan kimse Eski Türklerin inandığı bâtıl dinde olan kimse
    Şâmil : İçine p'an, kaplayan, çevre leyen
    Şâmme : Koku alma kuvveti, b;irun Şâri-i: Hakîm, hikmet sahibi olan ilâhi kanun koyucu (Allah cc) Şâri-i Miibin : İlâhî kanun sahibi Yüce Allah
    Şecaat : Yiğitlik, yüreklilik Şefaat: Bir suçun bağışlanması için rica etme, affını isteme Şehâdet : Tanıklık, şahitlik, bir şeyin doğruluğuna inanma; Allah yolunda şehit olma
    Şehâdet-i Amme: Bütün insanların tanıklığı (aklî bir delilin ismi) Şemm : Koklama, koklanma Şer'an : Şeriatça, dinen, şeriata uy-gun olarak Şcr'î : Dini, şeriata dayanan şey
    Şcr'î Ahkâm : Dinî hükümler Şeriat : Cenâb-ı Hakk'ın kullan İçin koymuş olduğu dinî ve dünyevî hü-kümlerin tamamı
    Şer'i İman : Dinin bildirdiği şekilde inanma Şerik : Ortak
    Şerir : Şerli kişi, çoğu kez kötülük ya-pan
    Şeyâtin-i Cin : Cin şeytanları Şeyâtin-i İns : İnsan şeytanları Şeytânü'l Arab : Arab dilcilerince A-rap şeytanları adı verilen yılan Şirk : Allah'a ortak koşma Allah'tan başka mabud olduğuna inanma Şirk-î İstiklâli : Allah'tan başka canlı veya cansız, bîr veya bir çok müs-takil varlıklara tapınma Şirk-i Takrib : Allah'ın birliğine inan-makla beraber, O'nun katında şefaat-çi bulmak amacı ile Allah'ı bırakıp putlara tapma
    Şirk-i Teb'îz : Allah'a inanmakla be-raber, O'na bazı şeyleri ortak kabul etmek (teslis inancı gibi) Şumûl: İçine alma, kaplama, âit ol-ma, delâlet etme, kaplam, kapsam Şuur : Bilinç, anlama anlayış, hisset-me, duyma
    Şüyu : Duyulma, yayılma, bilinme, da-ğılma



  8. 8
    _ T —

    Taaddiid : Birden çok olma Vahdani-yetin zıddı
    Taakkul: Akıl erdirme, zihin yora-rak anlama, hatırlama Taalluk : Bir şeyin başka bîr şey ile ilgili olması
    TaaDok&t-ı Ezeliyye : Ezelde takdir edilmiş olan şeylerle ilgili Taalluk-ı Lâ Yezâli : Taalluk-ı Hadis Allah'ın ezelî iradesine göre her şeyin zamanı gelince olması veya olmaması TaaUnku Hadis : Kudret Sıfatının i-kinci taalluku olup, ezelî iradenin ter cihine göre herhangi bir şey bunun-la var veya yok olur (Bk Taalluku Lâyezalî)
    Taalluku Kadim : Kudret Sıfatının eze-lî olan birinci taalluku olup, bir müm kinin fiilen var olmasını temin eden ezeli ilgi ilişki
    Taassnb: Birine taraftarlık etme, kendi dinini üstün görüp başka dinde-kilcre düşman olma Taat : îbadet, itaat, Allah'ın emirle-rini yapma
    Taayyün : Belirme, belirli olma Tâbi : Bağlı
    Tabiin : Sahabeden hadis dinleyen-ler Sahabe devrinden sonra gelen de-virde yaşayan müslüman bilginler Sahabeye uyanlar Tadil ; Değişiklik, doğrulama Tafsil : Etrafıyla, derinliğine olarak bildirme, uzun uzun açıklama Tafsilî : Geniş ve etraflı olarak an îatma Uman esaslarım, tafsili, etraflı olarak bilme, anlatma, tamamına inanma gibi)
    Tafsili îman : Peygamberimizin va-hiy yoluyla Allah'tan getirdiği kesin olarak bilinen dinî esas, hüküm ve haberlerin tamamına iman etmek Bunları kalb ile tasdik, dil ile ikrar Tağyir : Değiştirme, bozma, başkalaş-tırma
    Teadtfi: Meydan okuma Tahakkuk : Hakikat olarak ortaya çık-ma, gerçek olduğu anlaşılma Tahalluk : Bir huy, bir tabiat edinme Tahfiirt : Kısıtlama, sınırlama Tahlil : Bir şeyi ana unsurlarına göre ayırma, çözme Tahrif : Değiştirme, bozma Tahrimen Mekruh : Harama yakın derecede mekruh olan, kerih görülen Tahsis : Ödonek, bir şeyi birine veya bir yere mahsus kılma Tahzîr : Men etme, yasaklama, sa-kındırma
    Taife : Bölük, gurup, kavim, kabile Takat : Güç, kuvvet Takdir : Değer verme, beğenme Takdir-i İlâhi : Ezelde Allah'ın olma-sını istediği ve tesbit ettiği şeyler Takrir : Yazma, anlatma, yerleştirme, bildirme
    Takriri Sünnet : Peygamberimizin hu zurunda söylenen sözleri veya yapı lan işleri sükûtla karşılamak suretiy-le onları takrir vekabul etmesi Takva : Allah'ın azabından korkarak emirlerini dikkatle tutma, yasakların-dan titizlikle kaçınma Talim : Öğretme
    Tarif : Etraflı olarak arlatma, etrafı ile bildirme, bir şeyi bütün gerekli noktalarıyla bir ibarede anlatma Tasavvur : Zihinde şekillendirme, zi-hinde göz önüne getirme Takdis : Kutsallaştırma, ululama, bü-yük sayg gösterme Mukaddes sayma, Tasavvurât : Tasavvurlar Mantıkta-ki önermelerin zihinde meydana ge-lişi
    Tasdik : Doğrulama, gerçek olduğunu söyleme, onaylama
    Tasdikât : Tasdik edilen şeyler, dinen inanılması gereken şeyler Tasdik'î fiilî : Söylenen sözün gereği-ni bilfiil yapma
    Tasdik-i gaybî : Gözle görülmediği halde varlığına delâlet eden bir eser vasıtası ile tasdik
    Tasdik-İ Kavli: Yalnız dil ile ikrar etme
    Tasdiki Şuhûdi : Görülen ve bilfiil mevcut olan bir şeyi tasdik etme Tasrih : Açık açık söyleme, açıkça -bildirme
    Tatbik etmek : Uygulamak, bir şeyi diğer bir şeye uydurmak Tatminkâr : Emniyet ve huzur verici olma, doyurucu
    Tâyin : Ayırma, belli etme,, belirle-me
    Tazammun : İçinde olan başka şey-ler arasında bir şeyi daha çok ihtiva eden
    Ta'zim: Büyükleme, ululama, saygı gösterme
    Teatî: Alıp - verme, birbirine verme (Teati-i sfkâr), karşılıklı fikir verme, fikir alış - verişi yapma Teâvira : Birine yardım etme,- yar: dımlaşma
    Tebcil : Ululama, büyükleme, ağırla ma
    Tebeddül : Değişme, başka hale gir-me, bozulma
    Tebeyyün : Belli olma, anlaşılma, meydana çıkma
    Tebdil : Değiştirme, başka şekle sok ma, bozma
    Tebliğ : Bildirme, eriştirme Tebligat : Tebliğler, bildiriler, duyu rular
    Tecâvüz ; Sınırı aşma, saldırma, sa taşma
    Teceddüt : Tazelenme, yenilenme Tecelli : Belirleme, görünme, açık-lanma
    Tecezzi' : Kısım kısım bölünme, cüz-lere ayırma
    Tecrübe : Deneme, sınama, bir konu-da bilgi sahibi olma Tecviz : Caiz görme, izin varme, ka-bul etme
    Tedricî : Yavaş yavaş,■ azar, azar derece derece
    Tec'vîn : Bir araya toplayarak tertip-leme, derleme, kitap haline getirme Teemmül : İyice, bütün yönleriyle dü-şünme
    Tefekkür : Düşünme, akıl yürütme Teferruat : Ayrıntılar, detaylar Teferrnt : Ayrılma, dağılma, kopma Tefrik : Ayırt etme, ayırma Tefrit: Geri kalma, azalma Tehdîd: Korkutma, gözdağı verme, gözünü yıldırma
    Te'hir : Erteleme, sonraya bırakma Tekâmül : Olgunlaşma, kemale erme Tekasüf : Sıklaşma, fazlalaşma Tekbir : Allah'ın büyüklüğünü anmak için söylenen; «Allahuekber»' sözü Tekebbür : Kibir gösterme, büyüklen-me Allah'ın Yüce zâtı ile ilgili sıfat-larından biri
    Tekvin : Yaratma, Yüce Allah'ın ya-ratma sıfatı
    Teksir : Çoğaltma, çoğaltılma Tekzib : Yalanlamak Tekerrür : Tekrarlama, bir daha olma Telâffuz : Söyleyiş, söyleniş Tdâkki etmek : Almak, kabullenmek
    Telkin : Bir fikri aşılama, bir şeyi zihnine koyma
    Temayüz : Kendini gösterme, sivril-me, yükselme, ilerlems, üstün olma Tenakuz : Çelişme, insanın bir sözü-nün diğerine uymaması Teneffüs : Nefes alma, soluk alma, yorgunluğu gidermek için dinlenme, -Tenfîz : Hükmünü yürütme Tensib : Uygun görme, münâsip bul ma
    Tenkid : Eleştirme, bir konuyu bir ya-zıyı değerlendirmek üzere gözden ge cirme «
    Tenvir : Aydınlatma Tenzih : Kusur kondurmama, eksik -likten uzak olduğunu kabul ve itiraf etme
    Tenzihsn mekruh : Helâle yakın dere cede mekruh, kerih görülen Tenzih-i Bari : Çenâb-ı Hakk'ın bü tün noksanlardan uzak olduğuna inan-mak ve itiraf etmek
    Tenzih ve Tthlil : Allah'ın noksan sı-fatlardan uzak olduğunu kabul etmek ve «Lâ ilahe İllallah» demek Tenzil : İndirme, azaltma Terâkki : İlerleme, yükselme, gelişme Tercih : Üstün tutma, beğenme Tereddüt: Kararsızlık, düşünme, ka-rar verememe, duraklama Tereddütsüz: Kararlı, inançlı, kesin Terfittüb : Sıralama, sırası gelme, ge-rc-kme-
    Teslis : Hrisüyanlıktakİ üçleme (Ba-ba, Oğul, Ruhu't Kudüs) akidesi Tesmiye : Adlandırma, isim verme Tesniye: Hz Musa (as)'ya indiri len Tevrat'ın beş kitabından biri Teşahhas ve Teayyün : Bir şeyin ha-riçteki görünüşü ve bunun hariçte fii-len bulunması
    Teşvik : İsteklendirme gayrete, şevke getirme
    Tetkik : İnceleme, araştırma Tetkikât : İncelemeler Tevakkuf : Durma, bekleme
    İ
    Tevarüs : Bir şeye, bazı ■ sıfat ve has letlere vâris olma
    Tevatür : Yalan üzerine birleşmeleri aklen mümkün olmayan bir topluluğun verdikleri haber Bir haberin ağızdan ağıza dolaşarak yayılması Teveccüh : Çevrilme, yöneltilme, sev-gi ve sempati gösterme Tevekkül : Allah'a ve- takdirine boyun eğme
    Tevessül ; Sarılma, girişme, başvur-ma
    Tevhîd : Bir Allah'a inanma ve O' nun eşi ve ortağı olmadığını kabul et-me
    Tevhidi Ameli : Allah'ı birleme ve O'na ortak koşmayarak ihlâsla iba-det etme
    Tevhid-i Hâlıkıyyet : Allah'ı yaratıcı clarak birleme, ibadete lâyık tek ma-bud olduğunu kabul etme Tevhid-i İlâhî : Yüce Allah'ı birleme, O'nun birliğine İnanma (Bk TevhidV
    Tevhid-i İlmî : Allah'ı ilim ve sözle birleme;
    Tevhid-i İradî : Allah'ı söz ve irade ile birleme
    Tevhid-i Mabûdîyyet : Allah'ı hem sözle, hem de irade ve amelle birle-me
    Tevhid-i IJlûhiyyet : Cenab-ı Hakkın bir tek ilâh olduğunu bilerek O'nu bir-leme
    Tevhid ve Tenzih âkidesi : Allah'ı bir temek ve O'nu noksanlardan uzak tutma inancı
    Tevâfuk : Uyuşma, birbirine uygun cima
    Te'vil : Sözü çevirme, söze ayrı mânâ vermeye kalkışma (Bu mânâ dilcilere göredir Tefsir ilminde bir ıstılah olup mânâsı başkadır)
    Te*yid : Destekleme, kuvvetlendirme Teyid etmek: Sözle veya fiille bir şeyi desteklemek, kuvvetlendirmek Tezahür : Meydana çıkma, belirme Tezad : Zıt, karşıt, aksi, ters Tilâvet : Kur'an-î güzel sesle ve usu-
    lüne göre okumak, O'nun usulünce o-kunması
    Töhmet : Zann, isnat, işlendiği sanı-lan, fakat İşlendiği kesinlik kazanma-yan suç
    — V —
    Uhrevi : Âhİretle ilgili, öbür dünyaya âit
    Uhrtvî Ahkâm : Âhiret ile ilgili hü-kümler
    Uknum-ı stlâse : Üç uknum (EkaaninV in müfredi, tekili) Hristiyanlardaki «Baba, oğul ve ruhul kudüs» şeklin deki bâtıl inanç, (Teslis akidesi) Ukûbât : Ceza ile ilgili hükümler Fi kın ilminde büyük bir bolümün adı Ukûlu âliye : Yüksek akıllar, madde dışındaki manevî âlemde bulunan var lıklar
    Ulemâ: Âlimler, ilim sahibi kimse ler
    Uhıhiyet : Tanrılık, ilâhlık Ulûm : îlimler, bilgiler Ulvî : (Mânevi ve fikrî şeyler hak kında), pek yüksek, pek büyük Unsur : Bir bütünü meydana getiren parçalardan her biri Usul-ı Fıkıh : Fıkıh ilminin mstodla rından yöntemlerinden bahseden ilim Usul-i Hadis : Hadis ilminin dayandı ğı esaslar, hadis ilminin metod ve yöntemlerinden bahseden ilim Usulu'f* - Dîn : Dînin asılları, temel-leri, tslâm inançları, akaid
    -ü-
    Üç Uknum : Teslis (Üçleme) inancı (Hristiyanlardaki baba oğul, rühul kudüs) akidesi, (Bkz Uknum-ı selâse maddesi)
    Üramü'î - Kitab : Arşın üzerindeki kaza ve kader levhası, (Tefsir ilmi-ne göre, Fatiha sûresinin isimlerinden biri), Fatiha sûresi
    __V__
    Vâcib : Terki caiz olmayan, yapılma-sı dînen lüzumlu olan, farz derecesi-ne yakın bulunan
    Vâcibât : Yapılması zorunlu olan şey-ler
    Vâcibu'l - Vücut : Yokluğu olmayan, varlığı zarurî ve vücudu zâtının i-cabı olan Yüce Allah (cc) Vâeib Hğâyrihi : Zâtından dolayı 02-ğil, zâtı dışındaki bir varlıkla vâcib olan Buna «MÜmkin lizatihi» de denir Vâcib lizatihi : Zâtından dolayı vâcib
    lan şey Yani vücudu zâtına vâcib elan Allâhu Teâlâ (cc) Vâfİ : Yeter, vefalı, sözünün eri Vahdaniyet : Allah'ın birliği, Allah'ın en önemli sıfatlarından biri, Allah'ın Zâtında ve Sıfatlarında bir, eşsiz ve benzersiz olması
    Vahşet : Vahşîlik, yabanîlik Vahy : Allahu Teâlâ'nın dilediği hü-kümleri, hakikatleri peygamberlerine bildirmesi
    Vahy-i gay-i metîuv : Kelimeler ha-linde okunmadan indirilen vahy Vah-yin bir türü Hadis-İ kudsî gibi
    Vahy-ı hafi : Gizli vahy Açıktan, a-lenî olarak indirilmeyen vahy
    Vahy-ı İlâhî : İlâhî vahy Allahu Teâlâ'nın dilediği şeyleri, emir, yasak, hüküm ve haberleri, seçtiği peygam-berlere vahy meleği ile veya doğru-dan doğruya bildirmesi Vahy-ı metluv: Okunarak kelimeler halinde indirilen vahy Kur'an-ı Kerîm âyetleri gibi, Allah kelâmı Vahy Kâtipleri : Peygamberimize in-dirilen Kur'an âyetlerini yazmak için Peygamberimizin görevlendirdiği Sa habîler
    Vahy meleği : Allah'ın vahyini pey-gamberlere tebliğ etmekle görevli o-ian büyük melek, Cebrail (as) Vaîd : Birini iyiliğe yöneltmek ve kö-tülükten men etmek için korkutma Vâki : Meydana gelen, ortaya çıkan Vâki olan : Gerçekleşen, vuku bulan
    Vârid : Gelen, hâsıl olan, ulaşan Vasıf : Nitelik, özellik Vâsıl : Ulaştıran, kavuşturan, birleş-tiren
    Vasıta : Aracı, ulaştıran, vesile Vaz' etmek : Koymak Vâzı-ı hakikî : Gerçek koyucu, Allah (cc)
    Vecîbe : Görev, dinin, ahlâkın yerine getirilmesini istediği şey, vazife, bir nevi borç
    Veciz : Kısa ve hikmetli anlatılan Vefakâr : Vefalı, sözünde duran, sö-zünü yerine getiren, dostluğuna güve-nilen
    Vehbî : Allah yergisi, kesbî olmayan, çalışılarak değil, Allah'ın lutfu ve ih-sanı olarak verilen Vehim : Şüphe, kuruntu, yersiz korku Velî : Allah (cc)'a çok ibadet eden, Allah'ın hoşnutluğunu kazanan sevgili kulu
    Vtseniyye : Putperestlik, puta tapan Vuku : Olma, meydana gelme, ger-çekleşme
    Vusul : Ulaşma, erişme, yetişme Vücud : Var olma, varlık Vüeudî : Vücuda âit, vücutla ilgili Vücud Sıfatı : Allah'ın Zatî Sıfatla-rından biri Zâtı'nın aynı olan ve Zâtı1-na vâcib bulunan Allah (cc)'ın ilâhî vücudu
    Vücudu Bari : Allah (cc)'m ilâhî, mukaddes vücudu
    Vücudu Zâti : Allah (ec)'ın Zâtı'ntri aynı olan, kutsal vücudu Vücudu Zihni : Zihinde mevcut olan vücud
    Yakîn: Kalben bir şeyin sıhhat vp hakikatına inanıp asla şüphe ve tered-düt etmeme
    Yakîniyyât: Kesinlik ifade eden bil-giler
    •Yeitcellâ : Açığa çıkar ve belli olur, anlamında, müzârî istikbal fiili
    — Z —
    Zabıta : Tutan, itaat zorunda bırakan Zabt-ı Tam : Tam kaydetme Sahih hadisleri bilmekte gerekli üç esastan biri
    Zafiyet: Zayıflık, güçsüzlük, halsiz-lik
    Zahir : Açık, anlaşılır, belirli görü-nen
    Zahiren : Görünüşte, görünüşe göre meydanda olarak
    Zahirî : Görünen Zahire, görünene âit Zâid : Fazla
    Zâid rükün : Aslî olmayan, fazladan olan esas
    Zât-ı Ezelî : Vücudunun evveli olma-yan Yüce Zat, Yani Allah (cc) Zâika : Tatma, tat duyurucu kuvvet Zail: Sona eren, devam etmiyen, geç-miş
    Zann : Tahmin, sanı, öyle sanma Zanni : Tahmini, kesin değil Zannî delil: Zan, şüphs, tereddüt ifa-de eden delil Kesin hüküm ifade et-meyen delil
    Zann-ı gâlîb : Daha kuvvetli bir sam
    Zarûrât-ı Diniyye: Dinen bilinmesi
    zorunlu olan şeyler İman ve İslâm
    esasları gibi
    Zaruret : Mecburiyet, zorunluluk
    Zarurî : Mecburî, zorunlu
    Zât-ı Bari : Allah (cc)'ın Yüce Zâtı
    Zât-ı İlâhî : Allah (cc)'ın Yüce Zâtı Zâtı : Kendisiyle ilgili, zâtına âit Zâti ve Subûtî Sıfatlar : Allah (cc)'ın Yüce Zâtı hakkında vâcib olan îlâhî Sıfatlan
    ZâtoIIah : Allah (cc)'ın Yüce Zâtı Zât ve Âlimiyyet : Allah'ın Zâti ile, bi-linmesi gereken şeyler arasındaki nis-bet,
    Zât ve Kaadiriyet : Allah'ın, Zâta He yaratılacak şeyler arasındaki nisbet Zât-ı Akdes : En kudsî olan Zât Yani Yüce Allah' (cc)
    Zâti ve hakikî : Zâta âit olan gerçek şey
    Zaviye : Açı, köşo Zer t üş t : Bâtıl bir din, ateşe tapan Zerre : Tane, en küçük cüz çok kü-çük parça Zeval : Yok olma
    Zeval bulmak : Yok olmak, kolay ol maya yüz tutmak
    Zevat : Kişiler, şahıslar (zâtın ço-ğulu)
    Zevk-i vicdani : Ariflere mahsus olan ve basiret (kalb gözü) ile varılan ma-nevî zevkler
    Zeydiyye : Hz Hüseyin'in evlâdından Zeyd b Ali Zeynelâbidin'e tabî olan-lara verilen ad, Zeydiyye mezhebi Zımnî : Üstü kapalı, açıktan olmaya-rak, dolayısıyla anlatılan Zîkr : Anma, bir şeyi söyleme (Ta-savvufta bir terim -Allahı» zikir) Ziyâde : Artma, çoğalma, fazla Kıymetli eşya Karanlık
    Zubûl : Yanılarak yapılan yanılma Zohûr : Görünme, meydana çıkma, tü-reme
    Zulmanî ; Karanlığa âit, karanlığa mensup
    Zöhf1 ve takva : Allah (cc)'m aza-bından çekinerek, her türlü maddî zevklere karşı koyarak ibadet etmek Muttaki müslüman, Allah'tan ziyade-siyle korkan, emirlerine sarılan, ya-saklarından kaçan
    Zö'l - Cenâheyn : İki kanat sahibi, 7âhirî ve bâtını, yani dünya ve âhiret bilgisi geniş olan kimse
    Ziynet : Zulmet
    BİBLİYOGRAFYA
    ABDULBÂKÎ, Fuad Muhammed : Mu'Cenıu'l - Müfehres U Elfâzı'l Kur'ân (Kur'ân Lâfızları Alfabetik Fihristi), Kahire -1958
    ABDUH, Muhammed : El - İslâm, ve'n - Nasrâniyye, Kahire, 1953
    ABDUH, Muhammed : Risâletü't - Tevhid, Kahire, 1956
    ABDURRÂZIK, Mustafa : Temdîd li Dirâseti'l - Felsefeti'l - İsla-miyye, Kahire -1944
    el-AKKAD, Abbas Mahmud : Hakâiku'l - İslâm ve Ebâtılu Husûmihî
    el-AKKÂD, Abbas Mahmud : El - Felpefetü'l - Kur'âniyye, Kahire -
    1947
    el-AKKAD, Abbas Mahmud, Hakaik-ul îslâm ve Ebatıl-u Husûmihî AKSEKİ, Ahmet Hamdi : İslâm (Tabiî ve Umumi Bir Din'dir) AYDIN, Ali Arşlan : El - Ba'su ve'l - Hulud Beyne*! - Mütekellimi-
    ne ve'l - Felâsife, Kahire, 1961 (gayrı matbu) AYDIN, Ali Arslan : İslâm - Hristiyan Diyalogu ve İslâm'ın Zaferi,
    Ankara -1977 el-BAĞDÂDİ, Ebu Mansur Abdulkaahir b Tahir : Usulu'd - Dîn,
    İstanbul, 1928 el-BAĞDÂDl, Ebû Mansur Abdülkâhir : El - Farku beyn'el - Firak,
    Kahire -1948 el-BAKİLLÂNÎ, Ebû Bekr Muhammed : Et - Temhid fi-r-Beddi ala'l'-
    Mülhideti'l-Muattala Kahire-1947
    el-BEYDÂVÎ, Ebû Saîd Abdullah b Ömer: Envâru't - Tenzil ve Esrâru't - Te'vîl (Tefsir-i Beyzâvî), Kahire, 1305 H
    la BEAUME, Junes : Tafsilu'l - Âyâti'I - Hakim (Mevzu'ya Göre Kur'ân Fihristi) Arapçaya nakleden : M Fuad Abdulbâkî, Ka-hire, Tarihsiz
    BİLMEN, Ömer Nasûhi : Tefsir Tarihi, Ankara -1955
    de BOER, T J : Tarihu'l - Felsefe fi el - İslâm M Abdulhâdî Ebû Ride Ter Kahire-1938 (Dilimize Çev Yaşar Kutluay; İslâm'da Felsefe Tarihi, Ankara -1960)
    el-BUHÂRÎ, Ebû Abdillah Muhammed b ismail : Sa-hihu'l - Bıihâ-ri, Kahire, 1378 H
    ÇANTAY, Hasan Basri : Kur'ân-ı Hakim ve Meâl-i Kerîm, İstanbul -1945
    el-CÜRCÂNÎ, Es-Seyyid Ali b Muhammed : Şerhu'J - Mevâkıf, Ka-hire, 1311 H
    el-CÜVEYNl, Abdulmelik b Abdillah : Kitâbu'l - trşad ilâ Ka-vatı-ı'l - Edille fi Usuli'I - î'tikad, Kahire, 1959
    ÇANKI, Mustafa : Büyük Felsefe Lügati, istanbul -1954
    DÂVUD, Abdulehad : İncil ve Salîb, istanbul -1913
    el-DEMİRDAŞ Abdu'l - Hamid Serhan : Allahu Yetecellâ fi Asrı'l îlm (Ingilizceden Arapçaya terceme 1958, Kahire, Türkçe ter-ceme «Niçin Allah'a İnanıyoruz?» ist 1977)
    DESCARTES, Rene : Metafizik Düşünceler, Çeviren : Mehmet Ka-rasan, Ankara -1948
    DESCARTES, Rene : Metot Üzerine Konuşma, Çeviren : M Ka-rasan, Ankara -1947
    DEVELÎOĞLU, Ferit : Osmanlıca - Türkçe Ansiklopedik Lügat,
    Ankara, 1970
    el-DEVVANÎ, Muhammed b Celâl : El-Akâidu'I - Adııdİyye, Kahi-re, 1322 H
    DIRAZ, Muhammed Abdullah : En - Nebeu'l - Azîm, Kahire, 1952
    DIRAZ, Muhammed Abdullah : El - Dîn, Kahire, 1952
    EBU-S - SUÜD b Muhammed el - İmâdî : trşadu - Aklı's - Selim ilâ
    Mczâyâ'l - Kitah el-Kerîm (Tefsiri Ebû's-Suûd) (Mef âtihul* -
    Gayb kenarında) EBU ZEHRE, Muhammed : Muhâdarât fi'n - Nasrâniyye, Kahire,
    1949 I -
    EBU ZEHRE, Muhammed : El - Hadîs ve'l - Muhaddisûn, Kahire,
    1958

    EFENDİ, Mütercim Âsim : Kâmûs Tercümesi, İstanbul, 1272 H EFENDİ, Büyük Haydar : Usûl-i Fıkıh Dersleri, istanbul, 1326 H ELMALILI, Muhammed Hamdi Yazır : Hak Dini Kur'ân Dili, is-tanbul -1935 , I
    EMİN, Osman : Descartes, Kahire -1942
    el-EŞ'ARÎ, Ebû'l - Hasan : Makâlâtü'l - tslâmiyyin, tstanbul - 1928 el-EŞ'ARÎ, Ebû'- -Hasan : KitâbuM - Luma, Kahire - 1955 el-FÂHÜRÎ, Hanna ve Nalil CER : Târihu'l -Felsef eti'l - Arabiyye,
    Beyrut -1957 FENNİ, ismail : Maddiyyun Mezhebinin İzmihlali, istanbul - 192S
    FENNÎ, ismail : Lûgatçe-i Felsefe, istanbul, 1341 H GAUTHÎER, Leon ; El - Medhal fi Dırâseti'l - Felsefeti'l - İslâmiyye
    Muhammed Yusuf Musa Tercümesi, Kahire -1945 el-GAZÂLÎ, Ebû Hamid Muhammed b Muhammed : El - îktisâd fi'1
    t'tikâd, Kahire (Tarihsiz) el-GAZÂLÎ, Ebû Hâmid Muhammed : İhyâu Ulumi'd - Din, Kahire,
    1933 GELENBEVI, ismail : Haşiye alâ Şerh-i Ceİâleddin el - Devvânî,
    Kahire -1958 el-GURÂBÎ, Ali Mustafa : Târihu'l - Firakı'l - Islâmiyye, Kahire -
    1958
    el-HARBÜTÎ, Abdullâtif : Tenkihu'I - Kelâm, istanbul, 1330 H el-HATÎB, Abdulkerîm : El - Kaza ve'! - Kader, Kahire - 1961 HALLÂF, Abdulvahhâb : tlmu Usuli'I - Fıkh, Kahire, 1354 H ÎBNl KESİR, ismail : Ihtisâru Ulumi'l - Hadîs, Kahire, 1355 H İBNt RÜŞD, Ebûl - Velîd Muhammed b Ahmed, b Muhammed :
    Menâhicu'I - Edille fi Akaidi Ehli'l - Mille, Kahire, 1955 İZMİRLİ, İsmail Hakkı : Yeni tlm-i Kelâm, İstanbul, 1341 H İZMİRLİ, İsmail Hakkı : Şerh ve İzahlı Kur'ân-ı Kerim Tercümesi,
    istanbul -1932 ÎNAN, Abdülkaadir : Şamanizm Kalıntıları (Türk Tarih Kurumu
    Yay) İstanbul -1932
    el-KÂRİ, Molla Ali: Şerhu'l - Fıkhı'l - Ekber, Kahire, 1323 H KEREM, Yusuf : Târihu'l - Felsefe el - Hadîse, Kahire - 1949 MAHLÜF, Hasaneyn Muhammed : Safvetü'I - Beyân li Meâni'l -
    Kur'ân (Tefsir), Kahire - 1956 el-MÂTÜRÎDÎ, Ebû Mansûr Muhammed b Muhammed b Mahmud :
    Kitâbu Şerhi'l - Fıkhı'l - Ekber, Haydarâbâd, 1321 H MATTA ve Difer İnciller : Ahd-i Cedid, istanbul, 1895 İbni MANZÜR, Ebû'l - Fadl Ceİâleddin Muhammed b Mukrin : Li-
    sânu'I - Arab, Mısır, 1303 H MİMARZÂDE, Muhammed Emîrullah : Mir'ât-i Edyân ve Mezâhib
    İstanbul, 1330 H
    MONSMA, John Clover : Allâhu Yetecellâ fi Asrı'l - Hadis, Ingiliz-ceden Arapçaya Çeviren : El - Demirdas Abdulmecid Serhan, Ka-hire -1958
    el~MUTTAKÎ, Ali : Kenzu' 1- Ummâl (Hadis), Haydarâbâd, 1312 H en-NECCÂR, Et-Tayyib Hasan : Teysîru'l - Vusul ilâ tlnıi'l -
    Kahire -1951
    en-NEVEVl, Ebû Zekeriyya Yahya : Şerhli Sahih-î Müslim, Kahi-re
    NOFEL, Abdurrezzâk : Allâhu ve'l - İlmu'l - Hadîs, Kahire - 1957
    NURBÂKÎ, Haluk : Tek Nur, İstanbul, 1958
    RAHMETULLAH, Hindî : Izhâru'l - Hak (Tercüme), İstanbul (Ta-rihsiz)
    er-RÂGIB, el - Isfahânî Ebû'l - Kasım Hüseyin b Muhammed b el -Fadl : El - Müfredat fi Garibi'l - Kur'atı, Kahire, 1328 H
    el-RÂZÎ, Muhammed Fahreddin : El - Erbain fi Usuli'd - Dîn, Hay-darâbad, 1353 H
    el-RÂZİ, Muhammed Fahreddin : Mefâtîhu'I - Gayb (Tefsir-i Ke-bîr), İstanbul, 1307 H
    RIZA, Muhammed Reşîd : Tefsiru'l - ^
    i'l - Hakim, Kahire -
    1945
    RIZA, Muhammed Reşîd : El - Vahyu'l - Muhammedi, Kahire -1956
    SABRI, Mustafa : Mevkıfu'I - Beşer tahte Sultânı*! Kader, Kahire -1352 H
    SAMİ, Şemseddin : Kâmûs Türfeî, İstanbul - 1316 H
    es-SUYÜTÎ, Abdurrahman Celâleddin : El - Câmra's - Sağır fi Aha-disi'l - Besir en - Nezir, Kahire, 1321 H
    es-StlYÜTÎ, Abdurrahman Celâleddin : El - ttkân fi Ulumil - Kur'-ân, Kahire - 1951
    es-SUYÛTÎ, Abdurrahman Celâleddin : Fethu'l - Kebîr, Kahire -1351 H
    ŞEHRİSTÂNÎ, Ebû'l - Feth Muhammed b Abdulkerim : El - Milei ve'n - Nihal, Kahire - 1949
    ŞEREF, Salih MUSA : Müzekkirât fi't - Tevhîd, Kahire - 1952
    SCHMMEL, Annemarie : Dinler Tarihîne Giriş, Ankara -1955
    ŞELTUT, Mahmud : El - tslâmu Akîdetün ve Şerîa, Kahire -1960
    et-TABBÂRA : Afif Abdülfettah, «Ruhu'd - Dîni'l - tslâmî, Kahire -1964» (Terceme : Mustafa Öz, İst 1977 «timin Işığında İslâ-miyet» )
    TAFTÂZÂNİ, Sâdeddin Mes'ûd b Ömer : Şerhu'l - Makâsıd, İs-tanbul, 1277 H
    TAFTÂZÂNÎ, Sâdeddin Mes'ûd b Ömer : Şerhu'l - Akâidi'n - Ne-sefıyye, Kahire-1939
    et-TÜSÎ, Alâeddin Ali : Kitâbu'st - Zahire, Haydarâbâd (Tarihsiz)
    ZEMAHŞERÎ, Mahmud b Ömer : El - Keşsâfu an Hakâıkı't - Ten-zil (Tefsir-i Zemahşerî), Kahire-1948
    es-ŞEYH, Muhammed Yusuf : Müzekkirât fi't - Tevhîd, Kahire -1952 '


    [1] ) Hz Musa (AS) ya indirilen Tevrat, Hz Dâvud (AS) indirilen Zebur Hz tsa (AS) a indirilen İncil gibi

    [2] Hz Muhammed (SAV) e indirilen en son ve en mükemmel ilâhî kitapKur'ân-i Kerim gibi

    [3] İbrahim : 32-33; Nahl : 12 14; Hacc : 37,65

    [4] Isrâ : 53; Yasin : 60; Fâtır : 6

    [5] Bakara ; 35-37 Bu hâdisenin vuku bulmasmdaki ilâhî hikmet, insanları ikaz irşad ve onlara ilâhî bir derstir

    [6] Bakara : 37,£em, Rabbinden kelimeler öğrenip aldı (Rabbine yalvarıp mağfiret diledi) O da tevbesini kalıul etti Çünkü tevbeyi en çok kabul eöcti,
    en çok acıyan O'dur»

    [7] Bakara : 38

    [8] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 419-420

    [9] Fâtır : 24Ayrıca İsrâ sûresinin 15 inci âyetini? bakınız

    [10] Yûnus 47

    [11] Bakara : 213

    [12] Bakara : 4, 117, 285, Nisa : 136

    [13] Bakara :75,113; Nisa : 45; Mâide : 13, 41; Araf : 162

    [14] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 420-423

    [15] Bakara: 53, 87; İsrâ : : 2; Kasas : 43; A'Iâ : 18

    [16] Âl-i İmrân : 48, 50, 65 93; Mâide : 46,66

    [17] Nisa : 163; İsrâ :55

    [18] Mâide : 46

    [19] En'âm : 19; Tevbe 111; Yûsuf : 3; Sûra : 7 ve daha birçok âyetler

    [20] Bakara : 4, 177285; Nisa :136

    [21] Beyyine :3

    [22] Ra'd : 43

    [23] Bakara : 185; Âli İmran : 119

    [24] Bakara : 178, 183; Enfâl : 68

    [25] Abese : 13; Beyyine : 2

    [26] Şuarâ : 195; Kamer : 43

    [27] Rahmetullah el-Hindî : Izharu'1-Hak C I

    [28] Kıyamet : 17-18 «Onu Yani Knr'âş'ı kalbinde) toplamak ve ona (âililc) okutmak şüphesiz bize âiddir O halde (Biz) onu okuduğumuz zaman (sem muin kıraatma uy»

    [29] Prof Muhammed Abdullah Dıraz: En-Nebe-uI-Azîm s 5-6 Kahire 1957

    [30] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 423-426

    [31] Lisanu'I-Arab : CXX, s257; Kâmusu'İ-Muhit Tercümesi : CIII, s 945: Müfredât-ı Rağıb, s 36

    [32] Bak; Bal arısına: Nahl : 6869 - Yer ve Gök için: Fussiiet :1112: Melekler için : Enfal : 12; Necm : 10; Şeytan için : En'âm : 112, 121

    [33] Âyet : 51

    [34] Bu konuda daha geniş bilgi, ikinci ciltte verilecektir,

    [35] M Reşid Rıza: El-Vahy-ut-Muhammedî s39-40, Kahire 1955

    [36] Bakara : 34: ÂUi İmrân : 33 4

    [37] Mâide : 3

    [38] Âl-i İmrân :85

    [39] Hicr : 9 Meali :Muhakkak ki Kur'ân1! Biz indirdik da mutlak surette Bizubkoruyucuları

    [40] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 429-426

    [41] Annemarie Schimmel inler Tarihine Giriş Ankara,1955, s101

    [42] Ayni eser, s 100

    [43] Tafsilât için bak : Rahmetullah (Hintli) İzbârHıl-Hak Birinci ve ikinci bablar Mimârzade MEmrullah: Mir"âM Edyân ve Mezâhib s30-124

    [44] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 430-432

    [45] Annemarie Schİmmel : Dinler Tarihine Giriş : sUT

    [46] Muhammed Ebu Zehre: Muhâdarât fin-Nasrâniyye, s 38-54, Kahirs 1949: Rahmetullah (Hintli) İzhâm'1-Hak, s 84-330; Abdulehad Dâvud : İncil ve Salib 1, 3 ve 5 inci bablar, İstanbul 1913 Muhammed Abduh : El - İsiâmu ven Nasrâniyye Kahire, 1954

    [47] Bakara : 75, 113; Nisa : 48; Mâide : 13, 41; Ârâf : 162

    [48] Bu konuda daha fazla bilgi edinmek istiyenler; Dinler Tarihinden, Hıristi-yanlık ve Ahd-i Cedid'den bahseden {bilhassa <Bibliycğrafya-da kaydedilen) kitaplara müracaat etmelidirler
    Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 432-438

    [49] Hazret-i Muhammed (sav) "ir en son Peygamber, Kur'ân-ı Kerîm'in de, en büyük mu'cizesi olduğu hususları, kitabımızın ikinci cildinde,, <Hz, Mu-hammed'in Peygamberliği ve Mu'cizeleri bahsinde etraflıca izah ve isbat Sunacaktır Bu bölümde ise, îmân esaslarından olan ilâhî kitaplar, bu ara-rla, Vahiy ve Kur"an-ı Kerim hakkında kısa ve genel bileüer verilmekle yeinilmisür

    [50] Kur'ân ı Kerimin nasıl yazıldığını, nasıl toplanıp bir kitap haline getirildi-ğini, Dini Hükümler ve Kaynaklarından bahseden birinci kısmın birinci bölümünde beyan ettik

    [51] Hicr : 9

    [52] İsrâ : 88 (Bu âyette bütün insanlık ve cin âlemine meydan okunmuştur)

    [53] Hûd : 13

    [54] Bakara : 23; Yûnus : 38

    [55] Enbiyâ : 5

    [56] Yasin : 38

    [57] gûrâ : 29

    [58] Fetih: 1, Nasr : 1

    [59] Masr : 2

    [60] Rum : 1-4

    [61] Hicr : 9

    [62] Bu konu, kitabımızın ikinci cildinde daha etraflı olarak incelenecektir Daha fazla bilgi için bakınız : M Reşit Rıza : El-Vahyu'1-Muhammedî, Ka-hire 1956; Muhammed Abduh : El-îslâm ven-Nasrâniyye Kahire 1954; M Ab-dullah Dıraz : En-Nebe'ul-Azim, Kahire 1957
    Ömer Nasuhi Bilmen : Tefsir Tarihi, Ankara 1955

    [63] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 438-443



Mukad Kıtap tevrat Zebur. İncil mukaddes kıtap,  kitaba iman ilahi,  .cüzi iradenin yaratılmış olduğunu söyleyerek kader konusunda cebr-i mutavassıt bir görüş beyan eden mezhep -eşari