Diğer Kategoriler ve İslamda Tesettür Forumundan Hicab Direnişi Bir Özgürlük Savaşıdır Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Hicab Direnişi Bir Özgürlük Savaşıdır

    Reklam




    7 Nisan 2004 Tarihinde “İslamî İnsan Hakları Komisyonu” tarafından “hicab davası”nın desteklenmesi amacıyla Londra’da düzenlenen konferansta “başörtüsü yasağı” konusunda Hindistanlı Sukeyne hanımın yaptığı konuşmanın metnidir.

    Değerli kardeşlerim!

    Bugün dinini yaşamak isteyen müslümanlar olarak bizler büyük ve kapsamlı bir savaşla karşı karşıya kalmış durumdayız.

    Geçen hafta Fransız senatosu Müslümanlara karşı baskıyı yasallaştıran bir kanunu onaylamıştır. Başörtüsü yasaklandı. Diğer Avrupa ülkeleri bu konudaki Fransız örneğini takip ederek başörtüsünü yasaklamaya hazırlanmaktadır. Daha geçen hafta bir Alman bolgesi ilk olarak başörtüsünü yasaklayan kanunu kabul etmiş, diğer beş bölge de sırada beklemektedir.

    Bu savaş hepimizi etkileyecektir ve bundan bir kaçış da yoktur. Bu bağlamda bize düşen görev gerçekte neler olup bittiğini ve haklarımızı nasıl savunmamız gerektiğini anlamaktır ki bu haklar en etkili şekilde yaratıcımız tarafindan bizlere bahşedilmiştir.

    Fransa:

    İlk olarak Fransa’da neler olup bittiğiyle başlamak istiyorum. % 11’lik oranla Fransa müslümanların Avrupa’da en çok yaşadıkları ülke durumundadır. Bu yüzdenin rakamsal karşılığı 7 milyon civarıdır. Buna rağmen Fransa’da Müslümanlar bütün önemli mevkilerden ve karar verici konumlardan dışlanmışlardır. 577 koltuklu Fransız meclisinde hiçbir Müslüman milletvekili bulunmamaktadır ve yine 36.000 belediye başkanı arasında hiçbir Müslüman bulunmamaktadır. Müslümanlar toplumda en çok ayrımcılığa tabi tutulan azınlık konumundadırlar; en kötü konut hizmetleri Müslümanlara sunulmaktadır ve işşisliğin en yüksek olduğu topluluk durumundadırlar.

    İslam düşmanlığı Fransada çok yoğun bir şekilde yaşanmakta ve toplum tarafından açık bir şekilde kabul edilip desteklenmektedir. Durumu daha iyi anlatabilmek icin BBC Paris muhabiri tarafından nakledilen ve Fransa’da Müslümanların nasıl algılandığına dair bir olaya burda değinmek istiyorum.

    İki tane vucutlarını sıkıca saran t-shirt giymiş homoseksuelin el ele yürüyerek ve kimi zaman durarak birbirlerini öptüğü sırada BBC muhabiri Paris’teki bir kafede Fransız arkadaşı Antoine ile birlikte oturmaktaydı.

    “Iğrenç bir şey” dedi, orta yaşlı geleneksel bir Fransız iş adamı olan Antoine

    “Şu iki adam mı?” diye sordu muhabir.

    “Hayır, hayır, onlar değil. Onların arkasındaki iki kadın.”

    “Örtüler!” diye devam etti.

    “Örtüler mi?” diye sordu muhabir.

    “Evet, şu başörtüleri,” dedi Antoine. “Fransa’da bunlara izin verilmemeli.”

    Bu olaydan yola çıkıldığında Fransa’da yapılan ankette toplumun %70 anti-

    islami kanunları desteklemesi ve bu kanunların parlemantoda çok küçük bir direnişle karşılaşması (577 milletvekilinden sadece 36 sı aleyhte oy kullanmıştır.) şaşırtıcı bulunmamalıdır.

    Bu kanunun öncesinde bile birçok Fransız okulu başörtüsünü zaten yasaklamış durumdaydı. Bu yasakların utanç verici bir diğer yanı Müslüman kızlarının eğitim hakkını elinden alan bu yasakların okul öğretmenleri tarafından yonlendirilmesiydi. Küçük bir şehir olan Flers’de 12 yaşındaki Müslüman bir öğrenci başörtüsünü çıkarmayı reddedince okulun 70 kişilik öğretmen kadrosu bütünüyle greve gitmiştir.

    Fransa’daki başörtüsü yasağı sadece okullarla sınırlarla kalmayıp hayatın bütün alanlanı etkiler konuma gelmiştir. Gelin bu örnekleri beraber inceleyelim.

    Fransa’da Müslüman bir kadın için başörtüsünü çıkarmadan evlenmek olanaksız hale gelmistir. Dini evlilikler resmi olarak kabul edilmemekle birlikte belediyelere evlilik kaydı için başörtüsüyle girmek yasaklanmıştır. Ilginç bir şekilde Hristiyan gelinler hiçbir zorlukla karşılaşmadan düğün örtülerini giyebilmektedirler. Yasak sadece Müslümanlara uygulanmaktadır.

    Bir Fransız bankası Müslüman bir müşterisini başörtüsü giydiği gerekçesiyle geri çevirmistir. Bu duruma gerekçe olarak da soygunculara karşı bir önlem gösterilmistir!

    Fransada ki Anti-Müslüman işaretler “Zenciler giremez” işaretlerinin olduğu geçmisteki utanç verici dönemlerin baslangıcının göstergesi durumuna gelmiştir. Fransız bir doktor muayenehanesindeki bekleme odasına “başörtülü kadınları muayene etmiyorum” şeklinde bir tabela asmıştır. Doktora bu durumun nedeni sorulduğunda “Fransa’da yaşamak beraberinde zorunluluklar da getirmektedir... bu kadınlar başörtüsü giymemelidir” şeklinde bir cevap vermiştir.

    Kasım ayında Fransa Adalet Bakanı bir juri üyesini başörtüsü giydiği gerekçesiyle mahkeme salonundan dışarı atmıştır. Davanın başörtüsü ve İslam’la ilgisi olmadığı halde bakanın gerekçesi “adil bir yargılama ortamı sağlamak” olmuştur!

    Spor alanında bile ayrımcılık yaşanmıştır. Ingiliz Judo takımındaki 10 yaşındaki bir Müslüman kız başörtüsü taktığı gerekçesiyle müsabakalara alınmamıştır.

    Bütün bu örneklerin ışığı altında Fransa’nın başörtüsü ile özel bir problemi olduğu zannedilebilir. Fakat bu yanlış bir kanıdır, sorun yalnizca başörtüsüyle sınırlı değildir onlarin asıl sorunu İslam’ladır ve başörtüsünü de Islam’ın manifestosu olduğu için kabullenememektedirler. BBC muhabiri konuylu ilgili sokaktan insanlarla rastgele yaptığı roportajda insanlara neden başörtüsü yasağıyla ilgili kanunu destekledikleri sorulduğunda şöyle bir cevap alınmıştır: “Bu yasak Fansa’yı ve Avrupa’yı İslam’ın yayılmasına karşı savunacak bir araçtır."

    Avrupa’nın Öteki Ülkelerinde Durum

    Almanya’da Basbakan Gerhard Schroeder “başörtüsünun devleti temsil eden makamlarda hiçbir şekilde yeri yoktur ve bu durum öğretmenleri de içermektedir.” şeklinde bir beyanatta bulunmuştur. Almanya’daki 16 bölgeden 1 tanesi Müslüman bayan öğretmenlerin okullarda başörtüsü giymesini yasaklayan kanunu onaylarken diğer 5 bölge de benzer yasaklar hazırlanma aşamasındadır.

    Belçika’da başbakan yardımcısı Patrick Daweael öğretmenler, doktorlar ve öğrencileri de kapsayacak şekilde bütün devlet memurları için başörtüsü yasağı uygulanması isteyen bir cağrıda bulundu. Bir yasa taslaği senatoya sunuldu. Yasanın kanunlasmasını beklemeksizin bazı okullar ve hastaneler yasağı uygulamaya başladılar.

    Danimarka’da süpermarketler Müslüman bayanları başörtüsü giydiği gerekçesiyle işlerinden çıkarmaktadır. Bu işten çıkarmaların bir tanesinde mahkeme 16 yaşındaki Müslüman kızın işyerinde başörtüsü takabileceği yönunde karar verince Başbakan mahkeme kararına müdahalede bulunarak ülkede yasayan Müslüman azınlığa şöyle bir tehdit savurmuştur: “Müslüman kızın lehindeki mahkeme kararı bazı sonuclarını da beraberinde getirir! Bu kızlara başörtüsü giymemelerini tavsiye ederim.”

    İtalya’da bir anaokulu öğretmeninin işine başörtüsü giydiği için son verilmiştir. Buna gerekçe olarak da başörtüsünün çocukları korkutabileceği öne sürülmüştür. Berlusconi hükümetinin koalisyon ortağı olan Kuzey Ligi Partisi “Eğer ormanda yaşayan birisi buraya gelse ve bu kişi önceki yaşadığı yerde tarzan kıyafetiyle dolaşmış olsa bunu ancak ormanda yapabilir, fakat burda aynı şeyi yapamaz” şeklinde bir yaklaşımla başörtüsü yasağını desteklemislerdir. Kuzey Ligi ayrıca Italya’da Cami yapılmasıyla ilgili bir müracaat yapıldığında referanduma gidilmesini zorunlu kılan bir yasa için girişimde bulumaktadır.

    İspanya’da bir okul başörtüsünü yasakladığı zaman eğitim Bakanı başörtüsünun “kadın ayrımcılığının bir işareti” olduğunu söyleyerek okulun kararını savunmaya geçmis ve gerekirse başörtüsünü yasaklayan bir yasa çıkarmaya hazır olduğunu belirtmiştir. İşçi ve Sosyal İşler Bakanı daha da ileri giderek başörtüsünü islam’da yeri olmayan kadın sünnetiyle aynı kefeye koymuş ve her ikisini de “barbarlık” olarak nitelendirmiştir.

    İngiltere’de Yahudileri ve Sihleri ayrımcılıkktan koruyan ırk-ilişkileri kanununa sahit olduk. Müslümanlar özellikle bu kanunun dışında tutuldular. Geçmişte kanundaki bu boşluktan dolayı okullar ve iş yerleri dahil toplumun hemen her alanında çok büyük bir ayrımcılığa maruz kaldılar.

    Başörtüsünü yasaklayan ve Müslüman kızları diğer öğrencilerden tecrit eden bir okulun müdürüne bunun nedeni sorulduğunda “başörtüsü okul kıyafetinin bir parçası değil!” yanıtını Verdi. Bunun üzerine neden Sih erkek cocuklarının okul kıyafetinin bir parçası olmadığı halde sarık takabildikleri sorulmus, müdür de gülerek şöyle yanıt vermistir: “Konuyla ilgili hukuki yardım aldık ve bize Sihlerin kanunla korunduğu söylendi. Kanunları çiğnemeyeceğim.”

    Türkiye Örneğinde Yaşadığımız Başarısızlık

    Yukarıdaki örnekler şu anda Avrupa’da yaşanılan durumu açık bir sekilde izah etmektedir. Hergün yeni bir ülke anti-Islami bir yasayı kabul ederek Müslüman azınlık üzerinde gitgide artan şekilde baskı oluştrumaktadır. Bu aşamada cevaplanması gereken soru bu aşamaya nasıl gelindiği ve bu konuda neler yaptığımızdır.

    İlk olarak şunu belirmeliyim ki içinde bulunduğumuz aşamaya bir gecede gelinmemiştir. Bu savaş diğer savaşlarda olduğu gibi çesitli cephelerden oluşmaktadır. Kaybettiğimiz her cephe onların ilerleyişine yol açmıştır.

    Bugün kabul etmemiz gereken bir gerçek vardır ki o da Fransa’da yaşanan bu durumun bizim Türkiye’de, Tunus’ta ve öteki yerlerde başörtüsü yasağı yaşanırken gösterdiğimiz duyarsızlıktan kaynaklanmaktadır. Çünkü dün bizim Türkiye’deki kardeslerimiz başörtüsü yasağını protesto ettikleri için cezaevlerine sürüklenirken biz sessiz kaldık ve bugün Avrupa’daki durumla karsılaşmaktayız ve Allah gostermesin eğer bir şeyler yapmazsak yarın bizim kızlarımız daha kötüsüyle karşı karşıya kalacak.

    Türkiye’de 72 yaşındaki bir hanım İstanbul Üniversitesi Hastanesinde gerekli tedavi yapılmadığı için hayatını kaybetti. Hastane yetkililerinin hastayı tedaviden mahrum bırakmalarının nedeni sağlık kartındaki fotoğrafın başörtülü olmasıydı. Yetkililer hasta yatağında olan bu kadından başı açık fotoğrafının olduğu bir sağlık karnesi getirmesinde ısrar ettiler. Böylece onun ölmesini izlediler.

    Hüda Kaya ve yaşları 16 ile 19 arasi olan 3 kızı, yanlarındaki 50 kişiyle birlikte Malatya’da başörtüsü yasağına karşı düzenlenen ve devlete başkaldırı olarak algılanan bir gösteriye katıldıkları gerekçesiyle idam cezasıyla yargılandı. Güvenlik kuvvetleri Hüda Kaya ve kızlarını daha önce İran’a gidip Cuma namazına katıldıkları gerekçesiyle özellikle hedef gösterdi.

    Cezaevinden dısarıya yolladığı mektubunda Hüda hanım olanları şöyle anlatmaktadır:

    “Polis geceleyin ani operosyonlar düzenleyerek küçük kızları ve kadınları tutukladı. Gözaltına aldığı kişilere işkence yaptı, ki bunlar arasinda 13-14 yaşında ki çocuklar da vardı. Şimdi Malatya’da hiç kimse kendi can gevenliğinden emin değil. Bütün bunlar meydana gelirken Devlet yanlısı medya sessiz kalmakta...”

    Ölum cezası! Bu olay 5 yıl önce oldu. Hangi birimiz bu olay karşısında yardım etmek için parmağını kımıldattı. İstenilen tek şey bir mektup yazmaktı. Hangi birimiz bunu yerine getirdik?

    Bugün Hüda Kaya’nın kızlarından birisi olan İntisar hala cezaevinde. İntisar adliyeden cezaevine gotürülmek üzereyken şunları söyledi:

    “Bizi cezaevlerine atabilirler bizi kelepçeleyebilirler, fakat kalplerimizi teslim alamazlar.”

    Yapılan Çalışmalar

    Islamic Human Rights Commission (IHRC) 6 yılı aşkın bir süredir Türkiye’deki inanç ve düşüncelerinden dolayı tutuklanan bütün Müslümanların serbest bırakılması ve başörtüsünün özgürlüğü için kampanya yapmaktadir. Şu anda bu konudaki bazı davaları Avrupa Insan Hakları Mahkemesine götürmektedirler.

    IHRC’nin Müslüman bayanların karşılaştığı ayrımcılığa karşı geçen yaz Avrupa’da başlattığı geniş çaplı eylem projesinin bir arastırması yapılagelmektedir. Bu araştırma 7 Avrupa dilinde mevcut bulumaktadır. Bu araştırma sonucu toplanılan biligiler başörtüsü yasağına karşı verilen mücadele için kullanılacaktır.

    Ayrica IHRC’nin düzenlediği ve büyükelçilik önlerinde yapilan başörtüsü yasağını protesto gosterileri yapılmaktadır. Bu konuda daha çok bilgi edinmek isteyenler www.ihrc.org isimli web sayfasını inceleyebilirler.

    Ben “Innovative Minds” isimli bir organizasyon için çalışmaktayım. Bu organizasyonu Israil malarını boykot kampanyasından tanıyanlar vardır. Biz IHRC ile Fransa ve Türkiye’deki başörtüsü yasaklarına karşı yapılan değisik kampanyalarda etkin bir şekilde çalışmaktayız. Bizim web sayfamiz www.inminds.com’dur.

    Geçmişle Olan Paralellikler

    Konuşmamı bitirmeden önce bu haftanın bahsettiğim bu savaşın açısından önemine ve bu konuda bize düşen sorumluluklara kısaca değinmek istiyorum.

    Bu hafta Kerbala’nın yıldönümü olarak, 40 günlük aşura sürecinin son bölümüne tekabul etmektedir. Biz bu son 10 günü Hz. Muhammed (s.a.v)in sevgili kızı olan Kerbela kahramanı Hz. Zeynep onuruna anarız. Hz Zeyneb’in edebi konuşmaları aracılığıyla Hz. Huseyin’in Kerbela’daki mesaji bugün canlı kalabilmiştir. Onun özgürlük ve adalet adına yalnız başına ayakta duran ve zalimlere meydan okuyan sesi sayesinde Yezid’in sarayları yerle bir olmuştur.

    14 asır önce İslam düşmanları Şam sokaklarında zafer yürüyüşü yaptıkları sırada Hz. Zeyneb’in başörtüsünü çıkararak İslam’ın simgesi olarak gördükleri başörtüsüne saldırmışlardı. Bugün düşmanlarımız yeniden yine aynı nedenden dolayı Hz Zeyneb’in başörtüsüne saldırmaktadırlar. Bugün Hz. Zeyneb’in kızları başörtüleri çekilip çıkarıldığı için acı çekmektedir.

    Bu bağlamda şimdi sizden Hz. Zeyneb’in Yezid’in Sarayında yaptığı ünlü konuşmayı hatırlamanızı istiyorum ve yine Hüda Kaya’nın ceazevinden gizlice dışarıya yolladığı mesajını okumanızı istiyorum. Böylece Hz. Zeyneb’in ruhunun hâlâ nasıl da canlı olduğunu göreceksiniz.

    Mektuplar bizim web sayfamızda bulunmaktadır. Bu mektupların bir tanesinde Hüda hanım kendileri için ölüm cezası istenildiğini öğrendiklerindeki ruh halini tasvir ediyor:

    “Bizi ölüm cezasıyla susturmak istediklerinde, biz sadece yüzlerine gülüyorduk. Bizim bu yolu Rabbimizin rızasını kazanmak icin şehid olmak amacıyla seçtiğimizi anlayamıyorlardı.”

    Konuşmamı Hüda Kaya’nın yaptığı mücadeleyi ve sorumluluk anlayışını ifade eden bir mektuptan yaptığım alıntıyla bitirmek istiyorum:

    “Kızlarım tutuklandığı zaman polis benim yerimi öğrenmek amacıyla onlara işkence yaptı. Polis onları çok kötu bir sekilde dövdü ve çok ağır psikolojik baskıya maruz kaldılar. Bunu yapmaktaki asıl amaçları “başörtüsü direnişi”ni kırmaktı. Biz şunu biliyoruz ki tarih tevhid mücadelesinin şahitliğini yapmaktadir ve biz de bu mücadeledeki yerimizi alarak zulme karşı direneceğiz.”

    Bu etkileyici sözler bir cezaevi hücresinden ölüm cezasıyla yargılanan bir anne tarafından yazıldı. Peki ya biz, bizim de bu mücadelede yer almamızın zamanı gelmedi mi?


    Paylaş
    Hicab Direnişi Bir Özgürlük Savaşıdır Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Allah c.c razı olsun zalimler için yaşasın cehennem...neler cekiyoruz örtümüz için Rabbımıza hamdolsun ki onun emrini gururla taşıyorz..başımızda.



  3. 3
    Rabbim yardımcımız olsun O'nun emrini layıkıyla yerine getirmeyi nasp etsn...



  4. 4
    Hicab için akan kanları verilen mücadeleri unutmayacağız..Ortunmenin sacla basla sinirli olmadigini bilmek,bir farzin edasinin sorumlulugunu tasiyarak,hicabina hakkini veren bir nesil olmak ve yetistirebilmek umit ve duasi ile..Rabbim bizleri muzaffer kıl..Amin.


    Hasret ve Ezeli_NuR Allah c.c sizlerden razı olsun..Yorumlarınız için teşekkürler..



hüda kaya,  hüda kaya kimdir,  hicab,  huda kaya,  zeynep sukeyne tulan,  Zeynep Sükeyne TULAN,  yaşasın hicap davamız