Diğer Kategoriler ve İslamda Tesettür Forumundan Bu Bir ‘Müslüman Erkek’ Eleştirisi … Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Bu Bir ‘Müslüman Erkek’ Eleştirisi …

    Reklam





    İmam Zeyd Şakir Üzerinden Müslüman Erkek Eleştirisi

    Dün Amerika’nın önemli dini liderlerinden birisi olan İmam Zeyd Şakir’i dinlemek için Yazarlarbirliğin’de Mavera Gençlik Hareketi’nin toplantısına katıldım. Onu ilk gördüğümde sanki müslümanlarda hep aradığım birşeyi bulmuş gibi hissettim. Daha hiç konuşmamıştı ama karşımda duran görüntüsü bile beni etkilemeye yetti. Kıyafetlerindeki sadelik, temizlik ve düzgünlük bana peygamberimizi (s.a.v) hatırlattı. Yüzündeki tebessüm ve olgun ifade sanki uzun zamandır buralarda görmediğim bir ifadeydi.
    Türkiye’deki din hocalarının, kavgası, gürültüsü, kravatı, şatafatı, yüzüğü iyice gözüme battı ondaki bu dinginliği görünce. Ve aynı zamanda tesettürden tamamen yoksun olanmüslüman erkekler geldi gözümün önüne. Çünkü Türkiye’de tesettür kadına ait birşey olarak tanımlanmıştır ve müslüman erkeklerin büyük çoğunluğu sokaktaki herhangi bir adam gibi giyinirken kendinde en ufak bir rahatsızlık hissetmemiştir. Kendi dış görünüşüne dikkat etmedikleri yetmiyormuş gibi, gittikçe bozulduğunu iddia ettikleribaşörtülü kadınlardan bahsetmeyi çok severler. Oysa en kötü örtünen kadın bile herhangi bir müslüman erkekten üstündür tesettür bağlamında, çünkü gittiği her yerde bir müslüman olarak tanıtmaktadır kendini. Ve leb demeden leblebiyi herkes anlamaktadır başörtülü bir kadını görünce. Oysa müslüman erkeklerin büyük çoğunluğunun ne olduğu belli değildir, ve tam da bu yüzden garip bir rahatlık sarmıştır onları.
    Her yere girip çıkabilir onlar. Ve bunun için çeşitli gereklilikler de uydurabilirler. Sonuçta kimliksiz ve tarafsız bir bölgede dururken insan, her yerde başka bir insan olabilir. Bundan vazgeçmek, inandıklarını saklamadan dolaşmak ve buna gelen tüm tepkilere göğüs germek cesaret ister. Aynı zamanda da nefsinden uzaklaşmayı gerektirir. Çünkü İmam Zeyd Şakir gibi giyinen bir müslüman erkek, eşine dönüp de şu ortam sana uygun değil, ama benim iş için oraya gitmem gerekiyor demez. Çünkü eşi kadar tesettürlü olan bir erkek, kendi için de uygunsuz görür eşinin gidemeyeceği yerleri. Böylece o yapay çizgi ortadan kalkar, kadın-erkek konusu değil müslümanlık konusu önplana çıkar. Bir kadın neyi yapar yapamaz tartışmasının yönü değişir, birmüslüman neyi yapar yapamaz noktasına gelir. Ve bu durum pek çok müslüman erkeğin hayata bakışını değiştirir. Tesettür bu kadar önemli birşeyken, günümüzdemüslüman erkeklerin pek çoğu bunu terketmiştir.
    Bu tartışma yalnız bir tesettür tartışması değil. Bunu Türkiye’de başörtülü olmayı deneyimleyen tüm müslüman kadınlar rahatlıkla söyleyebilirler aslında. Ama öyle alışılmış bir konu halini aldı ki örtünmeye olan bakışımız, müslüman kadınlar bile hala birbirlerinin kulağıyla, saç teliyle uğraşmakla meşgul. Çünkü müslüman kadınların pek çoğu da tesettür konusuna ve kendilerine dışarıdan bir erkeğin gözüyle bakıyorlar.
    Sürekli olarak kendini suçlu hissetme, eksik hissetme ve taciz-tecavüz gibi ciddi konularda bile bunun birinci suçlusunu hala kadının kıyafetinde arama zihniyetideler.Müslüman bir erkeğin herhangi bir dini bilinci veya sorumluluğu olduğunu hiçkimse aklına bile getirmiyor. Bu konu çok kapsamlı ve uzun uzun tartışılması gereken bir konu. Ben şu anda yalnızca tesettür bağlamında bu konuya bir giriş yapmak istedim.

    Tesettür aslında islamın ataerkilleştirilmesine örnek olarak gördüğüm konulardan birisi o nedenle bu konuyu diğer konulardan bağımsız olarak ele alamayacağımızı düşünüyorum. Bütün bunlar islam’ın çeşitli şekillerde yozlaşmasının örnekleridir. Fakat her nedense, islam’ın parçası haline getirilen bu sapmalar artık tartışma konusu bile değildir.
    Zaten tartışma gündemimizin ne olduğu ve neleri konuştuğumuz da gayet politik bir biçimde belirleniyor. Biraz uyanık davranıp, bize konu olarak sundukları şeyleri reddedip asıl konuşulması gereken şeyleri hatırlatmamız gerekiyor kimi müslümanliderlere. Sürekli kadına haddini ve yerini bildirme, kadının nerde nasıl davranacağını konuşma durumu artık patalojik bir hal aldı. Kadınların dini yaşaması üzerinden cennete gideceğini zanneden müslüman erkekler, aslında kendilerinde kaybettikleri pek çok şeyi bir başkasında yaşatarak rahatlamaya çalışmaktan başka birşey yapmıyorlar.
    Tekrar İmam Zeyd Şakir’e dönecek olursak, pek çok farklı dini ve ideolojiyi deneyimleyerek en sonunda müslüman olan İmam, yaşamını anlamlı hale getirmenin yollarını ararken karşısına çıkan farklı düşüncelerin hepsinin bir yerde tıkandığını ya da ona yetmediğini söyledi. Burada eşitlik ve adalet kavramları arasıanda yaptığı karşılaştırma bence çok önemliydi. Yaşamının bir döneminde Marksistliği benimediğini, ancak Marksizm’deki birebir eşitlik anlayışının aslında adaletli birşey olmadığını, İslam’ın eşitlikten bir adım ötesini, yani herkes için adaleti istediğini anlattı. Müslüman oluşunu anlatırken kurduğu şu cümle çok hoşuma gitti: ”Bir Batılı olarak en son dönüp bakacağım din tabi ki İslam’dı”.
    Konuşmasında özellikle “self-interest” konusuna değindi. Yani insanın kendi çıkarlarının herkesin çıkarlarından üstün sayıldığı bu yüzyılda bir müslümanın bununla ilişkisi nasıl olmalı, bunun üzerinde durdu. Bunu anlatırken özellikle sevgi kavramından yola çıkması bana yine Türkiye’deki müslüman erkeklerin büyük çoğunluğunun rasyonelleşmesi ve duygusuzlaşmasını hatırlattı. Duyguları kadınlara has birşey olarak tanımlayan ataerkil-kapitalist sistemde rasyonalite ve akılcılık herşeyden üstün tutulur. Ve saf akılcılık sonunda insanı “self-interest” dediğimiz şeyin içine hapseder, çünkü duygulardan yoksun bir akıl eksik bırakılmıştır. Belki de İmam Zeyd Şakir’e bu huzurlu görüntüyü veren şey hala sevgi diye birşeyden bahsedebiliyor olmasından kaynaklanıyordu. Belki de onu bu kadar olgun yapan şey, kendini kapitalist sistemde tanımlanan rasyonel erkek aklından uzaklaştırmasıydı. Çünkü üzerine basa basa anlattığı başkalarını düşünme, fedakarlık etme gibi şeylerin temeline sevgiyi koyuyordu. Ve bu çizdiği tablo rasyonelliğin kuruluğundan uzak, duygularla beslenmiş bir düşünceyi ifade ediyordu.
    İmam Zeyd Şakir’de bir bütünlük duygusu vardı sanki. Yani herşeye bütüncül olarak bakarak, birbiriyle bağlantılandırarak açıklama. Onun İslam’a olan bu yaklaşımı insana İslam’ın özünü hatırlatıyor. Geçmişte içinde bulunduğu çeşitli düşüncelerin bazılarında spiritual olanın yoksayıldığını, bazılarında ise social olanın yoksayılarak tamamen bencil bir ruhsallık üzerine kurulu düşünceler olduğunu anlattı. İslam’da bulduğunu söylediği şey bunların bütüncül olarak sunulmasından başka birşey değildi aslında. Yine bu noktada da aklıma Türkiye’de ikiye bölünen İslami anlayış geldi. Yani kabaca ikiye ayıracak olursak, yalnızca duyguları ve bireysel maneviyatı ön planda tutan bir İslam ya da sürekli toplumsal konularla ilgilenen ve pratik yaşamımızın önemine vurgu yapan bir İslam. İmam Zeyd Şakir’in anlattığı İslam’da “ya o ya o” değil “hem o hem o” vurgusu vardı. Bence en çok bu yüzden İslam’ı derinlemesine anladığını hissettirdi bana. Şu an Türkiye’li müslüman gençler de bu ayrımın arasında kalmış durumda. Ve bu konuda bizlere böyle bütünlüklü bir yaklaşım sunan hocalara ihtiyacımız her geçen gün artıyor. İşte İmam Zeyd Şakir’in durduğu nokta bu yüzden bizler için çok önemli.
    YAZI: caydanlikpolitiktir.tumblr.com


    Paylaş
    Bu Bir ‘Müslüman Erkek’ Eleştirisi … Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Kapanmak örtünmek sadece kadınların değil aynı zamanda erkeklerinde bilmesi ve öğrenmesi gereken bir konudur.Kadınların örtünmeleri erlkelerin de istemesi gereken bir konudur.Zira böylece göz zinası yapmamış olurlar.